Toprak, Buz ve Kar Arasında: Trapped I Ezgi Özcan

Toprak, Buz ve Kar Arasında: Trapped I Ezgi Özcan

Ezgi Özcan, yükselen Kuzey Polisiyeleri’nin en iyi örneklerinden Trapped‘ı değerlendirdi. İzlanda’nın soğuk, karlı ve karanlık atmosferinden bir kesit sunan diziye dair. 9. sayımızdan… Polisiye bir hikâyenin sadece İngiltere’nin puslu ve sisli ortamına değil, İzlanda’nın buzlu ve karanlık ortamına da çok yakışacağının göstergesidir “Trapped”. Görünüşte olağandışı hiçbir şeyin olmadığı sakin bir yerleşim biriminin, nasıl olağanüstülükleri içinde barındırdığını anlatır… 15 milyonluk İstanbul’da yaşamak ne demek? Trafikte çile çekmek, kalabalıktan omuz yemeden çıkamamak, hafriyat kamyonlarından şans eseri kurtulmak, her ay ev sahibinin zam salvolarından sıyrılmak, diğer yakada oturanlarla bazen bir sene buluşamamak, yeni açılan metro aktarma istasyonları arasında sürekli yol bulmaya çalışmak… Sadece karmaşa ve defans çabası mı bu kentte yaşamanın karşılığı? Başka katmanları yok mu? Bence var. Buraya İstanbul için bir parantez açalım. Adı olay parantezi olsun. Şehri bu paranteze aldığımızda ne söyleyebiliriz? O zaman cevabımız ne olur? Benim cevabım belli: İstanbul bize küçük olay yaşamayı unutturan, her gün büyük olaylarla sınandığımız bir kazan. En önemli özelliği hayret duygumuzun içini boşaltıp şaşkınlığımızı elimizden alması. İstanbullular için metrobüs kazası sıradan, trafik ortasında kavga sıradan, taciz sıradan, cinayet sıradan, bomba sıradan, katliam sıradan… Bizim gibi sıradanlık algısı bozulmuş insanlar için, daha küçük bir yerde yaşayan daha az sayıda insanın hayatını tahayyül etmek çok güç. devamını oku...
Öteki Sherlocklar I Yankı Enki

Öteki Sherlocklar I Yankı Enki

Yankı Enki, Sherlock Holmes’ün yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle’un izinden giderek bu nevi şahsına münhasır dedektifi yaşatan diğer yazarları ve onların eserlerini değerlendiriyor. 7. sayımızdan… Bu eserlerden Türkçede yayımlananlar arasında öne çıkanlardan biri Mark Twain’in “Çift Taraflı Bir Dedektif Hikâyesi”dir. Orijinali 1902’de, henüz Sherlock popülerken yayımlanmış bir parodidir bu… A. C. Doyle ölümsüz kahramanı Sherlock Holmes’ü 1880’lerde yarattı, 1920’lerin sonuna dek de okurların dünyasında yaşatmaya devam etti. Doyle, 1930’da hayatını kaybetse de Sherlock bir mitosa dönüştü, başka yazarların kitap sayfalarında yaşamaya devam etti. Öteki Sherlocklar, kimi zaman Doyle’un mirasına sadık bir şekilde yer aldı edebiyatta, kimi zaman parodilere malzeme oldu. Bazen Doyle’un imgeleminin çok ötesinde kimliklere büründü, bazen de yaşatılmak istenen Sherlock değil, Doyle oldu. Mark Twain’den “Çift Taraflı Bir Dedektiflik Hikâyesi” Bu eserlerden Türkçede yayımlananlar arasında öne çıkanlardan biri, Mark Twain’in Çift Taraflı Bir Dedektif Hikâyesi‘dir. Orijinali 1902’de, henüz Sherlock popülerken yayımlanmış bir parodidir bu. Hem Sherlock’un akıl yürütmelerine hem de Doyle’un üslubuna karşı getirilmiş bir eleştiri olarak yorumlanabilecek bir öykü kurgulamıştır Twain. Sherlock’un da yanılabileceği ihtimali, bu ölümsüz mitosun başlangıcına önemli bir dipnot düşmüştür. “Hafif Bir Akıl Tutulması” Tarihte geriye gittiğimizde Twain’in eseri ne derece önem arz ediyorsa, günümüze yaklaştığımızda Mitch Cullin’in Hafif Bir Akıl Tutulması başlıklı romanı devamını oku...
Türkiye’nin Tek Dizi Kültürü Dergisi Episode, 8. Sayısıyla Raflarda

Türkiye’nin Tek Dizi Kültürü Dergisi Episode, 8. Sayısıyla Raflarda

Türkiye’nin tek dizi kültürü dergisi Episode, 8. sayısıyla piyasaya çıktı. Her zaman olduğu gibi yine dopdolu bir içerik sunan Episode’un Yabancı kısmında, son yılların en iyi 50 polisiyesini değerlendirdik. Yerli kapağımızdaysa Çukur‘daki Vartolu karakteriyle herkesin konuştuğu Erkan Kolçak Köstendil yer alıyor. Keyifli okumalar… ABD, İngiltere, İspanya, Fransa, Almanya ve özellikle Kuzey Avrupa… Dünyanın pek çok yerinde özellikle son birkaç yıldır polisiye, yükseliş dönemini yaşıyor. Özgün senaryolar, edebiyat uyarlamaları, Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot gibi kült karakterlerin yeniden uyarlamaları… Peki, neden polisiyeyi seviyoruz, neden katillerin, korkunç cinayetlerin dünyasına izleyici ya da okur olarak dahil oluyoruz? Öncelikle çıplak gerçeği önümüze serdiği, elbette iyi ya da kötü her eylemin neden-sonuç ilişkisiyle açıklanması gerektiğini, belki de halının altına süpürülen toplumsal sorunları gün yüzüne çıkarttığı, aynı zamanda aklın, bilimin, analitik düşüncenin her gizemi çözebileceğini gösterdiği için… Son yılların en iyi 50 polisiyesi 2 yıldan uzun bir zamandır, Türkiye’nin tek polisiye kültür dergisi 221B’yi de yayımlayan bizler, bu yükselişte Episode okurlarına bir yol haritası sunmak istedik. Böylece son zamanların en iyi polisiye dizilerini incelediğimiz, önerdiğimiz bir kapak dosyası hazırlamaya karar verdik. La casa de papel‘den Beck‘e, Sherlock‘tan Grantchester‘a, Trapped‘dan henüz başlayan Hard Sun‘a son yıllarda yüzlercesini gördüğümüz polisiye dizilerin bizce en iyi ve önemli örneklerini devamını oku...
Cemaatçinin Ölümü: Gazetecinin Dirilişi I Timur Soykan

Cemaatçinin Ölümü: Gazetecinin Dirilişi I Timur Soykan

Barış Soydan’ın bugünümüze ışık tutan romanı Cemaatçinin Ölümü‘nü meslektaşı Timur Soykan değerlendirdi. 10. sayımızdan… Barış Soydan’ın kitabında gazeteciliğin polisiye yazarlığında sunduğu bütün avantajları görmek mümkün. Bunlardan birincisi; akıcı ve etkili anlatım. Yıllarca gazete birinci sayfası yazan, editörlük yapan bir kalemin kelime seçimleri ve hikâyeyi sunuş biçimi tabii ki etkili oluyor. İkincisi; sahicilik. “Cemaatçinin Ölümü”nde gazetecilik yaparken tanık olunan olaylar, mekânlar gerçekliğine toz kondurulmayan titizlikte anlatılıyor… Türkiye uzun süredir gizem dolu bir polisiyenin sahnesi. “İçinde yaşamasak eğlenceli ülke,” denir ya tam da öyle. Filmlerde olsa, “Hadi oradan!” diyeceğin komplo teorilerinin, kumpasların ve kendini çok iyi gizleyen karanlık güçlerin gerçeğini, ülke olarak yaşadık, yaşıyoruz. Jean-Christophe Grangé’a, Dan Brown’a dudak ısırtacak tarikat ve gizli örgütlerin kralı, bizim ülkeden çıktı hatta devleti ele geçirdiler. Siyasi iktidarla kurdukları komplolarla binlerce kişiyi hapsettiler, can aldılar. Fetullah Gülen Cemaati ve suç ortağı AKP’nin kavgası başlayınca gizem aydınlandı. Kirli işler, ilişkiler ortalığa saçılmaya devam ediyor. Şüphesiz tüm bu yaşananlar hiçbir polisiye yazarının aklına gelmeyecek kadar fantastik ve şaşırtıcıydı. İşte, hayatın hayal gücü, bu kadar güçlü. Yaşananlar polisiye yazarlarına yıllarca yazılsa tüketilemeyecek malzemeler sunuyor. Devletteki kavganın içinde Cemaatçinin Ölümü kitabında Barış Soydan, Fetullah Gülen Cemaati ile AKP’nin kavgasının yeni başladığı günlerde bu tarihi gizemin içine dalıyor. Kahramanımız Ufuk Lodos, devamını oku...
Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Hikâyeleri I Barlas Omay

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Hikâyeleri I Barlas Omay

Barlas Omay, Devrim Kunter imzalı çizgi roman serisi Seyfettin Efendi’yi değerlendirdi. 221B Dergi 11. sayısından… İstanbul’un kültürü ve tarihi açısından önem arz eden noktalarında, yere çizilen ve sanki bir ayini anımsatan şekillerin arasında kesilip parçalanmış cesetler bulunuyor peş peşe. Cinayetlerin birbirleriyle alakalı olduğunu düşünen Seyfettin Efendi, seri katili bulmak için Osman Paşa’yla görüşüyor ve İfşa-yi Sırr Teşkilatı davayı üstleniyor. “Söyle bakalım bu tünellerin girişini biliyor musun?” “Önce ben soracağım. Seyfettin ne demek?” “Seyf-üd-din. Dinin kılıcı anlamına gelir.” Başkahramanımızın adında yer alan bu kılıç, onu zihninde din ile bilimi tam olması gereken yerden kesiyor; yaratık gördüğünü iddia edenlere alkol kontrolü yapacak, cinleri sıfırla çarpacak, büyü diyenleri pi sayısının virgülden sonrasını ezberletmekle cezalandıracak karakterde bir hafiye Seyfettin Efendi. Hiçbir kanıtı ve ayrıntıyı atlamayan iyi bir gözlemci, ipuçlarını doğru şekilde yorumlayan ve başarılı karakter analizleri yapan bir kanun adamı. Ama bütün bu niteliklerine ve meziyetleriyle öne çıkan ekip arkadaşlarına rağmen bir türlü önüne geçemediği bir cinayet silsilesi var ve halk korku içinde. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kanı boşaltılmış cesetler bulunuyor. Anlayacağınız üzere birinin köpekdişleri normalden çok uzun. Şu ana kadar üç cilt yayımlandı İstiklal Savaşı’nın yeni bittiği dönemde geçen Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları‘nın ilk cildi, ekip üyelerini okura tanıtma görevi gören bir vakayla devamını oku...
Diane Kruger: “Paramparça”da Katja’yı Canlandırırken Boğuluyormuş Gibi Hissettim

Diane Kruger: “Paramparça”da Katja’yı Canlandırırken Boğuluyormuş Gibi Hissettim

Kariyerini ilmek ilmek işleyen bir oyuncu o. Almanya’da dünyaya geldi, Fransa’da oyunculuk üzerine eğitim aldı. Güzellik ve cazibenin yeterli olmadığını bilerek (kendisinde ikisi de mevcut, yanlış anlamayın!) doğru zamanda doğru yerde olmayı bildi. Diane Kruger, Fatih Akın’ın yönettiği In the Fade/Paramparça‘da bugüne kadar ki en zorlayıcı ve cesur rollerinden birinde. Aktris, “Paramparça‘da Katja’yı canlandırırken boğuluyormuş gibi hissettim,” diyor… Çeviri: Sena Özkurt 41 yaşındaki oyuncu, birçok eleştirmenin kariyerindeki en iyi performansı olarak adlandırdığı Paramparça filmindeki rolüyle Cannes Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’yle ayrılmıştı. Rol aldığı film, Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film Ödülü’ne layık görüldüğünde gururluydu. Fatih Akın’ın yönettiği filmde Kruger, Türk göçmen eşi ve küçük oğlu Neo-Naziler tarafından öldürülen yaslı anne Katja’yı canlandırıyor. Paramparça, Kruger’in ana dili Almancayı kullandığı ilk film. Genç yaşta oyunculuk eğitimi için Fransa’ya taşınan aktris, zamanının büyük bölümünü Paris ve New York’ta geçiyor. Brad Pitt’le rol aldığı epik drama Troy (Truva), National Treasure (Büyük Hazine) ve Inglourious Bastards (Soysuzlar Çetesi) filmlerindeki ana akım rollerden sonra Katja karakteriyle ortaya koyduğu iş, kariyerinin en cesur rolü olarak adlandırıyor. Diane Kruger, kariyerinde istediği noktaya sonunda ulaşabildi mi? Peki bunun bu kadar uzun sürmesinin sebebi neydi? “Paramparça”nın İngiliz ve Amerikan seyircisi için sürpriz olacağını düşünüyor musunuz? Böyle devamını oku...
Line Of Duty: Polislerin Peşindeki Polisler I Ezgi Özcan

Line Of Duty: Polislerin Peşindeki Polisler I Ezgi Özcan

Ezgi Özcan, karakter değil kanıt odaklı çarpıcı ve farklı polisiye Line Of Duty‘yi değerlendiriyor. 11. sayımızdan… Nedir bu “Line Of Duty”nin alametifarikası derseniz, polislerin peşindeki polisler derim. Peki… Daha açıklayıcı olayım: İngiliz polis teşkilatının AC-12 biriminden bahsediyorum. Yolsuzluğa karışmış, suça bulaşmış, yozlaşmış polisleri soruşturmak için bir araya gelmiş bir komiser ve iki dedektifin oluşturduğu soruşturma ekibinden: Komiser Ted Hastings, Çavuş Steve Arnott ve Polis Memuru Kate Fleming. Bambaşka bir evren yaratıp o evrenin kurallarını kendi koyan diziler vardır. Bir de halihazırda yaşadığımız düzenin kurallarını kendine kılavuz edinip hikâyesini bunun üzerine kuran diziler… Yönetmeliklerin, anayasanın, politikanın her türlü yapıtaşı ve kaidesinin dramaya konu olması, bana diğer türlerden daha heyecan verici gelmiştir hep. Çünkü bunca yıldır senaryo yazarken gözlemlediğim şey şu: Verili bilgiyi hikâyenin, sahnenin içine yedirip yazmak, hikâyenin kendi kurallarını üretmekten daha zor. Tutarlılık ve gerçekliği tutturma kaygısı hâd safhadayken, bu değişkenler içinde dans edip hikâyeyi ilerletmek için yaratıcı çözümler bulmak bir yandan iş görüşmesi yaparken diğer yandan ağlayan bebeğinizi susturmak gibi. Bunun başarılı bir şekilde yapıldığını gördüğüm iki dizi vardı, Newsroom ve Borgen… Şimdi buna BBC 2’de yayınlanırken başarısıyla BBC 1’e transfer olan İngiliz polisiyesi Line Of Duty de eklendi. Nedir bu Line Of Duty‘nin alametifarikası derseniz, polislerin peşindeki polisler devamını oku...
Ackroyd Paradoksu I Çınla Akdere

Ackroyd Paradoksu I Çınla Akdere

Çınla Akdere, Hercule Poirot’nun 1926 yılında yürüttüğü bir soruşturmayı 72 yıl sonra adım adım incelemeye soyunan Pierre Bayard’ın Roger Ackroyd’u Kim Öldürdü? kitabını değerlendiriyor. Sözkonusu olan, Agatha Christie’nin ünlü romanlarından Roger Ackroyd Cinayeti. Christie dosyasıyla çıkan 8. sayımızdan… Pierre Bayard, “Roger Ackroyd’u Kim Öldürdü?” kitabı boyunca Hercule Poirot’yu, soruşturmada cinayet açısından çok da belirleyici olmayan ikincil ipuçlara takılmasından dolayı eleştirir. İşte bu yüzden katilin Dr. Sheppard olduğundan emin olunmaması gerektiğine inanarak soruşturmayı baştan kurar. Şüphelilerden Dr. Sheppard, Ralp Paton ve Caroline Sheppard’ın katil olma olasılıklarını tek tek inceler. Bunu yaparken de S. S. Van Dine’ın listelediği kurallardan yola çıkar. Roger Ackroyd’u kim öldürdü? Agatha Christie müptelalarının bir çırpıda cevaplayacağı bu soru, hiç de zor görünmüyor değil mi? Oysa bir edebiyat profesörünün bu soruya yanıtı, ona bir kitap yazdıracak kadar uzun oldu. Bu kitap, Fransız eleştirmen, psikanalist Pierre Bayard tarafından yazıldı, Roger Ackroyd’u Kim Öldürdü?1 başlığıyla 1998 yılında raflarda yerini aldı. Les Éditions de Minuit, 2002 ve 2008 yıllarında kitabın ikinci ve üçüncü baskısını yaptı. Türkçe çevirisi Doğan Kitap tarafından 2003’te bizlere ulaşan kitap, Hercule Poirot’nun 1926 yılında yürüttüğü bir soruşturmayı tam 72 yıl sonra tekrar adım adım incelemeye soyundu. Bu sayede belki de okuyucular ilk kez polisiye roman üzerine yazılmış devamını oku...
Sinemanın Sherlockları I Sevin Okyay

Sinemanın Sherlockları I Sevin Okyay

Tüm zamanların en popüler kültür ikonlarından Sherlock Holmes, 100 yılı aşkın süredir 200’ü aşkın filmde, 70’den fazla aktörle beyazperdede boy gösterdi. Sevin Okyay, sinemadaki Sherlockları anlatıyor. Sherlock Holmes’ü kapağımıza taşıdığımız 7. sayımızdan… Sir Arthur Conan Doyle’un hafiyesini adlı adınca sunan ilk film, tek bobinlik Mutaskop makinesinde gösterilen, 30 saniyelik, 1900 yapımı “Sherlock Holmes Baffled”dı. Aynı zamanda kaydı olan ilk dedektif filmidir. İlk Holmes’ü ve ona musallat olan hırsızı oynayan aktörlerin adları bilinmiyor. Yıllar boyu kayıp sanılan filmin 1968’de Kongre Kütüphanesi’nde bir baskısı bulunmuştu. Guinness Rekorlar Kitabı’nın da doğruladığı gibi Sherlock Holmes, en fazla canlandırılan film karakteri. 200’ü aşkın filmde 70’den fazla aktör onu oynadı. Sherlock Holmes, bazı yönlerden ona benzeyen meslektaşı Hercule Poirot gibi kitap sayfalarıyla yetinmemiş, sinema perdesi, televizyon ekranı, tiyatro sahnesi ve özellikle radyoda da egemenliğini ilan etmiştir. BBC Radyo 4, bütün Sherlock Holmes hikâyelerini oyunlaştırır. Clive Merrison ile Michael Williams’ın sesleri de Holmes ile Dr. Watson’a can verir. Hatta en fazla uyarlaması gerçekleştirilmiş kurmaca karakter olduğu bile söylenir. İlk Sherlock Holmes filmi, 1900’de çekildi Ama tek başına ses ne kadar etkili olsa da sinema perdesindeki görüntü kadar insanı etkilemez tabii. Sherlock Holmes ile Dr. Watson, sesleri ve görüntüleriyle sinema perdesine gelmeden önce de kısalı uzunlu sessiz filmlerle devamını oku...
Çalınan Mektup: Sırrın Yüzeyselliği ve Bilgi Ekonomisi I Doruk Tatar

Çalınan Mektup: Sırrın Yüzeyselliği ve Bilgi Ekonomisi I Doruk Tatar

Doruk Tatar’dan modern polisiyenin babası Edgar Allan Poe’nun Çalınan Mektup‘u üzerine. Poe’yu mercek altına aldığımız 9. sayımızdan… Poe’nun “Çalınan Mektup”u, kendisinden sonra gelen polisiye/dedektiflik öykülerini içerik olarak etkileyen bir eser olmanın ötesinde modern edebiyatın sır, bilgi, derinlik ve yüzey temalarına yaklaşımında da belirleyici bir rol oynar. Edgar Allan Poe’nun aynı zamanda popüler edebiyatla özdeşleşen modern polisiye edebiyatının mucidi olması, bu edebi türün ortaya çıktığı andan itibaren yüksek (ciddi) ve popüler (eğlencelik) edebiyatlar arasında ayrımı zorlamasına neden olmuştur. Modern polisiye edebiyatın ilk örneklerini veren Poe, kendinden sonra gelen polisiye yazarlarını özellikle de Conan Doyle ve Agatha Christie’yi derinden etkiler. Bu etkinin en barizlerinden biri, hikâyedeki anlatıcının konumudur. Poe’nun diğer polisiye öykülerindeki gibi, bu yazıda üzerinde duracağım Çalınan Mektup da Dupin’in, ismini hiçbir zaman öğrenemediğimiz ortağının ağzından aktarılır. Bu açıdan bakıldığında Doyle’un Watson’ı ile Christie’nin Hastings’i tarafından temsil edilen anlatıcı geleneğinin de ilk uygulayıcısıdır Poe. Üzerine çokça teorik çalışma üretilen bir hikâye Poe, yazdığı polisiye eserlerle sadece edebiyat alanında öne sürülen bu ayrımı ve hiyerarşiyi zorlamakla kalmaz, aynı zamanda edebiyatla teoriyi de bir arada düşünmek için geniş bir alan sunar. Çalınan Mektup çokça teorik çalışma yapılmış hikâyelerden biridir. 20. yüzyıldaki edebiyat ve eleştirel teoriyi takip edenlerin aşina olduğu iki metin ön plana devamını oku...