Riga’nın Köpekleri: Melankolik Kuzey’in Melankolik Dedektifi

7 dakikalık okuma

ÇAĞATAY YAŞMUT

Aynı kahramanın maceralarını konu edinen uzun soluklu-seri polisiyelerin tercüme edildiği ülkelerdeki en büyük sorunu, romanların kronolojik sıra izlenerek çevrilip yayınlanmamasıdır. Maalesef, ülkemizde de yayımlanan pek çok yabancı polisiye seri aynı sıkıntıyı yaşamaktadır.

Ayrıksı Kitap, güzel bir işe imza atarak önce Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nün yarattığı 10 kitaplık Martin Beck serisini kronolojik sıraya göre yayımladıktan sonra, şimdi de Henning Mankell’in yine 10 kitaptan oluşan Kurt Wallander hikayelerini kronolojik sıraya göre yayımlamaya başladı.  Serinin ilk kitabı olan Karanlık Yüz romanını 221B’nin 32. sayısında incelemiştim. Serinin ikinci kitabı ise Riga’nın Köpekleri. Ama önce Henning Mankell ve kahramanı Kurt Wallander’ı kısaca hatırlayalım:

Henning Mankell kendi coğrafyasının dünyanın kalanı tarafından model olarak gösterilen ve özenilen yapısının da, yaşam biçiminin de, yozlaşmışlığını gözlemlemiş ve bu gözlemini küçük Ystad şehrinde yaşayan polis müfettişi Kurt Wallander aracılığıyla uzak coğrafyalarla paylaşmıştır. Mankell’in ardından gelen kuzeyli yazarlar Mankell tarafından yapılandırılan sağlam temeller üzerine kurulu özgün kuzey polisiyesini kendi tarzlarında zenginleştirme konusunda hiç zorlanmamışlardır.

HENNING MANKELL

Kurt Wallander

Mankell ve kahramanı hakkında herkesin bildiği şeylerden biri, kahramanını adlandırırken telefon rehberinde parmağını koyduğu sayfadaki ilk ismi —Kurt Wallander— seçmiş olduğudur.

Ystad Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan Komiser Wallander, mesleki maharetini kişisel sorunlarını çözümlemede sergilemek bir yana, bu tür sorunlar karşısında aciz ve şaşkın kalan bir adamdır. Karısıyla boşanma arifesinde olan kahramanımız, kızı ile ilişkisi ise bir baba kızın güven ve samimiyete dayalı  ilişkisinden ziyade, kedi köpek ilişkisine dönmüştür. Kendi babasıyla kurdukları bağ da son derece tatsız ve üzücüdür; baba Wallander bunama belirtileri gösteren, horoz resimleri yapmaya kendini adamış ve oğluna asla onay vermemeye kati surette kararlı bir adamdır. Kurt Wallander özel hayatındaki tutarsızlıklara rağmen işine dört elle sarılması büyük olasılıkla ilişkilerindeki eksikliği tamamlama arzusundan kaynaklanmış, üzüntüler kahramanımızı işini mükemmel yaparak kayıplarını ve kızgınlığını telafi etme çabasına sevk etmiştir.  

Wallander romanlarında olaylar yavaş yavaş ilerler. Yazar zamanın sabırla ve sakince aktığı kendi coğrafyasında sonu gelmeyecekmiş gibi hissedilen soğukları, aylar boyu aynı kalan bembeyaz manzarayı ve bu durağanlığın kahramanının üzerindeki etkilerini büyük bir edebi beceriyle kağıda döker.  

Riga’nın Köpekleri

Hikayemize gelince… Doğu Bloğu’ndan geldiği tahmin edilen ve içinde iki erkek cesedinin bulunduğu bir kurtarma botu İsveç kıyılarına vurur. Bulunan şahıslara, vurularak öldürülmelerinden önce ağır işkenceler yapılmış, sonrasında üzerlerine şık ceketler giydirilen ölüler bir kurtarma botu içerisinde denize bırakılmışlardır. Kısa bir süre sonra cesetlerin kimlikleri tespit edilir. Maktuller Letonya’da yaşayan ve çok kabarık sabıkaları olan iki kişidir. Bu arada, Riga Emniyet teşkilatından Binbaşı Liepa, Kurt Wallander ile birlikte olayı soruşturmak için İsveç’e gelir. Binbaşı Liepa işlenen her suçun ardında siyasi bir neden aranması gerektiğini düşünmektedir.

Liepa’ya göre bu cinayetler de uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgilidir. Binbaşının bu düşüncesi başta Rus mafyası olmak üzere tüm Doğu Avrupa suç örgütlerinin siyasi sisteme karıştığı ve yetkilerin el değiştirmesiyle uyuşturucu kaçakçılığının baş edilemez bir duruma geldiği gerçeğine dayanmaktadır. Fakat başsavcı ve Dışişleri Bakanlığı görüş birliğine vararak soruşturma dosyasını kapatıp Riga’ya gönderirler. Gel gelelim binbaşı Liepa cesetler beraberinde olacak şekilde ülkesine döndüğü günün gecesinde öldürülür. Kısa bir süre bile olsa Kurt Wallander’la iyi bir dostluk kuran Binbaşı Liepa’nın cinayete kurban gitmesi Wallander’ı çok etkiler ve kısa süreli dostluk kurduğu meslektaşına hürmeten Letonya’nın başkenti Riga’nın karanlık dünyasına sürüklenir.

İlk romanı Karanlık Yüz’de refah toplumu olarak sunulan İsveç’te süregiden aşırı sağ eğilimlerle, bu sağ eğilimlerin sonucu olan göçmen sorunlarından ve ırkçılıktan söz eden Henning Mankell, Riga’nın Köpekleri romanında okurları Doğu Avrupa’nın karanlık ve tekinsiz atmosferine dahil ederek mafya-siyaset-polis üçgeninde işleyen uyuşturucu ticaret ağı eylemlerini anlatıyor. Ağır temposuna rağmen heyecanını son sayfaya kadar sürdüren güzel bir roman Riga’nın Köpekleri.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Kimberly McCreight'in bir solukta okunacak romanı "İyi Günde Kötü Günde" şimdi Türkçede.

Sonraki Hikaye

Mezun Cinayetleri: Bir Başkomiser Perihan Uygur Polisiyesi

En Son Yazılar