Verda Pars: Önemli olan tek şey yazarken beni heyecanlandırması

8 dakikalık okuma

Sevgili 221B okurları, yeni bir dosyayla karşınızdayız: Polisiye Yazarları Anlatıyor. Polisiye yazarlarıyla, pandemi döneminin üretimlerini nasıl etkilediğini, önümüzdeki döneme dair planlarını, çalışmalarını ve çok daha fazlasını konuştuğumuz keyifli röportajlar gerçekleştirdik.


Dosyamızın bugünkü konuğu, genç bir kadın gazeteci olan Misli Perin’i konu aldığı romanlarıyla polisiyeseverlerin beğenisini kazanan Verda Pars.

Pandemi dönemini bir okur ve yazar olarak nasıl geçirdiniz? Yazarların yeni romanlarını, kitaplarını tamamlayabildiği bir dönem olurken aynı zamanda yazmak için gerekli konsantrasyonu bulmakta zorlanılan, daha çok okuma, dizi-film izleme yapılan bir dönem de oldu bazı yazarlar için. Siz anlatır mısınız bu dönemi nasıl geçirdiğinizi?

Aslına bakarsanız ben bitmeyen bir karantinada yaşayan bir insanım. Pandemi döneminden önce de dizi yazıyordum, şimdi de yazıyorum. Benim açımdan hiçbir değişiklik olmadı. Dizi senaristliği, insanı böyle bir hayata mahkum ediyor. Bizde zaman, günlere ve saatlere değil; bölümlerin teslim tarihlerine bölünüyor. Yıllar ise bir dizinin bitip diğer dizinin başlamasına…  Zaten bir odanın içinde günlerce dış dünyadan kopuk yaşadığımdan ve her çıkışımda, “Aaa dışarda birtakım insanlar yaşıyor!” duygusuyla etrafa baktığım için bende hiçbir değişiklik olmadı, sadece dışarı çıktığımda dünyayı garipsemiyorum artık. Siz dışardakiler benim hayatımı yaşamaya başladınız sadece… Artık sizi kıskanmıyorum. 

Daha öncesinde yoğunluktan ya da başka gündemlerden ertelemek zorunda kaldığınız ancak pandemi/karantina döneminde zaman ayırabildiğiniz kitaplar, filmler, diziler vb oldu mu? Hangi eserleri keşfettiniz bu dönemde?

Ben İskandinav Polisiyesi severim, fırsat buldukça yeni yazarlar tanımaya çalışıyorum. Kitapçıya gidip arka kapaktan içimin ısındığını, dünyasının beni çektiğini alıp okurum. Özellikle de kadın yazarları. Kadınların algısının, hayata ve ilişkilere bakışının polisiye türü için büyük avantaj olduğunu düşünüyorum. Mesela Camilla Lackberg en beğendiğim yazarlardandır. En son Deniz Kızı romanını okudum. Onun dışında Glenn Meade’in Kar Kurdu’nu da bayılarak okudum. Yerli polisiyeyi takip etmeye çalışıyorum, Nuray Atacık’ın Fener Balığı’na bayıldım mesela. Yaprak Öz’ün Farahnaz’ın Çiçeği çok hoşuma gitti. 

Eylül 2020- Eylül 2021 yayın dönemi için planlarınız, hedefleriniz nelerdir?

Sanırım ilkbahar döneminde ilk romanımın yeni baskısı Yitik Ülke Yayınlarından tekrar basılacak. Ben de bir süre dizi dünyasından ayrılıp yeniden roman yazmaya dönmek istiyorum. Kısmet tabi bu işler. 

Roman ya da öykü dışında, TV/dijital platformlara dönük senaryo yazımı ya da romanlarınızın uyarlanması konularında bir çalışmanız var mı?

Altı yıldır dizi dünyasının içindeyim zaten ama kendi romanlarımı senaryolaştırma işine hiç heves etmedim. Kendi hikayelerimin benimle okuyucu arasında, bize özel kalması daha çok hoşuma gidiyor. Araya oyuncu, yönetmen gibi aracılar girdiğinde karakterler anonimleşiyor. Bu kötü bir şey demiyorum, çoğu zaman bu çok iyi sonuçlar veriyor ama ben istemiyorum. Yazdığım Ayşe’nin, Fatma’nın, Hüseyin’in imajının, jestlerinin bana özel kalmasını, her bir okuyucuda yeniden inşa edilebilmesini seviyorum. Film ve dizi olduğunda bu özgürlüğüm elimden alınmış gibi hissediyorum. Öyle bir şey istesem doğrudan senaryo yazarım, niye önce roman yazıp sonra onu senaryolaştırayım ki?  Ben romanı, roman yazmayı sevdiğim için yazıyorum. 

Olay örgüsünü ve karakteri inşa ederken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir çalışma tarzınız var? Nasıl bir yazma ritminiz ve ritüeliniz var?

Hiçbir şeye dikkat etmiyorum. Zaten yaptığım işte her şeye ne satar, ne beğenilir, ne izlenir, yapımcı ne istiyor? Onlarca, tonlarca şeye dikkat etmek zorundayız ki, roman benim nefes alma alanım, nasıl birini okumak istiyorsam, nasıl bir olay takip etmek istiyorsam onu yapıyorum, önemli olan tek şey yazarken beni heyecanlandırması o kadar. Çalışma tarzıma gelince günün her saati, her yerde, her koşulda çalışabilirim. Önümde bilgisayarım, yakınlarda priz olması yetiyor açıkçası. 

Bir polisiye yazarı olarak sevdiğiniz polisiye karakterler, yazarlar, romanlar, filmler, diziler nelerdir? Türkiye’den ve dünyadan takip ettiğiniz işler var mı?

İskandinav ve İngiliz, İrlanda polisiyesi beni hep çekmiştir. En son The Valhalla Murders ve Deadwind’i çok keyif alarak izledim. O coğrafyayı polisiye türüne inanılmaz yakıştırıyorum. Marcella, Dublin Murders, Top of The Lake müthiş keyif alarak izlediğim dizilerdi. Tabi karakter olarak Miss Marple’ı tek geçerim. Onun üstüne çıkabilen bir karakter olmadı benim için. Türkiye’den ise Esmahan Aykol’un Kati Hirşel’i favorimdir. Son zamanlarda Yaprak Öz’ün Yıldız Alatan karakterini de çok beğeniyorum. Ve tabi, Behsat Ç…. Ondan hala kopabilmiş değiliz. Aralarda hala dönüp dönüp özlediğimiz sahnelerini izleriz eşimle birlikte. Yerli dizi olarak, Masum’u pandemi öncesi sayarsak onu geçiyorum. Alef’i çok beğendim. Polisiyeden sayar mısınız bilmiyorum ama Yarım Kalan Aşklar’ı da beğenerek izledim. 

Yeni yayın döneminde merakla eserlerini/eserini beklediğiniz yazarlar/yönetmenler kimlerdir?

Sanırım Esmahan Aykol uzundur Kati’yi yazmıyor. Keşke yeni bir polisiye yazsa da okusak… 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Gaston Leroux - Siyahlı Kadının Parfümü

Sonraki Hikaye

Serilerin yeni kitapları sırada: Montalban’ın Ofsayt’ı, McKinty’nin Gun Street Girl’ü 2021’de yayımlanıyor

En Son Yazılar