Netflix’teki En İyi 12 Gerçek Suç Belgeseli

17 dakikalık okuma

Bu listedeki bir düzine gerçek suç belgeseli, saygın görünen kurumların özündeki çürümeyi gözler önüne seriyor. Gerçek suç belgesellerini sevenler için kaçırılmayacak bir liste.

Covid-19 sürecindeki kapanmayla birçok seyirci yeni anlatı türlerini keşfetmeye başladı. Suç belgeselleri de bu süreçte öne çıkan, şimdiye dek o denli dikkat çekmemiş olan yapımlar arasındaydı.  Netflix’in özellikle gerçek suç belgeselleri kataloğunun genişliği, gerçekten herkes için bir şeyler vaat ediyor. En azından herkesin ilgisini çekecek bir tür cinayet hikâyesi barındırıyor.

En iyi belgesel dizileri, yalnızca birincil konularını değil, daha fazlası hakkındaki gerçeği ortaya çıkaranlardır. Bu listedeki gerçek suç belgesel dizileri de bunu yapıyor. Saygın görünümlü kurumların iç yüzünü ortaya koyuyor. Özellikle Amerika’nın hukuk sürecindeki yolsuzlukları bu belgesellerde görmek mümkün. Zorla itiraf, polisin ihmali ve savcıların aklayıcı delilleri saklaması, kusurlu jüri ve temyiz süreçlerine ışık tutuyor. Tabii ki, bu belgeseller de “gerçeğin” bir benzerini bulmaya çalışıyor. Hiçbiri gerçekten eksiksiz veya nesnel bir resim ortaya çıkaramaz. Ancak bu durum, belgeselleri daha az çekici yapmıyor. Yine de seyircinin gerçeğe ilişkin birçok şeyi sorgulamasına zemin hazırlıyor. Gelin, bu suç belgesellerine yakından bakalım.

12. The Innocent Man

Belgeselde, gerçeğin kurgudan daha tuhaf olduğunu söylüyorlar. John Grisham’ın 2006’daki kurgusal olmayan kitabı The Innocent Man: Murder and Injustice in a Small Town (Masum Adam: Küçük Bir Kasabada Cinayet ve Adaletsizlik), aslında roman olarak tasarlanmıştı. Yazar, Oklahoma kırsalında iki farklı cinayetten çok fazla hüküm giymiş iki çiftin gerçek yaşam öykülerini anlatıyor. Belgesel dizisi, Grisham’ın kitabına dayanarak, ustaca hazırlanmış. Adamları, parmaklıklar ardına koyan yolsuzluğu (ya da sadece basit beceriksizliği) ortaya çıkarıyor. Onları kurtarmak için on yıllarca süren mücadeleyi özenle takip ediyor.

Belgeselin Fragmanı:

11.Crime Scene: The Vanishing at the Cecil Hotel

Görünüşe bir otel asansöründe birinden veya bir şeyden saklanan Elisa Lam’in viral video klibini izlemişsinizdir. 21 yaşındaki Kanadalı öğrenci bu videodan daha sonra Cecil Hotel’in çatısında bir su tankında bulundu.

Joe Berlinger’in Crime Scene: The Vanishing at the Cecil Hotel (Suç Mahalli: Cecil Hotel’de Kaybolmak) belgeseli Lam’in son zamanlarını ortaya çıkarıyor. İlaçlarını almayı bıraktığını ve oteldeki diğer konukların şikâyetleri üzerine özel bir odaya taşındığını açıklayarak boşlukları dolduruyor. Akıl hastalığıyla mücadele eden parlak genç bir kadının portresini çiziyor. Lam’in çevrimiçi günlüğüne yazdıklarını kullanarak ölümünü açıklamaya çalışıyor. Dört bölümlük dizi ayrıca Lam’in cesedinin nasıl keşfedildiğiyle ilgili ürkütücü ayrıntıları da detaylandırıyor. Aynı zamanda Cecil Otel’in uzun, tuhaf tarihini araştırıyor.

Belgeselin Fragmanı:

10. The Pharmacist

Belgesel, oğlunu öldüren uyuşturucu satıcısını bulmaya kararlı bir baba hakkında tanıdık bir gerçek suç hikâyesi. Ancak bu arayış sırasında hikâye, opioid krizinin kalbindeki yolsuzlukla ilgili tüyler ürpertici bir incelemeye dönüşüyor. Louisiana’da küçük bir kasaba eczacısı olan Dan Schneider, suçluluk ve keder tarafından yönlendiriliyor. Hem yerel kolluk kuvvetlerinin hem de ilaç endüstrisinin suç ortaklığını keşfetmeye çalışıyor. Bu sırada tuhaf bir doktorun ayrıntılı OxyContin dağıtım şemasını kökten sökmeyi amaç ediniyor. Hikâye beklenmedik biçimde çözülürken, sonunda en azından bazı umut parıltıları görüyoruz. Schneider’in görünüşte beyhude haçlı seferine giderek daha fazla inanmamak zor.

Belgeselin Fragmanı:

9. Wild Wild Country

Mark ve Jay Duplass’ın ortak yapımcılığını üstlendiği Sundance onaylı Wild Wild Country’de (Çok Vahşi Ülke) idealizm ideolojiyle buluşuyor. Belgesel dizi, 1980’lerin başlarında Oregon’un kırsal kesiminde bir ruhani komünün (tarikat olarak okuyun) yaratılışını ve çözülüşünü anlatıyor. Bunun için kapsamlı, ölçülü ve sinematik bir yaklaşım benimsiyor. Tanınmış Hint gurusunun (Bhagwan) hala açık bir şekilde kölesi olan rahiplerin ağlayan, yaltaklanan referanslarını içeriyor. Yine de belgeselin ana odak noktası, Bhagwan’ın komünü koruma arayışında saldırıya ve cinayete teşebbüs eden yakın sırdaşı Sheela Ambalal Patel.

Belgeselin Fragmanı:

Belgeseli izlerken Sheela’nın nasıl birisi olduğunu merak etmemek mümkün değil. Aynı zamanda Netflix’te doğrudan Sheela Ambalal Patel hakkında bir belgesel film de bulunuyor.

‘Sheela’yı Aramak’ Fragmanı:

8. The Devil Next Door

Bu listedeki pek çok belgesel dizi gibi, The Devil Next Door (Şeytan Yan Komşu) adalet sistemi hakkında. Bu kez İsrail’in kusurlu bir adalet sistemini teşhir etmesi nedeniyle dikkate değer. “Korkunç İvan” olarak bilinen, Nazi esir kampı gardiyanı olmakla suçlanan, emekli bir otomobil işçisi olan John Demjanjuk’un hikâyesi anlatılıyor. Masumiyetini ilan etmesine rağmen, kameraya sırıtarak ve yıllarca süren çile boyunca sözde kurbanlarıyla oynayan bir kötü adam hikâyesi. Ancak, kararlarını açıkça vermiş yargıçlar ve Demjanjuk’un asılmasını izlemek için sabırsızlanan Holokost kurtulanları ve gürültülü seyircilerle dolu bir mahkeme salonu tarafından yönetilen duruşması, yalnızca gecikmiş adaletin tehlikelerini değil, intikamın ne ölçüde alınabileceğini de anlatıyor.

Belgeselin Fragmanı:

7. Conversations with a Killer: The Ted Bundy Tapes

Belgesel, Joe Berlinger’in Conversations with a Killer: The Ted Bundy Tapes (Bir Katille Sohbet: Ted Bundy Kasetleri), seri katil Ted Bundy ile 100 saatten fazla röportaj ve arşiv görüntülerinden elde edilmiş. Dünyanın en kötü şöhretli sosyopatlarından birinin zihnine benzersiz bir şekilde rahatsız edici bir bakış sunuyor. Bundy, sırasıyla, zor, çatışmacı ve karizmatik. 1970’lerde işlediği düzinelerce cinayeti çevreleyen ayrıntıları, büyük ölçüde üçüncü şahıs ağzından anlatıyor. Bu da suçlarının samimi ama bağımsız bir tarihçesiyle sonuçlanıyor. Daha da rahatsız edici olanı, 1989’da idam edileceği hapishanenin dışında toplanan halkın görüntüleri. Halk, katilin yaklaşan elektrikli sandalyede ölümü için tezahürat yapıyor ve çığlıklar atıyor. Bir katilin motivasyonlarına eşi görülmemiş bir bakışla başlayan belgesel, nihayetinde bütün bir ulusun doyumsuz kana susamışlığının bir suçlaması haline geliyor.

Belgeselin Fragmanı:

6. Crime Scene: The Times Square Killer

Netflix’in Crime Scene (Olay Yeri) serisinin son bölümü, The Times Square Killer (Times Meydanı Katili).  Yalnızca bir seri katilin başka bir profili değil, aynı zamanda Times Square’in rüyaların öleceği bir yer olarak tarihine dair bir başlangıç. Seks işçilerinin öldürülmesi, gerçek suç doktorları için tanıdık bir hikâyedir. Ancak 70’lerin sonlarında ve 80’lerin başlarında New York ve kuzey New Jersey’de bir dizi korkunç kadın cinayetinin arkasındaki adam, özellikle sadistti. Medya tarafından bu adama “Torso Killer” (Tors Katil) ismi takıldı. Cinayetlerine, Manhattan’ın “Deuce” olarak bilinen semti ve onun AIDS sonrası “Disneyleştirilmesi” hakkında canlı ayrıntılarla doku ve bağlam veriliyor. Aynı zamanda, üç bölümlük belgesel dizi; feminizm, pornografi ve seks işçiliğinin suç olmaktan çıkarılması üzerine toplumsal yorumlar içeriyor.

Belgeselin Fragmanı:

5. The Staircase

13 bölümlük belgesel dizi The Staircase‘in (Merdiven Boşluğu) neredeyse yarısında, Michael Peterson’ın karısını gerçekten öldürüp öldürmediğini sorguluyorsunuz. O zamanlar 58 yaşındaki romancı, evliliği sırasında diğer erkeklerle cinsel ilişkiye girdiğini itiraf etti. Savunma, Kathleen Peterson’ın merdivenlerden düşerek öldüğü iddiasının inanılırlığını zorluyor. Ancak iddia makamı davayı makul bir şüphenin ötesinde değerlendirdi mi? Bu listedeki belgesellerin çoğunda önemli bir soru. Bu noktada, kendini beğenmiş, yozlaşmış bir uzman tanık ve göze batan savcı gafları böylesine tüyler ürpertici bir cinayeti işlemek için gerekli araçlara, güdülere ve fırsatlara sahip olan bir adama inanmayı imkânsız kılıyor. Fransız film yapımcısı Jean-Xavier de Lestrade’nin insancıl, sınır tanımayan yaklaşımından bahsetmiyorum bile.

Belgeselin Fragmanı:

4. Murder Among the Mormons

1980’lerde, eski Mormon misyoneri Mark Hofmann, bazıları LDS Kilisesi’nin öğretileriyle doğrudan çelişen sayısız tarihi belge düzenlemekle suçlandı. Tuhaf öğretilerin olduğu bir kilise hikâyesi izliyoruz. LDS liderleri, Hofmann’ın belgelerini gizli tutmak için satın almaya başladılar. Murder Among the Mormons (Mormonlar Arasında Cinayet), kilise üyelerinin inancını sarsan ve iki korkunç, anlamsız cinayetle sonuçlanan “Semender Mektubu”nun hikâyesini anlatıyor. Yüzeyde, bu açgözlülük ve aldatma hakkında bir hikâye. Ancak belgesel, aynı zamanda Hofmann’ı, tüm organize dinlerin temeli gibi algının gerçeklik olduğunu anlayan ahlaksız bir deha olarak doğru bir şekilde tasvir ediyor.

Belgeselin Fragmanı:

3. Don’t F**k with Cats: Hunting an Internet Killer

Belgesel, kedi yavrularını öldüren bir seri katil hakkında. Katil, dünyayı dolaşırken kuyruğunda bir grup gözüpek internet dedektifi var. Üç bölümden oluşan belgesel, dark web’de bir tur atmayı vaat ediyor. Katilin American Psycho (Amerikan Sapığı) ve Basic Instinct (Temel İçgüdü) takıntılarının (görünüşe göre çok önemli) bir dökümünü sunuyor. 90’lardan başka bir Sharon Stone erotik gerilim filmini çağrıştıran, belgeselin sunucusu, bir Las Vegas kumarhanesinin numara kırıcısı olan Sliver, bizi röntgenci suç ortaklığına sokuyor. Hatta son bölümde dördüncü duvarı bile yıkıyor.

Belgeselin Fragmanı:

2. The Keepers

Belgeselin yapımıcılığını Ryan White üstleniyor. 1969’da Baltimore’da bir Katolik rahibenin faili meçhul cinayetinin izini sürüyoruz. Belgesel, 27 yaşındaki kızın İngilizce ve drama öğrettiği kız lisesindeki eski öğrencilerin bakış açısıyla ilerliyor. Yedi bölümlük belgesel dizi, görünüşte bağlantısız aileleri ve Baltimore Polis Departmanını tuzağa düşüren korkunç taciz ve cinayetin labirent gibi bir ağını ortaya koyuyor. Belgeseli şiirsel, genişleyen ve yıkıcı olarak tanımlamak mümkün. Sadece tecavüzün kurbanlar ve aileleri üzerindeki etkisi anlatılmıyor. Amerikan dini ve sivil kurumlarının derin, sistemik yozlaşmasını araştırıyor.

Belgeselin Fragmanı:

1. Making a Murderer

Gerçek suç belgesellerinin bir numaraları, Laura Ricciardi ve Moira Demos’un Emmy ödüllü Making a Murderer (Bir Katil Yaratmak), Steven Avery’nin hikâyesini açığa çıkarıyor. Avery, haksız yere cinsel saldırıdan hüküm giymiş. Serbest bırakılmadan önce 18 yıl hapis yatmış. Ardından genç yeğeniyle birlikte başka bir kadını öldürmekle suçlanmış. Belgesel, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sınıf ve iktidarın büyüleyici ve çileden çıkarıcı bir incelemesi. Dünyadaki en büyük adalet sistemi olduğu iddia edilen şeyin hiç de öyle olmayan bir portresini çizer. Avery baştan sona odak noktası olmaya devam ediyor. Ancak ikinci sezonun yıldızı sakin konuşmasıyla dikkat çeken, soğukkanlı Kathleen Zellner. Zellner, karşı tarafın zaten zayıf olan iddialarını yavaş yavaş ve sistemli bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışan temyiz avukatı.

Belgeselin Fragmanı:

Kaynak:

https://www.slantmagazine.com/tv/best-true-crime-netflix-docuseries/

Editör

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

'Peaky Blinders' Filmi Neredeyse Yazıldı

Sonraki Hikaye

Kesinleşti: Keanu Reeves Hulu’nun ‘Devil in the White City’ Dizisinde Başrolde

En Son Yazılar