Üç Soru, İki Kitap, Bir Yazar: Hasan Basri Şenel

//
11 dakikalık okuma

Hasan Basri Şenel ve nitelikli eserlerinin ortaya koyduğu kurgunun ve bittabi elimizdeki gerçeklerden doğan cesaretle şunu sorabiliriz artık: Bu kadar farklı suç işlenirken cinayetin ötesi neden daha fazla yazılmaz?

Alper Kaya

Suç Nedir, Neden İşlenir?

Hukuk kavramının günümüzdeki modern yaklaşımına ulaşan ilk adımların atıldığı döneme giden yolu inşa etse de içinde bulunduğumuz yüzyılda dahi geçerliliğini koruyan bir sorudur: “Suç nedir?”

Hukukçu olmayanlar için, Türkçede “suç” sözcüğünün teknik bir karşılığı yoktur. Ahlaka, töreye, hukuka aykırı olan, toplumsal yaşamdaki bütün “sapma”lar suç olarak adlandırılır. Hukukçuların da iştirak ettikleri husus burada kendisini gösterir: Toplumdaki bireyler çeşitli etik veya ahlaki kavramlara göre değerlendirmeler yapmaktadır.

Haksızlık veya suç denilen kavramların ahlaka aykırı oluşu, alışılandan sapılmış bir tercihe işaret ettiği de bu şekilde vurgulanır. Fakat genel bir toparlamayla suçun “eyleme özgü haksız, hukuka aykırı yasal bir olgu” olduğu gerçeği karşımıza çıkar. Zira toplumsal hayatın yadırgadığı her şey suç değildir. Hukuki bir temellendirmesi olması icap eder.  (1)

Dolayısıyla suç kavramını odağa aldığımız takdirde polisiye edebiyatın yolunun bu odaktan geçmemesi mümkün değildir. Hırsızlık, uyuşturucu kaçakçılığı, evrakta sahtecilik… Akla gelebilecek her türlü suç, polisiye edebiyatın kapsamı alanında olmalıdır.

İşte tam bu noktada, en azından ezbere konuşursak aşılması güç bazı engeller sözkonusudur. Tıpkı korku sinemasında anlatılageldiği üzere yerli yapımcıların kendilerine proje sunanlara, “İlle de cin hikâyesi olsun, öbür türlüsü izlenilmiyor” dayatması gibi yerli polisiyede de illaki bir başkomiser, yasal olarak hiyerarşik bir düzenle ilerleyen emniyet teşkilatı yahut olmazsa olmaz bir cinayet soruşturması muhakkak bulunuyor.

Hasan Basri Şenel

Bunda yatan asıl sebebin bazı yayıncıların diğer suç türlerine olan katı tutumunun yazarları ve yazar adaylarını “ille de cinayet olsun” ile yürüyen bir dürtüye sevk edişi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Fakat yakından bakmayınca, arada yerli zombi filmimiz olduğu gerçeğinin gözden kaçtığı gibi, tüm polisiye yapıtların bir cinayet hikâyesi olduğu yanılgısı okuru veya daha fenası yayıncılık sektörünün bileşenlerini bekliyor. Oysa azınlıkta olsalar da farklı suç türlerine dönük eserler üreten yazarlarımız da var. Örneğin Hasan Basri Şenel.

1950, Ankara doğumlu Şenel, 1993’te emekliye ayrılana değin Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali’nde idari amir vazifesini yürütüyor. Ardından matbaacılık ve yayıncılık sektöründe idarecilik yapan Şenel’in ilk romanı A.S.İ.T 2009 yılında okurla buluşuyor. Beş yıl sonra ikinci romanı Savcı da yayımlandıktan sonra yayıncılık sektöründe bir yazar olarak daha yoğun varlık gösteren Şenel, 2016-2018 arasında beş romanını yayımlatma imkânı buluyor.  

Yazarlık yolculuğunun “suç nedir?” veya “suç neden işlenir?” sorularıyla kesişmesi de yazarın Savcı ve Beşinci Mezar isimli romanları sayesinde gerçekleşiyor.

Adaletten Kaç(ın)an bir “Savcı”

Savcı, yine ezberden konuşursak Türkiye’de yok denecek kadar az(!) gördüğümüz hukuki polisiyenin bir örneği niteliğinde. Başkahramanı bir savcı. Çok ilginçtir ki, bir cinayet soruşturmasını konu edinmiyor. Aksine karısı ve çocuğu kaçırılan bir savcının adalet ve hukuk kavramlarına kafa yoracak şekilde kendisinden istenilen hukuksuz talepleri yerine getirme hikâyesini okura aktarıyor.

“İşin içinde sadece bir suç hikâyesi yok”

Bu aktarımda, Şenel’in usta işi Türkçe kullanımı ve kurgunun eksiksiz ilerleyerek okura neredeyse finale kadar soluk alma imkânı sunmayan, birbiriyle girift bir şekilde ilişkilendirilen olay silsilesinin yer alması şüphesiz ki romanın okunma keyfini artıran faktörlerden. Karşımızda “yasal mermisi” ile olaya dahil olan kimseler yok. Bilakis neredeyse ilk sayfadan son sayfaya kadar hukuksuzluğa boğulmuş bir talep zincirine iştirak etmeye çalışan genç bir savcının mesleğini de sorgulayacak hale gelme hikâyesi var.

Üstelik işin içinde sadece bir suç hikâyesi yok. Tarihi eser kaçakçılığından uyuşturucu sevkiyatına, hırsızlıktan (hatta tam manasıyla “at hırsızlığından”) adam kaçırmaya kadar pek çok farklı suç türüne değiniliyor macera boyunca. Ancak bunlar olurken okuru arka planda ilginç bir gerçek bekliyor.

Savcı, içinde yer alan teknik detaylarla dikkate değer bir yön taşıyor. Yazarın farklı alanlardaki bilgi ve birikimini okura ders verir gibi, tabiri caizse satirik bir tarzda sunmak yerine kurgunun içinde, yer yer diyaloglar veya detaylarla iletmesi de daha yüksek perdeden bir takdiri hak eden cinsten. Ancak bu takdirin büyük bir kısmını sonraya saklamakta fayda var.

İçinde bulunduğumuz toplumu, toplumun dokusunu iyi analiz etmiş bir yazarla karşı karşıyayız. Diyalogları ve olayların gidişatı (elbette kurgu dahilinde çeşitli abartıların dozunda yapılmasına binaen) gerçekçi şekilde tasarlanan kitaplarıyla yaşadığımız dönemin gerçeklerini geleceğe taşıma güdüsü taşıyor Hasan Basri Şenel.

Define Dergisi, Kaçak Kazılar ve Suç Kavramı

Şenel’in ülkemizin kanayan yaralarından define hırsızlığını temeline aldığı Beşinci Mezar isimli eseri, bilgi mevzusunun okur nezdinde yadırganamaz bir netliğe kavuşmasını sağlıyor. Öyle ya, definecilerin çıkarttıkları dergileri tanıtabildikleri ancak belediyeler nezdinde taleplerin de bulunduğu Çaycuma’daki Kadıoğlu Mozaikleri için resmi kazı yapılma isteğinin beş yıldır cevap bulmadığı bir ülkede define hırsızlığı kanayan yara değil de nedir?

Gelelim Beşinci Mezar kitabına…

Bölge dokusunun olanca güzelliğiyle yansıdığı satırlar arasına gizlenen macera, Taşköprü ve civar köylerde geçiyor. Kitap, kazılarda ortaya çıkan ve Tümülüs olduğu düşünülen yapının defineciler tarafından kurcalanması esnasında patlaması ve definecilerin birisi hariç hepsinin ölmesiyle başlayan macerada arkeologların boş mezardan buldukları papirüs ve o papirüs aracılığıyla bulmaya çalıştıkları beşinci mezarın öyküsünü anlatıyor. Tema olarak ne kadar Avrupai dokunuşlara müsait olsa da buna mahal vermeyen Şenel’in üslubu, oluşturduğu karakterlerin gerçekçi tavırları ve tarihi eser kaçakçılığıyla arkeolojinin bilhassa mağaralarla ilgili terminolojisini barındıran öyküsü oldukça “bizden”. Dolayısıyla okuru kolayca maceraya dahil edebiliyor.

Her şeyin ötesinde polisiyeye suç romanları odaklı, tam da ihtiyacımız olan türden ve polisiye edebiyatın hacmini nitelikli bir biçimde artıracak bir şekilde katkı sunmayı başarıyor.

Üçüncü Soru

1 Ocak-31 Aralık 2018 tarihleri arasındaki istatistikleri incelersek ceza infaz kurumuna giren hükümlülerin % 17’sinin hırsızlık, % 12,4’ünün yaralama, % 6,7’sinin uyuşturucu ticaret, % 5,8’inin İcra İflas Kanunu’na muhalefet etme ve % 3,5’inin ise öldürme suçunu işlediğini görüyoruz. Anlaşılan o ki, asıl sorulması gereken üçüncü bir soru var. “Suç nedir?” ve “Neden suç işlenir?” soruları, Türkiye’nin artan suç oranını karşılamaya yetmiyor. Hasan Basri Şenel ve nitelikli eserlerinin ortaya koyduğu kurgunun ve bittabi elimizdeki gerçeklerden doğan cesaretle şunu sorabiliriz artık:

“Bu kadar farklı suç işlenirken cinayetin ötesi neden daha fazla yazılmaz?”

Kaynakça: 

  1. Prof. Dr. Sami Selçuk; “Suç, Suçun Öz Nitelikleri ve Tanımı”

221B’nin 27. sayısında yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

BBC'den Yeni Bir Gerçek Suç Hikayesi: The Sixth Commandment

Sonraki Hikaye

James Ellroy, Jim Thompson ve Ray Bradbury’nin de polisiye hikâyelerini yayımlayacağımız yeni bir seri hazırlıyoruz.

En Son Yazılar