Batman Öldüren Şaka: Delilikle Kötülük Arasındaki Araf

//
28 dakikalık okuma

Bu yazı 221B Dergi’nin 26. sayısında yayımlanmıştır.

Yazı: Dr. Batuhan Cantürk & Özgür Hünel

Umutsuz bir insan, “Yankıyı dinledim ve sadece övgü duydum” der.

                                                                                          Nietzsche

Joker’in en önemli köken hikâyesi olan  Öldüren Şaka (The Killing Joke), Batman ve ezeli düşmanı Joker  arasındaki psikolojik mücadeleyi ve Joker’in gizemli kökenlerini konu almakta ve  normallik  ile delilik arasındaki ince çizgiye değinmektedir. 

Karaktere bir köken yaratmak için 1951’de yayımlanan “The Man Behind the Red Hood!” adlı hikâyeden esin alan yazar Alan Moore’un motivasyonu, Batman ve Joker arasındaki  farklılıkların yanı  sıra benzerliklerine de vurgu yapmaktır. Moore’un metni, Brian Bolland’ın çizimleri ve John Higgins’in renklendirmesiyle hayat bulmuş ve çizgi roman ilk defa 1988 yılında bir “one-shot (tek sayılık çizgi roman)” olarak yayımlanmıştır. 1989’da “En İyi Grafik Albüm” dalında Eisner ödülü alan çizgi roman, eleştirmenlerce üretilmiş en iyi grafik romanlardan ve en iyi Joker/Batman öykülerden biri kabul edilmiştir. Ününe paralel olarak günümüze kadar pek çok farklı edisyonla yeni baskıları yapılmıştır.

Kurgu kahramanların başarısı çoğu zaman düşmanlarının da kalitesine bağlıdır. Denir ki kötü adam ne kadar başarılıysa kahraman da o kadar başarılıdır. Bu bağlamda Batman’in dünya çapındaki ün ve başarısında, en büyük düşmanı, “Suçun Palyaço Prensi” Joker’in de büyük payı vardır. 

İlk defa 1940 yılında, Batman’in ilk sayısında ortaya çıkan Joker, sadece çizgi roman dünyası için değil, sinema için de önemli bir ikondur. Joker rolü her zaman olağanüstü ciddiye alınır ve aktörlerin bu rolde sergilediği performanslar kariyerlerinin zirve noktaları arasında yer alır. 1989 yapımı Batman filmiyle Jack Nicholson, 1992 yapımı Batman The Animated Series ile Mark Hamill ve 2008 yapımı The Dark Knight ile Heath Ledger bu rolde performans sergilemiş birçok aktör ve ses sanatçısı arasından öne çıkan isimlerdir. Geçtiğimiz yıl vizyona giren Joker filminde bu role bürünerek oyunculuk kariyerinin zirve performansına imza atıp en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kazanan Joaquin Phoenix sayesinde Joker karakteri, popüler kültürdeki güçlü konumunu tazelemiş oldu. O halde Joker denince en önemli çizgi romanlardan olan “The Killing Joke”a (Öldüren Şaka) yeni bir açıdan bakmak için uygun bir zaman olduğunu söyleyebiliriz. 

1939’da ilk ortaya çıktığında ve takip eden on yıllar boyunca Batman karakteri aslında bugün bildiğimizden farklıydı. Bugün zihinlerimize yerleşmiş olan karanlık, sert, ciddi Batman imajı  aslında 1970’lerde yazar Dennis O’Neil ve çizer Neil Adams sayesinde ortaya çıkmaya başlamıştı. Frank Miller’ın “The Dark Knight Returns” ve “Year One” gibi öyküleri ile bu durum 80’lerde artarak sürdü. Nihayet 1988’de The Killing Joke ile Batman en karanlık, gerçekçi ve psikolojik açıdan derinlikli öykülerinden birine sahip olmuş ve bu imajını iyice pekiştirmiştir. The Killing Joke için, “En sevdiğim çizgi roman, hatta sevdiğim ilk çizgi roman,” yorumunu yapan yönetmen Tim Burton’ın çektiği 1989 yapımı Batman filmi ve filmden esinlenerek yaratılan Batman The Animated Series çizgi film dizisi ile artık “Karanlık Batman” kolektif bilincimize girmiştir. 

Kötü adamlar her zaman kahramanlardan farklı özelliklere sahiptir ama Batman-Joker örneğinde bu kontrast çok keskindir. Batman ciddidir, gülmez; Joker ise bir palyaçodur ve yüzünden gülümseme hiç eksik olmaz. Batman karalara bürünmüştür, Joker ise beyaz tenlidir ve renkli kıyafetler giyer. Batman’in kökeni bellidir, okur onun geçmişine dair her detayı bilir ama Joker hakkında pek bir şey bilmez. Buna Joker’in kendisi de dahildir; “Bazen bir şekilde hatırlıyorum, bazen başka şekilde…Eğer bir geçmişim olacaksa çoktan seçmeli olmasını tercih ederim,” der ve her defasında farklı bir orijin hikâyesi anlatır, uydurur. İşte bu durum, Joker’i bu kadar özel kılan  özelliklerden belki en önemlisidir: Karakterin anonim geçmişi, bu konuyu ele almak  isteyen yazarların yaratıcılıklarını sonuna kadar serbest bırakıp her defasında farklı bir  öykü ortaya çıkmasına izin verirken okurun ise karakterin geçmişindeki boşlukları kendi zihninde istediği gibi doldurabilme olanağına sahip olmasını sağlamıştır.

Öldüren Şaka da işte bu “Joker’in orijini” hikâyelerinden biridir. Diğer orijin (köken) hikâyeleri gibi burada da Joker’in “gerçek” geçmişini anımsayıp anımsamadığı muallaktır ancak  başka birçok macerada da bu versiyona atıflar yapılması nedeniyle gerçeğe en yakın versiyonun bu olduğu sonucuna varılabilir.

MACERANIN KURGUSU VE SENARYO TEKNİĞİ

Öldüren Şaka’daki anlatım tekniği, “şimdiki zaman”  ve flashbackler  aracılığıyla “geçmiş zaman” olmak üzere birbirine paralel giden iki zaman akışa sahiptir. Joker,  Arkham Akıl Hastanesi’nden kaçmıştır. Olayı duyan Başkomiser James Gordon ise araştırmaya başlamıştır. Joker acımasız planı üzerinden çalışırken senaryo, geçmişten kareleri önümüze getirmeye başlar:

Akıl hastanesinden kaçan Joker’in geçmişteki hayatı, çizgi romanın flashback kısımlarında karısı hamile kalmış başarısız bir komedyen olarak gösterilmektedir. Maddi olarak biten Joker, karısı ve doğacak bebeklerinin geleceği için çaresizce bir mafya babasına gider. Mafya babası ondan Red Hood kimliğine dönüşerek Gotham sokaklarında korku salmasını ister. Joker böyle bir görevden korkmasına rağmen ailesi için işi kabul etmek zorunda kalır. Ardından korkunç bir olay olur. Karısı trajik bir elektrik kazasında ölür. Psikolojisi iyice bozulan Joker, Red Hood  kimliğine devam etmek istemez. Ancak ölümle tehdit edilince mafyaya boyun eğer. Red Hood kimliğinde bir fabrikaya giren Joker, Batman ile karşılaşınca korkudan kaçmaya çalışır ancak dengesini kaybederek  fabrikanın zehirli atıklarına düşer. Batman onu kurtarmak istese de başarılı olamaz. Joker’in kimliğinden habersiz Batman onu öldü sanır ancak Joker ölmemiştir. Yüz kaslarını deforme eden bu trajik olay sonunda tamamen delirir ve Joker kimliğine dönüşür.

Tekrar günümüze döndüğümüzde Komiser Gordon ve Batman onun peşindeyken, Joker ‘in beklenmedik bir plan yürüterek  Komiser Gordon’un evine girdiğini görürüz. Joker, Gordon’un  kızı Barbara’yı vurur ve ona işkence etmeye başlar. Barbara ileride iyileşecek ama belden aşağısı felç kalacaktır. Bu olay, Batman’in dünyasında da kırılma noktalarından biri olacaktır. Felç kalan Barbara bu maceradan sonra Batman maceralarında farklı bir rol alacaktır. Maceranın sonuna doğru,  Gordon’u kaçıran ve esir alan Joker, komisere psikolojik ve fiziksel olarak işkence etmeye başlar. Joker’in yardımcıları Gordon’u soyar ve bir kafese  kapatırlar. Joker onu bir hayvan gibi zincirler. Kızı Barbara’nın yaralı halde çekilmiş çıplak fotoğraflarını gösterir ve onunla alay eder.

Sonunda Joker’in saklandığı yeri bulan  Batman, Gordon’u kurtarmak için gelir. Joker, tutsağı ile  lunaparka saklanır ve Batman için kurduğu tuzakları harekete geçirir. Ancak Batman kendine kurulan tuzaklardan kurtulur. Sonunda Batman ile Joker karşı karşıya gelir. Joker tam düşecekken Batman ona yardım elini uzatır. Bu sırada Joker, hayatını kurtaran Batman’a bir fıkra anlatır. Fıkranın sonunda her ikisi de gülmeye başlar. Polisler yaklaşırken bile gülmeye devam ederler. Çizgi roman, gülmekte olan Batman’in kolunu Joker’e doğru uzattığı karede biter.

FİNALDE  VERİLMEK  İSTENEN  MESAJ

Finalin Joker’in iddiasını Batman’e kanıtlama çabası üzerine kurgulanmasından dolayı felsefi bir tadı vardır:

Joker, yeterince travmatik tek bir günün her insanı delirteceğini ve sadist bir kötüye dönüştüreceğini kanıtlamak ister. Bunun  kanıtlanması demek, “medeniyet/modern insan ve delilik/suç” arasında sadece tek bir güçsüz bariyer, tek bir gün olması ve dolayısıyla Batman’in savunduğu ve uğruna savaştığı sistemin bir yalan olduğunun kanıtlanması demek  olacaktır. 

Grafik romanın finali de iki karakter arasındaki ilişki bakımından oldukça çarpıcı sekanslar içermektedir. Aralarındaki savaş bu şekilde sürüp giderse nihayetinde birinin ölümüyle sonuçlanacağından emin olan Batman, Joker’le barış yapmak ister ve onu rehabilite etmeyi önerir. Joker bu teklif karşısında oldukça şaşırır ve ilk defa, kısa bir anlığına, Batman ile aralarında samimi bir diyalog geçer. Joker, artık kendisi için çok geç olduğunu belirterek Batman’in teklifini reddeder. Tüm bu olanlar Joker’in aklına bir fıkra getirir ve Batman’a anlatmaya başlar:

Akıl hastanesindeki iki arkadaş, kaçmak üzere plan yaparlar. İlk hasta, çatıdan çatıya  atlayarak kaçmayı başarır fakat diğer hasta atlamaktan korkar. İlk hasta, el fenerini açmayı teklif eder, böylelikle arkadaşı ışığın üzerinden yürüyüp karşıya geçebilecektir. Bunun üzerine diğeri şöyle cevap verir: “Sen, beni deli mi sanıyorsun? Ben yolun yarısındayken feneri kapatırsın!”

Fıkradaki iki akıl hastası elbette Batman ve Joker’i sembolize etmektedir. El feneri ışığının üzerinden yürümenin teklif edilmesi, Batman’in Joker’i rehabilite etmesi olasılığının ne kadar gerçek dışı olduğunu,  akıl hastasının bu teklife verdiği cevap ise Joker’in insanlığa dair tüm güvenini kaybettiği için Batman’in teklifine ve iyi niyetine asla güvenemeyeğini sembolize etmektedir. Fıkrasını bitiren Joker bilindik kahkaha krizlerinden birine girer. O anda beklenmedik bir şey olur: Batman de onunla birlikte kahkaha atmaya başlar. Hiç gülmeyen dedektif, kahkaha  atmaktadır. Sirenleri çalan polis arabaları yaklaşmakta ve yağmur yağmaktayken Batman ve Joker, adeta birbirlerine sarılmış bir durumda kahkalara gömülürler. Son kareler, düşen yağmur damlalarını gösterir ve hikâye sona erer. Maceranın sonu, okurun yorumuna bırakılır.

Her ne şekilde bitmiş olursa olsun, Joker iddiasını kazanamamış olsa da farkında olmadan  kendince başka bir şeyi kanıtlamıştır: Batman’in de en az kendisi kadar deli olduğunu. Yetişkin bir adam olmasına rağmen yarasa kostümü giyip geceleri damdan dama atlayan Batman’in akli dengesi de mücadele ettiği suçlularınki gibi bozuktur ve tüm bunlara “kötü geçirdiği tek bir gün” sebep olmuştur. Acaba Joker haklı mıdır? Gelin, bu noktada “deliliğe eşlik eden kötülük” üzerine biraz kafa yoralım.

JOKER’İN PSİKOTİK  KÖTÜLÜĞÜ

Socrates kimsenin kasıtlı olarak kötülük yapmayacağını  savunur. Herkes iyi bir yaşam sürmek ister, oysa kötü davranışlar bu amaçtan alıkoyar. Ancak bu düşünce, kendimize ait sezgilere aykırı gelir. Çünkü kendimizde ve diğer insanlarda, kötü olduğunu bildiğimiz şeyleri yapma eğilimi olduğunu kabul ederiz. Aristoteles, düşünüp taşınarak iyiyi göz ardı edebildiğimizi iddia eder. Ona göre tüm kötü eylemler zayıflıktan ya da yanlış anlamaktan ileri gelir. Kant ise insanların sadece bir biçimde iyi olduğunu, düşündükleri şeyi seçebileceklerine inanır. Kantçı kötülük, şeytani insanların uyguladığı ölçüsüz bir kötülük biçimi değildir. Ayrıca Kantçı kötülük, psikoloji ve sosyolojiden çok,  özgürlük metafiziğine aittir. Nietzsche’ye göre  ise insanlar, genelde kötülükten hoşlanır ve anlamsız kötülüğü en ilginç kötülük biçimi olarak görürler. Peki ama kötülük ne türden bir ayartıcılık sunar?

Joker’in acıdan delirerek içine düştüğü kötülük cehennemini yukarıdaki filozofların kötülük kavramına göre açıklayamayız. Acaba Joker bir sadist midir? Hegel’e göre sadistler,”özneler ” olarak kabul edilmek isterler. Bireysel kimlik yokluğundan muzdariplerdir.

İnsanların nasıl başka insanlara korkunç şekilde acı verebildiklerini anlamaya çalışırken kullanılan yaygın bir açıklama, canilerin kurbanlarını bir nesne statüsüne indirgedikleri ve kurbanın sen-ben ilişkisini ortadan kaybolacak derecede nesneleştirildiğidir. Ancak bu durum sadistik şiddeti anlamaya yeterli değildir. Eğer kurban bir nesne düzeyine indirgenirse sadistik şiddetin bir anlamı kalmaz. Sadist bir eylem, kurbanla belirli bir özdeşleşmeyi önceden varsayar. Yoksa eylem büsbütün anlamsız olur. 

McGinn ise sadizmi, biraz farklı bir biçimde yorumlar; sadistlerin kendi yaşamlarının diğerlerinden  daha değersiz olduğu duygusundan, “bir varoluşsal haset” hissinden muzdarip olduklarını öne sürer. Bu bizim kısmen katıldığımız bir görüştür. Buradaki sorun, her sadistin varoluşsal  hasetten muzdarip olmasını söylemenin zor olmasıdır. Bununla birlikte Joker’in kötülüğünde bu varoluşsal güdülenmenin etkisini gördüğümüzü düşünebiliriz.  

Modern psikiyatride deliliği tanımlayan sözcük “psikoz”dur. Psikozun nedenleri nedir? Neden bazı insanlar psikotik olurken diğerleri olmaz? Psikoz, yaşamın başlarında oluşan  bir zihin yapısıdır ancak kişi büyüdükçe delirecek diye bir kural yoktur. Psikotik kişilik yapısında olmakla psikotik hasta olmak arasında ciddi bir fark vardır. 

Psikozun oluşmasında birçok başka faktörün devreye girmesi gereklidir. Bunların başlıcaları; genetik yatkınlık, kötü ebeveynler, toplumsal yıkımlar, çocuklukta geçirilen ağır travmalar, iletişim sorunları, ilaç ve kimyasal ajan toksiteleri vb. Şeylerdir. Görüldüğü üzere, Joker’in insanın tek bir günde delireceği iddiası doğru değildir, hatta fazlasıyla  romantik bir önermedir. Ancak Joker’in tamamen yanıldığını da söylemeyiz. Bunun nedeni de psikiyatride kullanılan önemli bir kavramdır. Bu kavramın adı Psikoz  Tetiklenmesi ya da Psikotik TetiklenmedirPsikotik olan çoğu insanda, psikoz hiçbir zaman tetiklenmeyecektir. Hayat devam edecek, çöküş ve çözülme anı gelmeyecektir. Ancak bazı vakalarda psikoz patlak verir, bu patlama çoğu zaman ürkütücü olur, başlangıçta felaket gibi gelir. Joker’in başına geldiği gibi. Tetiklenme anında yaşamla bağımızı kuran sembolik ağ yırtılır ve kişi bir şeylerin eksik olduğunu hisseder, derin bir boşluğa düşer. Kişinin bu zorlu dönemi atlatmasına yardımcı olma çabası, tetiklenmeye yol açan olaylar dizisinin yeniden oluşturulmasını önleyebilmektedir. Bu kronolojinin üzerine  dikkatli bir çalışma sağaltıcı olabilmektedir. Ancak Joker’in içinde bulunduğu derin yalnızlık, çaresizlik ve psikolojik yardım alamaması bunu başarmasına engel olmuştur. O, umutsuzluğun yankısına kendini teslim etmiş, trajik bir biçimde kendisini delilik uçurumuna  bırakmıştır.

BATMAN’İN  PARANOYASI VE MELANKOLİK KİŞİLİĞİ

Melankoli, eski Yunancada “Kara safra” anlamına gelen bir sözcüktür. Yüzyıllar boyu felsefeyi, sanatı ve bilimi meşgul etmiştir. Malesef günümüzde, melankoli denen bu güzel, esrarlı ve şiirsel sözcüğü kullanmıyoruz. Ona kısaca depresyon diyoruz!

Batman’in çocukluğunda annesi ve babasının ölümüne şahit olduğunu biliyoruz. Bu durum her  çocuk gibi ruhunda derin yaralar bıraktımıştır. Bruce Wayne’nin ( Batman) kişiliğinin her oluşum evresinde bu trajik olayın etkilerini görürüz. İçinde her gün büyüyen öfke, onu şiddete eğilimli depresif bir insana dönüştürmüştür. Ama çocuklukta yaşadığı bu travma, onu Joker gibi kötücül birine  dönüştürmemiştir. Kuşkusuz bunda genetik ve çevresel faktörlerin ona yardımcı olduğunu söylemek gerekir. 

Ailesinden gelen büyük servet, iyi bir eğitim almasını ve konforlu yaşam sürmesini sağladı. Joker ise yalnızlık  ve sefalet içinde yüzüyordu. Ayrıca Batman, Alfred gibi, babası yerine koyduğu bilge bir adamın öğütleriyle büyüdü.Ve sonunda bir suç savaşçısına dönüştü.

Ancak yaşadığı travma onda başka bir iz daha bıraktı. Zaman zaman ortaya çıkan paranoid kişilik! Batman bu macerada olduğu gibi, zaman zaman kendini paranoyaya kaptırmaktadır. Joker’le savaşırken kendisinin de deli olacağından kuşkulanmaktadır. Sürekli kuşku içinde yaşamakta ve  eylemlerini sorgulamaktadır. Aslında bu kişilik, onun daha fazla benimsemesini sağlamakta ve karton bir karakter olmaktan kurmaktadır. Çünkü hepimiz yaşamımız boyunca zaman zaman bu karanlık ve kuşkucu dönemleri yaşarız. Bazı paranoid kişiler uysal ve sakin bir kişiklik yapısına sahipken bir grup, tam tersi eğilim gösterir ve önemli toplumsal değişimlerin faili olurlar. Nevrotik insanlar genelde mücadeleci değildirler, yaşamlarını başka birinin düzenlenmesine ihtiyaç duyarlar ve risk almaktan kaçınırlar. Oysa paranoidlerin çoğu  inandıkları dava uğruna tüm enerjilerini harcarlar. Belli bir gerçeği aktarmayı, belli bir olayı ve kötülüğü açığa çıkarmayı görev edinebilirler.Tıpkı Batman gibi. Toplumumuzdaki iyi ve kötü dönüşümlerin birçoğunu bu gruba borçluyuzdur.

SON SÖZ

Öldüren Şaka, Batman ve Joker arasındaki kahraman-kötü adam ilişkisindeki başarının aralarındaki zıtlıktan olduğu kadar, benzerliklerden de kaynaklandığını göstererek iki karakter arasındaki düalizmin ve dinamiklerin derinlemesine analizini sunmuştur. 

Batman, ailesini kaybetmenin travmasından adalet dağıtarak bir anlam çıkarmaya çalışırken, Joker hayatın absürtlüğünü ve kaotik adaletsizliğini yansıtmaktadır. Yöneldikleri amaç ve hayat görüşleri farklı olsa da ikisinin de çıkış noktası benzerdir. Adaletin farklı taraflarında dursalar da bu maceranın sonunda iki karakter de delice bir kahkahanın içinde kendilerini kaybetmiş, birbirlerini bulmuş ve “tek” olmuşlardır. Joker’in iddiasını kanıtlamak için bunca zahmete girmesi sistem ile kaos arasındaki çizginin ne kadar ince ve kırılgan olduğunu kanıtlama çabasıdır.    

Eleştirmen Geoff Kluck, “Batman ve Joker hayatlarını değiştiren trajediler yaşadılar. Batman tragedyayı ifade ederken Joker komedyayı yansıtır,”yorumunu yapmıştır.1 Alan  Moore ise, “Psikolojik olarak Batman ve Joker, birbirlerinin aynı kişilerdir,” demiştir. Ancak bu doğru değildir. “Onlar, madalyonun birbirinden tamamen farklı iki yüzüdür.”2

1 Geoff Kluck, How to Read Superhero Comics and Why (New York: Continuum, 2002) 52-53. 

2 “Alan Moore Interview,” Interview with Brad Stone, Comic Book Resources October 22, 2001. Retrieved on June 28, 2008. 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Wallace Langham, HBO dizisi “Perry Mason”ın 2. sezon kadrosuna katıldı

Sonraki Hikaye

BBC, Death In Paradise'ın spin-off dizisi Beyond Paradise'a yeşil ışık yaktı

En Son Yazılar