İnsan Neden Rakka’ya Gider?: Kalifat

//
18 dakikalık okuma

IŞİD’in ortaya çıkışı, saldırıları, Suriye’de egemenliği altındaki yerlerde oturttuğu hayat tarzı, örgütlenmesiyle ilgili dikkat çekici, enteresan birçok ayrıntı yıllarca konuşuldu. Ancak bu süreçte dünyanın akıl sır erdiremediği asıl konu, IŞİD’e neredeyse her ülkeden, sınıftan, milletten katılımlar ve bu katılımların nasıl gerçekleştiğiydi. Netflix’in Kalifat adındaki 8 bölümlük, İsveç yapımı mini dizisi tam da bu konuyu merkezine alan, bu sorulara cevap arayan bir dizi.

2020’yi bir virüsü başımızdan defetmeye, normal hayatımıza geri dönmeye çalışmakla geçiriyoruz. İnsanların birbirine temasıyla  bulaşa bu virüs, her ne kadar böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyormuşuz gibi bizi afallatsa da işin aslı böyle bir şeyle ilk kez karşılaşmıyoruz.

Bugünden 5-6 sene öncesine döndüğümüzde da toplu ölümlere neden olan ve insandan insana bulaşan bir belayla karşı karşıyaydık. Tıpkı şimdiki gibi geleceğimizden şüphe ediyor, korkuyla evlerimizden çıkamıyorduk. Herkes birbirinden uzaklaşıyor, birbirine şüpheyle bakıyordu. 

6 Ocak 2015-Sultanahmet, 5 Haziran 2015-Diyarbakır HDP Mitingi, 20 Temmuz 2015- Suruç, 10 Ekim 2015-Ankara Garı, 28 Haziran 2016-Atatürk Havalimanı, 31 Aralık 2016- Reina Gece Kulübü  saldırılarıyla katliamlar düzenleyen IŞİD yüzünden aylarca dehşetten sokağa çıkamamış, toplu taşıma kullanamamış, güvensizlikten birbirimizin yüzüne bakamaz hale gelmiştik. 

Sovyetlerle mücadele stratejisi kapsamında egemen güçler tarafından beslenip büyütülen, yeşil yani İslami/cihatçı kuşak, zamanla kontrol edilemez hale gelip kendisini besleyip büyüten eli ısıracak bir canavara dönüştü. Afganistan’da Taliban olup El-Kaide’yi doğurdu. El-Kaide, Amerika’yı 11 Eylül 2001’de kalbinden, Dünya Ticaret Merkezi Kuleleri’nden şeytanın bile aklına gelmeyecek bir şekilde vurdu.

Akabinde gelen Irak İşgali’yle El Kaide ve bağlantılı cihatçı gruplar kendilerine yayılacak ve gelişecek bir bataklık buldular. Irak’ın kaotikliğinden beslenip saflarına Saddam’ın eski askerlerini de katarak, kendilerini askeri açıdan kuvvetlendirdiler. Asıl yükselişleri ve bütün dünyaya bir virüs gibi musallat olmaları ise yıllardır süren, hâlâ devam eden Suriye savaşıyla gerçekleşti. 

El-Kaide’nin ideolojisi başka bir şekle bürünüp Suriye savaşında IŞİD olarak karşımıza çıktı. “Irak-Şam İslam Devleti” anlamına gelen IŞİD, adında geçen sınırlar içerisinde hilafet yani İslam Devleti kurmak için hem işgalci hem de terörist sıfatlarıyla faaliyet göstermeye başladı. Suriye’deki Esad rejimiyle savaşa girişen, başlarda Suriye’nin büyük kısmında hâkimiyet sağlayan IŞİD, terör ve dehşet saçan eylemleriyle, ortaçağı aratan ideolojileriyle Türkiye dahil bütün dünyaya kan kusturdu. 

Kalifat tam da bu konuyu merkezine alan, bu sorulara cevap arayan bir dizi. 

IŞİD’in ortaya çıkışı, saldırıları, Suriye’de egemenliği altındaki yerlerde oturttuğu hayat tarzı, örgütlenmesiyle ilgili dikkat çekici, enteresan birçok ayrıntı yıllarca konuşuldu. Ancak bu süreçte dünyanın akıl sır erdiremediği asıl konu, IŞİD’e neredeyse her ülkeden, sınıftan, milletten katılımlar ve bu katılımların nasıl gerçekleştiğiydi. Netflix’in Kalifat adındaki 8 bölümlük, İsveç yapımı mini dizisi tam da bu konuyu merkezine alan, bu sorulara cevap arayan bir dizi. 

Özellikle refah toplumları olarak bilinen Kuzey Avrupa ülkelerinde büyüyen Müslüman gençlerden IŞİD’e çok büyük katılımlar gerçekleşmiş; işin tuhafı önceden Müslüman olmayıp sonradan din değiştirerek de IŞİD’e katılan birçok Kuzey Avrupalı olmuştu. Bütün Avrupa ve dahi bütün dünya bu duruma anlam verememişti. Nasıl olur da demokrasisi, insan hakları, sosyal standartları oturmuş bu ülkelerin gençleri, bir cani sürüsüne katılmak için bütün hayatlarını bir kenara bırakıp çıkılmayacak bir kuyunun ortasına gider?

***

IŞİD’in yıllarca merkez üssü olan Suriye-Rakka’dayız. Yıl 2015… Bütün kadınlar kara çarşaflı, gözlerine kadar peçeli; bütün erkekler sakallı ve takkeli olmasına rağmen beklenmedik bir şekilde uluslararası bir ortam var. İngilizce, Fransızca, Almanca, İsveççe, Türkçe, Arapça ve daha birçok dilin konuşulduğu Rakka, şeriat kurallarının uygulandığı, ellerin kesildiği, dulların bir eve kapatılıp damızlık ve hizmetçi gibi başka adamlarla evlendirildiği, kadınların kocaları olmadan asla dışarı çıkamadığı, doçkalı araçların devriye gezdiği, silahlı droneların havada vızır vızır dolaşıp cihatçılara hava saldırısı düzenlediği bir şehir.

Post-apokaliptik animelerde, distopyalarda resmedilen evrenlerden çok daha başka bir manzarayla karşı karşıyayız. İşin en korkutucu tarafı ise bu manzaranın gerçek olması ve olayların çağımızda geçmesi. 

İsveç’ten Rakka’ya, IŞİD’e katılmak için gelmiş bir grup İsveçli Müslüman arasından Pervin, kucağında bebeğiyle görünür. Kocası Hüsam da kendisi de buradaki hayatın hiç de hayal ettikleri gibi olmadığı gerçeğiyle çoktan yüzleşmişlerdir. Hüsam yaptıkları bir saldırıda ölen çocukları sürekli rüyasında görmekte, vicdan azabı yüzünden uykularından ağlayarak uyanmaktadır.

Fatima, İsveç istihbarat servisinde çalışan başına buyruk, problemli bir polistir.

Pervin, Hüsam’ın durumunu gördükçe, Rakka’da kadınların başına gelenlere şahit oldukça kendisini neyin beklediğini dehşetle kavramaya başlamıştır. Kadınların cep telefonu edinmesinin yasak olduğu şeriat düzeninde, Rakka’dan çıkabilmek için İsveç’teki bir kontakla iletişim kurmasını sağlayan bir cep telefonu geçer eline.  Bu telefon sayesinde de İsveç istihbaratından Fatima’yla konuşmaya başlar. 

Fatima, İsveç istihbarat servisinde çalışan başına buyruk, problemli bir polistir. Üstlerine itaatsizlikten dolayı gözler üzerindedir, rutin ve önemsiz görevler verilerek bir nevi cezalandırılmaktadır. Kendisine böyle davranılmasına asla tahammül edemeyen Fatima, köşeye sıkıştığını hissetmekte ve bu durumdan sıyrılmak için fırsat kollamaktadır. Aradığı fırsat, Pervin sayesinde ayağına gelir.

Pervin, IŞİD militanlarının İsveç’te büyük bir saldırı planladığını Fatima’ya söyler. Fatima, Pervin sayesinde büyük balık yakalayıp kendini boşa çıkaran amirlerine meydan okuyacak ve başarı elde edecektir. Ancak Pervin ona istihbarat sağlarsa onu Rakka’dan çıkarabileceğini söyler. Aksi halde bunu yapması mümkün değildir. 

Kalifat

Pervin, Rakka’dan kurtulmak için görüp duyduğu birçok şeyi, hayatını tehlikeye atarak Fatima’ya bildirmeye başlar. Fatima hırslı bir kadındır, Pervin bir an önce oradan çıkmak istemesine rağmen onu orada tutup kendine bilgi sağlaması için zorlar. Pervin, bebeği Latifa’nın Rakka cehenneminde kadın düşmanı katillerle büyümesini istememektedir. Onun için bütün riskleri göze alır. 

Fatima ve Pervin arasındaki bilgi alışverişi devam ederken İsveç’teki liselerden birindeki genç, göçmen, Müslüman popülasyonun kafa yapısını, dünyayı ve İsveç’i nasıl gördüklerini 15 yaşındaki iki genç kızdan, Kerima ve Sulle’den öğreniriz.

Kimi, dizinin İslam düşmanlığı pompaladığını kimi, dizinin konuyu tarafsız ve vurucu ele aldığını kimisi de dizinin tehlikeli bir sınırda durduğunu, bir adım sonrasının İslamofobiyi harlayabileceğini düşünmüş. 

Biri sevgi dolu, düzenli bir aileye diğeri alkolik ve dayakçı bir babaya sahip Kerima’yla Sulle ergenliğin, kimlik bunalımının, ait hissedememenin, geleceksizliğin ortasında kimlik değiştirmiş, İsveç’in günlük yaşamına sızmış IŞİD neferleri tarafından baştan çıkarılıp kandırılmaya müsaittir. Müslümanlıklarını bir türlü yaşayamadıklarını, İsveç devletinin Müslümanlara ayrımcılık uyguladığını düşünmekte, dini aidiyetlerini daha rahat yaşayacakları bir hayat düşlemektedirler. 

Bu iki genç kızı gözüne kestiren IŞİD neferleri, onları Rakka’ya götürüp cihatçıların karısı yapmak için uğraşırken, diğer yandan IŞİD’e katılan genç kızları kurtarmaya, engellemeye çalışan İsveç devletini ve sivil toplum organizasyonlarını da fonda izleriz. 

***

Türkiye’den hiç kimsenin ajite olmadan, tarafsız bir gözle izleyebileceğini sanmadığım bu dizinin birçok tartışma konusunu beraberinde getireceğinden eminim. Yayınlanalı çok olmadı ama karantinanın da etkisiyle birçok kişi izlemiş, Ekşisözlük’te 25 sayfa boyunca birçok yorum yapılmış. (Maalesef dizilerle ilgili bu kadar yorum çeşitliliği sağlayan başka bir portal olmadığı için sadece Ekşisözlük’le yetinmek zorunda kalıyoruz.) Kimi, dizinin İslam düşmanlığı pompaladığını kimi, dizinin konuyu tarafsız ve vurucu ele aldığını kimisi de dizinin tehlikeli bir sınırda durduğunu, bir adım sonrasının İslamofobiyi harlayabileceğini düşünmüş. 

kalifat

Ama dikkatimi çeken, kimsenin ülkecek IŞİD yüzünden yaşadığımız travmaları hatırlayıp da yazmamış olmasıydı. Hepsinin üzerine başka birçok şey yaşadığımız için hafızalarımız IŞİD katliamlarını başka toplumsal travmalarla kapatmış olabilir.

Belki de bu konuyu hatırlamak istemiyoruzdur. Bunlar anlaşılabilir şeyler ancak yine de bu cihatçı teröre kurban verdiğimiz hayatları, sınırımızda yaşayan tehlikeyi, ülkemizden nasıl rahatça geçerek Suriye’yi kana buladıklarını bize anımsatmamış olma ihtimali sanırım biraz kanıma dokundu. 

Dünyayı boğmaya çalıştıkları karanlığın etkisini, senaryo ve reji sayesinde ensenizde hissediyorsunuz. 

Zira ben izlerken geçirdiğimiz süreçleri iliklerime kadar tekrar hissettim. Konunun kendisi bile -Rakka’daki hayat, İsveç’teki genç kızların IŞİD’e katılma ihtimali- yeterince korkunçken kurgudaki ve çekimlerdeki gergin tarz bile insanı epey diken üstünde tutuyor. Dünyayı boğmaya çalıştıkları karanlığın etkisini, senaryo ve reji sayesinde ensenizde hissediyorsunuz. 

Bir yandan da anlıyorsunuz ki Kalifat, Avrupa’nın IŞİD’e katılan gençlerle ilgili hipotezi. IŞİD ve benzeri katillerin, dünyaya online olarak dehşet saçmaya başladıkları 2014-2015 yıllarından beri Müslüman olan olmayan ya da göçmen olan olmayan gençlerin, hele de genç kadınların neden barbarlıktan ve kadın düşmanlığından başka bir şey vaat etmeyen IŞİD’e koşa koşa gittiklerinin kendilerince cevabı.

Yazının başında da bahsettiğim gibi kimlik bunalımı, aidiyet ve entegrasyon sorunu, Batı medeniyetinin artık gençlerine bir gelecek tahayyülü sunmaması, idealsizliğin yarattığı boşluk şeklinde formüle ettikleri bu hipotezin ne kadar karşılığı var, ne kadar var olan durumu yansıtıyor bilemiyorum. Ancak Türkiye’den bakılınca Kalifat’ın hipotezi biraz havada kalıyor. Elbette bunda hayat şartlarımızın çok farklı olması da etkilidir. 

Dizinin yaratıcısı Wilhelm Behrman, projenin yola çıkış fikrinin 2015 yılında, 3 İngiliz genç kızın IŞİD’e katılmak için ülkeden kaçmaya çalışırken havalimanında çekilmiş fotoğrafının uluslararası basına düşmesi ve ikonik hale gelmesiyle ortaya çıktığını söylüyor. Kendisinin de benzer yaşlarda bir kızı olduğu için çok üzülüp dehşete kapıldığını anlatıyor bir röportajında. Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşen katliamların haricinde, gözlerinin önünde yitip giden genç kadınların da en az katliamlar kadar Avrupalıları travmatize ettiği anlaşılıyor. 

Son paragrafa kadar yazdıklarımı bana düşündüren sadece gerçeklikler, hikâye ve reji değil. Başarılı oyunculukların da etkisi çok büyük. Pervin karakterini canlandıran oyuncu Gizem Erdoğan, İslami rejimin baskısından kurtulmak için canını tehlikeye atan bir kadının endişelerini iliklerimize kadar bize hissettiriyor. Başlarda bize Homeland’in efsanesi Carrie Mathison’ı çağrıştıran Fatima rolüyle Aliette Opheim ise karakterin yaşadığı insani ikilemleri hafızalara kazınacak şekilde canlandırıyor. 

221B’nin 26. sayısında yayımlanmıştır.

5 Ekim 1987'de Adana'da doğdu.
İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
Deniz Yıldızı'yla başladığı senaristlik kariyerini Derin Sular ve Aşkın Bedeli adlı günlük dizilerde devam ettirdi. Son dönemde ise Kiralık Aşk, Tatlı İntikam ve Seviyor Sevmiyor isimli haftalık dizilerde profesyonel yazım hayatını sürdürdü.
Episode Dergi'de editör ve yazar; 221B’de “Ekran Dedektifi” adlı polisiye dizileri değerlendirdiği bir köşesi var.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Perdede ve Ekranda Dedektifin Evrimi

Sonraki Hikaye

Celil Oker'in Anısına: Gerçeğin İzini Sürmek

En Son Yazılar