221B Dergi, 14. Sayısıyla Tüm Türkiye’de Satışta

221B Dergi, 14. Sayısıyla Tüm Türkiye’de Satışta

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, 14. sayısıyla raflardaki yerini aldı. Yeni sayımızda İspanya’ya gidiyoruz… Edebiyattan filmlere farklı başlıklarda İspanyol polisiyelerine yakından bakarken “Profesör”ü evinize getiriyoruz! Son dönemin en çok konuşulan dizilerinden biri La casa de papel. Dizinin popülaritesi dilden dile yayılırken bir soruyu da gündeme getirdi: İspanya’da polisiye eserlerin geçmişi ve güncel durumdaki yükselişinin nedenleri nedir? Bu soruların peşine düşen 221B, İspanya polisiye edebiyatını ve tabii sinema ve televizyonunu mercek altına alıyor. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İspanyol Dili ve Edebiyatı bölümünden Prof. Dr. Nil Ünsal, İspanya polisiye romanında Eduardo Mendoza ve eserlerini ayrıntılarıyla inceledi. Yine aynı bölümden Araştırma Görevlisi Melike Yazıcı Çangur, 80’lerden günümüze İspanya polisiyesinin gelişimini, en önemli yazarları ve eserlerini aktardı. “Profesör”, 221B’de İspanya’nın en önemli yazarlarından Manuel Vázquez Montalbán’ın gustosu yüksek dedektifi Pepe Carvalho, Fulya Turhan’ın titiz incelemesiyle karşınızda. Antonio Altarriba’nın çizgiromanı Ben, Katil‘iyse Barlas Omay inceledi. İspanya sinemasında da polisiye yükselişte. Anaakımdaki pek çok polisiyeden özgün, başarılı ve zekice kurgulanmış bu filmleri Özlem Özdemir irdeledi. Ve 14. sayının büyük sürprizi: La casa de papel‘in “Profesör”ü Álvaro Morte (üstte), Türk basınında ilk röportajını 221B Dergi’ye verdi. Arne Dahl röportajı ve diğerleri… Dosya konumuzun dışında yine dolu dolu bir içerik okuyucuyu bekliyor. Kuzey‘in en devamını oku...
Anna Friel: Umursadığım Tek Şey, Daha İyi Olmak

Anna Friel: Umursadığım Tek Şey, Daha İyi Olmak

13-14 yaşından beri setlerde Anna Friel. Britanyalı aktris, 1991’de bir pembe diziyle başlayan serüveninde önemli bir yer tutan Marcella‘nın 2. sezonuyla bu akşam yeniden karşımızda olacak. Friel, öncesinde hem diziye hem de kendisine dair ipuçları veriyor… Çeviri: Sena Özkurt Az, öz ve genellikle özel işlere imza atan İngiliz kanalı ITV’nin nitelikli polisiyesi Marcella‘da Londralı dedektif Marcella Backland rolünde izliyoruz Anna Friel’i. Bron/Broen‘in yaratıcısı İsveçli Hans Rosenfeldt’in imzasını taşıyan Marcella‘da, İsveç-Danimarka ortak yapımı dizideki Saga Norén karakteri gibi, Friel’in canlandırdığı Marcella Backland’ın da karanlık ve gizemli bir yanı var: Stresli anlarda kendini bir anda kaybediyor ve o anlarda ne yaptığını hatırlamıyor. Kendisine zarar veren şeyler bunlar. Gizem aralanıyor “İzleyicilerin cevaplar için 18 ay beklemesinin hayal kırıklığı yarattığını biliyorum ama Hans böyle yapıyor. Artık bayılmaların sebebinin açıklanması gerektiğiyle ilgili ben de çok ısrarcıydım. Oldukça sinirli ve vahşi olabiliyor ve bunun sebebini anlamadıkça çocuklarını kaybetme tehlikesi hep olacak.” diyor Friel rolündeki bu gizem için. Marcella’nın 2. sezonu başlarken Dizinin bu akşam başlayacak yeni sezonu, ilk sezona göre daha karanlık, kasvetli ve kanlı geçecek gibi. Tüyler ürpertici cinsel tacizlerin, pedofil vakalarının olduğu ve küçük çocukların garip deneylere maruz kaldığı sahneler var. Friel, “Bazıları için izlemesi zor da olsa, maalesef çocukları öldüren insanlar mevcut ve devamını oku...
Diane Kruger: “Paramparça”da Katja’yı Canlandırırken Boğuluyormuş Gibi Hissettim

Diane Kruger: “Paramparça”da Katja’yı Canlandırırken Boğuluyormuş Gibi Hissettim

Kariyerini ilmek ilmek işleyen bir oyuncu o. Almanya’da dünyaya geldi, Fransa’da oyunculuk üzerine eğitim aldı. Güzellik ve cazibenin yeterli olmadığını bilerek (kendisinde ikisi de mevcut, yanlış anlamayın!) doğru zamanda doğru yerde olmayı bildi. Diane Kruger, Fatih Akın’ın yönettiği In the Fade/Paramparça‘da bugüne kadar ki en zorlayıcı ve cesur rollerinden birinde. Aktris, “Paramparça‘da Katja’yı canlandırırken boğuluyormuş gibi hissettim,” diyor… Çeviri: Sena Özkurt 41 yaşındaki oyuncu, birçok eleştirmenin kariyerindeki en iyi performansı olarak adlandırdığı Paramparça filmindeki rolüyle Cannes Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’yle ayrılmıştı. Rol aldığı film, Altın Küre’de En İyi Yabancı Dilde Film Ödülü’ne layık görüldüğünde gururluydu. Fatih Akın’ın yönettiği filmde Kruger, Türk göçmen eşi ve küçük oğlu Neo-Naziler tarafından öldürülen yaslı anne Katja’yı canlandırıyor. Paramparça, Kruger’in ana dili Almancayı kullandığı ilk film. Genç yaşta oyunculuk eğitimi için Fransa’ya taşınan aktris, zamanının büyük bölümünü Paris ve New York’ta geçiyor. Brad Pitt’le rol aldığı epik drama Troy (Truva), National Treasure (Büyük Hazine) ve Inglourious Bastards (Soysuzlar Çetesi) filmlerindeki ana akım rollerden sonra Katja karakteriyle ortaya koyduğu iş, kariyerinin en cesur rolü olarak adlandırıyor. Diane Kruger, kariyerinde istediği noktaya sonunda ulaşabildi mi? Peki bunun bu kadar uzun sürmesinin sebebi neydi? “Paramparça”nın İngiliz ve Amerikan seyircisi için sürpriz olacağını düşünüyor musunuz? Böyle devamını oku...
Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

11. sayımızda son dönemin en iyi polisiyelerinden Fener Balığı‘nın yazarı Nuray Atacık’ı sayfalarımıza konuk etmiştik. Özlem Özdemir’in röportajı… Kaçıranlar için… “Fener Balığı”, karakterlerinin derinliği, dokunduğu toplumsal konular, kurgusu, ritmi ve matematiğiyle son zamanların başarılı yerli polisiyelerinden. Nuray Atacık’la uzun sohbetimiz sonunda ilk romanının neden bu kadar iyi olduğunun sırları da ortaya çıkıyor: Hayat boyu biriktirdikleri, gözlemleri, yazmak ve yayımlatmak için acele etmemesi ve disiplinli çalışma. Önümüzdeki yıllarda, eserleriyle adından sıkça bahsedeceğimize inandığım Nuray Atacık’la “Fener Balığı”nı, yazmaya başladığı ikinci romanını ve polisiyeyi neden sevdiğimizi konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir “Fener Balığı”nı yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz, kısaca tanıyalım sizi… Çocukluğumdan beri yazmaya, daha doğrusu okumaya hevesliydim. 7 yaş büyük bir ablam var, evin yıldızıydı. Ben de çirkin ördek yavrusu olarak var olmaya çalışıyordum. Ve babamın akıllı insanları sevdiğini fark ettim; akıllı olmanın en önemli ölçütü de okumak ve matematik bilmek. Hemen elime bir mezura alıp başladım matematiğin abecesine, okuma yazmayı da kendi kendime öğrendim. 5 yaşında kitap okumaya başladım. Her kitabı bitirdiğimde, yazacağım kitabı hayal ederek hayatıma devam ettim. Ama bu hep hayal olarak kaldı, bir tek öykü bile yazmadım. Elime, gerçek manada yazma amacıyla kalem, kâğıt hiç almadım. Hazır hissetmediğiniz için mi? Aslında bunu sorgulamadım bile, kendiliğinden gelişti. Ortaokuldayken tiyatroya devamını oku...
Timur Soykan: Devlet Gücünü Eline Geçirmiş Bir Katilden Daha Tehlikelisi Yoktur

Timur Soykan: Devlet Gücünü Eline Geçirmiş Bir Katilden Daha Tehlikelisi Yoktur

Timur Soykan ile editörü Merve Çay, Kırmızı Kedi etiketiyle yayımlanan son dönemin en iyi polisiyelerinden Liste ile dergimizin 4. sayısında Yazar vs Editör köşesine konuk olmuştu. Bu doyumsuz sohbeti hatırlatmak istedik… Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan polisiye roman “Liste”nin yazarı Timur Soykan ile kitabın editörü Merve Çay, 221B Dergi için muhabbet etti. Yarım saat politika konuşup memleketi kurtarmaya çalıştıktan sonra nihayet sıra kitabı konuşmaya gelmişti… Timur Soykan: Liste, bir dönem polisiyesi. 2012’de geçiyor. Henüz iktidarla cemaat arasında yaşanan kavganın kamuoyuna yansımadığı zamanlar. Devleti yönetenlerin güvenlik şovu yapmak için toplandığı bir köşkte genç bir komiser öldürülüyor. Katil, komiserin elindeki listeyi alarak izini kaybettiriyor. Katilin peşine düşen Cinayet Büro Amiri Çavlan, devletteki savaşın içine giriyor… Neredeyse iki yıl kitabın içinde yaşadım da sen üzerinde çalışırken neler hissettin? Merve Çay: Tüm kitap bana labirent gibi geldi. İstanbul; öldürülen kişinin elinden kaybolan listeyi ararken yaratılan şüphe ve güvensizlik ortamı ve elbette ana karakter Çavlan’ın tüm o kişilik muhasebesi de çıkmaz sokaklarıyla içinde kaybolduğumuz ayrı bir labirent. Timur Soykan: Çünkü ülke bir labirente dönüştü. Bu zamanları anlatan bir dönem polisiyesinin kara kitap olmaktan başka seçeneği yok gibi. Çünkü adalet yok. Onun yerine yargıyı, polisi siyasi amaçları için, kendi gücü için kullanan kirli siyasiler ya da çeteler devamını oku...
Durmuş, Oturmuş Bir Bilge Adam: Woody Harrelson

Durmuş, Oturmuş Bir Bilge Adam: Woody Harrelson

Woody Harrelson, kariyerinin en olgun dönemini yaşıyor. Three Billboards‘daki rolüyle üçüncü Oscar adaylığını kapan ABD’li aktör, ilk yönetmenlik denemesinin altından da başarıyla kalktı. ABD Başkanı Trump’ı kıyasıya eleştiren, Hollywood’u sarsan taciz ve tecavüz suçlamalarının dillendirilmesini umut veren bir gelişme olarak gören, durmuş, oturmuş Harrelson, bir bilge kıvamına gelmiş yavaş yavaş. Usta oyuncunun nadir verdiği röportajlardan biriyle baş başa bırakıyoruz sizi. Ünlülerin artık menajerler ve reklamcılar tarafından yönetildiği Hollywood camiası içinde Woody Harrelson, eski tarz şöhretlerden. Nadiren röportaj veriyor ama sorulan soruları da dürüstçe yanıtlıyor. Kendisini yüceltmek yerine her zaman alçak gönüllü davranıyor. Mesela kendisinden tembel diye bahsedebiliyor: “Dürüst olmam gerekirse, saat 1’e kadar yatakta kalabilir, daha sonrasında yavaşça kalkıp bir mango veya benzer bir şey yiyip arkadaşlarımla gezmeye gidebilirim.” Kariyerinin en olgun döneminde Yukarıda söylediğiyle çelişen şekilde son 1,5 yılda yedi filmde rol almış ama. İçlerinde Oscar adayı Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve Solo: A Star Wars Story de var. Ek olarak, ilk kez yönetmen koltuğuna da oturdu Harrelson, Lost in London‘ı çekti. Three Billboards‘da suç, trajedi, kara komedi ve aşk hikâyesiyle sarmalanmış küçük bir Amerikan kasabasına gidiyoruz. “İyi bir rol yakalama konusunda açgözlüyüm” diyen aktörün polis şefi Bill Willoughby’i canlandırdığı film, kasabalı bir kadının adalet arayışına odaklanıyor. Frances devamını oku...
Olunabilecek Bir Süper Kahraman: Sherlock Holmes

Olunabilecek Bir Süper Kahraman: Sherlock Holmes

Bugün, gelmiş geçmiş en ünlü dedektif karakteri Sherlock Holmes’un doğum günü. Bu vesileyle, Sir Arthur Conan Doyle’un yarattığı bu kurgu karakteri, ona ayırdığımız dergimizin 7. sayısından önemli ve özel bir röportajla analım istedik. Algan Sezgintüredi’den dünyanın önde gelen Sherlock Holmes otoritelerinden Leslie S. Klinger’la Sherlock Holmes üzerine… Sadece Sherlock Holmes değil, Drakula, H.P. Lovecraft ve 19. yüzyıl popüler edebiyatı konularında, kişisel web siteniz lesliesklinger.com’da da belirtildiği üzere, dünyanın önde gelen otoritelerindensiniz. Okurlarımız sizi, ülkemizde “Açıklamalı Notlarıyla Sherlock Holmes” başlığıyla yayımlanan çalışmanızdan tanıyor. Ayrıca sizinle 2015’te ilki düzenlenen Kara Hafta’da şahsen tanışma şerefine de erişmiştim. Holmes’e girmeden önce biraz kendinizden bahsetmenizi rica edeceğim. Kimdir Leslie S. Klinger? Hayalperest bir polisiye sevdalısı mı yoksa gerçekçi bir hayalperest mi? Sorunu, okuma alışkanlıklarımla cevaplamak en iyisi bence: Küçükken sadece bilimkurgu okurdum. Asimov, Heinlein, Van Vogt ve diğer üstatları… Bu durum, tek istisnası tüm James Bond kitapları olmak kaydıyla, lise boyunca devam etti. Üniversiteye girdiğimde fantastik edebiyatı keşfettim. O sıralar Tolkien’in eserleri Amerika’da tekrar keşfediliyordu; Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’ni yalayıp yuttum. (Evet, yurttaki odamda bir “Orta Dünya’ya Hoş Geldiniz” afişi vardı) ve daha fazla fantastik eser okumaya giriştim. Daha sonra girdiğim hukuk fakültesinin ikinci yılında (ilkinde yine sadece bilimkurgu okumuştum) William Baring-Gould’un The Annotated Sherlock devamını oku...
Fatih Akın Seri Katil Filmi Çekeceğini Açıkladı

Fatih Akın Seri Katil Filmi Çekeceğini Açıkladı

Fatih Akın, yeni filmi In The Fade (2017) ile Cannes Film Festivali’ne katılıyor. Film, kocası ve oğlu meşhur neo-Nazi örgütü National Socialist Underground (NSU) tarafından öldürülen bir kadının intikam hikayesini konu alıyor. NSU, Almanya’daki faaliyetlerini hâlen sürdürüyor mu? Şimdilerde bir skandalla çalkalanıyoruz, malum, bazı aşırı sağcı grupların ve neo-Nazilerin Alman ordusunda yer aldığı ortaya çıktı. Bombalı saldırılar düzenleyip Suriyeli sığınmacıları suçlamayı planlamışlar, daha fazla sığınmacının gelmesini engelleme amacıyla. “Ben de Bu Ülkede Bir ‘Öteki’yim”   Bu film sizin kişisel tarihinize nasıl dokunuyor? Öyle ya da böyle, geçmişimden dolayı ben de bu ülkede bir “öteki”yim. Siyah saçlarım var, annem babam Türkiye’den gelme. Bu tür zenofobik saldırılar için harika bir hedefim. Birkaç yıl önce Nuremburg 2.0 diye bir internet sitesi bir liste yayınlamıştı hani, politikacıları ve sanatçıları listelemişlerdi. Benim adım da o listedeydi, bir neo-Nazi hedefiydim. Beni bu filmi yazmaya ve çekmeye iten de, bu grupların muhtemel hedefleri arasında olmam oldu. Bu filmle bir anlamda onlara karşılık veriyorum. Harika müzik seçimlerinizle meşhur bir isimsiniz. Bu filmin müziklerini de Queens of the Stone Age grubundan Josh Homme yaptı. Nasıl gerçekleşti bu birliktelik? Filmi yazarken çok fazla Queens of the Stone Age dinledim. Filmdeki karakterin dinlediği müzik de bu olabilir diye düşündüm sonra. Josh’a devamını oku...
Altın Kitaplar’dan Batu Bozkurt ile Röportaj

Altın Kitaplar’dan Batu Bozkurt ile Röportaj

221B Dergi’nin 8.sayısı için hazırlanan Agatha Christie dosyası paralelinde, Agatha Christie romanlarını Türkçeye çeviren Altın Kitaplar’ın yöneticilerinden Batu Bozkurt, 221B’nin sorularını yanıtladı.   Altın Kitaplar’ın yayımladığı ilk Agatha Christie kitabının, yayımlanan ismi ve yayım yılı nedir? 1960’ların ortalarında Doğu Ekspresi’nde Cinayet ile başlıyor maceramız. Yayınevinde nasıl karar verilmiş Agatha romanlarının basılmasına? Kişisel bir ilgi mi yoksa dünyadaki yansımasının etkisiyle mi karar verilmiş? Altın Kitaplar 1959 yılında kuruluşundan beri dünya edebiyatının önemli isimlerini bünyesine katmak için çaba göstermiştir. 60’larda Agatha Christie kitapları ülkemizde birkaç yayınevi tarafından aynı zamanlarda çıkarılmıştır. Ancak zaman içinde Agatha eserlerinin tamamı yayınevimizce basılmıştır ve 1980’lerden itibaren tek yayıncısı Altın Kitaplar olmuştur. İlk kitapların yayımlandığı sırada okurdan gelen tepkiler ne yönde olmuş? Agatha tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bağımlılık yaratmış. O zaman yurtdışındaki yayınları izlemek bugünkü kadar hızlı olamıyormuş. Bazen yurtdışında yaşayan Türk okurların getirdiği kitaplar doğrultusunda yayın yapılıyormuş. İlk yayımlandıkları dönemden bugüne Agatha’nın kitaplarına dair yayıncısı olarak gözlemleriniz nedir? Daha çok ya da daha az ilgi gördüğü dönemler oldu mu? Agatha her dönem çok ilgi görmüştür. Bu bilgiyi paylaşabilirseniz seviniriz, Agatha’nın kaç kitabını yayımladınız ve yıllar içinde toplam bandrollü satışı ne oldu? Mary Westmacott takma adıyla yazdığı romantik eserleri ve otobiyografisi dahil 88 kitap. Yıllar geçse de devamını oku...