Su Tunç: Karakterleri inşa ederken onlar hakkında ne hissettiğime dikkat ediyorum

10 dakikalık okuma

Sevgili 221B okurları, yeni bir dosyayla karşınızdayız: Polisiye Yazarları Anlatıyor. Polisiye yazarlarıyla, pandemi döneminin üretimlerini nasıl etkilediğini, önümüzdeki döneme dair planlarını, çalışmalarını ve çok daha fazlasını konuştuğumuz keyifli röportajlar gerçekleştirdik.


Dosyamızın bugünkü konuğu, Hatırla! Bir Savcının Anıları isimli romanında yarattığı merak uyandırıcı karakterler ve heyecan verici kurguyla polisiyeseverlerin beğenisini kazanan Su Tunç

Pandemi dönemini bir okur ve yazar olarak nasıl geçirdiniz? Yazarların yeni romanlarını, kitaplarını tamamlayabildiği bir dönem olurken aynı zamanda yazmak için gerekli konsantrasyonu bulmakta zorlanılan, daha çok okuma, dizi-film izleme yapılan bir dönem de oldu bazı yazarlar için. Siz anlatır mısınız bu dönemi nasıl geçirdiğinizi?

Daha çok çalışarak geçirdim diyebilirim. Normalde, çalışırken bir yandan da kitap yazmak benim için normal bir döngü haline gelmişti ancak evden çalışmaya başlayınca, patron da tüm görevleri bana verince işten kafamı kaldıramaz oldum. Şehir değiştirdim, akabinde işimi de değiştirdim. İngilizce YDS’ye başvurdum, çalıştım, girmedim. ALES’e girmeye karar verdim, çalışmaya başladım, sonra “Zamanı değil, önce kitabımı tamamlayayım,” dedim ve  erteledim… Yeni işimde Fransızcayı sürekli kullandığımdan paslanan Fransızca bilgimin üzerinden geçtim. Bir ara yalnızca Fransızca dizi film izleyip Fransızca podcastler dinledim. Daldan dala atladım yani… Tüm bunlar bahane de olabilir tabii! Kısaca; yazarlık açısından hayatımda geçirdiğim en verimli dönem değildi.

Daha öncesinde yoğunluktan ya da başka gündemlerden ertelemek zorunda kaldığınız ancak pandemi/karantina döneminde zaman ayırabildiğiniz kitaplar, filmler, diziler vb oldu mu? Hangi eserleri keşfettiniz bu dönemde?

Kurguları okumaya devam ettim ancak bu dönemde en çok bir türlü vakit ayıramadığım belgeselleri izlemeye ve araştırma yapmaya vakit ayırdım. Yeni çıkacak kitabımda yer alan bilgilerin doğruluğunu teyit etmeye açıkçası bayağı bir zaman ayırdım diyebilirim. Google geçmişim cesetler, zehirler, öldürücü aletler ile ilgili bilgilerden geçilmiyor.

En son keşfettiğim işlerden, uzun zamandır aklımda olup da fırsatını yeni bulduklarımdan birkaçı şöyle; Ruben Brandt Collection (animasyon film), Asa Larsson’ın Kristal Kilise kitabı, Ian Rankin’in Dedektif Ruhlar kitabı, Marek Sindelka’nın Anormal kitabı, Madeline Miller’ın Akhilleus’un Şarkısı kitabı, A. C. Weisbecker’ın Kozmik Haydutlar kitabı, Ayşe Erbulak’ın Cinayet A.Ş. kitabı, Gencoy Cümer’in Feneryolu Cinayetleri kitabı, Algan Sezgintüredi’nin Katilin Şeyi ve Katilin Meselesi kitaplarını sayabilirim.

Eylül 2020- Eylül 2021 yayın dönemi için planlarınız, hedefleriniz nelerdir?

Kristal’in, yani yeni kitabımın düzenlemelerini bitirmek kesinlikle. 2021’in ilk aylarında son halini teslim etmeyi planlıyorum. Ben kafamda çoktan dördüncü kitaba geçtim açıkçası. Hikayeyi sürdürmeye devam ediyorum. Umarım Kristal’i okuyucular da sever de ben de hikayeyi ilerletebilme imkanı bulabilirim.

Roman ya da öykü dışında, TV/dijital platformlara dönük senaryo yazımı ya da romanlarınızın uyarlanması konularında bir çalışmanız var mı?

Yok, hayır. Öyle bir çalışmam yok. Daha önce işim gereği birçok reklam senaryosu yazdım ancak dizi senaryosu veya uyarlama işi nasıl ilerler hiç bilmiyorum. Umarım ileride öğrenmeme yol açacak bir uyarlama teklifi alırım. Hayali bile güzel! 

Olay örgüsünü ve karakteri inşa ederken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir çalışma tarzınız var? Nasıl bir yazma ritminiz ve ritüeliniz var?

Önce kafamda kuruyorum. Kafamda tamamen canlandırmadığımda, yazıya geçirdiğimde de eksik kalıyor. Eğer diyalogları tam canlandıramamışsam, diyaloglarda bir olmamışlık oluyor. Eğer mekanı oturtamamışsam kafamda, kağıda da iyi yansıtamıyorum. İlginçtir, çünkü Kore’de Aşk Mevsimi kitabım Seul’de geçiyor ancak ben hiç Güney Kore’ye gitmedim! Ancak, kafamda canlandırabilecek kadar araştırdım her şeyini. 

Karakterleri inşa ederken önce onlar hakkında ne hissettiğime dikkat ediyorum. Her karakterimi seviyorum dersem yalan olur. Tiksinerek yazdığım karakterler de oluyor ancak kurgu ve gidişat öyle bir karakteri gerektiriyor ve kendi beğenilerime karşı çıkarak yarattığım karakterleri sırf bu başkaldırış nedeniyle seviyorum. 

İşe gideceksem sabah 5’te kalkıp yazarım. Kore’de Aşk Mevsimi ve Hatırla! Bir Savcının Anıları’nı, hatta Kristal’i de şirketlerde çalıştığım sırada yazdım. Beyaz yakalı olmak bir disiplin de veriyor sanırım. O an içinde bulunduğum zaman ve mekandan zihinsel olarak kaçmanın en kolay yolu, bir hikaye kurgulamak gibi geliyor bana. Sonra ise işin matematiğine giriyorum. En sevdiğim! Tarihler, olaylar, isimler… Zeka dolu bir kurgu okurken nasıl mutlu oluyorsam, nacizane, ben de zeka parıltısı gösteren kurgular tasarladığımda sevinçten havalara uçuyorum. Bazen günlerce “Ben bu sonu nasıl çözerim?” diye düşünüyorum. Aynı bir matematik problemi gibi. Sonunda da bir çözüm yolu buluyorum çünkü kitap yazmanın matematik probleminden farkı, sahnenin tamamen size, yani yazara ait olması. 

Bir polisiye yazarı olarak sevdiğiniz polisiye karakterler, yazarlar, romanlar, filmler, diziler nelerdir? Türkiye’den ve dünyadan takip ettiğiniz işler var mı?

Bron / Broen (İsveç / Danimarka), La Mante (Fransa), Signal (G. Kore), Tunnel (G. Kore), Hello Monster (G. Kore), Remember (G. Kore), Gap-Dong (G. Kore), Voice (G. Kore), Suspicious Partner (G. Kore), Healer (G. Kore), Black (G. Kore), Bad Guys (G. Kore) dizilerini sayabilirim.

Jo Nesbo, Tess Gerritsen, polisiye olmasa da, Haruki Murakami, Chuck Palahniuk, Paul Auster, Kim Un-Su’nun işlerini sürekli olarak takip ediyorum. 

Son dönemde Cold Justice adında bir programa gönlümü kaptırdım. Özellikle delil toplama, sorgu yöntemleri, çevresel delillerle suçluyu bulma konularında bilgilenmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Beş yüz bölüm olsa, beş yüzünü de oturup izlerim.

J.K. Rowling’in, trans bireyler ile ilgili yaptığı talihsiz açıklamaları bu konunun dışında tutuyorum, yaptığı her şey beğensem de beğenmesem de takip ediyorum. 

Sevdiğim karakterler kısmına gelince, belki yıllar boyu onlarla yatıp kalktığımdan mıdır nedir, kendi çocuğum gibi görmeye başladığımdan ciddi ciddi şüphelendiğim kendi karakterlerimi hep kayırıyorum. 

Yalnız Sherlock Holmes ve Hercule Poirot’nun yeri ayrı tabii! Murakami’nin kitaplarındaki hemen hemen tüm baş karakterleri de sevmişimdir. Çok zeki karakterlerin yanı sıra içimde boşluk duygusu uyandıran, “noir” karakterleri de seviyorum. 

Yeni yayın döneminde merakla eserlerini/eserini beklediğiniz yazarlar/yönetmenler kimlerdir?

Madeline Miller, yazsa da okusak dediğim yazarlardan. Robert Galbraith (J.K. Rowling)’in Ölümcül Beyaz’ı çıktı, ancak okuyamadım henüz. 

George R. R. Martin’den The Winds of Winter’ı bekliyorum. Ahir ömrüm yeter de Sn. Martin’in kitabı yazdığını görebilirsem benden mutlusu olmayacak sanıyorum.

Cesar Aira’nın  Hayaletler kitabını bekliyorum. Azıcık kaldı.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Prof.Dr. Halis Dokgöz'ün Karikatür Sergisi İstanbul Schneidertempel Sanat Merkezi'nde açılıyor

Sonraki Hikaye

Yaprak Öz: Bazı sahneleri defterime çizerek canlandırmayı seviyorum

En Son Yazılar