Nuray Atacık: Karakterler Tanıdık Hâle Gelince Olay Örgüsünü Oluşturdum

//
9 dakikalık okuma

Sevgili 221B okurları, yeni bir dosyayla karşınızdayız: Polisiye Yazarları Anlatıyor. Polisiye yazarlarıyla, pandemi döneminin üretimlerini nasıl etkilediğini, önümüzdeki döneme dair planlarını, çalışmalarını ve çok daha fazlasını konuştuğumuz keyifli röportajlar gerçekleştirdik. 


Dosyamızın bugünkü konuğu, “Fener Balığı” ve “Bukalemun” romanlarıyla polisiyeseverlerin beğenisini kazanan Nuray Atacık.

Nuray Atacık

Pandemi dönemini bir okur ve yazar olarak nasıl geçirdiniz? Yazarların yeni romanlarını, kitaplarını tamamlayabildiği bir dönem olurken aynı zamanda yazmak için gerekli konsantrasyonu bulmakta zorlanılan, daha çok okuma, dizi-film izleme yapılan bir dönem de oldu bazı yazarlar için. Siz anlatır mısınız bu dönemi nasıl geçirdiğinizi?

Pandemi kaza gibi beklenmedik ve şok edici biçimde giriverdi hayatımıza. Özellikle ilk üç ayı yaşam pratiklerinin sorgulandığı ve yeniden kurgulandığı bir dönem oldu. Görünmez bir güç tarafından tutsak edilmenin dehşetini yaşadım. İlk haftalarda yazmak bir yana okuyamaz ve izleyemez olmuştum, sürekli virüsten kaçınmanın çarelerini düşünüyordum. İronik biçimde son romanım Bukalemun kaçırılan ve penceresiz küçücük depoda kilitli tutulan bir kadın hakkındaydı, aynı duruma düştük. Yeniden yazsam roman kahramanım Yeşim’in duygu dünyasının alt üst oluşunu, hissettiği çaresizliği ve paniği daha iyi anlatabilirim. Zamanla şartları kabullendim, yeni normalimi yaratmaya başladım. Giderek okur, yazar, izler kimliğime kavuştum.

Daha öncesinde yoğunluktan ya da başka gündemlerden ertelemek zorunda kaldığınız ancak pandemi/karantina döneminde zaman ayırabildiğiniz kitaplar, filmler, diziler vb oldu mu? Hangi eserleri keşfettiniz bu dönemde?

Virüsün varlığı dehşet verici bir gerçek; bu gerçekten fiziken suyla sabunla uğraşarak, zihnen de suya sabuna dokunmayan diziler izleyerek baş etmeye çabaladım. Mesela Netflix’te Doc Martin’i izledim. İngiliz sahil kasabasında empati yoksunu aile hekiminin hikayesi. Aslında ünlü bir cerrah ama hastalarından birini ilk kez insan olarak algıladığında kan tutmaya başlıyor. Kendimi bir açıdan ona benzettim sanırım, polisiye yazarken hikâyede yer vermeye çalıştığım kaygı, korku ve bilinmezliğin yaşattığı gerilimi bizzat yaşayınca ciddi hiçbir şey izleyemez ve okuyamaz oldum. Neyse ki bu dönem çok uzun sürmedi, orijinal ilgi alanlarımın özlemi baskın geldi. Ozark, Criminal, Çukur ve hatta I Am A Killer izledim. Mayıs ve haziran ayını Türk polisiye romanlarını okuyarak geçirdim. 

Eylül 2020- Eylül 2021 yayın dönemi için planlarınız, hedefleriniz nelerdir?

Bol bol yazarak geçmiş bir yıla göre daha üretken olmayı arzu ediyorum. Yazıdan uzak kaldığım her gün huzursuzluğum artırıyor. Roman yazmayı seviyorum ama öykü konusunda pek iştahlı değilim. Özellikle polisiyede iyi öykü yazabilmek bence başka bir yetenek işi. Evde çalışabilen birisi değilim, genellikle öğrenci kafelerinde yazardım. Etrafımda dâhil olmamı gerektirmeyen kaosun sesinden hoşlanıyordum ama artık mümkün değil. Bu kez gönüllü olarak kendimi küçük bir mekâna kapattım. Virginia Woolf’un bahsettiği gibi Kendine Ait Bir Oda edindim, yaşadığım yerin dışında bağımsız yazı evi yarattım. Her gün birkaç saatimi orada geçiriyorum ve yeni romanın kurgusu üzerinde çalışıyorum. Hangi dönemde yayınlanmaya hazır olur şimdilik bilmiyorum. 

Roman ya da öykü dışında, TV/dijital platformlara dönük senaryo yazımı ya da romanlarınızın uyarlanması konularında bir çalışmanız var mı?

Romandan uyarlama senaryolar eğer mahir dokunuşlarla yapılırsa doyurucu eserler ortaya çıkıyor.  İzlerken tercihimi uyarlama senaryolardan yana kullanıyorum. Seri halinde yazdığım ilk iki romanım, Fener Balığı ve Bukalemun’un senaryoya dönüşmesini çok isterim. Taslak üzerinde biraz çalıştım, kurgu, olay örgüsü ve karakterlerin yolculuğu açısından dizi senaryosuna uygun gözüküyor. Bir sonraki aşamaya geçmek için usta senaristlere ve tabii eserlerimde potansiyel gören yapımcılara ihtiyaç var. Romanlarımı ekranda izlemek bir gün gerçekleşmesini dilediğim bir hayâl, şimdilik. 

Olay örgüsünü ve karakteri inşa ederken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir çalışma tarzınız var? Nasıl bir yazma ritminiz ve ritüeliniz var?

Benim için esas mesele insanın kendisi. Hikâye, o kişiyi daha iyi anlamamı sağlayan bir tür araç. Bu sebeple önce karakterler üzerinde çalışıyorum. Romanlarımın asıl kahramanı Murat Karasu’yu ortaya çıkartmak için pek çok kısa öykü ve hatta yayımlanmasını düşünmediğim bir de roman yazdım. Böylece kendi Cinayet Büro ekibimi oluşturdum. Hem Fener Balığı hem de Bukalemun için çalışmaya o romanlara özgü baş rollerle başladım. Karakterler tanıdık hâle gelince olay örgüsünü oluşturdum. İlk belirlediğim olay örgüsü roman yazımına başladıktan sonra durmadan değişiyor. Yazımın ilk yüz sayfasında bir yandan da öyküyü olgunlaştırıyorum, yavaş ilerleyebiliyorum, sonlara doğru süratleniyorum. Yazmanın tasarım, taslak ve ilk yazım aşamalarını seviyorum ama son düzenlemelere pek de bayıldığımı söyleyemem. 

Bir polisiye yazarı olarak sevdiğiniz polisiye karakterler, yazarlar, romanlar, filmler, diziler nelerdir? Türkiye’den ve dünyadan takip ettiğiniz işler var mı?

Polisiye yazarı yönümle daha çok gerçek suçlar hakkında çekilen belgeseller veya uyarlamaları izlemeyi tercih ediyorum. Versace ve Dirty John türünün iyi örnekleriydi. Kedilere Bulaşmayın ve Ted Bundy de ilgimi çekmişti. Diğer yandan bağımsız sinemaya uzun yıllardır ilgim var. İKSV’nin bu sene çevrim içi yayınladığı film festivallerine bayıldım. Sayelerinde sinemaya gitme özlemimizi giderebildik ve tek tipleşmiş Amerikan yapımlarının dışında kalan alternatifleri izleyebildik. MUBİ de çok beğendiğim platformlardan biri. Elena Ferrante’nin Napoli romanlarını okuyorum. Dört kitaptan oluşan seri ile 1950’lerin sonunda Napoli’de büyüyen iki kız çocuğunu hikâyesini merâk ve keyifle takip ediyorum. Zaman ve mekân benim büyüdüğüm dönemle örtüşmese de hikâye ile kendi yaşamım arasında benzerlikler buluyorum. İyi yazılmış romanlar okumak yazma isteğimi körüklüyor. 

Yeni yayın döneminde merakla eserlerini/eserini beklediğiniz yazarlar/yönetmenler kimlerdir?

Orhan Pamuk’un veba salgını dönemini anlatan yeni romanını bekliyorum. Tarantino ve Almodovar yeni filimler çekerler umarım. Dış dünyanın uyaranlarıyla temasımın azaldığı salgın günlerinde canlı hissettirecek tek şey sanat, her türüne kapım açık. 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Armağan Tunaboylu: Okuru Şaşırtacağını Umduğum Bir Sonla Biten Öyküler Yazdım

Sonraki Hikaye

Ercan Akbay: Tasarlanan kurgunun özü, yani çekirdeği ayrıntısıyla düşünülmelidir

En Son Yazılar