victor lessard dizi

Victor Lessard: İyi ve kötü her zaman olacak. Önemli olan adalet!

/
12 dakikalık okuma

MK Ultra projesi, J.F. Kennedy suikastı, peş peşe öldürülen insanlar, bir polisin gözünün önünde kendini devasa bir binanın tepesinden boşluğa bırakan evsiz bir adam ve Montreal Cinayet Bürosu ile 25. Büro arasındaki bitmeyen gerilimler…

2017 yapımı ilk sezonuyla Victor Lessard dizisi, Kanada’nın resmi dili Fransızca olan Québec eyaletinin çok okunan yazarlarından Martin Michaud imzasını taşıyor. Yazarın Victor Lessard adlı roman serisinden uyarlanan dizinin senaryosu da yazar tarafından kaleme alınıyor.

1970 doğumlu yazar Michaud, yazarlık kariyeri boyunca en çok ilham aldığı yazarın, polisiye edebiyatın ustalarından Henning Mankell olduğunu söylüyor. Mankell’in romanlarıyla İsveç toplumunu ve İsveç şehirlerini tüm dünyaya edebiyat yoluyla anlattığını ifade eden Michaud, Victor Lessard serisiyle Montreal’i ve Montreal insanlarını anlatmaya çalıştığını aktarıyor.

Lessard serisinde Mankell’den alınan bu ilhamın etkilerini özellikle başkarakterde yakalayabiliyoruz. Etik ilkeleri savunan bir dedektif olması, yalnızlığıyla başa çıkmaya çalışması, bazen vicdanı ve adalet arasında ikilemde kalmasıyla Lessard, Mankell’in unutulmaz Wallander karakteriyle paralellik gösteriyor. Evet, Wallander, Lessard kadar zor bir çocukluk yaşamamıştır ama eşinden ayrıldıktan sonra kızıyla arasına giren mesafeyi çözemeyince kendini çok yalnız hissetmeye başlar.

lessard

“Babayı öldürmeli ama cesedini yanında taşımamalı”

Başkarakterimiz Lessard’ın akıl sağlığını koruyabilmesi bile bir mucize desek abartmış olmayız. Annesi ve 10 yaşındaki kardeşi evlerinde katledilen, babası ise ağır yaralı kurtulan Lessard, babasını öldürmek ister aslında, bunu gerçekte yapmasa da geçmişinde, yaşamında ve duygularında babasını öldürmek, onu yok saymak için çok uğraşır. Üstelik Lessard da bir babadır ve yalnız bir ebeveyndir. Oğlu, Lessard’ın biraz daha dikkatini çekmek için birkaç yıl önce araba hırsızlığı bile yapmıştır. Aynı evde yaşayan Lessard ve oğlu, sorunlarını çözmüş gibi görünse de muhtemelen Lessard’ın aile ve baba kavramlarıyla ilgili derinde yaşadığı sorunlar, onun babalığını ve oğluyla iletişimini de etkiler.

Ayrıca birkaç yıl önce 25. Büro ile ortak yapılan bir operasyonda iki polisin öldürülmesinden Lessard sorumlu tutulur. Lessard önce uzaklaştırılır, sonra iç soruşturma süreci başlar, soruşturma sürecinde aklanır ve Cinayet Büro’daki görevine döner. Buna rağmen özellikle 25. Büro müdürü ve bazı polis memurları, iki meslektaşlarının ölümünden dengesiz ve sorunlu buldukları Lessard’ı sorumlu tutar. Lessard sadece özel hayatındaki sorunlarla değil, iş hayatında yaşadığı bu dışlanmayla da baş etmek zorundadır.

Lessard’ın en önemli destekçisi ise kabalığı, patavatsızlığı ve bitmeyen yeme içme düşkünlüğü nedeniyle izlerken de okurken de katlanılması zor bir karakter olan Dedektif Jacinthe Taillon olur. Lessard’ın deyimiyle “zaman zaman nefret edilecek şeyler yapsa da Jacinthe, gerektiğinde hayatınızı kurtaracak, az rastlanır güvenirlikte bir dost ve iş arkadaşıdır”. İşte, ilk sezondaki karmaşık cinayetler serisini çözecek Montreal Cinayet Bürosu, iki has dedektifimiz Lessard ve Jacinthe, “çaylak” Maxime ve müdür Paul’den oluşur.

Ortaçağ işkence aletiyle işlenen cinayetler

Lessard’ın uzaklaştırma ve soruşturma sürecinden sonra işe döndüğü ilk gün, 71 yaşındaki bir kadının cesedi bulunur. Dedektifler, kadının nasıl ve ne ile öldürüldüğünü, olay yerini incelemelerine rağmen tam olarak tespit edemez, bomboş bir alanda sadece kadının cesedi ve yere çizilmiş bir kırmızı çizgi vardır; ne bir kimlik ne bir cüzdan ne bir kurşun ne de bir silahın izleri…

Tam bu sırada 25. Büro’da polis olan Nadja, yaşlı bir adamın bir binanın tepesinde durduğunu fark eder ve adamın yanına çıkar. İntihar etmemesi için adamı ikna etmeye çalışırken Andrea Lorte adlı yaşlı adam cebindeki cüzdanı yere atıp, “Her şeyden suçlu bulunmak benim kaderim!” diye bağırarak kendini aşağıya bırakır. İşte bu cüzdan, cinayet büronun kimliğini tespit edemediği ilk maktul Judith Harper’a aittir. Harper, Montreal Üniversitesi Pskiyatri Bölümü’nde yıllarca üst düzey çalışmalar yapan, meslektaşları tarafından saygı ve sevgiyle anılan, 5 yıl önce emekli olan bir psikiyatrdır.

Victor Lessard

Peki, sokaklarda yaşayan Lorte ile zengin ve tanınan psikaytr Judith arasında nasıl bir bağ vardır? Lessard ve ekibi, bu sorunun cevabını aramaya çalışırken cinayetlere bir yenisi daha eklenir. Seçkin bir avukatlık ofisi olan Philip Lawson, Lorte’nin evinde gizlenmiş bir biçimde kartviziti bulununca Lessard tarafından aranır ve bazı şeylerin ters gittiğini anlayarak kaçış planı yapar. Kendini garantiye alacağını düşündüğü bazı belgeleri ve yapması gereken adımları içeren talimat listesini, yanında çalışan avukat Rivard’a verir. Fakat saklanmak için gittiği evde aynı işkence aletiyle aynı biçimde öldürülmekten kurtulamaz.

Lessard ve ekibi için artık bu vakanın seri cinayet olduğu ortadadır. Ellerindeki bilgileri bir araya getirmeye çalıştıkça daha da zorlanmaya ve bağlantıları sağlıklı kuramamaya başlarlar. Ayrıca Harper’ın kızı, onun sapık eşi, Lorte’nin sokaktaki evsiz arkadaşı doktoralı matematikçi derken dedektifleri şaşırtan, farklı teorilere iten kişiler ve olaylar, işleri içinden çıkılmaz bir hale sokar.

J.F. Kennedy Suikastı ve CIA’in MK Ultra Projesi

İlk sezonun ilk bölümünden son bölümüne kadar biz seyirciler için değişmeyen tek şey, eski bir video kaydının cinayetlerin öncesinde sürekli karşımıza çıkmasıdır. J.F. Kennedy suikastından yakalanıp suçlu bulunan Lee Harvey Oswald adlı kişinin, “Ben kimseyi öldürmedim, bunu biliyorsunuz!” dediği siyah beyaz birkaç saniyelik bir kayıt…

Bölümler ilerledikçe MK Ultra adlı projeyle ilgili bilgiler, maktuller arasındaki bağı oluşturmaya başlar. Hikâyenin merkezine oturan bu proje, tarihte gerçekten yapıldığı belgelerle kanıtlanan korkunç bir deney.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada SSCB’nin prestij ve etkisinin artması, ABD’nin soğuk savaş döneminde kazanımlar elde edebilmek için “bilimsel çalışmalar”ın sayısını artırmasına neden olur. 1950’den itibaren CIA Bilimsel İstihbarat Birimi, MK Ultra adını verdiği bir projeye başlar. İnsan zihninin kontrolünü sağlamayı hedefleyen bu proje için yüzlerce insan üzerinde, insanlık dışı deneyler yapılır. CIA’in toplam bütçesinin %6’sını ayırdığı, 44’ü üniversite toplam 80 merkezde yapılan MK Ultra projesi, 1973’te tamamen durdurulur fakat yapılan deneyler boyunca deneklere LSD başta olmak üzere sayısız uyuşturucu madde aşırı dozda kullandırılır. Yıllarca süren bu yasadışı deneyler sonucunda onlarca denek ölür ya da öldürülür, yüzlercesi hayatı boyunca psikiyatri kliniklerinde yaşamak zorunda kalır ve tespit edilemeyen kadar çok insanın bu deneyler sonucunda intihar ettiği söylenir.

CIA, yıllarca süren deneylerin içeriklerini, sonuçlarını, araştırma verilerini kayıt altında tutar ama ABD’deki Watergate Skandalı sırasında MK Ultra’ya ait belgelerin yok edilmeye karar verilmesi sonucunda bu belgelerden sadece 20.000 kadarı günümüze ulaşır.

victor lessard 1. sezon

Kurbanlar katil, sorumlular maktul

İşte, ilk sezonu 45 dakikalık 10 bölümden oluşan Victor Lessard dizisi, MK Ultra pojesinin kurbanlarından bazılarının geciken adaleti sağlamaya çalışırken radikalleşmesini, mağdurların ailelerinin, insanlık karşısında “kırmızı çizgiyi geçenler”i öldürerek intikam almasını anlatıyor. Öyle ki tüm detayları öğrendikten sonra Lessard’ın hem seri katilleri yakalamayı hem de MK Ultra projesinin Kanada’daki sorumlulularının geç de olsa yargılanmalarını ve cezalarını çekmelerini istediğini anlıyoruz.

Seride Victor Lessard’ı canlandıran oyuncu Patrice Robitaille, karakterin hem mesafeli hem kırılgan halini her sahnede izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Özellikle Lessard’ın çocukluğundaki o korkunç anı anımsadığı sahnelerde oldukça başarılı. Polisiyedeki en itici kadın karakterlerden biri olduğunu düşündüğüm Jacinthe, Julie LeBreton tarafından o kadar iyi canlandırılıyor ki onun sahnelerini sinirlenmeden izlemeniz mümkün olmuyor.

Victor Lessard, polisiyenin kolay yollarına kaçmıyor. Hikâyeye onlarca karakter eklemesi, olay örgüsündeki başarısından da eksiltmiyor; bazı noktalarda tarihi gerçeklere dayandırdığı hikâyesiyle zor olanı deniyor. Üstelik ilk sezonun sonunda cinayetlerin nedenlerinde, sonuçlarında, ipuçlarında ve olay örgüsünde hiçbir boşluk bırakmadan tatmin edici bir final yapıyor.

Türkiye’de sadece TV Plus’ta yayınlanan Victor Lessard’ın 2. sezonu da yayında…

Özlem Özdemir

1984 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu, aynı bölümde yüksek lisans yaparken eğitim yayıncılığı alanında çalışmaya başladı, iki yıl sonra kültür yayıncılığı alanına geçti. Bilim ve Gelecek dergisinde Yazı İşleri Müdürü, Esen Kitap'ta Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. SoL gazetesinin bilim eki BilimsoL'a ve kitap ekine katkı sundu. Mylos Yayın Grubu'nun kurucularından. Episode ve 221B'nin yayın yönetmeni.

doruk tatar önerileri
Önceki Hikaye

Doruk Tatar Öneriyor: 5 Kitap, 5 Film

Karin Slaughter
Sonraki Hikaye

Karin Slaughter: “Okumak isteyeceğiniz eserler yazmaya çalışın”

En Son Yazılar