SUPERMAN RED SON: Komünist Superman

30 dakikalık okuma

Mit, tüketilebilir bir şey olmadığı için Superman kendini tüketemez.

                                                                                                                                  Umberto Eco

Eğer Superman’i taşıyan uzay aracı, ABD’ye değil de SSCB’ye düşseydi ne olurdu? Yazar Mark Millar bu alternatif tarih öyküsünde Superman’i taşıyan roketin rotasını Kansas’ın Smalville kasabası yerine, Ukrayna’nın bir kasabasına yöneltir. Bu “küçük” değişiklik 20. yüzyıl tarihinde “büyük” değişiklere yol açar. Karşımıza komünizm için savaşan, Stalin’in manevi oğlu Yoldaş Superman çıkar!

Alternatif tarih (ya da alternatif evren) öyküleri, bir tarihi olayın hiç olmaması ya da farklı bir biçimde gerçekleşmesi durumunda günümüzün nasıl oluşacağı varsayımdan hareket eder. Bu varsayımsal belirsizlik, tek bir olayın farklı gelişmesinin ileriye dönük birçok farklılık yaratabilme olasılığı, bu öykülerin çok çekici olmasını sağlayabilir. Yazar Mark Millar da alternatif tarih yazarlarının sihirli asasını bu kez Superman mitosuna yöneltiyor. 

ÖYKÜ KURGUSU

Ukrayna’nın küçük bir kasabasına düşen roketin içindeki Kal El (Superman) yoksul bir aile tarafından evlat edinilir. Burada büyüyen Kal El büyüdükçe güçlerini geliştirir. 12 yaşında komünist rejim tarafından sahiplenilir ve Stalin’in manevi evladı olur. Dünyanın Süperman’dan haberdar olması ise 1950’li yılları bulur. Bu dönemde SSCB, uzaya Sputnik uzay aracını göndermiştir. Bir de üstüne hidrojen bombasından daha güçlü bir uzaylının Sovyetler Birliği tarafında yer aldığının haberinin ortalığa bomba gibi düşmesi, ABD’de ve Batı Avrupa’da komünizm korkusunu iyice pekiştirir. Göğsündeki orak çekiçli kostümüyle resmi törenlerde Stalin’in yanında arzı endam eden bu süper yaratık, ABD’yi dehşete düşürür. 

Red Son‘da orijinal Superman serüvenlerinin tersine sağ değil, sol yumruğu havada uçan bir Superman görürüz! Clark Kent gibi gizli bir kimliği yoktur, Dolayısıyla Martha ve Jonathan Kent hiç var olmamıştır. Jimi Olsen bir gazeteci değil, CIA ajanıdır. Lex Luthor, Beyaz Saray için çalışan hırslı ve dâhi bir biliminsanıdır. Lois Lane ise Luthor’un hüzünlü karısıdır. 

Stalin, Superman’i oğlu gibi sevmektedir. Öldükten sonra yerini Superman’in almasını istemektedir. Bu durumu kıskanan biri vardır. Bu kişi, Stalin’in Superman ortaya çıkmadan önceki sağ kolu olan KGB şefi Pyotr Roslov’dur. Roslov, birçok rejim karşıtı direnişi acımasızca bastırmış fanatik bir subaydır. Ancak Superman parti ve siyasetle değil, halka yardım etmekle ilgilidir. 

Bir süre sonra Stalin zehirlenerek öldürülür. Politbüro ve SSCB iç karışıklığa sürüklenir. Bir de bunların üstüne Lex Luthor, Bizarro adlı bir süper kahraman yaratır. Ancak Bizarro, Superman tarafından yok edilir. Bununla birlikte Superman ne ABD’den intikam almak ne de SSCB’nin başına geçmek ister. Ancak kısa bir süre sonra bu düşüncesi değişecektir.

Superman’i başkanlığa, sosyalizmi dünya egemenliğine götürecek süreç, çocukluk aşkı Lana Lazerenko (Lana Lang) ile karşılaşmasıyla başlar. Superman, Moskova üzerinde uçarken Lana yiyecek dağıtılan bir kuyrukta sırasını beklemektedir. Superman, Lana ve diğer insanların aç ve yoksul halini görünce, görkemli geçit törenlerine sığınan bu rejimin aslında ne kadar çürümüş olduğunu fark eder. O gün Lana’ya ve kuyrukta bekleyen aç insanlara, artık açlık ve korku olmayacağı sözünü verir. Artık sosyalizmde yeni bir dönem, “Superman Dönemi” başlamıştır.

Superman’in inanılmaz gücü, tükenmez enerjisi sayesinde açlık, işsizlik, yolsuzluk, devlet şiddeti gibi sorunlar çabucak çözülür. Superman’ın liderliğinde Sovyetler Birliği dünyanın tamamını kapsayacak şekilde genişler. 1970’lere geldiğimizde ABD ve Şili dışındaki tüm ülkeler birliğin üyesi olmuştur. (Neden Şili? Bunu bilemiyoruz.) Tüm ülkeler zorla değil, kendi istekleriyle bu birliğin üyesi olmuştur. ABD rejimi ise giderek çözülmekte, iç isyanlar artmaktadır. Superman, istese ABD’yi kolayca ilhak edebilecek güce sahip olmasına rağmen bu yolu tercih etmez. Onun isteği ABD’nin kendi isteğiyle sisteme katılmasıdır. 

Bu arada Lex Luthor boş durmamakta, Superman’i yenmek için yeni yollar aramaktadır. Luthor, uzaylı bir istilacı olan Brainiac ile işbirliği yapar. Brainiac’ın amacı gezegenleri ele geçirmek ve kaynaklarını sömürmektir. Brainiac’ın ilk kurbanı Stalingrad şehri olur. Şehri inanılmaz şekilde bir kavanoza sığacak kadar küçültür. (Orijinal Superman maceralarında bu şehrin Kondor olduğunu belirtelim). Superman zorlu bir savaşın ardından Brainiac’ı yener, hatta onu yeniden programlayarak rejimin koruyucu bekçisi haline dönüştürür. Stalingrad’ı eski haline getiremez ama başka bir şey yapar, Brainiac’ın teknolojisini kullanarak rejim karşıtlarının beyinlerine bir çip takar ve onları sistemin bir parçasına dönüştürür. Artık Kızıl Oğul’un da (Red Son) manevi babası Stalin gibi rejim karşıtlarına tahammülü yoktur. Ancak yöntemi daha az acımasızdır.

Bu savaşlarda Superman’ın çok güçlü bir müttefiki vardır. Amazon Prenses Diana yani Wonder Woman! Diana, Superman’a âşıktır. Ne pahasına olursa olsun onun yanındadır. Superman ise bu aşkın farkında bile değildir. Kafasını tamamen sistemin güçlenmesine ve ABD’nin çökmesine takmıştır. Bu arada ABD’de bazı eyaletler bağımsızlığını ilan edip sosyalist rejime katılırlar. Bu dönemde ABD Başkanı J.F. Kennedy karısından boşanıp Marilyn Monroe ile evlenmiştir! ABD rejimi giderek çökmekte, iç karışıklıklar artmaktadır.

Tam işler yolunda giderken ortaya Batman çıkar. Anne babası Yüzbaşı Roslov tarafından öldürülen Batman, rejim güçlerine karşı saldırılar ve sabotajlar düzenlemektedir. Giderek güçlenen Batman, rejim karşıtlarının sembolü haline gelir (Batman’in hikâyede özgür iradenin sembolü olduğunu söyleyebiliriz). Superman bu duruma daha fazla göz yumamaz. Diana’nın desteğini de alarak Batman ile ölümcül bir çatışmaya girer. Superman tam yenilmek üzereyken Wonder Woman’ın fedakârlığıyla kurtulur. Oluşan patlama sonucu Batman ölür. Daha da kötüsü Diana ağır yaralanır ve ölümsüzlüğünü kaybeder. Bu olaydan sonra Diana, Superman’in onu kullandığını düşünür ve aşkı nefrete dönüşür. Superman ise büyük bir pişmanlıkla yalnızlığı ile baş başa kalır.

Bu olaylardan bir süre sonra Lex Luthor,  Green Lathern’i de yanına çekerek bir saldırı da daha bulunur. Superman bu saldırıyı da bertaraf eder. Ancak Luthor son sözünü söylememiştir. Bu iki büyük rakip son bir savaşta karşı karşıya gelecek ve dünyanın kaderini belirleyeceklerdir!..

ALTERNATİF TARİH ÖYKÜLERİNİN GELİŞİMİ

Bilindiği üzere alternatif tarih ya da evren öyküleri, bir tarihsel olayın hiç olmaması ya da farklı bir yönde gerçekleşmesi durumunun tarihin akışının nasıl değişeceği ve bunun günümüz dünyasını nasıl biçimlendireceğini konu edinir. Tek bir olayın farklı gelişmesinin, geleceğe yönelik pek çok değişiklik yaratabilme olasılığı, bu öykülerin çekiciliğini artırmaktadır.  Tartışılır olmakla birlikte Geoffery Chatea’nun Napolyon ve Dünyanın Fethi (1836) romanı birçok otorite tarafından bu türün ilk örneği kabul edilmektedir. Bu romanda, 1812 yılında Napolyon, kış başlamadan Moskova’dan geri çekilseydi, savaş nasıl yön değiştirirdi sorusuna cevap verilmektedir. Türün İngiliz edebiyatındaki ilk örneği ise Byron ve Shelly’nin uzun yaşadığı, Dickens’ın genç öldüğü varsayımından yola çıkarak yazdığı Pi’nin Mektupları (1846) adlı novellasıdır.

Önemli tarihi olayların farklı gelişmesinden doğacak olaylar edebiyatçılar kadar akademisyenlerin de ilgisini çekmiştir. Bu konudaki akademik çalışmaların en ünlüsü, İngiliz tarihçi John Squire’ın farklı yazarlar tarafından yazılmış denemelerin bir araya toplanması ile oluşturulmuş Eğer Başka Türlü Olsaydı (1931) adlı eseridir. Kitabın içinde Winston Churchill’in “Eğer General Lee, Gettysburg Savaşı’nı Kazanmasaydı” adlı öyküsü de mevcuttur.

Bu tip öykülerdeki “eğer” sorusu kurgunun merkezini oluşturduğu için daha sonraları tüm bu öykü ve romanlar “what if” senaryoları olarak adlandırılmıştır. “What if” senaryolarında daima bir “sapma noktası” (point of divergence) mevcuttur. Bu türün en bilinen örneği, Philip K. Dick’in TV’ye de uyarlanan Yüksek Şatodaki Adam adlı yapıtıdır. Yapıt, dünya savaşını Almanlar ve Japonların kazanması üzerine kurgulanmıştır. Franklin Roosvelt, 1933 yılında öldürülmüş ve bu yüzden ABD “Büyük Buhran” adlı ekonomik çöküntüyü daha ağır yaşamıştır. Bu nedenle askeri olarak zayıf düşen müttefikler savaşı kaybetmiştir. Bu eserde “sapma noktası” Franklin Roosvelt’in öldürülmesidir. Red Son‘daki “sapma noktası” da Kal El’i (Superman) taşıyan Kripton uzay aracının Kansas yerine Ukrayna’ya düşmesidir .

Çizgi romanlara gelirsek “What if” serilerini ilk olarak Amerikan çizgi roman devi, Marvel Comics başlatmıştır. Satışlardaki düşüş nedeniyle 1977 yılında yayınevi başta Spiderman, Hulk, Conan, Thor olmak üzere başlıca kahramanlarının alternatif senaryolar içeren maceralarını basmıştır. Piyasanın diğer devi DC (Detective Comics) Superman, Batman gibi kadim kahramanlarına alternatif evrenlerde geçen maceralar yaşatmak için “Elseworld” (Başka Dünyalar) adlı seriyi yayımlamıştır. Red Son ise bu seriye benzeyen ama daha özgün bir grafik romandır.

MARK MILLAR’IN SENARYOSU TARAFSIZ MI?

Başta Eisner olmak üzere birçok saygın ödüle sahip yazar 1969 yılında İskoçya, Coatbridge’de doğdu. Millar beş kardeşin en küçüğüydü. Babası komünist bir sendikanın üyesiydi. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle rahat bir çocukluk ve gençlik geçirdiği söylenemezdi. En yakın dostları ise çizgi romanlardı. Glasgow Üniversitesi’nde ekonomi-politika okumaya başladı. Ancak babasının vefatı nedeniyle parasız kalınca üniversiteyi bırakmak zorunda kaldı.

18 yaşına gelince ünlü yazar Grant Morrison ile tanıştı. Bu, hayatının dönüm noktası oldu. Morrison ona birlikte çalışmayı önerdi. Bu sırada henüz okuldan ayrılmamıştı. Morrison ile birlikte birçok projede çalıştı.

Kariyerindeki ilk büyük başarısı 1994’te DC tarafından çıkarılan Swamp Thing‘in bazı öykülerini yazması oldu. Daha sonra JLA, Flash, Avengers gibi birçok çizgi romanın senaryolarını yazdı.

Hayran olduğu iki büyük sanatçı Alan Moore ve Frank Miller’di. Öyle ki  bir söyleşisinde, onları annem ve babam gibi görüyorum, demiştir. Kafasında, Moore ve Miller gibi sıradışı bir grafik roman yaratmak olan Millar, bu isteğine Superman Red Son ile kavuştu.

2003 yılında raflarda yerini alan Red Son sansasyonel bir ilgiyle karşılaştı. Fikir çok ilginç bulundu. Okurlar çok sevdikleri kahramanlarını orak çekiçle görünce şaşkınlıkla karışık merak duygusu içinde kitabı okudular. Birçok eleştirmen kitabı beğendi. Öte yandan eser bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Kimileri eserin “Özgür Dünya”nın lideri Amerika’yı itibarsızlaştırdığını iddia ederek Millar’ı suçladı. Bunun nedeni Millar’ın babasının komünist olması, kendisinin de ılımlı bir sol görüşe sahip olmasıydı. Bazı eleştirmenler ise Millar’ın Sovyetler Birliği’ni bir “kötülük imparatorluğu” gibi gösterdiğini ve kapitalizm dalkavukluğu yaptığını söylediler.

Benim görüşüm bu iki fikrin de doğru olmadığı yönünde. Ilımlı bir solcu olan Millar, senaryosunu “olabildiğince” tarafsız yazmış. Olabildiğince diyorum, çünkü kendini “Özgür Dünya” olarak tanımlayan ABD gerçekte öyle bir yer değildir. Birbirinden pek de farkı olmayan iki partili sistem üzerine kurgulanmış ABD, antikapitalist eleştirilere tarihi boyunca izin vermemiştir. Liberallerin bile komünist olarak yaftalanıp aforoz edildiği bu sistemi, içinde yaşayan biri olarak eleştirmek çok zordur. Millar bunu yapmayı denese bile büyük olasılıkla işsiz kalırdı.

Bu nedenlerle Superman’ı komünist yapmaya cesaret eden Millar, bu cesur fikri senaryo içinde olgunlaştıramamıştır. Millar’ın Soyvetler Birliği, şaşaalı törenlerin, büyük askeri gücün gölgesinde sıradan insanların açlık çektiği, rejim karşıtlarının acımasızca öldürüldüğü bir dünyadır. Superman’in liderliğinden sonra ise çok fazla abartılı tasvir edilmiştir. Superman SSCB’si açlığın sıfır olduğu, herkesin bolluk ve refah içinde yaşadığı düşler ülkesine dönüşmüştür. İnsanların yaşama süresinin uzadığı, herkesin sevdiği işte çalışabildiği, hobileri için zaman ayırdığı, işsizlik ve savaş korkusu yaşamadığı ütopik bir dünya yaratılmıştır. Hatta insanların yanında şemsiye yoksa Superman yağmur bile yağmasına izin vermemektedir.  

Millar’ın niçin bu kadar bu abartılı Superman sosyalizmi kurguladığı sorgulanabilir. Yazarın burada sarkastik bir sosyalizm eleştirisi yaptığını, dünyada böyle bir sistemin asla var olamayacağını okurların gözüne sokmak istediğini düşünüyorum. Millar’a göre, Supermen gibi olağanüstü güçlere sahip bir bireyin bile dünyayı açlıktan kurtarmak gibi çok soylu bir amaçla da olsa sosyalizmi uygulamaya kalkıştığında bir diktatöre dönüşmesi kaçınılmazdır. Çünkü iyi bir amaç uğruna bile olsa her şeyi kontrol etmeye kalktığınızda bireylerin özgür iradesini elinden alırsınız. Serüvenin sonunda Luthor’un Superman’e, “Neden bütün dünyayı bir kavanoza kapatmak istiyorsun?” sözü bu can alıcı noktayı vurgulamaktadır.

Öte yandan Millar elinden geldiğince ABD sistemini de eleştirmeye çalışmıştır. Senaryo içinde acımasızca para kazanma arzusunu, bu yüzden işsiz kalan insanları, aşırı bireyselleşmenin yarattığı yalnızlığı, ABD’nin dünya jandarmalığına soyunmasını eleştiren bölümler görürüz. Ancak bunlar genelde üstü kapalı, yüzeysel eleştiriler olarak kalmıştır. Millar, Sunday Times gazetesine verdiği söyleşide Red Son’un “ABD’nin George W. Bush dönemindeki uyguladığı ahlaki olmayan dış politikasına karşı bir eleştiri” olduğunu söyleyerek kendini savunmuştur. Ancak hikâyede bunu göremiyoruz. Tam aksine yazdığı senaryonun sonu ABD liderliğinin başını çektiği, küreselleşmenin zaferine tanıklık ediyor.  

Diğer yandan Sovyetler Birliği’ne gelirsek rejimin ilk dönemlerinde yapılan eğitim ve sağlık reformları başarılı olmuştur. İşçi ve köylülerinin refahı sağlanmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük acılar nedeniyle rejim önceliği kendini korumak üzerine yapılandırmıştır. Refah toplumu olma hedefi bir kenara itilmiştir. Ayrıca Stalin’in acımasız bir lider olduğu su götürmez bir gerçektir. Yüz binlerce rejim karşıtını ya öldürmüş ya da ülke dışına kaçmaya mecbur etmiştir. Stalin’den sonra da rejim yozlaşmaya devam etmiş, parti elitleri ve onların çevresi dışındaki sıradan halka refah ulaşamamıştır. Ekonomik olarak da silah sanayi dışında teknolojik bir gelişim gösterilememiştir. Demokratik denetim mekanizmaları olmayan rejim, Afganistan bataklığına saplanarak son nefesini vermiş, ardından Glasnost ile dağılmıştır. Soyvetler Birliği başarısız bir sosyalizm denemesidir.  

UMBERTO ECO ETKİSİ

Mark Millar’ın söyleşilerinde, Superman’e yöneltiği eleştiriler Umberto Eco’nun Superman Miti adlı akademik çalışmasındaki eleştirilerle çok benzerdir. Eco bu incelemesinde, gezegenleri yerinden oynatabilecek süper bir varlığın neden sadece Metropolis gibi bir şehrin görece küçük sorunlarını çözmekte ısrar etmesini sorgular. Açlık sorununa çözüm bulunmasından tutun insanlık dışı rejimlerin yıkılmasına, etnik ayrımların ortadan kaldırılmasına kadar çok daha büyük sorunlara kayıtsız kalmasını eleştirir. 

Eco, şöyle der: “Kendi küçük dünyasının sınırlarının içinde, mücadele edebileceği tek kötülük yeraltı ve organize suç dünyasına ait olan varlıklardır. Onun dünyasındaki tek kötülük özel mülkiyete karşı işlenen kötülüklerdir… Superman’de siyasal bilinçten kesin çizgilerle ayrılan medeni bilincin kusursuz bir örneğini görüyoruz. Superman’in medeni tavrı kusursuzdur, ancak küçük ve kapalı bir cemaat alanında uygulanır ve yapılandırılır…”

Devam eder: “Kendini iyi amaçlara adayan Superman’in yetimlere ve yoksullara para toplamak amacıyla yardım geceleri düzenlemek için olağanüstü enerji harcaması tuhaf kaçmaktadır. Paradoksal olarak boşa harcanan bu enerji doğrudan zenginlik yaratmak ya da çok daha ciddi sorunlar için harcanabilirdi. ‘Kötülük yalnızca özel mülkiyete karşı işlenen eylem olarak nitelendirilirken, iyilik de yalnızca yardım etkinliği olarak ortaya çıkar.’ Bu tanım Superman’in ahlak dünyasını karakterize eder. Superman’in etkinliklerini küçük bir alanda sürdürmesi, olay örgüsünün durağan yapısına ilişkin olarak vurguladığımız nedenlere dayanır. Çünkü her genel değişiklik dünyayı ve onunla birlikte de Superman’i nihai tükenmişliğe sürükleyecektir. Ancak mit tüketilebilecek bir şey olmadığından Superman kendini tüketemez. Klasik mit kahramanı tam da örnek bir eylemde ‘tükendiği’ için tüketilebilir değildir…”

Millar’da aynı düşünceden yola çıkarak Superman’a büyük görevler vermiş, onun süper güçlerini dünyayı kurtarmak için kullanmasını istemiştir. Kişisel düşüncem, aslında Millar’ın derdinin komünizmi ya da kapitalizmi eleştirmek olmadığıdır. Bence bu siyasi argümanları kullanarak hikâyeyi daha çarpıcı ve sansasyonel hale getirmeyi amaçlamıştır. Asıl amacıysa Superman mitosunu eleştirmektir.

SON SÖZ

İçinde siyasi öğeler bulunduran her sanat yapıtı, hemen her zaman siyasi içeriğin, yapıtın estetik yönünün önüne geçmesi  riskini taşır. Nitekim “Kızıl Oğul”da da böyle olmuştur. Yapıt yüzeysel bir ABD eleştirisi içeren, antisosyalist bir hikâye olarak algılanmıştır. Stalin rejimi sertçe eleştirilirken Senatör Mc Carty’nin komünist cadı avı, Rosenbergler davası, Vietnam Savaşı gibi ABD’nin kara lekelerinin hikâyede hiç yer almaması buna dayanak olarak gösterilmiştir. Yukarıda da nedenlerini yazdığım üzere, Millar istese de derin bir ABD eleştirisi yapamazdı. Ayrıca Millar’ın hedefinin de bu olmadığı açıktır. Onun amacı Superman’ın güçleriyle orantısız olan sorumluluk alma biçimini eleştirmektir. Ancak bunu yapmaya çalışırken hikâyeyi gereksiz uzatmış, yapıt giderek hedefinden uzaklaşarak Superman ve Lex Luthor arasında bitmeyen bir güç savaşına dönüşmüştür. Luthor’un anlamsız yere bu kadar öne çıkarılması ve sonunda ABD başkanı bile yapılması hikâyenin kurgusuna zarar vermiştir. Çok güzel başlayan hikâye bu gereksiz uzatmalar nedeniyle çarpıcılığını yitirmiştir.

Bu dezavantajlara rağmen “Kızıl Oğul” en iyi Superman maceralarından biridir. Millar’ın Superman’a farklı bir yönden yaklaşma çabası bile takdire değerdir. Yayımlandığı 2003 yılından beri adından söz ettirmesi, okurun da bu çabayı takdir ettiğini göstermektedir. 

Superman’i sevin ya da sevmeyin, eğer iyi bir çizgi roman okuruysanız bu kitabı mutlaka okuyun.

Kaynakça:  

Randall Munroe, What If?: Serious Scientific Answers to Absurd Hypothetical Questions, 2014. (Farz Edelim ki: Absürt Sorulara Ciddi Bilimsel Yanıtlar, Pegasus Yayınları, 2016.)

Tanyel Ali Mutlu, “Yoldaş Süpermen”, Serüven dergisi, Sayı: 4.

Sascha Simic, “Is it a bird Is it a Plane?”, Socialist Review.  

Umberto Eco, “Süpermen Miti”, Serüven dergisi, Sayı: 2-3.

Önceki Hikaye

Disney+'ın yeni yerli orijinal içeriği duyuruldu

Sonraki Hikaye

Avustralya yapımı suç draması True Colours'tan yeni fragman yayınlandı

En Son Yazılar

Haftalık Polisiye Seyir Rehberi

221B editörleri haftalık seyir rehberinde izlemekten keyif alacağınız polisiye dizi ve belgeselleri derledi. Real Time Crime BluTV kataloğuna…