‘Buzlar Çözülünce’ Roman İncelemesi

/
7 dakikalık okuma

Dipnot Yayınları’nın okurla buluşturduğu siyasi polisiye romanların nitelikli olduğunu bildiğim için Melih Günaydın’ın ilk romanı Sürgün Avı’nı yüksek beklentiyle almıştım ve hayal kırıklığına uğramamıştım. Ortadoğu bataklığı, Zeytin Dalı Harekâtı, iç savaşlar, elbette cinayet, göçmen sorunu, terör örgütleri, sınır kaçakçılığı gibi konuların üzerine cesurca gitmişti yazar.  

Kısaca romanın konusunu hatırlarsak, romanda olay örgüsü üç koldan ilerliyordu. İlk kolda Terörle Mücadele ekiplerinin yaptığı baskında bir hücre evinde, küvette mide ve böbrekleri çalınmış bir çocuk cesedi bulunmuştu. Cinayet Büro komiserleri Navi ve Arap bu soruşturmayı yürüten polislerdi. İkinci kolda savaş muhabiri olan Burcu ile tanışmıştık. TSK’nin Zeytin Dalı Harekâtı için Afrin’deydi. Orada kendisine çok yardım eden Salef isimli Suriyeli arkadaşının cinayete kurban gitmesi ve bu cinayetin mezarlık hırsızlığıyla ilişkilendirilmesiyle ilerliyordu hikâye. Üçüncü kolda da iki samimi arkadaş olan Mekin ve Filit’in iş ararlarken kaçakçılık işine bulaşmalarıyla gelişiyordu konu. Birbiriyle ilgisi olmayan bu insanların yolları bir yerde kesişiyordu. 

Sürgün Avı 2020 Kayıp Rıhtım En İyi Yerli Polisiyesi, aynı sene Kristal Kelepçe Ödülleri’nde de finalist olmuştu.

Buzlar Çözülüncede de yine karşımıza güncel konularla çıkıyor Melih Günaydın. Ülkemizin bitmeyecek gibi görünen mülteci sorunu, cinsiyet eşitsizliği, popülaritesi yüksek Metaverse evreni, en iç parçalayıcı ve en büyük meselesi olan çocuk istismarı konularıyla oldukça tatmin edici bir politik polisiye kaleme almış. Yazar belli ki birkaç koldan ilerleyerek yazmayı ve sonrasında hepsini birbirine ustaca bağlamayı seviyor. Çünkü bu kitap da iki farklı koldan başlıyor.

Kocaeli, Kartepe’de kaybolan dağcıları arayan jandarma ekipleri bir kadın cesedi bulur. Donarak öldüğü düşünülen ceset dağcılardan biri değildir. Kıdemli polis Defne ve yardımcısı Memo olay yerine gittiğinde kurbanın, kadın kıyafetleri giymiş bir erkek çocuğu olduğu anlaşılır. Travesti olduğu düşünülen kurbanın ölümü amirlerince pek önemsenmese de Defne soruşturmayı inatla sürdürür. Çünkü ilk görev yeri olan Bursa’da çok sevdiği bir mesai arkadaşı, cinse yönelimi yüzünden ifşa olduğu için intihar etmiştir.

Bir diğer eksendeki kahramanlarımız Ali ve Eylül. Ruhsal sıkıntılardan muzdarip olan Ali düzenli olarak psikoloğa gitmektedir. Bir metro istasyonunda okul çocukları tarafından yapılmış ve sergi amaçlı duvarlara asılmış resimler görür. Bir zamanlar kendisine de pedagog tarafından resimler yaptırılmıştır. Kendi çizimleriyle çocuklarınkiler arasındaki benzerlikleri hemen fark eder. Örneğin, hiçbir evin bacası çizilmemiştir. Bu durum Ali’ye bu çocukların istismara uğramış olabileceğini düşündürür. Ali arkadaşı Eylül ile beraber bu resimleri çizen çocukları bulmaya çalışırlar. Resimlerin bir proje için üç farklı okuldaki çocuklara yaptırıldığını öğrenirler. Okullara giderler ve çocuklarla görüşürler. Çocuklar resimleri bir öğretmen ablanın çizdiğini söyler. Bu öğretmen abla, lise öğrencisi bir stajyer olan Zeynep Çakır’dır. Kahramanlarımız, Zeynep Çakır’ın bu okullara bu kadar rahat nasıl girip çıktığını ve yürüttüğü “Benim Evim” projesini kimlerin desteklediğini öğrenmek için araştırmalarını sürdürürler. En nihayetinde karşılarına bir holding çıkar.

Defne’nin özel hayatı da hiç yolunda değildir. İndigo oğlu Barış’ın eğitimiyle tek başına ilgilenmek durumunda kalan Defne, ablasının evinde annesi ve oğluyla yaşamaktadır. Bir akşam ablasıyla çıkan tartışmada oğlunu ve annesini alıp evi terk eder. Geçici bir süre yardımcısı Memo’nun evine sığınırlar. O gece Barış, annesinin üzerinde çalıştığı soruşturmanın gidişatını değiştirecek bir ipucu yakalar. Haritalara ve çizimlere meraklı olduğu için, annesinin iş bilgisayarındaki fotoğraflardan birinde, kurbanın üzerinde değişik bir dilde yazılmış üç sözcüklü dövmeyi fark eder. Bu dil Afganlara aittir ve bazı zengin kodamanların içki âlemlerinde sapıkça zevklerini tatmin etmek için  kadın giysileri giydirerek dans ettirdikleri Afgan çocuklara yapılan bir dövmedir.

Her iki eksende kendi araştırmalarını yürüten kahramanlarımızın yolları kesişir. Karanlık zihinlerindeki pislikleri eyleme dökenlerin peşlerinden hiç korkmadan giderler.

Buzlar Çözülüncede de yine karşımıza güncel konularla çıkıyor Melih Günaydın. Ülkemizin bitmeyecek gibi görünen mülteci sorunu, cinsiyet eşitsizliği, popülaritesi yüksek Metaverse evreni, en iç parçalayıcı ve en büyük meselesi olan çocuk istismarı konularıyla oldukça tatmin edici bir politik polisiye kaleme almış.

Bu yazı, Çağatay Yaşmut tarafından 221B için kaleme alınmıştır.

Buzlar Çözülünce, Melih Günaydın, Düşbaz Kitaplar, 250 Sayfa

Çağatay Yaşmut

1968 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Ekonometri okudu. Finans, bankacılık, otomotiv ve ilaç sektörlerinde çalıştı. Maltepe Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2008 yılında Beyoğlu Çıkmazı romanıyla yarattığı Başkomiser Galip tiplemesini, Şarkılar Susunca, Beni Yavaş Öldür, Kadıköy Cinayetleri, Moda Cinayetleri romanları ve yine Başkomiser Galip’in maceralarının anlatıldığı Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü ve Benim Canım Ailem öykü kitaplarıyla sürdürdü. Kadıköy Cinayetleri romanı 2012 yılında Dünya Kitap Altın Sayfa Polisiye Roman Ödülü’ne layik görüldü. Cumhuriyet Kitap ve 221B dergide polisiye kitap tanıtım yazıları yayımlanıyor. Türkiye Polisiye Yazarları Birliği üyesi olan yazar evli ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Önceki Hikaye

'The Turkish Detective' Dizisinden İlk Fragman Yayınlandı

Sonraki Hikaye

'Rahibe Boniface Gizemleri' Yılbaşı Özel Bölümüyle BBC First’te

En Son Yazılar