Unutulmuş Usta Bir Polisiye Yazarı: Refik Halit Karay

/
14 dakikalık okuma

221B okurlarına yeni yayımlanan polisiye romanları tanıtmaya çalışacağımı daha önce de ifade etmiştim. Bu yılın son sayısında böyle bir değerlendirme yapacağım. Bu arada bugünün okurlarının pek bilemediği, bugün için unutulmuş ama cidden ilginç polisiye romanlar kaleme alan yazarlarımızı da tanıtıp hatırlatmanın yararlı olacağını düşündüm. 

Korona belasının biz ihtiyarları eve hapsettiği günlerde kütüphanemi yeniden düzenlemeyi planladım. 35.000’e yakın kitabımı yeniden düzenleyip gözden geçirmek neredeyse üç ay beni oyaladı. Kütüphaneme kitapları önce konularına, sonra da yazarlarına göre yerleştiririm. En son polisiye romanlarımı düzenledim. Şu an kütüphanemde 3.442 polisiye roman var ve bunlar çalışma odamdaki kütüphanenin büyük bölümünü oluşturuyorlar. İşte bu düzenlemeyi yaparken Refik Halit Karay’ı yeniden keşfettim ve bütün romanlarını yeniden büyük bir keyifle okudum.

İstanbul Türkçesini en iyi kullanan yazarlardan olan Refik Halit Karay (1888-1965) çalkantılı bir hayat sonunda rahata erince yazdığı romanlarıyla özellikle önce Hürriyet gazetesinde tefrika edilen ve sonra birçok kez basılan hatta o yıllarda doğan birçok kız çocuğuna Nilgün adının verilmesine neden olan ünlü romanı Nilgün ile 1950’li yıllarda popülarite kazanmıştı. 

Galatasaray Lisesi’ ni bitiren, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanını takiben okuduğu hukuk fakültesini terk ederek gazeteciliğe başlayan Refik Halit Karay, Kalem  ve Cem gibi dönemin nitelikli mizah dergilerindeki hiciv yazılarıyla şöhretini kazanmış, sivri ama zeki diliyle İttihat Terakki erkânını hicvetmesinin karşılığını Sinop’a sürülerek görmüş, Ziya Gökalp’ in sürgündeyken yazdığı ve sonra Memleket Hikâyeleri başlığıyla topladığı öykülerini beğenmesiyle affa uğrayıp İstanbul’a dönmüştür. I. Dünya Savaşı’nın bitip İttihat ve Terakki erkânının yurtdışına kaçması ve İstanbul’un İngilizlerce işgalini izleyen yıllarda İttihat Terakki’ye kızgınlığını onların karşıtı Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na girerek göstermiş, aktif politikaya soyunmuş, Damat Ferit hükümeti zamanında PTT genel müdürü olmuştur. Gerek bu görevinde gerekse çıkardığı Aydede mizah gazetesinde Ulusal Kurtuluş Savaşı aleyhinde bulunması onun Yüzellilikler Listesi  diye bilinen listeye girip yurtdışında yaşamak zorunda kalmasına neden olmuştur. Zorluklarla geçen sürgün hayatı Türk edebiyatının en güzel öykü kitaplarından olan Gurbet Hikâyeleri’ni ona kazandırmış ve diğer yüzelliliklerin aksine Atatürk ve devrimler aleyhine hiçbir faaliyette bulunmamış, hatta devrimleri coşkuyla desteklemiştir. Arkadaşı olan ünlü yazarımız Yakup Kadri Karaosmanoğlu anılarında, 1938’de Atatürk’ün yüzellilikleri affetmesinde en büyük etkenin Refik Halit’in bu davranışları olduğunu, yüzelliliklerin Refik Halit Karay sayesinde  affedildiğini söyler.

 Yurda döndükten sonra siyasete hiç bulaşmamış ve peş peşe romanlarını kaleme alarak ve gazetelerde yazılar yazarak sakin bir hayat yaşamıştır. Daha önce de vurguladığımız gibi “İstanbul Türkçesini en iyi kullanan yazar”  olarak ünlenen Karay, dilin yapısını zorlamadan eski İstanbulluların evde ve sokakta konuştuğu dille eserlerini yazmış, bundan dolayı da büyük bir okur kitlesi tarafından sevilerek okunmuştur. Yakın arkadaşı Yakup Kadri’nin deyişiyle “Gülüşü kadar kalemi de iğneli” olan Karay’ın hiciv yazıları, polemikleri ve anıları dönemin siyasi ve toplumsal yapısını anlamak için ilk elden belgelerdir. Kişisel kanımızca öyküleri Türk edebiyatının seçkin örnekleridir. 

Karay’ın romanları ise tertemiz ve lezzetli dili, sağlam kurgusu, olayların gelişimi ve şaşırtıcı sonuçlarıyla çok rahat okunan ilginç yapıtlardır. Karay’ın romanlarının kahramanları genellikle gizemli kadınlardır; olayların gelişimi çok renklidir ve bu renklilik içinde aşk ve serüven başat motiflerdir. Bu bağlamda yazarımızın bazı romanları polisiye kurgularıyla dikkati çeker. Refik Halit Karay, eserlerinde pek çok halis edebiyatçı gibi polisiyenin sihirli atmosferini kullanmakta sakınca görmemiş ve bu türün güzel örneklerini dilimize kazandırmıştır. 

Örneğin iki romanı Yer Altında Dünya Var ve İki Cisimli Kadın lezzetli anlatımları yanında başarılı polisiye roman örnekleridir. Bu iki roman dışında bütünüyle geleneksel bir polisiye roman olan Ayın On Dördü ise Türk edebiyatındaki en başarılı polisiye romanlardan biridir.

İkisi de dönemin fenomen yayınevi Çağlayan Yayınları’ndan çıkan -ünlü Mike Hammer romanlarını ilk basan yayınevi- ilk iki romandan  ilk olarak okurla buluşan Yer Altında Dünya Var (1953)  yazarın sürgün hayatının büyük bölümünü yaşadığı Lübnan’da  geçer. Romanın kahramanı Nebil, eski bir kaptandır ve halasından kendisine miras kalan Lübnan’daki bir çiftlikte yaşamaktadır. Bir gün çiftliğine bir araba kazası sonucu gelen esrarengiz bir kadının, Nihan’ın ortaya çıkmasıyla yaşamı altüst olur. Bir taraftan bu kadına delice sevdalanması, diğer taraftan I. Dünya Savaşı sırasında kendi çiftliğinde altı ton altının Almanlarca saklanmış olması ve Nihan’ ın bununla ilgisi olayı iyice karmaşıklaştırır. Gelişmeler, okuru iyice meraklandıracak şekilde gelişir ve kitap tatlı bir sürprizle noktalanır. Eserin kurgusu ve polisiye yapısı geleneksel “katil kim?”  polisiyelerinden farklıysa da suç ve muamma öğeleri yerli yerindedir. Nihan, Nebil, Nat Pinkerton öyküleri meraklısı kâhya Davut ve diğer tipler çok canlı çizilmiştir.

Yazarın ikinci polisiye yapıtı İki Cisimli Kadın’da (1955) ise bir değil, iki gizemli kadın başroldedir. Maceraperest bir mühendis olan Reha; Güney Afrika’da Durban kentinde çalışırken Elvin isimli gizemli bir kadınla karşılaşır; bir süre sonra onun hiç Türkçe bilmese de bir Türk kızı olduğu ortaya çıkar. Hızla ilerleyen ilişki aşka dönüşür ama kızın başı derttedir; bir taraftan cinayetle suçlanıp tehdit edilmekte, diğer taraftan beyaz kadın tacirlerinin elinden kurtulmaya çalışmaktadır. Sonuç kötüdür, Elvin öldürülür, Reha da katili öldürür ama sevgilisinin kaybına dayanamaz, dayısının yanına Ankara’ya döner. Başından geçenlerin etkisiyle oyalanmaya çalışmaktadır. Dayısıyla bir kış günü, o zamanlar pek ıssız olan Abant Gölü’ne giderler. Onlarla birlikte kamp kuran bir Amerikalı gruptaki bir kadın, Elvin’in ikizi gibi ona benzemektedir ve Amerikalı olmasına karşın adı Pervin’dir. Olayın bundan sonrası ilginç gelişmeler gösterir ve yazar muammayı çözmeden, sonucu okura bırakır; ya Pervin, Reha’ nın sandığı ve inandığı gibi Elvin’ in ikiz kardeşidir yahut  Reha baştan beri sanrılar içinde olan bir ruh hastasıdır. Bu romanda muamma öğesi çok daha baskın olmasına karşın suç öğesi de gerekli başat öneme sahip olduğundan İki Cisimli Kadın, kanımızca Karay’ ın polisiye roman tanımına girecek bir eseridir.

Karay’ın tam anlamıyla polisiye roman olan eseriyse Ayın On Dördü (1980, İnkılâp Kitabevi)  adını taşır, yazarın en son  romanıdır.

Romanın üç kahramanından ikisi olan Rıdvan ve Rayiha, on yıllık evli, biri ressam, biri heykeltıraş bir çifttir. Zengindirler, mesleklerini bile yapmadan mutlu yaşamaktadırlar. Bir yaz günü ayın tam olarak göründüğü bir gece yazlıklarında komşuları olan Rahim Bey’in evine misafir gelen Rıdvan’ın eski sevgilisi ve Rahim’in metresi Rahşan’ın tabancayla yakın mesafeden ateş edilerek öldürüldüğüne tanık olurlar ama katili görmemişlerdir. Rahim Bey, hizmetçisi Dürdane ve uzak ihtimal de olsa karıkoca şüpheli kişilerdir. Olayı İstanbul emniyet örgütünden üst görevli Haydar Bey incelemektedir. Haydar Bey, polisliği zevk için yapan yakışıklı ve varlıklı bir kişidir.

Olay üç kişinin, Rıdvan, Rayiha ve Haydar’ın ağzından anlatılır. Karay’ın romanlarında gelenekselleşen gizemli kadın bu kez Rayiha’dır. Rayiha uzun zamandan beri bir polisiye roman yazmak istemektedir ve bu cinayet onu yakından ilgilendirir ama bu ilgi onda ruhsal karmaşıklığa da neden olacak aşamaya gelince olayın etkisinden kurtulmak için karıkoca, Akdeniz gezisine çıkarlar ancak gemide tatile çıktığını söyleyen Haydar’a rastlamaları karıkocayı şaşırtır; okur ise bir süre sonra Rayiha’nın Haydar’a katil olduğunu itiraf etmesiyle daha da çok şaşıracaktır ama bu itiraf, Rayiha’nın Haydar’a duyduğu ilgiyle kocasına duyduğu sevgi arasında kalan kişiliğinin bir çarpıtması mıdır yoksa katil gerçekten o mudur? Haydar da bu ikilem içindedir. Bu arada kimsenin dedektif olabileceğini düşünmediği Rıdvan ise olayı kafasında çözmüştür ve yaptığı bir kurnaz aldatmacayla katili bulacaktır.

Ayın On Dördü geleneksel Karay romanları çizgisinde gizemli kadın etrafında gelişen  başarılı bir polisiye romandır. Geleneksel “Katil kim?” türüyle psikolojik gerilim türü polisiyenin ustaca bir karışımıdır ve 1990 öncesi yıllarda Türkiye’de polisiye roman olmadığını iddia edenlere çarpıcı bir yanıttır.

Genç okurlarımıza İnkılâp Kitabevi’nin yeniden yayımladığı bu romanları öneririm, keyifle okuyacaklarını da bir polisiye roman âşığı olarak garanti ederim. 

1938’de İstanbul’da doğdu. Pertevniyal Lisesi’ni ve 1962’de İTÜ Makina Fakültesi’ni bitirdi. 1967-2006 yılları arasında Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nda önce mühendis sonra orta ve üst kademe yönetici olarak çalıştı. Bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgi üzerinde yürüyen bir kitap çokseveridir. Geç dönem Osmanlı tarihi, İstanbul tarihi, astronomi ve polisiye roman özellikle ilgilendiği alanlardır.
Telif eserleri arasında II. Mahmut’un İstanbul’u - Bostancıbaşı Sicilleri (1992), Kandilli, Vaniköy, Çengelköy - Mekânlar ve Zamanlar (1993), Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın Öyküsü (1995, ikinci baskı 2005), Korkmayınız Mister Sherlock Holmes - Türkiye’de Polisiye Romanın Öyküsü 1881-1928 (1997) ve Türkiye’de Popüler Romanın İlk Yüzyılının Öyküsü 1875-1975 (2019) adlı kitapları sayılabilir.
Fransa’da İlk Daimi Türk Elçisi Esseyid Ali Efendi (1997 / Maurice Herbette), Osmanlı Basını’nın Doğuşu ve Blak Bey Ailesi (1998), Abdülhamid’in Son Günlerinde İstanbul (1999 / Paul Fesch), 1873’de Türkiye’de Halk Giysileri - Elbise-i Osmani (1999 / Osman Hamdi Bey), Osmanlılardan Önce Anadolu (2000 / Claude Cahen), İzmir Gezisi-Antoine Galland’ın Bir El Yazması (2003) ve Türkiye’de Balık ve Balıkçılık (2006 / Karekin Deveciyan) gibi çevirileri yayımlanmıştır.
Raif Nezihi’nin İzmir’in Tarihi (2001) ile Ebüssüreyya Sami’nin Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni’nin Maceraları Cilt: I - II (2006) adlı eserlerini de yayıma hazırlamıştır.
Korkmayınız Mister Sherlock Holmes: Türkiye’de Polisiye Romanın 125 Yıllık Öyküsü (1881-2006) adlı kitabı, Osmanlı’dan 2000’lere Türkiye’de polisiye edebiyatın tarihini anlatan en kapsamlı, ilk ve tek çalışmadır. Ülkemizde polisiye edebiyat tarihinin üstadı olan Erol Üyepazarcı, 221B’nin ilk sayısından beri düzenli yazarı ve yayın kurulu üyesidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Önceki Hikaye

Komiser Montalbano Filmleri Netflix'te

Sonraki Hikaye

İnceleme: Tuhaf İlişkiler ve Jack Laidlaw

En Son Yazılar