Ayşe Kara’dan İstanbul, Bizans ve Osmanlı’ya Dair Farklı Bir Roman: “İstanbul’un Çağrısı”

Ayşe Kara’dan İstanbul, Bizans ve Osmanlı’ya Dair Farklı Bir Roman: “İstanbul’un Çağrısı”

İlk romanı Lâ’l ile 2010 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin Yılın Romanı Ödülü’nü alan Ayşe Kara, bu kez İstanbul’un Çağrısı ile okuruyla buluştu. Timaş Yayınları etiketiyle çıkan roman, İstanbul’un fethinin hemen öncesine dair farklı ve çarpıcı bir öykü anlatıyor… Sultan Mehmed’in rüyası. İmparator Konstantin’in ve Bizans’ın son sığınağı. Peygamber sözüyle müjdelenen, İsa’nın ve Meryem’in himayesinde olduğuna inanılan, uğruna candan geçilen şehir. Erguvan renkli tüllerle bezenmiş davetkâr güzel. İstanbul… Ayşe Kara, son romanı İstanbul’un Çağrısı‘nda İstanbul’u konuşturuyor. Şehrin dile geldiği roman, zengin karakterleri ve olay örgüsüyle çok katmanlı bir tarihi roman kurgusu sunuyor. Sultan Mehmed’den Konstantin’e, Anna’dan Ak Şeyh’e, Celep Munzur’dan Burunsuz Gregoryus’a pek çok farklı karakter, girip çıkıyor öyküye… İstanbul, dile geliyor Bir yanda bin yıllık başkentlerini kaybetme ihtimalini ilk kez bu kadar derinden hisseden Bizanslılar, bir yanda her şeyi göze almış Türkler… Ve Osmanlı ordugâhında peş peşe işlenen cinayetler, esrarengiz bir katil… Bir Bizans oyunu mu bu? Yoksa Sultan Mehmed’in hiç beklemediği yerden gelecek bir hesaplaşma mı? Bir şehri korumak ya da fethetmek için ne gerekir sorusu hep zihinlerde… Ayşe Kara’dan karakterleri, kurgusu, tarihi atmosferi, incelikle işlenmiş ayrıntılarıyla İstanbul’a, Bizans’a ve Osmanlı’ya dair farklı bir roman; İstanbul’un Çağrısı… İstanbul’un Çağrısı/Ayşe Kara Timaş Yayınları/32,5 TL
221B Dergi’nin 18. Sayısı Çıktı

221B Dergi’nin 18. Sayısı Çıktı

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, 18. sayısıyla 3. yılını doldurdu. Yeni sayımızın kapak konusu, “Gerçek Seri Katiller”… Bu sayımızda ne var, ne yok, birlikte bakalım mı? Karındeşen Jack, Zodyak, Locusta, Aileen Wuornos, Bela Kiss… Listeye pek çok isim eklenebilir. Bu isimlerin ortak noktaları, kurgu karakterler değil gerçek seri katiller olmaları. İşte 18. sayımızın dosyasını bu konu oluşturuyor. Fulya Turhan, Karındeşen Jack’in hâlâ gizemini koruyan tarihini ve Patricia Cornwell’in Karındeşen Jack’in kim olduğunu tespit etmek için yıllardır yaptığı ayrıntılı çalışmaları yazdı. Batuhan Cantürk, From Hell çizgi romanı bağlamında Karındeşen’le ilgili diğer ihtimallerin peşine düştü. Yakalanamayan gerçek seri katil denilince akla gelen diğer isim; Zodyak. Saniye Çancı Çalışaneller, Zodyak’ın izini sürdü; ilk cinayetten soruşturmanın yıllar içinde hangi noktaya geldiğini, hatta yapay zekânın Zodyak’ın kim olduğunu bulup bulamayacağını derinlemesine inceledi. Ratcliffe Yolu Cinayetleri, yine ilginç konulardan biri. Berkem Sağlam, cinayetlerden sorumlu tutularak idam edilen John Williams’ın masumiyetinin o dönemde ve bugün nasıl tartışıldığını yazdı. Oytun Özgür, belki de çok azımızın hâkim olduğu seri katillere odaklandı: İlkçağdan günümüze onlarca romana, filme konu olan Fransa’daki seri katiller… Ercan Akbay, kim olduğu bilinen ama asla yakalanamayan, yakalansa da bir şekilde firar eden gerçek seri katilleri yazdı. Özel röportajlar, derinlikli analiz ve yazılar… Bu devamını oku...
80’lerden Günümüze İspanyol Polisiye Edebiyatı I Melike Yazıcı Çangur

80’lerden Günümüze İspanyol Polisiye Edebiyatı I Melike Yazıcı Çangur

1975’te Franco’nun ölümüyle 39 yıllık dikta rejimi son bulur, sansür ortadan kalkar. İspanya, bir geçiş dönemine girer. Yıllarca sansür korkusuyla bastırılan düşünceler polisiye roman, kara roman ve dedektif romanlarıyla özgürce ifade edilmeye başlanır. Yıllarca dimenovel (on paralık) bir tür olarak görülen polisiye romanın şahlandığı dönem olur 80’ler. Öncesi ve sonrasıyla İspanyol polisiye edebiyatına bakıyoruz… İspanyol yazınında uzun yıllar boyunca değer görmeyen polisiye roman, başlangıcından günümüze birçok aşamadan geçmiş, kendini edebiyat eleştirmenlerine kabul ettirmenin ne denli zor olduğunu görmüş ama asla yılmamıştır. 1889 yılında Benito Pérez Galdós’un (1843-1920) kaleme aldığı ilk polisiye roman La incógnita (Bilinmeyen), İspanyol okurlar üzerinde büyük bir etki yaratmış ve 1960’lı yılların sonuna doğru bu tür, İspanya’daki ihtişamlı günlerine veda etmiştir. Polisiye roman yerini kara romana bırakır ve 70’li yıllarda ABD’nin önemli kara roman yazarları Raymond Chandler ve Dashiel Hammet’ın çevirileri okunmaya başlanır. Kara romanın temelleri atılıyor Francisco García Pavón (1918-1989), yarattığı kahramanlar Plinio ve yardımcısı Don Lotario’nun yer aldığı roman ve öyküleriyle 1953-1985 yılları arasında İspanyol kara romanının temellerini atmıştır. Suçluyu büyük bir kararlılıkla ve dudağından düşmeyen sigarasıyla takip eden Plinio lakaplı Emniyet Amiri Manuel Gonzalez ve veteriner olan yardımcısı Don Lotario karakterleri, İspanyol yazınının kara roman türündeki özgün birer örneği haline gelmiştir. Pepe Carvalho ve devamını oku...
Dylan Dog: Kâbuslar Dedektifinin Olağanüstü Maceraları I Batuhan Cantürk

Dylan Dog: Kâbuslar Dedektifinin Olağanüstü Maceraları I Batuhan Cantürk

Günümüz Londra’sında özel dedektiflik yapan eski polis Dylan Dog’un, yaşadığı gerçeklikle ruh hali arasında garip bir çelişki vardır. Genç ve yakışıklıdır, neredeyse haftada bir sevgili değiştirir, severek yaptığı bir işi vardır. Groucho gibi, ölüyü bile diriltebilecek neşeli bir dosta sahiptir. Tüm bunlara rağmen ebedi bir depresif, katıksız bir nevrotiktir. Oidipus kompleksine, Peter Pan sendromuna sahiptir. Büyüme korkusu ve materyalist dünyaya uyum sağlayamama anksiyetesi yaşar. Bu anksiyete nedeniyle işi intihar krizlerine kadar vardırır. Ölüme kalmayacaktır bu dünya, Çırılçıplak ölüler Aydaki rüzgârdaki adamdan olacaktır; Kemikleri tertemiz, Ve tertemiz kemikleri yok olduğunda, Yıldızlardan olacaktır, ayakları, dirsekleri; Akılları başlarında olacaktır delirseler de, Denizlere batsalar yükseleceklerdir yine; Yok olsa da sevgililer sevgi yok olmayacaktır Ölüme kalmayacaktır bu dünya… Dylan Thomas (Çev. Bülent Ecevit) Bonelli’nin Mister No ve Ken Parker‘dan sonraki üçüncü ama en popüler antikahramanı Dylan Dog, yayın hayatına başladığı 1986 yılından itibaren Tex ile birlikte İtalya’nın en çok satan çizgi romanı haline gelmiştir. Yaratıcısı Sclavi’ye bu garip adı nereden bulduğu sorulduğunda, “Dog adını hiç okumadığım, sadece kitapçı vitrininde gördüğüm bir Mickey Spillane kitabı olan ‘Dog son of…’tan esinlendim, Dylan ise her zaman hayran olduğum şair, Dylan Thomas’tan gelmektedir,” açıklamasını yapmıştı. Bir horror opera olarak tanımlanabilecek Dylan Dog, köklerini İtalyan korku sinemasından alır. Bununla birlikte devamını oku...
“The Bletchley Circle”: Kodların Gölgesinde Kadınlar I Ezgi Özcan

“The Bletchley Circle”: Kodların Gölgesinde Kadınlar I Ezgi Özcan

Bletchley Park adını muhtemelen çok azımız duymuştur. The Bletchley Circle adlı İngiliz polisiye dizisini izleyene kadar ben de duymamıştım. II. Dünya Savaşı esnasında, Nazi ordularının haberleşmek için kullandıkları kod sistemini kıran ekibin çalıştığı üssün adı, Bletchley Park. The Bletchley Circle ise, o üste çalışan bir grup kadının öyküsünü anlatıyor… “Sen benim karımsın, her şeyden önce bir annesin… Kararını ver.” Tutkuyla peşinden koştuğunuz bir amacınız varken dikkatinizin olması gereken yerden dağıldığını gören kocanız size bu cümleyi kursa ne cevap verirsiniz? Kadınlık görevlerinizin hatırlatıldığı bir noktada seçim yapmanız söylense hakkınızı hangisinden yana kullanırsınız? Bir kadın, bir erkeğin karısı ve çocuklarının annesi olmaktan fazlası olabilir mi? Ne saçma soru… Feminist tartışmaların teorik düzleminde, belletilmiş modernizm öğretilerinde, kalkınmacı ülkelerin ekonomik reçetelerinde, sağcı ve muhafazakâr olmayan sosyal katmanlarda, popüler kadın kültürünün dilinde buna verilecek cevap “Tabii ki!” olacaktır. “Tabii ki bir kadın her şey olabilir!” Bugünlerde kadınlardan beklenen bu. Her şey olmak zorundayız. İyi anne, iyi eş, iyi sevgili, iyi çalışan, iyi organizatör, iyi denge sağlayıcı, iyi her şey! İstediğini olmak isteyen kadın, her şey olmak zorunda kalıyor. Peki, her şey olan bir kadının istediğini olma, varlığını gerçekleştirme ihtimali ne kadar? Bletchley Park’ın öyküsü Bletchley Park adını muhtemelen çok azımız duymuştur. The Bletchley Circle adlı İngiliz polisiye devamını oku...
“Bozkır”, Ekran Serüvenine Bu Akşam Başlıyor

“Bozkır”, Ekran Serüvenine Bu Akşam Başlıyor

Bir dönem dergimizde yayımlanan Levent Cantek’in yazıp Murat Başol’un çizdiği çizgi roman Bozkır, televizyon macerasına hazır. Polisiye dizi, ilk bölümüyle bu akşam BluTV’de… Yiğit Özşener, Ekin Koç, Nur Fettahoğlu, Merve Çağıran ve Bige Önal ile usta oyuncu Altan Erkekli’nin kadrosunda yer aldığı 10 bölümlük Bozkır‘ın yapımcılığını ARC Film üstleniyor. Polisiye dizinin yönetmeni, Bugünün Saraylısı ve Eski Hikaye gibi dizilere imza atan Bahadır İnce. “Her katil, yaşadığı yere benzer” Levent Cantek’in genel öyküsünü kaleme aldığı, senaryosunu Ali Demirel ve Barış Erdoğan ile yazdığı Bozkır‘ın konusu kısaca şöyle: Deneyimli başkomiser Seyfi ile (Yiğit Özşener) genç, delidolu ve çaylak polis Nuri Pamir (Ekin Koç), şehirde bir çocuk cinayetiyle karşı karşıya kalır. Bu cinayet, onları şehrin nüfuslu işadamı Abbas Bey (Altan Erkekli) ve kızı Dilara’ya (Nur Fettahoğlu) götürüyor. Daha önce Masum, 7Yüz ve Sıfır Bir-Bir Zamanlar Adana‘da gibi işleri izleyicilerle buluşturan BluTV’nin iddialı dizisi, ekran serüvenine bu akşam başlıyor…
Peter Swanson İmzalı “Korkunun Kıskacında” Raflarda

Peter Swanson İmzalı “Korkunun Kıskacında” Raflarda

Öldürmeye Değer Kişiler ve Kalbimdeki Gizli Katil kitaplarının yazarı Peter Swanson’ın yeni romanı Korkunun Kıskacında, Zişan Sarı çevirisiyle Altın Kitaplar’dan çıktı. ABD’li yazar, romanına Alfred Hitchcock’un ölümsüz eseri Arka Pencere‘ye de saygı duruşunda bulunuyor… Kate Priddy, çocukluğundan beri kaygı bozukluğuyla baş etmeye çalışan bir genç kızdır. Onu birkaç yıl önce ölümden döndüren talihsiz olay yüzünden panik atak krizleri geçirmektedir. Boston’da yaşayan yakışıklı ve havalı kuzeni Corbin, kendi dairesini 6 aylığına onun Londra’daki dairesiyle değiştirmek istediğinde Kate, kendini hiç tanımadığı bir kentte, yepyeni bir tehlike içinde bulur. Çünkü yan komşusu Audrey Marshall cinayete kurban gitmiştir ve bu cinayet başka kadınların ölümleriyle de bağlantılıdır… Hitchcock’un “Arka Penceresi”ne saygı duruşu Son dönemde polisiye tutkunlarının yakından takip ettiği yazarların başında gelen Peter Swanson’ın yeni romanı Korkunun Kıskacında, insan psikolojisinin en karanlık ve ilkel yönlerini açığa çıkarma iddiasını taşıyan, gerilimin hiç düşmediği bir okuma vaadi sunuyor. Öldürmeye Değer Kişiler ve Kalbimdeki Gizli Katil adlı kitapları daha önce Altın Kitaplar’dan çıkan 1968 doğumlu ABD’li yazar, bu eserinde Hitchcock’un Arka Pencere‘sine de saygı duruşunda bulunuyor… Korkunun Kıskacında/Peter Swanson Altın Kitaplar/32 TL
Schorlau’nun Bir Dengler Macerası Daha Türkçe’de: “Kavuran Soğuk”

Schorlau’nun Bir Dengler Macerası Daha Türkçe’de: “Kavuran Soğuk”

Siyasi polisiyenin ustası, Alman yazar Wolfgang Schorlau imzalı bir Dengler macerası daha Türkçe’ye kazandırıldı. Dergimizin de yazarları arasında bulunan Schorlau’nun 2009 tarihli Kavuran Soğuk romanı, Hulki Demirel çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı… Alman ordusunun Afganistan’daki gizli görevinden dönüşte travmaya bağlı olarak sorunlar yaşayan, öfke nöbetleri yüzünden saldırganlaşan, psikiyatrik tedavi gören bir gedikli başçavuş Hans-Jörg Singer, bir anda hiç iz bırakmadan ortadan kaybolur. Karısı Sarah, özel dedektif Georg Dengler’den yardım ister. Polis de başçavuşu aramaktadır. Orduysa kayıp askerini aramakla pek ilgilenmiyor gibidir. O ara, birtakım esrarengiz cinayetler de işleniyordur… Siyasi polisiyenin ustası Wolfgang Schorlau’nun 2009 tarihli romanı Kavuran Soğuk, sonunda Türkçe’de. Karanlık bir vakanın arka planında dönüp dönüp Afganistan’da aslında neler olduğuna bakıyor roman. Dedektif Dengler, garip bağlantıların, zekâyı fazla mesaiye zorlayan ipuçlarının peşinde. Okursa, hem bunun hem de Dengler’in özel hayatı, duygu karmaşaları, sevgilisiyle tutkulu ilişkisinin… 221B Dergi’nin de yazarları arasında bulunan siyasi polisiye ustasının üç Dengler macerası; Koruyan El, Mavi Liste ve Münih Komplosu, daha önce yine İletişim Yayınları tarafından basılmıştı, hatırlatalım… Kavuran Soğuk/Wolfgang Schorlau İletişim Yayınları/27 TL
Yasin Uzun’dan Bir İlk Roman: Bir Dosya Üç Cinayet

Yasin Uzun’dan Bir İlk Roman: Bir Dosya Üç Cinayet

Bir Dosya Üç Cinayet, Yasin Uzun’un ilk romanı… Yazarın farklı kıta ve ülkelerde, uzun bir zaman dilimine yayılan polisiyesinde, eski BM Barış Gücü askeri, yarı Türk yarı İngiliz Hector’un peşinden Bangkok’tan Londra’ya, Sudan’dan Rotterdam’a dolaşıyoruz. Hector ise, hem av hem de avcı rolünde sıradışı bir seri katilin peşinde… “Bir Dosya Üç Cinayet”i yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz? Kısaca tanıyalım sizi… İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ekonomi okudum. O dönem, Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri daha umut verici bir seviyede devam ediyordu. Ben de o konuda eğitimime devam etmek istedim. Marmara Üniversitesi’de AB İktisadı üzerine yüksek lisans yaptım ardından. Ne yazık ki hepimizin bildiği üzere Avrupa maceramız pek iyi gitmedi. İş Bankası’da bir süre çalıştıktan sonra şimdiki ismiyle Ticaret Bakanlığı’nda göreve başladım. 8 yıldır da buradayım. Vaktimin büyük kısmı, davranışsal iktisat gibi yeni teoriler ya da veri madenciliği ve blokzincir gibi gelişen teknolojilerin bakanlığımızda ve genel olarak kamu sektöründe nasıl kullanılabileceğini araştırmakla geçiyor diyebilirim. “Bir Dosya Üç Cinayet”, Temmuz ayında piyasaya çıktı. Kitabı ne zaman yazdınız? Kitabı yaklaşık 3 yıl önce yazmaya başladım. Sıkı bir polisiye okuru olarak uzun bir süredir yazmayı denemek istiyordum. Ankara’daki rutin içerisinde fırsat bulamamıştım. Konfor alanımdan çıkmam gerekiyordu sanırım. 2015 yılında Londra’ya yüksek lisans için gittiğimde kırılma anını devamını oku...
221B Dergi’nin 17. sayısı, Piyasaya Çıktı

221B Dergi’nin 17. sayısı, Piyasaya Çıktı

Çok beklettik, siz okurlarımızı endişe ve üzüntüye sevk ettik ama 221B Dergi’nin yeni sayısı, sonunda raflardaki yerini aldı. Yeni sayımızda neler var yakından bakalım mı? 17. sayımızın kapak konusu “Polisiyede Yardımcı Dedektifler…” Sherlock Holmes’ü Dr. Watson’dan, Hercule Poirot’yu Hastings’ten ve Strike’ı Ellacott’tan bağımsız düşünebilmek pek mümkün değil, öyle değil mi? “Dedektifler ne yer, ne içer?” köşesinde Fulya Turhan, Dr. Watson’ı incelerken, üstadımız Erol Üyepazarcı, Agatha Christie’nin dedektiflerine yardımcı olan karakterleri, Oytun Özgür de Fransız polisiyesinde karşılaştığımız yardımcı dedektifleri analiz etti. Doruk Tatar ise, casus edebiyatında yardımcı karakter konseptini ele aldı yeni sayımızda. Peki Türk polisiyelerindeki yardımcı dedektifler? Saniye Çancı Çalışaneller’in kaleme aldığı Algan Sezgintüredi’nin Vedat ile Tefo karakterleri analizi, yeni sayımızda. Yeni sayının kapak konusu, Polisiyede Yardımcı Dedektifler Ayrıca Tülay Güneş Kılıç, P. D. James’in yarattığı yeni kadın dedektif konseptini, Çağla Üren, Roman Polanski ve sinemasını, Melike Yazıcı Çangur, Isabel Allende’nin polisiye türündeki ilk eseri Cinayet Oyunu‘nu, Ekin Açıkgöz de, James Bond’un kullandığı silahları yazdı. Siyasi polisiyenin ustası, Alman yazar Wolfgang Schorlau ise, Münih Komplosu‘nun yazılış öyküsünü kaleme aldı. Karin Slaughter röportajı, 17. sayımızda Yeni sayımızda, romanları onlarca dile çevrilip milyonlarca kopya satan modern polisiyenin önemli isimlerinden Karin Slaughter’la yapılan özel röportaj da yer alıyor. Tabii her zaman olduğu gibi devamını oku...