armağan tunaboylu öneriler

Armağan Tunaboylu Öneriyor: 5 Kitap, 5 Film, 5 Dizi

7 dakikalık okuma

Okurlarımız için başladığımız yazı dizisine devam ediyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi Armağan Tunaboylu’dan geliyor.

Armağan Tunaboylu 1962 yılında Eskişehir’de doğdu. Ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudu, sonrasında İzmir’de Sinema-TV öğrenimi gördü. Okulun ardından İstanbul’da gazeteciliki yaptı ve daha sonra çeşitli televizyon şirketlerinde ve dizilerde görev aldı. Polisiye türündeki eserleri: Resim Cinayetleri, Konsey Cinayetleri, Yıldız Cinayetleri, Karakol Cinayetleri, Park Cinayetleri.

Kitaplar

Michael Connelly, Kan Bağı / Blood Work

Okuduğumda çarpan kitaplardan biri olmuştu. Bu zamana gördüğüm en iyi entrikaydı ve çok rahat bir şekilde anlatmıştı Connely. Bir daha iki üç kere yaklaştı ama o çıtayı aşamadı.

Jeremiah Healy, Kurbanlık Koyun / The Stakied Goat

Pek çok kişinin farkında olmadığı, hatta yazarının bile kendisinin farkına varamadığı bir kitap. Sessiz sakin başlıyor, öyle gidiyor ve inanılmaz bir son.

Carlos Ruiz Zafon, Rüzgârın Gölgesi / La Sombra Del Viento

Fantastik bir kitap okumaya başladığınızı sanıyorsunuz ama İspanya iç savaşına kadar giden politik bir polisiyeye dönüşüyor. Son derece keskin esprilerle de süslü ama bulup çıkarmanız gerek.

Martin Cruz Smith, Havana Körfezi / Havana Bay

En sevdiğim kahraman Arkady Renko bu defa Küba, Havana’da. Hâlâ karşında “vizyonsuz” komünistler var. Ama görünüşte her şeye eyvallah diyen Renko, falçata keskinliğindeki zekâsı ve varoluşçu inadıyla her şeyin üstesinden gelmeyi başaracak yine.

Boileau – Narcejac, Dişi Kurtlar / Les Louves
Keşfetmek için hiçbir zaman geç kalınmayacak Fransız ikili. Kara film senaryosu gibi yazılmış bir roman. Baştan sona zekâ, insani ilişkiler.

1

Filmler

North by Northwest / Gizli Teşkilat – Alfred Hitchcock.

Klasiğin dibi, olmazsa olmazı. Alfred Hitchcock’un sinemanın en büyük ustası olarak sağlayan film. Altmış senelik bir film ama hâlâ aşılamadı. Sinema tarihinin en büyük McGuffin’i

Searching / Kayıp Aranıyor – Aneesh Chaganty

Ben bir yapımcı olsan ve bu senaryoyla bana gelseler, “Böyle film mi olur” diye sopayla kovalardım. Ama oluyormuş hem de çok güzel oluyormuş. Bir babanın kaybolan kızını sosyal medya hesaplarından takip ederek, neredeyse evden çıkmadan bulması anlatılıyor. Gerilimse gerilim, muammaysa muamma, twistse twist.

Collateral / Tetikçinin Gecesi – Michael Mann

Tom Cruise, Jamie Foxx gibi iki usta ile zamanın nasıl geçtiği anlaşılmıyor. Cool katil, heyecanlı taksi şoförü, Hollywoodvari bir felsefe, aksiyon ve bir gecelik süre ustaların ustası Michael Mann’in elinde inanılmaz keyifli bir film olmuş.

Tinker Tailor Soldier Spy / Köstebek – Tomas Alfredson

Casusluk edebiyatının en büyük ve önemli eserini sinemaya aktarmak oldukça zordur. Bıçak sırtı bir yoldur. Hele elinizde tuğla gibi bir roman varsa. Yönetmen Tomas Alfredson, senaristler Bridget O’Connor ve Peter Straughan mükemmel sadelikte bir film ortaya çıkarmışlar.

In the Line of Fire / Ateş Hattında – Wolfgang Petersen

1981’de Das Boot ile keşfettiğim Wolfgang Petersen’i o zamandan beri izliyorum. Kısa zamanda fark edildi ve Hollywood’un yolunu tutan Avrupalı yönetmenler arasına katıldı. Sağ tandanslı bir yönetmen olduğundan Ateş Hattında’da Clint Eastwood ile çalışması elbette normaldi. Vakti zamanında J.F. Kennedy’nin korumalığını yapan ama onu ölümden kurtaramayan FBI ajanı Clint Eastwood, aradan yıllar geçmiş, yaşlanmıştır. Ama şimdiki Başkan’ı korumaya kalkar. Başkan’ı öldürmek isteyense olağanüstü oyunculuk çıkaran John Malkovich.

2

Diziler

Luther (2010 – )

İdris Elba’nın her zaman kaybeden bir polis olarak ortaya çıktığı, oldukça gerçekçi bir İngiliz dizisi. İngilizler bu işi biliyor dedirtiyor.

The Wire (2002 – 2008)

Tesadüfen keşfettiğim tuhaf bir Baltimore dizisi. Evet, Baltimore dizisi, ne Amerikan ne de polisiye. Entrikadan çok polislerin ve suçluların özel yaşamına yer veriyor. Dördüncü sezondan sonra bunları da bırakıp tamamen Baltimore kentinin özel yaşamına giriyor.

Babylon Berlin (2017 – )

Birinci Dünya Savaşı sonrasının Berlin’i. Savaş zenginleri, savaş yaralıları, savaş suçları ve travmalarıyla boğuşan taşralı bir polis. Elbette Almanların çıkardığı en iyi yönetmen Tom Tykwer’in imzası da var.

Killing Eve (2018 – )

Başta mırın kırın edip sonra keyifle izlediğim bir dizi. Entrikasında bir numara yok ama polisin ve katilin arasındaki gelişen ilişki polisiyenin bile önüne geçti benim için.

Mindhunter (2017 – )

Yine başta sıkılıp bırakmaya kalktıktan sonra devam ettiğim ve iyi ki devam etmişim dediğim dizi. Klasik bir öyküden ziyade belgesel tadı var, oyunculuklarsa muhteşem.

3

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Hans Rosenfeldt
Önceki Hikaye

Hans Rosenfeldt: “Yazarlık, peşinde koştuğum bir iş değildi"

sophie hannah
Sonraki Hikaye

Sophie Hannah'nın Kaleminden "Üç Çeyreğin Gizemi"

En Son Yazılar