Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Dedektifler çoğunlukla yalnız figürlerdir. Yalnızlıklarının kaynağı dünyayı karanlık, suç dolu ve güvenilmez bir yer olarak görmeleridir. İşlerinin gereği olarak şiddet ve suçla haşır neşirlerdir. Sıradan insanların dikkat etmedikleri ayrıntılara büyük önem verirken amaçları bireylerin en gizli ve karanlık noktalarını tespit etmektir. Herkesi şüpheli olarak gören ve amacı son kertede hakikati ortaya çıkarmak olan dedektiflerin yabancılaşması ve yalnızlaşması doğaldır. Sherlock Holmes serisinin ilk macerası Kızıl Dosya’da Watson, Holmes’ün bilgi birikimini özetlerken çizdiği resim, dedektif yalnızlığına dair bize iyi bir fikir verir. En temel felsefi ve astronomik bilgilere vâkıf olmayan Holmes, kimya ve anatomi disiplinlerinde ise son derece uzmanlaşmıştır. Genel edebiyat bilgisi sıfıra yakınken (şiddet ve cinayet içeren) 19. yüzyılın sansasyonel edebiyatını hatmetmiştir. Kısacası bilgi birikimini mükemmel bir dedektif olmaya endekslemiş Holmes’ün sıradan insanlardan farklı işleyen zihinsel süreci okur için çoğu zaman ulaşılmazdır. Yardımcısı Doktor Watson’ın en önemli işlevlerinden biriyse bu süreci biz sıradan insanlara tercüme etmektir. Dedektif, suç ve hatta suçlu ile yakın bir ilişki halindedir. Cinayet işleyerek toplumsal norm ve sözleşmeyi ihlal eden ve kendini kalabalıkların içine saklayan katilin yalnızlığını paylaşan, en yakını ve aynı zamanda düşmanı/rakibi olan dedektiftir. Hannibal Lecter’ın peşinden koşan Will Graham’ın kendisini katilin yerine koyarak onun sadece eylemlerini değil, aynı zamanda hislerini ve düşüncelerini de canlandırması devamını oku...
221B’NİN YENİ SAYISI RAFLARDA VE DİJİTAL PLATFORMLARDA!

221B’NİN YENİ SAYISI RAFLARDA VE DİJİTAL PLATFORMLARDA!

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültür dergisi 221B’nin 25. sayısı raflarda yerini aldı. “Polisiye Eserlerde Dedektifin Evrimi” kapak dosyasıyla çıkan 221B, ilk polisiye eserden bugüne dedektif kavramının nasıl değiştiğini, bilimsel ve toplumsal açıdan yaşanan büyük gelişim ve değişimlerin dedektif karakterini nasıl farklılaştırdığını inceliyor. Alessandra Calanchi, 221B için özel olarak kaleme aldı: “Suç Edebiyatında Dedektif Karakterinin Evrimi”. Sevin Okyay “Perdede ve Ekranda Dedektifin Evrimi”ni, Erol Üyepazarcı, “Polisiye Edebiyatımızda Dedektif Kavramı”nı, Mesut Demirbilek, geleceğin suçları ve geleceğin dedektiflerini yazdı. Dosya kapsamında elbette kadın dedektiflerin gelişimini de detaylarıyla inceledik. Özlem Özdemir, Nisan ayı içinde BluTV’de yayınlanacak yerli polisiye dizi Alef’in ilk bölümünü izledi ve 221B okurları için özel röportajlar yaptı… Ödüllü yönetmen Emin Alper, dizinin yapımcısı Mehmet Altıoklar, başrol oyuncuları Kenan İmirzalıoğlu, Melisa Sözen ve Ahmet Mümtaz Taylan Alef’i anlattı. Bülent Ayyıldız, Gül’ün Adı romanının 40. yaşında Bakervilleli William’ı irdeledi. Suat Duman, Zodiac ile ilgili iki kült suç filmini çekildikleri dönem ve siyasi arka planlarıyla karşılaştırdı. Çağatay Yaşmut, Epsilon Yayınları tarafından yayımlanan Londra Nehirleri polisiyesini inceledi. Fulya Turhan, “Dedektifler Ne Yer, Ne İçer” köşesinde, geçen sene yitirdiğimiz, İtalyan polisiye edebiyatının ustası Andrea Camilleri’nin unutulmaz karakteri Montalbano’nun gastronomik tercihlerini anlattı. Ezgi Özcan, “Ekran Dedektifi” köşesinde Stephen King’in romanından uyarlanan ve bugünlerde tüm dünyada çok konuşulan devamını oku...
TÜRK SİNEMASINDA İLK POLİSİYE KURGULU FİLMLER

TÜRK SİNEMASINDA İLK POLİSİYE KURGULU FİLMLER

Bütün dünya sinemasında polisiye kurgulu filmler, sinemanın ilk gününden beri başat rol oynarlar. Bunun nedeni ise polisiye romanın çağdaşlık denen olgunun en içten yazınsal anlatımı olmasıdır. Bu yönüyle de bir anlamda sıkı ilişkiler içinde bulunduğu sinema hatta caz ile ilişkisi anlaşılabilir çünkü polisiye roman da bu iki sanat dalı gibi kökeni ve yayılma tarzıyla bir halk ürünüdür ve yine onlar gibi sıradan, basmakalıp olanı kullanmayı ve yenilikçi yaratıcılıkla uzlaştırmayı bilir. Türk sineması da polisiye kurguyu esas alan senaryoları 1940’lı yıllardan beri sürekli kullanmış ve beyazperdeye ilginç eserleri yansıtmayı bilmiştir. Bu filmleri kronolojik sırayla anlatmadan önce belli bir hususu belirtmekte yarar görüyoruz; belirtmek istediğimiz konu, polisiye kurguyu doğru bir şekilde tanımlamaktır. Sinemamızda melodram dediğimiz inanılmaz tesadüflerin başrolde olduğu, kötülerin çok kötü, iyilerin çok iyi olduğu ve seyirciyi ağlatmayı amaçlayan yapımlar özellikle ilk yıllarda yaygındır. Melodram filmlerinin çoğunda suç özellikle de cinayet başat öğedir ancak suç öğesinin olması bu filmleri polisiye kurgulu yapmaz. Bir yapıtın polisiye kurgulu olabilmesi için artık genel kabul gören polisiye kurgu tanımına uyması gerekir. Polisiye eser “muamma içeren suçun öyküsü”dür. Yani tek başına suç, yapıtı polisiye yapmaz; suçla birlikte onun içinde bir muamma, bir giz öğesi olması gerekir. Yani bir adam herhangi bir nedenle suç işleyip adam öldürebilir, devamını oku...
Anakrostik Bir Dedektiflik Hikayesi: “Gülün Adı” I Doruk Tatar

Anakrostik Bir Dedektiflik Hikayesi: “Gülün Adı” I Doruk Tatar

“Gülün Adı”nda William, yardımcısı Adso ile birlikte, imparatorun desteklediği Fransisken rahiplerle papalık arasında gerçekleşecek teolojik tartışmaya katılmak için Kuzey İtalya’daki bir Benediktin manastırına gider. Yakın zamanda bir keşiş, nedeni anlaşılmayan bir şekilde ölmüştür ve başkeşiş, William’dan durumu araştırmasını ve aydınlatmasını rica eder. Fransisken ve papalık delegelerinin birkaç gün sonra manastıra büyük siyasi önemi olan bir toplantı için gelecek olması, gizemin çözülmesini daha da önemli ve acil bir hale getirir. Beklendiği üzere manastırdaki keşişlerin bir kısmı zamanlamayı manidar bularak bu cinayetlerin Hıristiyanlığın altını oymak için o zamanların başkomplocusu şeytan tarafından orkestra edilen bir “kozmik oyun” olduğunu iddia etmeye başlamıştır bile. Umberto Eco’nun da aralarında olduğu bir grup ismin son 40 yılda kaleme aldıkları popüler yazıları sayesinde Karanlık Çağ da denilen Ortaçağ Avrupa’sının o kadar da karanlık olmadığını biliyoruz. Ortaçağ genellikle resmedildiği gibi o kadar da karanlık değildi ama aynı şeyi Rönesans arifesindeki dönem için söylemek çok da mümkün değil. Cadı avlarının, engizisyon yargılamalarının ve bu yargılamalara eşlik eden demonolojinin (iblisbilim) tavan yaptığı bu dönemin, Avrupa’nın en aydınlık zamanı olarak kabul gören Rönesans’tan bir yüzyıl kadar öncesine denk gelmesi belki bir paradoks olarak görünebilir. Diğer yandan, bu denli büyük çaplı vahşetleri, Rönesans’la doğmaya başlayan yeni fikirlere Katolik kilisesindeki hâkim güçlerin şiddetle direnmesinin devamını oku...
Londra ve Polisiye Kitap Listesi I Berkem Sağlam

Londra ve Polisiye Kitap Listesi I Berkem Sağlam

Thomas de Quincey, “Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet”, İletişim Yayınları, Çev: İsmet Berkan İlk olarak Blackwood’s Magazine’de yayımlanan Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet, 18. sayıda da ele aldığım John Williams cinayetlerini ele alır. Makalesinde cinayetin bir sanat dalı olarak görülmesini öneren de Quincey, gerçek cinayetleri kurmaca haline getirir ve sanat eseri olarak hicveder. Henry Goddard, “Memoirs of a Bow Street Runner” Haklarında pek bilgiye sahip olamadığımız Bow Sokağı Koşucuları’nın bir üyesinin 1824-1839 arasında çözdükleri suçlara dair yazdığı bir kitap. Londra’nın ilk dedektifleri olarak bilenen bu grubun birinci elden tek anlatısı olmasından dolayı oldukça değerli bir kitaptır. Iain Sinclair, “White Chappell, Scarlet Tracings” (1987) Bir başka postmodern dedektif denemesi olan ve henüz Türkçeye çevrilmeyen bu kitap da ikili paralel anlatı tekniğini kullanır. Bir yandan Sir Arthur Conan Doyle’un Kızıl Soruşturma’sının ender bir kopyasını arayan namussuz kitap tacirleri, öte yandan da Karındeşen Jack cinayetleri kurgusal bir şekilde devam eder. Peter Ackroyd, “Hawksmoor”, YKY, Çev: Gül Tekay Baysan-Candan Baysan Tam bir Londra âşığı olan İngiliz yazar Peter Ackroyd’un çoğu kitabı Londra’da geçer ve sıklıkla şehri bir karakter olarak ele alır. Postmodern edebiyatın güzel bir örneği olan Hawksmoor’un anlatılarından biri, 18. yüzyılda yaşamış Nicholas Dyer adlı bir mimara ve inşa ettiği kiliselere devamını oku...
221B Dergi, 4. Yaşını Martin Beck Dosyalı 24. Sayısıyla Kutluyor

221B Dergi, 4. Yaşını Martin Beck Dosyalı 24. Sayısıyla Kutluyor

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, 4. yaşını kutluyor. Yeni yaşımızda 24. sayımızla karşınızdayız. Kapak dosyamızı “Bir Modern Polisiye Klasiği” başlığıyla Martin Beck serisine ayırdık. Buyurmaz mısınız? İsveçli usta yazarlar Per Wahlöö ile Maj Sjöwall’un 1965’te Kanaldaki Kadın ile başlayan 10 kitaplık serisi, onlarca dilde yayımlandı, TV dizileri ve sinema filmlerine uyarlandı. 55 yıldır tüm dünyadaki polisiye yazarları ve okurları etkilemeye devam ediyor. Seri, yıllar sonra yeniden Türkçede. Üstadımız Erol Üyepazarcı, Martin Beck serisinin yazarlarını mercek altına aldı yeni sayımızda. Özlem Özdemir, seriyi ve serinin günümüze yansımalarını yazdı. Fulya Turhan, serinin kahramanını “Dedektifler Ne Yer, Ne İçer” köşesine taşırken 221B editörleri, yıllar içinde romanlardan ekrana ve beyazperdeye uyarlanan eserleri listeledi. 24. sayımız sadece Martin Beck serisine ayrılmadı tabii ki: Tüm dünyada ses getiren Bron/Broen ve Marcella gibi dizilerin yaratıcısı, Saga Noren karakteri nedeniyle polisiye eserlerdeki kadın karakter algısını değiştiren usta yazar Hans Rosenfeldt, Türkiye’de ilk kez 221B’ye konuştu. 2015’te yayımlanan ilk polisiye romanı Bir Ceset Bir Söz ile Yılın Polisiye Romanı Ödülü’nü alan Gülce Başer’in yeni romanı Yanığı Bulmak, Mylos Kitap etiketiyle rafa çıktı. Başer’le romanını ve polisiye yazarlığı konuştuk. Bülent Ayyıldız, İtalyan polisiyesini ülkenin tarihi ışığında inceledi. Suat Duman, polisiye filmleri incelediği köşesine Kuzuların Sessizliği filmini taşıdı. devamını oku...
Lee Child, Jack Reacher’ı Devrediyor!

Lee Child, Jack Reacher’ı Devrediyor!

Jack Reacher romanlarının yazarı Lee Child, karakterini kendisini gibi yazar kardeşi Andrew Grant’e teslim edeceğini açıkladı. Açıklama üzerine İskoç polisiyeci Ian Rankin, “Beni son zamanlarda en çok şaşırtan haber,” yorumunu yaptı. Bu vesileyle ilginç konuya biraz daha yakından bakalım istedik. Buyurunuz… Lee Child’ın açıklaması şöyle: “Yıllarca Reacher’ı öldürmenin farklı yollarını düşündüm. İlk olarak tıpkı Butch Cassidy ya da Sundance Kid gibi Reacher’ın sonunun bir mermi yağmuruyla geleceğini düşündüm. Gerçi, Jack Reacher’ı alt etmek için koca bir ordu gerekir ama ben onunla işimi bitirdikten sonra da Reacher’ın hayatına devam etmesini istedim.” Her suç yazarı bu şekilde düşünmüyor elbette. Jo Nesbø, yakın zamanda kendi süper sert dedektifi Harry Hole’un ölümünden sonra da hayatına devam etmesi gibi bir ihtimal olmadığını ve Harry Hole’un ölümüyle ilgili birtakım planları olduğunu söyledi ve ekledi. “Hole’un sonsuz bir yaşamı olmayacak. Muhtemelen yaşlılıktan ölmeyecek ama tabii yine de kim bilir?” Nesbø, Harry Hole romanlarını başka birine teslim etmek gibi bir şeyinse sözkonusu bile olamayacağını belirtti: “Kesinlikle hayır. Size hemen şu anda söylüyorum, eğer böyle bir şey olursa, birileri böyle bir şeye teşebbüs ederse bana bu söylediklerimi hatırlatabilirsiniz.” 17 Temmuz’da yitirdiğimiz en önemli İtalyan polisiyecilerden Andrea Camilleri’nin de karakteri Müfettiş Montalbano’nun sonuyla ilgili planları vardı. Serinin son romanını 14 yıl devamını oku...
“Şahsiyet”: İki Yalnız İnsanın Hikâyesi

“Şahsiyet”: İki Yalnız İnsanın Hikâyesi

Son dönemin en iyi ve özgün işlerinden Şahsiyet‘in arkasında Hakan Günday-Onur Saylak işbirliği var. Puhu TV için çekilen Ay Yapım imzalı dizi, unutmak ve hatırlamak kavramlarından yola çıkıyor. Şahsiyet‘i senaristi Hakan Günday ile yönetmeni Onur Saylak anlatıyor… Alzheimer olduğunu öğrendikten sonra seri cinayetler işlemeye başlayan, İstanbul beyefendisi Agâh Beyoğlu’nun ve onu yakalamaya çalışan, soğukkanlı ve zeki polis Nevra’nın hikâyelerine odaklanan “Şahsiyet”, yerli polisiye diziler açısından çıtayı epey yükseltiyor. Yaşlı, takıntılı, yalnız ve yer yer komik bir seri katil olan Agâh Beyoğlu’nu canlandıran Haluk Bilginer’in performansı bile “Şahsiyet”i izlemeniz için tek başına yeterli ama elbette dahası var… Unutmak ve hatırlamak kavramlarından yola çıkan diziyi, senaristi Hakan Günday ve yönetmeni Onur Saylak’la konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir Hakan Günday: “İnsan, unutmak ve hatırlamaktan ibaret” Köprüde Buluşmalar’da “Şahsiyet‘e kadar düşündüğüm ve üzerinde çalıştığım hiçbir hikâye bana dizi yap dememişti,” dediniz. Şahsiyet’i yazma serüveni nasıl başladı, taslağı olan bir çalışma mıydı yoksa ilk günden beri bir dizi olarak mı kurguladınız? Daha‘da birlikte çalıştıktan sonra Onur Saylak’la bir dizi yapmak üzerine konuşuyorduk. Ancak biliyorduk ki bir hikâye hangi mecrada anlatılacağına kendi karar verir. Dolayısıyla öyle bir hikâye olmalıydı ki bu, ancak bir dizi olarak anlatılabilmeliydi. Bunun yanında, uzun zamandır, unutmak ve hatırlamak kavramları üzerine düşünüyordum. Bu devamını oku...
221B Dergi, “Şehir ve Polisiye” Başlıklı 21. Sayısıyla Raflarda

221B Dergi, “Şehir ve Polisiye” Başlıklı 21. Sayısıyla Raflarda

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, Temmuz-Ağustos sayısıyla raflardaki yerini aldı. 21. sayımızın dosya konusu, “Şehir ve Polisiye”… Londra, New York, Roma, Venedik, Sicilya, Milano, Bologna, Napoli, Barcelona, Buenos Aires, Paris… Tüm bu şehirlerin polisiye haritasını çıkartmaya çalıştık yeni sayımızda… Berkem Sağlam Londra’yı, Bülent Ayyıldız İtalyan şehirlerini, Çınla Akdere Paris’i, Melike Yazıcı Çangur İspanyol kentlerini, Saniye Çancı Çalışaneller New York’u, Doruk Tatar da “casusluk şehirleri” Londra, Berlin ve İstanbul’u yazdı. “Şehir ve Polisiye” alanında uzman Kim Toft Hansen de röportaj konuğumuz oldu. Fulya Turhan sordu, Hansen yanıtladı. “Behzat Ç.”nin dönüşü Gelelim diğer başlıklarımıza: Yeni sezonuyla aramıza dönen BluTV dizisi Behzat Ç.‘yi Erdal Beşikçioğlu ve İnanç Konukçu, senarist Ercan Mehmet Erdem, BluTV sorumlusu Sarp Kalfaoğlu ve İnter Medya’dan Can Okan’la konuştuk. İddialı polisiye Deep State‘i başrol oyuncusu Walton Goggins’e sorduk. Fulya Turhan, çok sevilen “Dedektifler Ne Yer, Ne İçer?” köşesinde bu kez Dashiell Hammett’ın karakteri Sam Spade’i konuk etti. Yeni sayıda “Dedektifler Ne Yer, Ne İçer?” köşesine bir de kardeş geldi: Onur Bayrakçeken’in hazırladığı “Dedektifler Ne Dinler?” bölümü, bu sayıdan itibaren aramıza katıldı. İlk bölümün konuğu, elbette Sherlock Holmes… Üstadımız Erol Üyepazarcı ise, yazarlarımızdan Ercan Akbay’ın Yağmurdan Önce‘sini yeni sayımızda inceledi. Ekin Açıkgöz, “Polisiyelerin Ölümsüz Silahları” köşesinde ikinci kısmıyla devamını oku...
221B, 20. Sayısında İtalyan Polisiyeleri Dosyasını Açıyor

221B, 20. Sayısında İtalyan Polisiyeleri Dosyasını Açıyor

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, “Geçmişten Günümüze İtalya’da Polisiye” dosyasıyla raflarda. 20. sayımızda neler var, biraz daha yakından bakalım… Anlatmaya kapak dosyamızla başlayalım:Ankara Üniversitesi DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı bölümünden yazarlarımız Bülent Ayyıldız ve Barış Yücesan, Ankara Üniversitesi Yabancı Diller Meslek Yüksekokulu’ndan Oğuz Koran, İtalyan polisiyelerini tüm yönleriyle inceleyen değerli yazılarıyla yeni sayımızda. Kapak dosyamız içinde Doruk Tatar’ın Umberto Eco’nun unutulmaz romanı Gülün Adı üzerine incelemesi de var. Ezgi Özcan ise İtalyan dizisi Suburra üzerine yazdı yeni sayımızda. Ayrıca, Cehennem Çiçekleri romanının İtalyan yazarı Ilari Tuti ile bir de röportaj yaptık. Bu sayının röportaj konuklarından biri de Nuray Atacık. Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B’nin 20. sayısına ulaşmasının gururunu yaşıyoruz. Yeni sayımız, bugünden itibaren raflarda. Keyifli okumalar…