221B Dergi’nin 17. sayısı, Piyasaya Çıktı

221B Dergi’nin 17. sayısı, Piyasaya Çıktı

Çok beklettik, siz okurlarımızı endişe ve üzüntüye sevk ettik ama 221B Dergi’nin yeni sayısı, sonunda raflardaki yerini aldı. Yeni sayımızda neler var yakından bakalım mı? 17. sayımızın kapak konusu “Polisiyede Yardımcı Dedektifler…” Sherlock Holmes’ü Dr. Watson’dan, Hercule Poirot’yu Hastings’ten ve Strike’ı Ellacott’tan bağımsız düşünebilmek pek mümkün değil, öyle değil mi? “Dedektifler ne yer, ne içer?” köşesinde Fulya Turhan, Dr. Watson’ı incelerken, üstadımız Erol Üyepazarcı, Agatha Christie’nin dedektiflerine yardımcı olan karakterleri, Oytun Özgür de Fransız polisiyesinde karşılaştığımız yardımcı dedektifleri analiz etti. Doruk Tatar ise, casus edebiyatında yardımcı karakter konseptini ele aldı yeni sayımızda. Peki Türk polisiyelerindeki yardımcı dedektifler? Saniye Çancı Çalışaneller’in kaleme aldığı Algan Sezgintüredi’nin Vedat ile Tefo karakterleri analizi, yeni sayımızda. Yeni sayının kapak konusu, Polisiyede Yardımcı Dedektifler Ayrıca Tülay Güneş Kılıç, P. D. James’in yarattığı yeni kadın dedektif konseptini, Çağla Üren, Roman Polanski ve sinemasını, Melike Yazıcı Çangur, Isabel Allende’nin polisiye türündeki ilk eseri Cinayet Oyunu‘nu, Ekin Açıkgöz de, James Bond’un kullandığı silahları yazdı. Siyasi polisiyenin ustası, Alman yazar Wolfgang Schorlau ise, Münih Komplosu‘nun yazılış öyküsünü kaleme aldı. Karin Slaughter röportajı, 17. sayımızda Yeni sayımızda, romanları onlarca dile çevrilip milyonlarca kopya satan modern polisiyenin önemli isimlerinden Karin Slaughter’la yapılan özel röportaj da yer alıyor. Tabii her zaman olduğu gibi devamını oku...
Levent Cantek imzalı “Bozkır”, Yakında BluTV’de

Levent Cantek imzalı “Bozkır”, Yakında BluTV’de

Levent Cantek’in yazıp Murat Başol’un çizdiği çizgi roman Bozkır, bir dönem dergimizde yayımlanmıştı, okurlarımız hatırlayacaktır. Çizgi dizi oradan yola çıkıp daha da büyüdü, televizyona yelken açtı. Levent Cantek’in genel öyküsünü kaleme aldığı dizi, yakında BluTV’de başlıyor… Levent Cantek’in öykünün çerçevesini çizip Ali Demirel ve Barış Erdoğan ile senaryosunu yazdığı Bozkır‘ın yapımcılığını ARC Film üstleniyor. Polisiye dizinin yönetmeni, Es Es, Bugünün Saraylısı ve Eski Hikaye gibi dizilere imza atan Bahadır İnce. Başrollerde Yiğit Özşener’le Ekin Koç yer alıyor Kadroya gelince: Başrolleri Yiğit Özşener’le Ekin Koç üstleniyor. Onlara Nur Fettahoğlu, Merve Çağıran, Bige Önal ve tecrübeli oyuncu Altan Erkekli eşlik ediyor. Deneyimli başkomiser Seyfi ile (Yiğit Özşener) genç, delidolu ve çaylak polis Nuri Pamir’in (Ekin Koç) bir çocuk cinayetini aydınlatmaya çalışacağı dizi, farklı kurgusuyla izleyicisini büyük bir bulmacanın içine çekmeyi hedefliyor. Daha önce Masum, 7Yüz ve Sıfır Bir-Bir Zamanlar Adana’da gibi önemli işleri izleyicilerle buluşturan BluTV’nin iddialı dizisi Bozkır, yakında ekranda olacak…
Yeni Bir Sherlock Holmes Romanı: “İstanbul’dan Gelmeyen Mektup” I Erol Üyepazarcı

Yeni Bir Sherlock Holmes Romanı: “İstanbul’dan Gelmeyen Mektup” I Erol Üyepazarcı

Gökhan Tosun’un Sherlock Holmes-İstanbul’dan Gelmeyen Mektup adlı romanı, onlarcasını okuduğum, Doyle dışında yazılmış Sherlock öykülerinin en başarılılarından biri, Türk polisiye edebiyatında bu vadideki ilk ciddi örnek…221B okurlarına ülkemizde Doyle dışı yazılan ilk Sherlock romanını öneriyorum. Sir Arthur Conan Doyle’un yarattığı Sherlock Holmes tiplemesi, polisiye romanda hiç şüphesiz en büyük şöhrettir. Ernest Mandel, polisiye romanı incelediği ünlü yapıtı Hoş Cinayet‘te Holmes’ün yaratıcısı Doyle’u, “Polisiye romanın gerçek kurucu babası ya da en azından bu denli tutulan bir yazın türü olmasında en çok emeği geçen kişi” olarak tanımlar. Doyle, sevenlerinin “kanon” olarak tanımladığı 56 uzun öykü formatında, dört adet de roman formatında 60 adet Sherlock Holmes öyküsü yazmıştır. 221B okurlarına Sherlock Holmes’ün Doyle dışında yazılmış öykülerinden söz etmeden özgün Sherlock Holmes öykülerinin niteliklerinden kısaca bahsetmek gerekir kanısındayız. Doyle’un yazdığı öykülerde Holmes’e sorunlar çeşitli şekillerde gelir. Holmes dinler, soruşturur, sonra bazen gözlem yapmak için olay yerine gider, bazen koltuğunda oturarak sorunu çözer ve müşterisini haberdar ederek suçluyu yakalar. En sonunda dostu Doktor Watson’ı karşısına alarak olayı nasıl çözdüğünü anlatır. Sherlock Holmes’ü öncüllerinden farkı kılan özellikler… Doyle’un özellikle uzun öykülerinde kendi öncülleri Edgar Allen Poe ve Émile Gaboriau’nun eserlerinin aksine başlangıç durumu dondurulmamıştır yani suç işlenip olay bitmemiştir; geriye dönük olmayan soruşturma, bir suçu açıklamaktan devamını oku...
Ölüm! Ölüm! I Yankı Enki

Ölüm! Ölüm! I Yankı Enki

Alfred Hitchcock’un Vertigo‘su 60. yılında halen en popüler sinema filmlerinden biri olma sıfatını taşırken (haklı olarak), filmin uyarlandığı Ölüler Arasında (D’entre les morts) adlı roman, yazıldığı 1954’ten beri genellikle uyarlamasının gölgesinde kaldı. Hitchcock’un Vertigo‘suyla birlikte Türkçeye bu yıl çevrilen Fransız ikili Pierre Boileau ve Thomas Narcejac’ın kitabına biraz daha yakından bakalım mı? Bir arkadaşından karısını takip etmesini isteyen bir adam, bu işi kabul eden ve kadınla tanıştığında sadece onun hakkında değil, kocasının hakkında da gizemli gerçekleri öğrenip dehşete düşen eski bir polis ve tüm hakikatin ortaya çıkışını bir korkuya, daha doğrusu fobiye ve aynı zamanda bir hastalık semptomuna bağlayan bir öykü… Bu cümleler bize sinemanın köşetaşı haline gelmiş yönetmenlerden Alfred Hitchcock’un Vertigo filmini hatırlatmak için yeterli olsa gerek. Hitchcock’un eserleri arasında ilk akla gelen filmlerden Vertigo üzerine makaleler hatta kitaplar yazıldı, çeşitli kuramlar eşliğinde tartışıldı. Charles Barr’ın Vertigo adlı kitabı tamamen bu film üzerineydi. Slavoj Žižek, Yamuk Bakmak adlı psikanalitik popüler kültür kitabında Hitchcock filmlerine geniş bir yer ayırırken Vertigo filmi üzerine de tespitlerde bulundu. Modern insanın ve uygarlığın karanlık taraflarını anlatma ustası Hitchcock’un filmi gereken dikkati çekti fakat Vertigo‘nun uyarlandığı Ölüler Arasında (D’entre les morts) adlı roman, yazıldığı 1954’ten beri genellikle uyarlamasının gölgesinde kaldı. 1958 tarihli filmin 60. yılına devamını oku...
Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, I. Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmasıyla başlar. Kimi kaynaklara göre örgütün önemli isimlerinden Enver Paşa ve Kara Kemal tarafından eğitildiğini de burada not edelim. Enver Paşa’yı zaten biliyoruz. Kara Kemal ise Enver gibi İttihatçıların en önde gelenlerindendir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Mustafa Kemal’e suikast girişimiyle ilişkilendirilmesinin ardından Kara Kemal kaçak duruma düşer. Saklandığı eve yapılan bir baskında ölür. Kimi iddialara göre baskın sırasında intihar etmiştir. İngiliz Kemal, Türkiye’de yazılan az sayıda casusluk romanı arasında önemli bir yere sahiptir. 50’lerden itibaren yayımlanmaya başlayan hikâyeler, Recai Sanay ve Ali Kemal Meram’ın aralarında bulunduğu çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. 1952 ve 1968 yapımı iki de film uyarlaması olduğunu biliyoruz (arzu edenler filmleri YouTube’dan izleyebilirler.) İngiliz Kemal, gerçek hikâyelerden esinlenerek yaratılmış bir karakter. Olaylar da bildiğimiz kadarıyla yaşanmışlıklardan ilham alıyor. İngiliz Kemal karakterinin gerçek dünyadaki adı Ahmet Esat Tomruk. 1887’de İstanbul’da doğan Ahmet Esat’ın gençlik yılları Abdülhamit dönemine denk geliyor ve Esat, istibdat rejimi karşıtı faaliyetlerinden dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kalıyor. İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde dolaşarak hem dil yeteneğini hem de başka kültürlere aşinalığını pekiştiriyor. İngiliz Kemal lakabı da buradan geliyor. İleride göreceğimiz gibi bu özellikler casusluk faaliyetleri için altın değerinde. Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, devamını oku...
Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

37’sinde ilk romanını yazdığında eserleri tüm dünyada milyonlar satan, çok okunan bir yazar olacağını düşünmemişti. Onun için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Jo Nesbø, tüm başarısına rağmen mütevazılığını koruyan bir adam. Tutkulu bir polisiye okuru olmadığını vurgulayan Norveçli yazar, bir polisiye yazarı olarak polisiye türünün o kadar da içinde olmamanın avantaj sağladığını düşünüyor. Farklı işlerde çalışıp hayatın her alanından insan tanımanın ve dünyayı gezmenin yazarlığına zenginlik kattığını söyleyen Nesbø, “İstediğin kadar kafanda öyküyü planla, günün sonunda hiçbir şey planladığın gibi olmayabilir. Her şey hissiyatta bitiyor aslında. Genç yazarlara tavsiyem; kendileri için yazsınlar, insanların ne istediğini umursamasınlar, hayal güçlerini kullansınlar,” diyor… Röportaj: Ufuk Kaan Altın/Onur Bayrakçeken Fotoğraf: Thron Ullberg Dünyanın en ünlü polisiye yazarlarından birisiniz. Sizin için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Her şeyden önce sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz lütfen? Kitap okunan bir ailede büyüdüm. Çocukluğumdan beri hep okudum, okudum… Yazmak, sanırım okumaya verdiğim bir tepkiydi. Hani müzik yapmak da müzik dinlemeye bir tepkidir ya, öyle. Yani yazmak hep hayatımdaydı. Gençken arkadaşlarımın grubu için şarkı sözleri de yazdım, sonra da kendi grubum için ama bir romancı olma planım yoktu. 37 yaşında ilk romanımı yazdığımda ve bir roman yazdığımı, yayımlanacağını arkadaşlarıma devamını oku...
Seyrine Doyum Olmayan İspanyol Polisiye Filmleri I Özlem Özdemir

Seyrine Doyum Olmayan İspanyol Polisiye Filmleri I Özlem Özdemir

İspanya’da polisiye, sinema ve TV ekranında yükseliş döneminde. Yakın tarihinden beslenen, hesaplaşmaktan ve sorgulamaktan korkmayan, kendini tekrar etmeyen ve özgün bir dil oluşturan edebiyatçılar, senaristler ve yönetmenler oldukça bu yükseliş devam edecek ve dünya polisiyesindeki yerini daha da sağlamlaştıracak… Malumunuz, ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi La casa de papel rüzgârı esiyor, belki de pek çok insan bu dizi sayesinde İspanya yapımı polisiye dizi ve filmlere dikkat etmeye başladı. İspanya’nın iç savaşta yaşadıkları, 1939’dan 1975’e kadar yani 36 yıl süren Franco’nun faşist diktatörlük dönemi, demokrasiye geçiş süreci, ETA meselesi, Avrupa Birliği’ne giriş, ekonomik krizler… İspanya’nın zorlu ve mücadele dolu bir yakın tarihi var. Edebiyatçıların da sinemacıların da beslendiği, eserlerine yansıttığı hatta bazen yoğunlukla odaklandıkları bir yakın tarih. İspanyol edebiyatında polisiyenin ve kara romanın yükselişi, elbette İspanya sinemasını da etkilemiş. İspanya yapımı polisiye filmler, zekice yazılan senaryoları, şaşırtıcı/ters köşe sonları, iç içe geçen sorunların önce başarıyla düğümlenip sonra boşluk bırakmadan çözümlenmesiyle hafızalarda yer ediyor. Tabii ki derinlikle yazılan karakterleri de ekleyelim. Kısacası La casa de papel‘in başarısı tesadüf değil, arkasında yıllardır ince işçilikle kendi janrını yaratan İspanya polisiyeleri yatıyor. Biz de okurlarımız için bu filmler arasından bir seçki yapmak istedik. Oriol Paulo ve ters köşeleri Her yeni filmiyle ismini daha yukarılara devamını oku...
Canlı Canlı Polisiye I Ayşe Erbulak

Canlı Canlı Polisiye I Ayşe Erbulak

“Fare Kapanı” yani “The Mousetrap”, dünyanın bildiği en önemli polisiye tiyatro oyunudur. Her şeyden önce dünyanın en çok ve en uzun oynanan tiyatro oyunu olarak önemli bir rekora imza atmıştır. Londra’da St. Martin’s Theatre’da tam 65 yıl boyunca 27 binden fazla seyirciye oynamış ve oynamaya devam etmektedir… İlk kitabım Çok Şekerli Ölüm çıktığında bilgisine, kültürüne ve tabii ki oyunculuğuna hayran olduğum Ali Poyrazoğlu’na yollamıştım okusun diye. Kısa sürede okuduktan sonra bana şöyle bir yorumda bulundu: “Derhal polisiye oyun piyesi yazmalısın.” Bu onur, beni mest ve motive etmiş olsa da üzerinden 6 yıl geçtiği halde hâlâ bir polisiye oyun yazamadığım için üzgünüm ama hemen belirtmeliyim ki en büyük ideallerimden biri, polisiye tiyatro oyunu yazabilmek. Çünkü benim bir yanım tiyatrocu. Dünyanın en pahalı iki âşığına sahibim: Oyunculuk ve yazarlık. Tabii günün birinde oyun yazmak ve o oyunda oynayabilmek şahane bir hedef olarak kafamda duruyor. Kime sorsan en çok polisiye okumayı seviyor ülkemizde. Hatta kitap olarak da en çok polisiye okumayı seviyor. Polisiye okuru gibi polisiye seyircisi de çok zekidir. Heyecan ister, çok ince ayrıntılar ister, kandırılmaktansa hiç hoşlanmaz. Polisiyesever, kitabı okurken her şeyi kafasında hayal eder. Oysa tiyatro sahnesinde hayalleri can bulur. Polisiye, tiyatro sahnesinde de defalarca can bulmuş, canlı canlı seyirciyle devamını oku...
Çağatay Yaşmut: Öykü, Çetin Ceviz; Yoğun Emek İstiyor

Çağatay Yaşmut: Öykü, Çetin Ceviz; Yoğun Emek İstiyor

“Öncelikle konunun özgün olmasına dikkat ederim ama konu dünyayı sarsacak kadar iyi olsa bile, eğer giriş bölümündeki o merakı okura geçiremezseniz çuvalladınız demektir,” diyor Çağatay Yaşmut. Başkomiser Galip Polisiyeleri’ne son olarak Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? ismiyle bir de öykü kitabı ekleyen Yaşmut, öykü yazmanın roman yazmaktan daha zorlu olduğunu vurguluyor: “Öykü çetin ceviz. Daha yoğun emek istiyor.” Başkomiser Galip polisiyeleriyle tanınan Çağatay Yaşmut, 221B’nin ilk sayılarında öykü yazmaya karar verdi, ilk sayıdan beri dergimizi takip eden okurlarımız bu öyküleri çok iyi hatırlıyordur. İşte bu öykülerin daha uzun versiyonları bir kitapta toplandı ve Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? ismiyle yayımlandı. Polisiye öykü kitaplarının çok sınırlı olduğu dilimizde tüm polisiyeseverlere mutlaka öneriyoruz. Çağatay Yaşmut’la hem kitabını hem de polisiye dünyasını konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir Okurlarımız öykülerini, romanlarını elbette biliyor. Ekonometri ve felsefe okudun ve uzun yıllar finans alanında çalıştın. Polisiyeyle okur olarak ne zaman tanıştın? Polisiyeyle tanışıklığım ortaokul sıralarına kadar gider. O zamanlar babam bana okumam için Agatha Christie romanları alırdı. Onları hatmederdim. Şimdilerde raflarda göremediğimiz pek çok macerası vardı bende: Mesela, Şatodaki Hayalet, Karakolda Cinayet gibi. Lise yıllarında birçok yazarı kendim keşfetmeye başladım. Robert Ludlum, Arthur Hailey, Stephan King, Peter Straub o yıllar elimden düşüremediğim yazarlardı. Morris West’in Kertenkele’sini hiç unutamam. Peter devamını oku...
Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau, yazmaya geç başlayıp hızlı ilerleyenlerden. Dedektif Dengler karakteriyle Türkiye’de de sevilen Alman polisiye yazarı, derin devletin kirli oyunlarından istihbarat servisi savaşlarına kadar uzanan bir yelpazede hep sorgulayan bir yapıda eserler veriyor. Ülkesi Almanya’nın karanlık geçmişiyle hesaplaşmadığına inanan Schorlau, 68 Kuşağı ideallerinden uzaklaşmanın da topluma zarar verdiği görüşünde. “Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum,” diyen Wolfgang Schorlau ile yazarlık serüvenini, güncel ve geçmiş siyaseti, hataları, hayal kırıklıklarını, idealleri, insanlığın gittiği noktayı konuştuk… Röportaj: Ufuk Kaan Altın Maalesef, sizinle biraz geç tanıştığımızı söyleyebiliriz. Türkçeye henüz sadece üç romanınız çevrildi: Mavi Liste, Münih Komplosu ve Koruyan El… Bunlardan ilk ikisini okudum ve son zamanlarda okuduğum polisiyeler arasında listenin üst sıralarına yerleştirdim. Her şeyden önce, sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Çok geç başladınız ama hızlı ilerlediniz. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz? Haklısınız, profesyonel olarak yazmaya geç başladım. Yazar olmadan önce bilişim sektöründe yöneticilik yapıyordum ama aslına bakarsanız çok erken bir yaşta yazmaya başladığımı söyleyebilirim. Daha 13 yaşındayken Vahşi Batı üzerine öyküler yazıp bunları cüzi bir ödeme karşılığında okul arkadaşlarıma veriyordum (ticarete kafam yatmıyormuş, yazarak zengin olamayacağınızın ilk göstergesi!). 40’lı yaşlarımın ortasında o günleri, ilk yazma deneyimlerimi hatırlamak, düşünmek bana iyi geliyor. Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum. Bana devamını oku...