Ercan Akbay İmzalı Yeni Polisiye: “Yağmurdan Önce”

Ercan Akbay İmzalı Yeni Polisiye: “Yağmurdan Önce”

Dergimiz yazarlarından Ercan Akbay’ın yeni polisiyesi Yağmurdan Önce, raflardaki yerini aldı. Oğlak Yayınları-Maceraperest Kitaplar etiketini taşıyan roman, karanlık bir tarikat liderini alt etmek ve onun cariyelerini özgür kılmak için yapılan çok yönlü operasyonun perde arkasını anlatıyor… “Dergâha dönüp kış bahçesinden içeri girdiğimde, ağız armonikası virtüözü Lee Oskar’ın fırtına öncesi gerilimi betimleyen albümü ‘Yağmurdan Önce’ çalıyordu. Müzik çok ifadeci, çok etkileyiciydi. Evet, yaklaşan tufanın kokusunu algılıyor, kaotik gerilimi hissediyordum ama bunların hepsi bana vız gelir, tırıs giderdi. Yağmur, fırtına, kasırga ya da tufan… Hiçbir afet yıkamazdı beni.” Cumartesi gecesi Joy bistro-barda tanışan erkek ve kadının aşk öyküsüne karışan berbat bir cinayetle başlayan Yağmurdan Önce, suçun ardındaki psikolojiye ilişkin gerilim romanlarıyla tanınan Ercan Akbay’ın Akılçelen‘den 3 yıl sonra yayımlanan yeni polisiyesi. Roman, popüler olduğu kadar karanlık bir tarikatın erişilmez liderini alt etmek ve onun cariyelerini özgür kılmak için yapılan çok yönlü operasyonun perde arkasını anlatıyor. Oğlak Yayınları’nın alt markası Maceraperest Kitaplar etiketini taşıyan Yağmurdan Önce, raflardaki yerini aldı. Keyifli okumalar… Yağmurdan Önce/Ercan Akbay Oğlak Yayınları-Maceraperest Kitaplar/35 TL
221B, 20. Sayısında İtalyan Polisiyeleri Dosyasını Açıyor

221B, 20. Sayısında İtalyan Polisiyeleri Dosyasını Açıyor

Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B, “Geçmişten Günümüze İtalya’da Polisiye” dosyasıyla raflarda. 20. sayımızda neler var, biraz daha yakından bakalım… Anlatmaya kapak dosyamızla başlayalım:Ankara Üniversitesi DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı bölümünden yazarlarımız Bülent Ayyıldız ve Barış Yücesan, Ankara Üniversitesi Yabancı Diller Meslek Yüksekokulu’ndan Oğuz Koran, İtalyan polisiyelerini tüm yönleriyle inceleyen değerli yazılarıyla yeni sayımızda. Kapak dosyamız içinde Doruk Tatar’ın Umberto Eco’nun unutulmaz romanı Gülün Adı üzerine incelemesi de var. Ezgi Özcan ise İtalyan dizisi Suburra üzerine yazdı yeni sayımızda. Ayrıca, Cehennem Çiçekleri romanının İtalyan yazarı Ilari Tuti ile bir de röportaj yaptık. Bu sayının röportaj konuklarından biri de Nuray Atacık. Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültürü dergisi 221B’nin 20. sayısına ulaşmasının gururunu yaşıyoruz. Yeni sayımız, bugünden itibaren raflarda. Keyifli okumalar…
25. Bond Filminden Son Haberler: Rami Malek’in “Kötüyü” Oynaması Kesinleşti

25. Bond Filminden Son Haberler: Rami Malek’in “Kötüyü” Oynaması Kesinleşti

Yapım süreci yılan hikâyesine dönen 25. Bond filmi nihayet rayına oturdu. Daniel Craig’in son kez Ajan 007’yi canlandıracağı filmin çekimleri başladı. Filmin “kötüsü” Oscar’lı oyuncu Rami Malek, senaryoya Phoebe Waller-Bridge el atıyor, adıysa henüz konulmuş değil… Serisinin sıkı takipçileri hatırlayacaktır; 25. Bond filmiyle ilgili haberler, bundan sonra Daniel Craig’in yerini dolduracak isim hakkındaki tartışmalar üzerinden ilerlemişti uzun süre. Aralarında kadınların da olduğu pek çok önemli oyuncunun bahsi geçti, geçmeye de devam ediyor ama o isim, belirlenmiş değil henüz. Odaksa, filmin senaryosu ve yönetmeninin kim olacağına kaydı zamanla. Sancılı bir süreç vardı bu kez: Oscar’lı yönetmen Danny Boyle, ekibiyle gelip senaryoyu yeniden yazdı, yönetmenliği de üstlenecekti ama sonrasında “fikir ayrılıklarını” gerekçe göstererek projeden çekildi. Yapımcılarla filmin nasıl olacağına dair anlaşamamıştı Boyle. Yerini bir başka önemli isim Cary Joji Fukunaga aldı ardından. İş, senaryoyu “canlandırmaya” kalmıştı. Bunun için bizzat Daniel Craig devreye girdi, onun talebi ve yönlendirmesiyle son işi Killing Eve‘le harikalar yaratan Phoebe Waller-Bridge ekibe katıldı. Senaryo ekibi, son açıklamaya göre şu isimlerden oluşuyor: Waller-Bridge, Scott Z. Burns, Neal Purvis ve Robert Wade. Gelelim filmde “kötü adamı” kimin canlandıracağı bahsine: Kapısı çalınan ilk isim, Bohemian Rhapsody ile Oscar’a uzanan Rami Malek’ti. Malek istekliydi ama programının nasıl ayarlanacağı sorun oldu. Neyse ki devamını oku...
Cenk Çalışır’dan Yeni Polisiye: “Beria”

Cenk Çalışır’dan Yeni Polisiye: “Beria”

Cenk Çalışır’ın altıncı romanı Beria, geçen hafta raflardaki yerini aldı. Oğlak Yayınları’nın Maceraperest Kitaplar’ından çıkan kitap, Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınmak isteyen bir anne-kızın hikâyesini anlatıyor… Suriye’de köyüne yapılan bir baskında kocası öldürülen Aişe, kızı Beria’yı da alarak iç savaştan kaçar ve Türkiye’ye sığınmak ister. Aişe ve kızı, onları Yunanistan üzerinden Avrupa’ya götürebileceğini söyleyen insan tacirlerinin elinde yola koyulur. Eşini ve oğlunu otomobil kazasında kaybeden Komiser Harun ise yaşadığı travma nedeniyle hızla kilo alır ve malulen emekli edilir. Ailesinden sonra işini de kaybedince hayatla tüm bağları kopan Harun, intihar etmek üzere gittiği kayalıklarda sahile vuran bir insan bedeni görür. Denize düşen ve kıyıya sürüklenen Aişe’nin, kızı Beria’nın kaybı karşısındaki çaresizliğine ve acısına şahit olur. Oğlunun ölümü karşısında yapabileceği hiçbir şey olmayan Harun, başka çocuklar için bir umut olabileceği gerçeğini fark eder… Roman, mülteci dramına ışık tutuyor Trajik bir mülteci hikâyesinin ekseninde okuru dehşete düşüren insan halleriyle yüzleştiren Beria, Cenk Çalışır’ın altıncı romanı. 1967 yılında Balıkesir’de doğan Cenk Çalışır’ın ilk romanı Satranç Cinayetleri, 2010 yılında yayımlandı. Onu sırasıyla Zehr-i Katil, Oyun İçinde Oyun, Kan Yağmuru, Kilit Operasyonu romanları ve peş peşe yayımlanan iki ciltlik Her Temas Bir Öykü Bırakır öykü kitapları izledi…
Ilaria Tuti’nin Çoksatan Polisiyesi “Cehennem Çiçekleri” Türkçede

Ilaria Tuti’nin Çoksatan Polisiyesi “Cehennem Çiçekleri” Türkçede

İtalyan yazar IlariaTuti’nin 70 binden fazla satan kitabı Cehennem Çiçekleri, 14 dile çevrildikten sonra Türk okurla buluştu. Timaş Yayınları’nın alt markası Portakal Kitap etiketiyle raflardaki yerini alan roman, şu soruyu soruyor okura: “Kendini tehdit altında hissettiği için öldüren bir hayvanın katil olduğunu söyleyebilir misiniz?” İtalyan Alplerinin ortasında, yaşlı ormanın içinde gözleri oyulmuş bir ceset bulunur. Bu, korkunç cinayetler serisinin ilki gibi görünür… Başkomiser Teresa Battaglia, 60’larının ortalarında, adli profil oluşturma konusunda hayli başarılı bir dedektiftir. Yıllar boyunca verdiği mücadeleler sonunda ekibindeki herkesin sarsılmaz saygısını kazanmıştır. Fakat bir gün ekibe yeni katılan genç dedektife güvenip güvenemeyeceğini kestiremez. Daha da kötüsü kendisine güvenebilecek midir? Hastalığı onu her an yarı yolda bırakabilir ve Teresa bu korkuyla hastalığına yenik düşmeden önce davayı çözmelidir. Peki hiç var olmamış birini bulmak için ne yapması gerekir? Aradığı kişi gerçekten bir katil midir? Okuru insan olmak üzerine düşündürüyor Cehennem Çiçekleri, bir polisiye olmasına rağmen okuru insan olmak, çocuk kalmak ve saflık üzerine düşünmeye sevk ediyor. Vanity Fair, roman için şu tespitte bulunmuş: “IlariaTuti’nin çıkış romanı, bir gerilim-polisiye ama bunun yolu ölümden ve gizemden geçmiyor; tam olarak hayatın içinden geçiyor.” Portakal Kitap etiketini taşıyan Cehennem Çiçekleri, Esma Fethiye Güçlü çevirisiyle raflarda… Cehennem Çiçekleri/Ilaria Tuti Portakal/35 TL
Gerçek Cinayetlerin Peşinde: 221B’nin 19. Sayısı Raflarda

Gerçek Cinayetlerin Peşinde: 221B’nin 19. Sayısı Raflarda

18. sayımızda gerçekten kurguya seri katilleri incelemiştik. Bu katillerin çoğu yakalandı ama hâlâ akıbeti bilinmeyenler de var tabii. İşte yeni sayımızda dedektiflik mesleğinin nasıl bir şey olduğunu ve suç soruşturmalarının gerçekte nasıl işlediğini irdelemeye çalıştık. 221B Dergi’nin 19. sayısı raflarda, buyurunuz… Dedektiflik kavramını geçmişte belirli bir tarihe sabitleyebilmenin imkânı yok. Kesin olarak bildiğimiz tek şey şu ki, tarihin, insanlığın ve toplumların gelişmesi ve değişmesiyle suç ve suçlu kavramı da değişti. Dolayısıyla bununla mücadele eden dedektifin de değişmesi ve evrilmesi gerekiyordu. 19. yüzyılda dedektiflerden beklenen şey, keskin gözlem yeteneği, sorgulama ve takip becerileriyle toplumsal düzeni sağlamalarıydı. Bilim ve teknolojiyle iç içe yaşadığımız modern zamanlara yaklaştıkça dedektifler, biliminsanlarının ve araştırmacıların yardımıyla suça karşı yürüttükleri mücadeleyi de mecburen geliştirdiler. Sonuçta, DNA teknolojisi bundan 100 yıl önce ortaya çıksaydı belki de Karındeşen Jack bugün olduğu kadar mit haline gelmeden yakalanacaktı. Polisin Karındeşen Jack konusunda hiçbir ilerleme kaydedemediğini gören 19. yüzyıl Londra halkı, bu katili ancak Sherlock Holmes’ün bulabileceğine inanıyordu. Çünkü Holmes; mantığı, bilimi ve teknolojiyi kullanan yeni model bir dedektifti. Bu nedenle gerçek dedektiflerin de bu standartlara gelme çabası yavaş yavaş kendini gösterecekti. Sherlock Holmes, kurgu sözkonusu olduğunda insanlık tarihinin ileri gittiği son noktaya kadar dedektiflerin dedektifi olarak kalmaya devam edecek. David Lynch sineması devamını oku...
Ayhan Kudat’tan Bir İlk Roman: “Esrarengiz”

Ayhan Kudat’tan Bir İlk Roman: “Esrarengiz”

Yıllarını televizyona veren Ayhan Kudat’ın Kanal D’den koparılmasından sonraki süreçte yazdığı Esrarengiz, yakın zamanda Kuzey Işığı Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Sürükleyici ve yetkin bir ilk roman Esrarengiz… Kadın cinayetlerinden arazi ve uyuşturucu mafyasına uzanan geniş bir perspektife sahip polisiyeyi yazarına sorduk… Kayhan, gececi genç bir gazetecidir. En büyük arzusu, platonik aşkı Aylin’e açılabilmektir. Bir cumartesi günü Ortaköy’e gittiğinde bar çıkışında semtten bir gencin vurulduğunu öğrenir. İkinci Şube’de görevli komiser arkadaşı Coşkun’dan konuyla ilgili bilgi ister. Vurulma olayından 1 gün sonra arkadaşı Namık ortadan kaybolur, bir diğer arkadaşı Orhan da trafik kazası geçirir. Bu, kazadan ziyade bir cinayet teşebbüsüdür. Gözler, geçmişi karanlık seyyar köfteci Bahtiyar’a yönelir. Kısa bir süre sonra o da ortadan kaybolacaktır… Ayhan Kudat’ın ilk romanı Esrarengiz‘in genel çerçevesini böyle çizebiliriz. Bir de kendisinden dinleyelim istedik. Ayhan Kudat, Esrarengiz‘i anlatıyor… “Esrarengiz”i yazmaya ne zaman karar verdiniz? Aslında kitabın temeli, 2005 yılında CNN Türk’te çalıştığım dönemde atıldı. Hemen her gazetecinin veya basın kuruluşlarında çalışanların yaptığı gibi ben de ufak ufak yazardım. 1 hafta veya 1 ay sonra açıp okuduğumda “Boş ver, yazma sen en iyisi,” der ve beğenmezdim ama silmez, saklardım yazdıklarımı. Hayattan kesitlerdi bunlar, yaşanmışlıklardı… Hep emekli olduğumda yazdıklarımı elden geçirip kitap haline dönüştürme hayalim vardı ama kimseyle devamını oku...
Yeni Çıkanlar: Nesbø, Grangé, Armağan Tunaboylu ve Ayhan Kudat Polisiyeleri Raflarda

Yeni Çıkanlar: Nesbø, Grangé, Armağan Tunaboylu ve Ayhan Kudat Polisiyeleri Raflarda

Kuzey polisiyeleri denince akla ilk gelen isim Jo Nesbø’dan yeni Harry Hole macerası Susuzluk, Fransız polisiye-gerilim ustası Jean-Christophe Grangé’den Ölüler Diyarı, Armağan Tunaboylu’dan yeni Metin Çakır romanı Park Cinayetleri ve bir ilk roman; Ayhan Kudat’tan Esrarengiz raflardaki yerini aldı. Keyifli okumalar… Jo Nesbø ile başlayalım tanıtmaya. Norveçli yazarın sondan bir önceki Harry Hole romanı Susuzluk (The Thirst), Türkçe’de. Can Yapalak çevirisiyle raflardaki yerini alan kitabın konusu kısaca şöyle: Kurban, Tinder bağımlısı bir kadın. Soruşturma ekibinin elindeki tek kanıt, kadının yaralarındaki pas ve boya parçacıkları. 2 gün sonra ikinci bir cinayet işleniyor. Yine Tinder kullanıcısı aynı yaşlarda bir kadın, benzer şekilde öldürülmüş. Bu vakayı çözebilecek tek kişi var: Polisliği bırakan Harry Hole. Harry, artık sevdiği kadını ve oğlunu tehlikeye atmak istemiyor. Ne var ki bu cinayetlerle ilgili bir şey Harry’nin dikkatini çekiyor. Sanki “unutmaya çalıştığı bir adamın sesini” duyuyor. Rakel’e verdiği söze, tüm risklere rağmen Harry, daha önce elinden kurtulan katilin peşine düşmek zorunda… Kuzey polisiyelerinin “rock yıldızı” Jo Nesbø, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de her kitabıyla çoksatanlar listelerinin gediklisi. Yazarın bu yaz çıkacak yeni Harry Hole romanı Knife da polisiyeseverlerin radarında olacaktır, eminiz. Susuzluk/Jo Nesbo Doğan Kitap/38,9 TL Jo Nesbø’dan bir başka çoksatar Jean-Christophe Grangé’nin Türkçe’deki son romanına geçelim. devamını oku...
Volker Kutscher’den Komiser Rath Serisinin Üçüncü Romanı: “Goldstein”

Volker Kutscher’den Komiser Rath Serisinin Üçüncü Romanı: “Goldstein”

Yine İletişim Yayınları etiketiyle çıkan Islak Balık ve Sessiz Ölüm romanlarıyla beğeni kazanan Alman polisiyeci Volker Kutscher, Komiser Rath serisinin üçüncü kitabı Goldstein ile bir kez daha Türk okurun karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Cem Sey’in dilimize kazandırdığı romanda Berlin’i karıştıran Amerikalı bir gangsterin hikâyesi anlatılırken, Nazilerin adım adım yükselişi de tüm çıplaklığıyla ortaya konuyor… Amerikalı bir gangster, Komiser Rath’ı Berlin’in yeraltı dünyasının tam ortasına sokmakla kalmıyor, bir de uluslararası mafya işlerine karıştırıyor. Çok boyutlu, karmaşık bir entrika. Fonda ekonomik buhranın yıkımı ve Nazilerin yükselişi… Küçük suçlar âleminin çocuk hırsızlarından boy boy mafyaya, uluslararası suç bağlantılarına ve ırkçı şiddete uzanan bir roman Goldstein. Babylon Berlin TV uyarlamasıyla uluslararası şöhret kazanan Komiser Rath dizisinin üçüncü romanı, sert bir polisiye… “Babylon Berlin” ile uluslararası arenada 1962 doğumlu Volker Kutscher, Alman dili ve edebiyatı, felsefe ve tarih öğrenimi gördü. Gazetecilik yaptı. İlk polisiye romanını 1995’te Christian Schnalke ile beraber yazdı, bunu biri yine aynı yazarla ortak olmak üzere iki roman izledi. Tanınmasını sağlayan, 2007 tarihli Islak Balık oldu. Islak Balık 2017’de, bu kitabın kahramanı Gereon Rath’ın ikinci vakasını ele alan Sessiz Ölüm ise bir yıl sonrasında İletişim Yayınları’ndan çıktı. Komiser Rath’ın vakalarına dayanarak çekilen Babylon Berlin adlı dizi, dünya çapında ün kazandı. Serbest yazar olarak Köln’de yaşıyor… Goldstein/Volker devamını oku...
Mehmet Eroğlu’dan Bir Polisiye Roman: “İyi Adamın On Günü”

Mehmet Eroğlu’dan Bir Polisiye Roman: “İyi Adamın On Günü”

İlk romanı Issızlığın Ortası‘nda ile ilk ödülünü almasının kırkıncı yılında Mehmet Eroğlu’dan polisiye bir roman geldi. İletişim Yayınları’ndan çıkan İyi Adamın On Günü, yalanlar, hazlar ve esrarengiz cinayetlerle örülü şaşırtıcı bir okuma vaadi sunuyor… Dört kadın ve bir adam… Kadınlardan en alımlısı ona ihanet etti, en zengini ondan çetrefil bir bilmece çözmesini istedi, en kurnazı labirentten çıkışı gösterdi, en seveceniyse hayatını hiç olmadığı kadar güzelleştirdi… On günde olup biten bir muamma… Kayıp bir meleğin peşine düşen herkes tarafından “iyi bir adam” olarak bilinen eski avukat Sadık’ın hafiyelik ve hayatındaki kadınlarla yüzleşme hikâyesi… İyi Adamın On Günü için, Mehmet Eroğlu’nun bugüne kadar yazdıkları arasında farklı bir noktada duruyor diyebiliriz ama çok katmanlı kurgusu diğerleriyle aynı. Yalanlarla, hazlarla ve esrarengiz cinayetlerle örülü şaşırtıcı bir polisiye İyi Adamın On Günü… Mehmet Eroğlu kimdir? 1948’de İzmir’de dünyaya gelen Mehmet Eroğlu, 12 Mart Muhtırası’nın gadrine uğramış isimlerden. O dönemde 6 yıl hapis cezası alan Eroğlu, 1974 genel affıyla tahliye edildikten sonra yazmaya başladı. İlk romanı Issızlığın Ortası, 1979 Milliyet Roman Ödülü’ne değer görüldü ama solcu ve antimilitarist unsurlar taşıdığı gerekçesiyle 12 Eylül Cuntası’nın baskısı yüzünden roman, ancak 1984 yılında yayımlanabildi. Issızlığın Ortası‘nı her biri siyasi roman geleneğinin usta işi eserlerinden Geç Kalmış Ölü, Yarım Kalan devamını oku...