Armağan Tunaboylu: Okuru Şaşırtacağını Umduğum Bir Sonla Biten Öyküler Yazdım

//
7 dakikalık okuma

Sevgili 221B okurları, yeni bir dosyayla karşınızdayız: Polisiye Yazarları Anlatıyor. Polisiye yazarlarıyla, pandemi döneminin üretimlerini nasıl etkilediğini, önümüzdeki döneme dair planlarını, çalışmalarını ve çok daha fazlasını konuştuğumuz keyifli röportajlar gerçekleştirdik. 


Dosyamızın bugünkü konuğu, Metin Çakır serisiyle Türk polisiyesine özgün bir dedektif karakteri kazandıran Armağan Tunaboylu.

Pandemi dönemini bir okur ve yazar olarak nasıl geçirdiniz? Yazarların yeni romanlarını, kitaplarını tamamlayabildiği bir dönem olurken aynı zamanda yazmak için gerekli konsantrasyonu bulmakta zorlanılan, daha çok okuma, dizi-film izleme yapılan bir dönem de oldu bazı yazarlar için. Siz anlatır mısınız bu dönemi nasıl geçirdiğinizi?

Pandemiyi önce inkâr ettik tabii. Sonra baktık ki geçecek gibi değil, öfkelendik. Sonra haliyle pazarlık süreci başladı, önlemimi alırsam dışarı çıkarım. Kalabalıkta maske takarım ama tenha yerlerde takmam. Sonra geçmedi bir türlü, depresyona girdik. Olacak gibi değildi, kabullendik. Yoksa bunlar ölüm karşısındaki tepkiler miydi? 

Tam da dediğiniz gibi sıfır konsantrasyondu. Önce bir taşınma süreci oldu, bazı eşyalar yenilendi. Yok bulundu yok bulunamadı. Sıkıntılar çekildi. Yanlış planlama: Her şey yerine konduktan, yerleşildikten sonra boya badana…

Artık galiba ev yerine oturdu. Hatta boya kokusu da geçti geçiyor. Nihayet oturup ayakları uzatma, üzerine battaniye çekip Netflix izleme dönemi. 

Daha öncesinde yoğunluktan ya da başka gündemlerden ertelemek zorunda kaldığınız ancak pandemi/karantina döneminde zaman ayırabildiğiniz kitaplar, filmler, diziler vb oldu mu? Hangi eserleri keşfettiniz bu dönemde?

Her türlü felakete alışık bir Türk vatandaşını bile afallatan bir sürece girdik. Ertelediğim her şeyin üzerine biraz daha koyarak daha ileriye erteledim. Okunacak otuz sekiz bin kitap, bir milyon dizi ve film var. Yazılacak romanlar, öyküler var ve hâlâ yazılamıyorlar. 

Gene de bu dönemde eski İstanbul kitaplarına merak sarıldı tabii ki, Fikret Adil mesela, Refi Cevad Ulunay, Refik Ahmet Sevengil, Murat Yetkin’in casusiyesi vesaire. Secret City, Avustralya derin devleti, Criminal mesela, bazı bölümler şahane, bazıları comme ci comme ça… 

Eylül 2020- Eylül 2021 yayın dönemi için planlarınız, hedefleriniz nelerdir?

Bu dönem öncesi ve son aşamasında ne zamandır yapmak isteyip de yapamadığım bir şeyi gerçekleştirdim: Öykü yazdım. Baktım ki oluyor, bir dosya haline getirdim ve Oğlak Yayınları’na verdim. Kasım’da çıkacağını umuyorum. Bu öykülerde anlatım denemeleri, üslup varyeteler filan yok. Okuru şaşırtacağını umduğum bir sonla biten öyküler. Hani bir grup arkadaş bir araya gelir de birbirlerine öyküler anlatır ya, o tarz öyküler, hikâyesi olan öyküler. Ve an… ana… nan… Yeni bir kahraman üzerinde çalışıyorum. Bakalım ne olacak…

Roman ya da öykü dışında, TV/dijital platformlara dönük senaryo yazımı ya da romanlarınızın uyarlanması konularında bir çalışmanız var mı?

Ercan Akbay ile TRT’de oynayan Uyanış: Büyük Selçuklu dizisine polisiye danışmanlığı yapıyoruz. Biliyorum elbette Selçuklu’da polis yok ama… Yani entrikaya, muammaya katkıda bulunuyoruz. Ercan’ı bilmem ama bir senaryo grubunda yer almak çok keyifli. Yıllarca çalıştığım dizi sektörünün bir başka ayağında olmak hem bir şeyler öğretici hem de heyecan verici. 

Olay örgüsünü ve karakteri inşa ederken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir çalışma tarzınız var? Nasıl bir yazma ritminiz ve ritüeliniz var?

Ben de herkesi gibi bir sahneyle başlıyorum. Bu sahnenin etrafına olayı koyuyorum. Bu olayı aydınlatacak karakterleri figüranları da ekliyorum. Bu bedenlere üfleyip can verince de hemen hemen oluyor. Yazma ritmi diye sorarsanız asla böyle bir şey yok. Sadece evde masamda ve kendi bilgisayarımda, kendi klavyemde çalışabiliyorum. Biraz sessizlik ve sakinlik iyi olabilir tabii ama çok da elzem değil. Son derece düzensiz çalışırım, iki satır yazar üç spider solitaire oynarım. Bir satır daha yazar Mustafa’ya bulgur veririm. Mustafa pencereme konan kumru. Sonra koridorda parmak uçlarımda yürüyüş yapar iki satır daha yazarım. Su içerim tuvalete giderim, iki satır daha. Meyve yedikten sonra iki satır daha. Öğle olmuştur artık, öğleden sonralarına enerjim kalmaz, bir şey yazıp çizemem.

Bir polisiye yazarı olarak sevdiğiniz polisiye karakterler, yazarlar, romanlar, filmler, diziler nelerdir? Türkiye’den ve dünyadan takip ettiğiniz işler var mı?

Malaussene, Le Carré, Grisham, Malet, Renko, Luther, McNulty, Block, Mullin, Forsyth, Scudder, Rhodenbarr, Smiley, Wallander, Connelly, Deighton, Salander, Dürrenmatt, Ripley, Smilla, Ceferino…

Yeni yayın döneminde merakla eserlerini/eserini beklediğiniz yazarlar/yönetmenler kimlerdir?

N’olur kimse bi şey yazıp çekmesin. Hâlâ eldekiler duruyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Serdar Uzunyol'dan Gerçekçi Bir Polisiye Roman: Tünel

Sonraki Hikaye

Nuray Atacık: Karakterler Tanıdık Hâle Gelince Olay Örgüsünü Oluşturdum

En Son Yazılar