Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

11. sayımızda son dönemin en iyi polisiyelerinden Fener Balığı‘nın yazarı Nuray Atacık’ı sayfalarımıza konuk etmiştik. Özlem Özdemir’in röportajı… Kaçıranlar için… “Fener Balığı”, karakterlerinin derinliği, dokunduğu toplumsal konular, kurgusu, ritmi ve matematiğiyle son zamanların başarılı yerli polisiyelerinden. Nuray Atacık’la uzun sohbetimiz sonunda ilk romanının neden bu kadar iyi olduğunun sırları da ortaya çıkıyor: Hayat boyu biriktirdikleri, gözlemleri, yazmak ve yayımlatmak için acele etmemesi ve disiplinli çalışma. Önümüzdeki yıllarda, eserleriyle adından sıkça bahsedeceğimize inandığım Nuray Atacık’la “Fener Balığı”nı, yazmaya başladığı ikinci romanını ve polisiyeyi neden sevdiğimizi konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir “Fener Balığı”nı yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz, kısaca tanıyalım sizi… Çocukluğumdan beri yazmaya, daha doğrusu okumaya hevesliydim. 7 yaş büyük bir ablam var, evin yıldızıydı. Ben de çirkin ördek yavrusu olarak var olmaya çalışıyordum. Ve babamın akıllı insanları sevdiğini fark ettim; akıllı olmanın en önemli ölçütü de okumak ve matematik bilmek. Hemen elime bir mezura alıp başladım matematiğin abecesine, okuma yazmayı da kendi kendime öğrendim. 5 yaşında kitap okumaya başladım. Her kitabı bitirdiğimde, yazacağım kitabı hayal ederek hayatıma devam ettim. Ama bu hep hayal olarak kaldı, bir tek öykü bile yazmadım. Elime, gerçek manada yazma amacıyla kalem, kâğıt hiç almadım. Hazır hissetmediğiniz için mi? Aslında bunu sorgulamadım bile, kendiliğinden gelişti. Ortaokuldayken tiyatroya devamını oku...
Son Zamanların En İyisi: La casa de papel I Özlem Özdemir

Son Zamanların En İyisi: La casa de papel I Özlem Özdemir

Berlin, Tokyo, Rio, Nairobi, Moskova, Denver, Helsinki, Oslo… Son zamanlarda bu kelimeler size şehirden fazlasını ifade ediyorsa La casa de papel‘i izlediğiniz içindir. Hâlâ izlemediyseniz, takip ettiğiniz tüm dizileri bırakıp ilk boş zamanınızda izleyin, pişman olmayacaksınız… La casa de papel, suç ve polisiye türlerinde başarılı işler yapan Alex Pina imzalı, İspanyol yapımı bir polisiye, bir soygun hikâyesi. İspanya’da geçen yıl yayınlandığında hem ödülleri toplamış hem de en çok konuşulan dizilerden olmuş. Netflix, yayın haklarını alıp 15 bölümlük orijinal diziyi, 13 bölüm olarak geçtiğimiz günlerde yayınladı ve dünyada La casa de papel rüzgârı esmeye başladı. Öyle ki dizinin oyuncuları, sosyal medya hesaplarına dünyanın dört bir yanından gelen mesajlara dair mutluluklarını paylaşıyorlar. “Tarihin en büyük soygunu ama kimsenin parasını çalmayacağız” Dizinin anlatıcısı Tokyo, polisle girdiği bir çatışmada sevgilisini kaybetmiş bir kadın; yakalanmamak için gizleniyor ve onu bu kaçak hayattan “Koruyucu meleğim,” dediği Profesör kurtarıyor. Kentten uzak ve müstakil bir evin derslik haline getirilmiş bir odasında Profesör’ün karşısında, birbirini tanımayan sekiz kişi oturuyor. Hepsini tek tek bulan Profesör, en temel kuralları anlatıyor: Kişisel bilgilerinizi birbirinizle paylaşmayacaksınız, kişisel ve özel ilişki kurmayacaksınız. Böylece herkes kendine bir şehir ismi seçiyor; seçkin hırsız Berlin, bilgisayar dehası Rio, sahtecilik uzmanı Nairobi, madende çalışırken her türlü aleti kullanmayı devamını oku...
La Mante: Kim Daha Tehlikeli? I Özlem Özdemir

La Mante: Kim Daha Tehlikeli? I Özlem Özdemir

Fransız polisiyesi La Mante, farklı, özenli ve derinlikli bir seri katil öyküsü. Altı bölümlük dizide, çoğu polisiyede hızlıca geçilen pek çok başlık, Fransız polisiyelerinin geleneğine uygun şekilde işlenmiş; yavaşça ve özenli. İki seri katilin vahşi cinayetler işlemesine neden olan toplumsal ve bireysel koşulları derinlemesine aktarıyor dizi. En büyük hüneriyse, belki de izledikten sonra bile bazı soruları sormanızı sağlaması… Netflix’te yayınlanan La Mante/Peygamberdevesi, 1’er saatlik altı bölümde ilginç iki seri katilin öyküsünü anlatıyor. Peygamberdevesi, 90’lı yıllarda Fransa’da peş peşe cinayetler işledikten sonra yakalandığında, aslında tutuklanması için polisin elinde sadece bir cinayetten delilinin olduğu bir seri katil. Polisle bir anlaşma yapıyor, işlediği cinayetleri kabul etmesi karşılığında tek bir isteği var; kimliğinin gizi tutulması ve küçük oğlunun soyisminin değiştirilmesi. Böylece çok sevdiği oğlunun hayatı, işlediği seri cinayetler nedeniyle mahvolmamış olacak. Düşündüğü gibi oluyor, oğlu Damien’in soyismi değişiyor ve dedesiyle yaşamaya başlıyor. Kopya cinayetler, aslını işleyene sorulursa Ve günümüz… Paris’te üçüncü cinayetini işleyen yeni seri katil, Peygamberdevesi’nin 25 yıl önce işlediği cinayetleri, birebir taklit ediyor; hem de basına sızmayan, hatta savcı, hâkim, polis ve Peygamberdevesi dışında kimsenin bilmesinin mümkün olmadığı bazı ayrıntılara hâkim olduğunu göstere göstere. Bu yeni seri katille ilgili soruşturmayı yürüten, yıllar önce Peygamberdevesi’ni yakalayan ve anlaşmayı yapan Dedektif Feracci. Üçüncü cinayetle devamını oku...
Yazar vs Editör: Esra Türkekul vs Özlem Özdemir

Yazar vs Editör: Esra Türkekul vs Özlem Özdemir

Türkiye’nin tek polisiye dergisi 221B Dergi’nin 2.sayısında başlayan “yazar ve editör buluşmaları” dergide ve web sitemizde devam ediyor. Polisiye kitap editörlerinin, birlikte çalıştıkları yazarlarla hem kitabı, hem yazma sürecini hem de editör-yazar ilişkisini konuşacağı bu söyleşilere katılmak için bilgi@221episoded_221b.com adresinden bize ulaşabilirsiniz. KAPALIÇARŞI’DAN CADIBOSTANI’NA   Konuğumuz Esra Türkekul. Yazarın Kapalıçarşı Cinayeti adlı ilk kitabı üç yıl önce yayımlandı. Polisiyeseverler, Berna Tekdemir karakterinin yeni macerasını merakla bekliyordu. Mylos Kitap etiketiyle yayımlanan Cadıbostanı Cinayeti isimli ikinci romanıyla polisiyedeki yerini sağlamlaştıran Esra Türkekul, her iki kitabının editörü Özlem Özdemir‘le bir araya geldi. İlk romanın Kapalıçarşı Cinayeti, 2013’te yayımlandı, eleştirmen ve okurlardan olumlu değerlendirme ve geri dönüşler aldın. Özellikle Berna Tekdemir karakteri hayli sevildi. İstersen önce Berna’dan başlayalım. Berna benim empati yelpazemin bir ürünü. Bir kokteyl. Birey olarak beslendiğim her şeyin toplamı içinden çıkan bir karakter. Hayatım boyunca ciddi bir kilo sorunum olmadı ama bu konuda empatim yüksek. Berna gibi fazla kilo almasam da yiyeceklerle olan ilişkimin sorunlu olduğu dönemlerden geçtim. Çevremde böyle insanlarla etkileşime girdim. Depresyon ve diğer duygu durumu bozuklukları ilgi alanıma giriyor. Bağımlılıklar da öyle. Bunların dışında Berna’nın benim için anlamı sıradan, ortadirek, şehirli, eğitimli bir vatandaş olması. Ben en iyi bu dünyayı biliyorum ve şimdilik o dünyanın arka plan olduğu kitaplar yazmak istiyorum. devamını oku...