Casusluk Draması “Condor”, 6 Haziran’da Başlıyor

Casusluk Draması “Condor”, 6 Haziran’da Başlıyor

Sydney Pollack’ın yönettiği 1975 tarihli klasik casusluk filmi Three Days of the Condor‘un (Akbabanın Üç Günü) televizyona uyarlanacağını daha önce duyurmuştuk. Dizi, ete kemiğe büründü çoktan. 6 Haziran’da ilk bölümüyle izleyici karşısına çıkacak Condor‘dan uzunca bir fragman daha geldi üstelik… Sinemanın yaşayan efsanelerinden Robert Redford’un başrolünde olduğu Akbabanın Üç Günü‘nün izinden giden Condor, CIA analisti Joe Turner’ın merkezinde olduğu hızlı ve bol aksiyonlu bir casusluk draması. 10 bölümlük dizide başrolde Max Irons (kendisi usta aktör Jeremy Irons’ın oğlu olur, belirtelim) yer alıyor. Genç Irons, Redford’un filmde canlandırdığı Turner rolünde. Efsanevi filmin TV uyarlaması Ona eşlik eden isimler de yabana atılacak cinsten değil. Oscar’lı oyuncu William Hurt, uzun süre sonra setlere dönen Mira Sorvino, Brendan Fraser ve Bob Balaban, başlıca rolleri üstleniyor. Kamera önü de arkası da sağlam Kamera arkası da bir o kadar güçlü dizinin. İlk bölümünü Alias, Scrubs ve Parenthood ile tanınan Lawrence Trilling’in yönettiği dramanın yaratıcıları, Lucky Number Slevin‘ın senaristi Jason Smilovic ve Todd Katzburg. Condor, ilk bölümüyle 6 Haziran’da Audience Network’de…
Lars Von Trier’den “The House That Jack Built”

Lars Von Trier’den “The House That Jack Built”

Lars von Trier’nin Cannes’a dönüş filmi The House That Jack Built‘den taze kareler geldi. Matt Dillon ile Uma Thurman’ın başrollerde olduğu seri katil öyküsü, ilk kez önümüzdeki ay yapılacak Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı kategorisinde izleyiciyle buluşacak… 70’li yılların ABD’sinde geçen The House That Jack Built, seri katil Jack’i (Matt Dillon) odağına alıyor. İşlediği cinayetlerle kusursuz bir sanat eseri oluşturmayı hedefleyen Jack’in kurbanlarını Uma Thurman, Riley Keough, Siobhan Fallon Hogan ve Sofie Gråbøl (Forbrydelsen‘deki usta işi oyunculuğuyla hatırlayacaksınız) canlandırıyor. Trier’nin Cannes’a dönüş filmi Thurman ile Trier’yi Nymphomaniac‘dan sonra yeniden buluşturan The House That Jack Built, Danimarkalı yönetmenin Cannes’a dönüş filmi. 2011’de Melancholia (Melankoli) filmiyle ilgili basın toplantısında bir soru üzerine Hitler’i anladığını, ona biraz empati duyduğunu söyleyen, Nazi estetizmini öven Von Trier, festivalde istenmeyen kişi ilan edilmişti. Yarışma dışı bölümde gösterilecek 7 yıl sonra senaryosunu yazıp yönettiği The House That Jack Built, 8 Mayıs’ta başlayacak 71. Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı bölümünde ilk kez seyirci karşısında olacak. Filmin sonbaharda vizyona girmesi bekleniyor…
“Ocean’s 8″den Yeni Fragman Var

“Ocean’s 8″den Yeni Fragman Var

Uzun süredir merakla beklenen Ocean’s serisinin yeni filminden ikinci fragman yayınlandı. Başrollerinde kadınlardan oluşan yıldız kadronun yer aldığı Ocean’s 8, 8 Haziran’da gösterime giriyor… Son dönemin popüler polisiye maceralarından Ocean’s serisinin farklı bir yorumu, beyazperdede görünmek için artık gün sayıyor. Daha önceki üç Ocean filmini yöneten Steven Soderbergh’in bu kez yapımcılıkla yetindiği serinin yeni filmi Ocean’s 8‘de kadınların hâkimiyeti var. Sandra Bullock’u Danny Ocean’ın (George Clooney) kız kardeşi Debbie rolünde izleyeceğimiz film, onun cezaevinden çıkışıyla açılıyor. Debbie Ocean, toplam değeri 150 milyon doları bulan elmas kolyeyi çalmak için kadınlardan oluşan bir takım kuruyor. Hedeflerindeki isimse Anne Hathaway’in canlandırdığı film yıldızı Daphne Kluger. Kolyeyi New York’ta düzenlenen bir galada, üstelik kadının boynundayken çalmayı planlıyorlar. Kadınlar takımı ve eski dostlar Debbie’nin takımında kimler var dersiniz: Lou Miller (Cate Blanchett), mücevher uzmanı Amita (Mindy Kaling), dolandırıcı Constance (Awkwafina), çalıntı mal satıcısı Tammy (Sarah Paulson), bilgisayar korsanı Nine Ball (Rihanna) ve modacı Rose (Helena Bonham Carter.) Ekipte değil ama filmin kadrosunda James Corden, Damien Lewis, Dakota Fanning, Richard Armitage, Anna Wintour, Kim Kardashian West, Kendall ve Kylie Jenner, Olivia Munn, Katie Holmes, Zayn Malik, Zac Posen, Adriana Lima ve Serena Williams da yer alıyor. Serinin diğer filmlerinde rol alan Matt Damon ve Carl Reiner’ın devamını oku...
Martin Freeman: Hayranların Beklentisi Yüzünden “Sherlock” Artık O Kadar Eğlenceli Değil

Martin Freeman: Hayranların Beklentisi Yüzünden “Sherlock” Artık O Kadar Eğlenceli Değil

Sherlock‘un yeni sezonuna ilişkin hep olumsuz haberler geliyor. Son açıklama, Doktor Watson’ı canlandıran Martin Freeman’dan. İngiliz The Telegraph gazetesinin sorularını yanıtlayan aktör, hayranların inanılmaz baskısı ve beklentileri yüzünden işin tadının kaçtığını, yeni sezonu pek konuşmadıklarını söyledi. Kısacası Sherlock dönecekse de bu çok yakın bir tarihte olmayacak… Sherlock ile ilgili peş peşe gelen açıklama ve haberler, dizinin hayranlarında hem derin bir hayal kırıklığı hem öfke hem de bıkkınlık yaratmış durumda diyebiliriz. BBC’nin fenomen dizisinin yaratıcıları Mark Gatiss ve Steven Moffat, birkaç ay önce yeni sezon için 2020 yılını işaret etmişti. Haberini buradan okuyabilirsiniz. Freeman: Yeni sezona ilişkin pek konuşmadık Son açıklamaysa Doktor Watson’a hayat veren Martin Freeman’a ait. Britanyalı aktör, o kadar dolmuş ki dizinin hayranlarının yaşayacağı muhtemel hayal kırıklığını göze almış görünüyor. The Telegraph’ın sorularını yanıtlayan Freeman, hayranlarının baskısı ve beklentilerinin kontrolden çıktığını belirtiyor. Sözleri ağır: “Dürüst olmak gerekirse bu baskı altında yaşamak çok zor. Sherlock, bir canavara dönüştü. Dizinin bir parçası olmak, Beatles’a zamanında duyulan çılgınlıkla kıyaslanabilir. Daha azı tabii. İnsanların beklentileri, bunların bazıları, eğlenceli gelmiyor artık. ‘Yapsanız iyi olur, yoksa…’ tehdidine bağlandı iş. Bu da hiç hoşnut olunacak bir durum değil.” Freeman, 5. sezona dair ekiple bir görüşme olup olmadığı sorusuna da “Pek konuştuğumuzu söyleyemem. 4. sezonun ardından devamını oku...
221B Dergi, 14. Sayısıyla Tüm Türkiye’de Satışta

221B Dergi, 14. Sayısıyla Tüm Türkiye’de Satışta

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, 14. sayısıyla raflardaki yerini aldı. Yeni sayımızda İspanya’ya gidiyoruz… Edebiyattan filmlere farklı başlıklarda İspanyol polisiyelerine yakından bakarken “Profesör”ü evinize getiriyoruz! Son dönemin en çok konuşulan dizilerinden biri La casa de papel. Dizinin popülaritesi dilden dile yayılırken bir soruyu da gündeme getirdi: İspanya’da polisiye eserlerin geçmişi ve güncel durumdaki yükselişinin nedenleri nedir? Bu soruların peşine düşen 221B, İspanya polisiye edebiyatını ve tabii sinema ve televizyonunu mercek altına alıyor. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünden Prof. Dr. Nil Ünsal, İspanya polisiye romanında Eduardo Mendoza ve eserlerini ayrıntılarıyla inceledi. Yine aynı bölümden Araştırma Görevlisi Melike Yazıcı Çangur, 80’lerden günümüze İspanya polisiyesinin gelişimini, en önemli yazarları ve eserlerini aktardı. “Profesör”, 221B’de İspanya’nın en önemli yazarlarından Manuel Vázquez Montalbán’ın gustosu yüksek dedektifi Pepe Carvalho, Fulya Turhan’ın titiz incelemesiyle karşınızda. Antonio Altarriba’nın çizgiromanı Ben, Katil‘iyse Barlas Omay inceledi. İspanya sinemasında da polisiye yükselişte. Anaakımdaki pek çok polisiyeden özgün, başarılı ve zekice kurgulanmış bu filmleri Özlem Özdemir irdeledi. Ve 14. sayının büyük sürprizi: La casa de papel‘in “Profesör”ü Álvaro Morte (üstte), Türk basınında ilk röportajını 221B Dergi’ye verdi. Arne Dahl röportajı ve diğerleri… Dosya konumuzun dışında yine dolu dolu bir içerik okuyucuyu bekliyor. Kuzey‘in en devamını oku...
Danny Boyle: Yeni Bond Filminin Senaryosu Üzerinde Çalışıyoruz

Danny Boyle: Yeni Bond Filminin Senaryosu Üzerinde Çalışıyoruz

“Yeni Bond filminin yönetmeni kim olacak?” Uzun süredir yanıtı merak edilen soru bu. Danny Boyle’dan gelen açıklama, tartışmayı farklı bir boyuta taşımaya aday. Britanyalı yönetmen, senaryo üzerinde çalıştıklarını, eğer kabul görürse 25. Bond filminin çekimlerinin yıl sonunda başlayabileceğini söyledi… Yeni dizisi Trust‘ın New York’taki partisinde konuştu ünlü yönetmen. 25. Bond filmi hakkında söyledikleri şu, birebir alıntılayalım: “Güzel bir fikirden yola çıktık. Şu anda senaryo üzerinde çalışmaktayız. Ne çıkacağını göreceğiz. Umarım beğenilir. Size daha fazlasını anlatmak isterdim ama yapmayacağım.” Fazlası var yine de: Boyle, devamında şu sıralarda bir komedi filmi üzerinde çalıştığını, 6-7 hafta içinde çekime başlamayı planladıklarını belirtti ve ekledi: “Ardından Bond filminin çekimlerine yıl sonuna doğru başlayabiliriz.” Trainspotting’in senaristi John Hodge işbaşında Kült film Trainspotting ve Slumdog Millionaire ile hatırlanan usta yönetmenin yanındaki isim, Trainspotting‘in senaristi John Hodge’dan başkası değil. Burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor yalnız: Yapımcıların elinde halihazırda daha önce Daniel Craig’in başrolünde olduğu tüm Bond filmleriyle Pierce Brosnan’lı The World Is Not Enough ve Die Another Day‘in senaryolarını yazan Neal Purvis ve Robert Wade’den gelen metin var. Bir başka deyişle, Boyle ve Hodge’un mevcut senaryodan daha iyi bir iş çıkarmaları gerekiyor. 25. Bond filminin gösterim tarihi, 8 Kasım 2019 Gösterime giriş tarihi 8 Kasım 2019 olarak devamını oku...
“The Sopranos”, Beyazperdeye Uyarlanıyor

“The Sopranos”, Beyazperdeye Uyarlanıyor

Tüm zamanların en popüler dramalarından The Sopranos, dizinin yaratıcısı David Chase tarafından sinemaya uyarlanıyor. The Many Saints Of Newark adlı film, seyirciyi Sopranosun başlangıcına götürecek… New Line Cinema adına çekilecek filmde, 1960’ların sonunda Newark’a (New Jersey) gidip Soprano Ailesi’nin doğumuna tanıklık edeceğiz. İtalyan kökenli ailemizin üyelerinin siyah mafyayla giriştiği mücadele, filmin konusunu oluşturuyor. Dizinin yaratıcısı David Chase’in senaryosunu yazıp yapımcılığı üstlendiği Sopranos filminde açıklanmamakla birlikte dizinin önemli oyuncularının da rol almaları bekleniyor. Tüm zamanların en iyilerinden 1997-2007 arasında toplam 6 sezon boyunca HBO’da yayınlanan The Sopranos, tüm zamanların en başarılı dramalarından biriydi. Toplamda 21 Emmy, beş de Altın Küre Ödülü kazanan gangster dramasında 2013’te aramızdan ayrılan James Gandolfini başroldeydi. Dizide diğer önemli rolleri Edie Falco, Steven Van Zandt, Lorraine Bracco, Michael Imperioli, Dominic Chianese ve Steve Schirripa üstleniyordu.
Heine Bakkeid İmzalı Polisiye “Seni Yarın Özleyeceğim” Satışta

Heine Bakkeid İmzalı Polisiye “Seni Yarın Özleyeceğim” Satışta

Kuzey Polisiyeleri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de geniş okuyucu kitlesi buluyor. Kuzeyden gelen son yazarlardan biri de Heine Bakkeid. Yazarın Seni Yarın Özleyeceğim adlı romanı, Beyaz Baykuş etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kuzeyin karanlık ve tekinsiz atmosferinde ilerleyen Seni Yarın Özleyeceğim romanında, başkahramanımız Thorkild Aske’nin izinden gidiyoruz. Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıkan kitabın konusu kısaca şöyle: Eski sorgu görevlisi Thorkild Aske, gözaltında tutulduğu hapishaneden çıkar çıkmaz Norveç’in kuzeyine, denizin okyanusa açıldığı yere gönderilir. Orada, artık kullanılmayan deniz fenerinde genç bir adam kaybolmuştur. Ülkede sonbahar fırtınalarının ve karanlık zamanlara geçişin can sıkıcı döneminin başlangıcıdır. Kısa süre sonra Aske’nin orada yalnız olmadığı anlaşılır. Yüzü olmayan bir kadın cesedi, bu yolculuğunda ona eşlik etmektedir… Ayşe Erbulak’ın çevirdiği Seni Yarın Özleyeceğim, 1974 Tromsø doğumlu Heine T. Bakkeid’in ilk polisiye romanı. Yazar, 2006’da ilk romanı Nabızsız‘ın ardından peş peşe yedi çocuk romanına imza attı. Seni Yarın Özleyeceğim/Heine T. Bakkeid Çevirmen: Ayşe Erbulak Beyaz Baykuş Yayınları/25 TL
Tess Gerritsen’den Yeni Bir Rizzoli&Isles Macerası: Ucubeler

Tess Gerritsen’den Yeni Bir Rizzoli&Isles Macerası: Ucubeler

Uluslararası çoksatan Çin asıllı Amerikalı polisiye yazarı Tess Gerritsen, yeni Rizzoli&Isles macerasıyla karşınızda: Ucubeler… Özgün illüstrasyonlarıyla dikkat çeken polisiye-gerilim, yazarın kısa bir öyküsünden oluşuyor. Çizimleri Alexandra S. Badiu tarafından hazırlanan kitabın konusu kısaca şöyle: Terk edilmiş kilisede genç bir kadının cesedi bulunur. Kiliseden gelen çığlıkları duyan biri, polise haber vermiştir. Bir deri bir kemik kalmış genç kadının adı Kimberly Rayner’dır ve görünüşe göre biri onu boğarak öldürmüştür. Katil aynı kilisede, bir tabutta uyuyan “ucube” Lucas Henry midir? Bu sorunun cevabını ancak Jane Rizzoli ve Maura Isles verebilir… ABD’nin San Diego kentinde dünyaya gelen Çin asıllı Tess Gerritsen, Stanford Üniversitesi’ndaki antropoloji lisansının ardından California Üniversitesi’nden tıp diploması aldı. New York Times’ın çok satanlar listesine giren Hasat‘la dünya çapında başarı kazandı. Yazarın Kemik Bahçesi, Mefisto Kulübü, Cerrah, Ruh Koleksiyoncusu, Buz Gibi Soğuk, Sessiz Kız adlı romanları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı ve büyük okur kitlelerine ulaştı. Ucubeler/Tess Gerritsen Çevirmen: Erhan Derya Kibaroğlu Doğan Kitap/29 TL
Otel Pasifik I Barlas Omay

Otel Pasifik I Barlas Omay

Bütün hikâyesi tek cilt altında toplanan Otel Pasifik, senaryosundaki bazı zaaflar sebebiyle potansiyelini tam anlamıyla açığa çıkartamasa da çizimleriyle harika bir eser. Barlas Omay inceledi. 10. sayımızdan… “Otel Pasifik”in kesinlikle ilgi çekici bir konuya sahip olduğunu düşünüyorum ve arka kapaktaki “Bir insanı cinayet işlemeye iten şey nedir?” sorusu da katillerin psikolojisi üzerinden güzel cevaplanıyor. Çizgi romanımızın senaryosu, kontrol edemediği duygularının dürtü ve saplantıya dönüşmesiyle cinayet işlemeye başlayan insanları anlatıyor ama burada ufak bir sıkıntı var; senaristler de farkında olmadan bir cinayet işliyorlar: Ana karakterin motivasyonunu daha bebekken öldürüyorlar. Her sabah poğaça aldığınız börekçideki kasiyer… Akşamları kapı kapı gezip çöp toplayan kapıcınız… Aynı ofiste beraber çalıştığınız iş arkadaşınız… Her gün görüp selam verdiğiniz veya sohbet ettiğiniz bu kimselerle ilgili fikriniz “Kendi halinde, efendi biri…” belki de. Ama bir gün geliyor o sessiz sakin insanlardan birinin önceki gece, ekmek bıçağını karşısındakinin karın boşluğuna sapladığını öğreniyorsunuz. “Kimseye karışmayan, kendi halinde, düzgün biriydi. Katilin o olduğunu duyunca şoke olduk.” Tanıdık bir açıklama değil mi? Katil olan kişinin davranışları bir anda değişim gösterebilir ama ya duyguları? Başka birinin ruhunu bedeninden sıyırıp alma isteğinin bir anda ortaya çıktığını söylemek biraz zor; dertli bir iç çekişten ters ters bakmaya, tehdit etmekten saldırıda bulunmaya ve en son öldürmeye devamını oku...