Geçmişin İzinde, Gizemin Peşinde: Suat Duman’la ‘Mars Vulpes’ Üzerine

11 dakikada oku

Söyleşi: Ada Demir

Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına armağan ettiği Gizemli Maceralar koleksiyonunun ilk dizisi Mars Vulpes, Kayıp Kuş Sesleri’nin ardından ikinci kitabı Sana Meydan Okuyorum ile macerasını sürdürüyor.

Suat Duman’ın kaleme aldığı romanda Mars, Güneş ve Cemil, bir yandan günümüzün sorularına yanıt ararken bir yandan da tarihin farklı dönemlerine uzanan gizemlerin izini sürüyor. Yapay zekâdan ansiklopedilere, interaktif tiyatrodan Kuvayı Milliye dönemine uzanan bu macera, çocukların bilgiye ulaşma biçimlerini ve geçmişle kurdukları ilişkiyi de hikâyenin bir parçası hâline getiriyor. Mars’ın dedektifliği, kanıtları birleştirmenin yanı sıra insanları anlamaya, farklı olasılıkları düşünmeye ve her sorunun tek bir doğru cevabı olmayabileceğini görmeye alan açıyor.

Biz de Suat Duman’la Sana Meydan Okuyorum’un dünyasını, tarihin gizemlerini, çocukların düşünme biçimlerini ve Mars ile kardeşi Leyla’nın gelecekteki maceralarını konuştuk

Günışığı Kitaplığı’ndan çıkan Mars Vulpes dizisinin ikinci kitabı Sana Meydan Okuyorum’da Güneş bilmeceleri çözmek için yapay zekâdan yararlanırken Cemil ansiklopedilere başvuruyor. Çocukların bilgiye ulaşma biçimindeki bu değişimi hikâyeye taşımak sizin için neden önemliydi? Yapay zekânın çocukların hayatında giderek daha fazla yer aldığı bir dönemde, onu bir araştırma aracı olarak ele alırken nelere dikkat ettiniz?

Bilgiye ulaşma biçimi aslına bakarsanız, bizim (benim kuşağım) için değişti. Öyle tahmin ediyorum ki bu yaştaki çocuklar için bilgiye ulaşmanın birincil yöntemi yapay zekâdır. Onlar gözlerini teknolojik, sanal bir dünyaya açtılar. Kütüphaneler, ansiklopediler ve diğer tüm o basılı kaynaklar benim kuşağımın birincil araçlarıydı. Zaman benim gibiler için değişti ve ayak uydurmakla ilgili sorunları olan da benim gibiler.

Tabii hayat, tarih birbirinden keskin çizgilerle ayrılmış bölmelerden oluşmuyor. Eski, yeninin içinde yaşamaya devam ediyor ve yeni de eskinin içinde filizleniyor. Bu bağı, Mars Vulpes romanlarımda kurmaya hep dikkat ediyorum. Çok uzun bir tarihin parçaları olduğumuz bilinci hayatı anlamlı, değerli kılmanın yollarından biri benim için.

Kitaptaki interaktif tiyatro, çocukları 1920’lerde geçen bir Şark Ekspresi macerasının içine sokuyor; Kurtuluş Savaşı ve Kuvayı Milliye dönemine uzanan bu oyun, daha sonra Nutuk, Osmanlı Devleti ve Preveze Deniz Muharebesi gibi tarihsel bilgilerle birleşiyor. Tarihi, çocukların çözmeye çalıştığı bir gizemin parçası hâline getirme fikri nasıl ortaya çıktı?

Yeni değil, daha önce işgal yıllarında geçen bir dizi polisiye roman yazmıştım. Tarihin bu dönemi hem polisiye yazarı olarak hem de tarih meraklısı olarak fazlasıyla ilgimi çekiyor. Tarih bugünün bir parçası. Bugün, tarihin bir uzantısı. Bugünü anlamaya çalışırken tarihe bakmak tarihçilerin hep altını çizdiği bir önerme aslında. Ben de bu önermeye katılıyorum. Bu nedenle bugüne dair bir problemi çözerken onu hazırlayan uzak ve yakın tarihsel şartları görmeyi önemsiyorum. Mars, Güneş ve Cemil de böyle yaptılar; eğri duran bir resmi, tarihi incelerken düzelttiler. Diğer taraftan, tarih de hâlâ gizemler barındırıyor. Teknolojinin emeklediği ya da hiç olmadığı dönemlerde, sadece aklımıza güvenebildiğimiz eski zamanlarda gizem hayatın dört bir yanındaydı. Bu da bir polisiye hikâye için neredeyse ziyafet masası demektir.

Mars’ın maceralarının yanında evde de küçük bir hikâyesi var: Henüz yürümeyi öğrenen Leyla’nın büyümesine tanıklık ediyor ve onunla ilgilenirken uykusuz kalıyor. Mars’ın kardeşiyle ilişkisi dizinin ilerleyen kitaplarında nasıl bir dönüşüm geçirecek? Leyla’nın büyümesi Mars’ın dünyasını nasıl değiştirecek?

Bunu göreceğiz. Ben de bilmiyorum, gerçekten. Bir çocuğun büyümesi kadar hayranlık verici ve sürprizlere gebe çok az şey vardır. Leyla’nın ayağa kalkması, ilk adımını atması gerçek hayatta da romanda da bence en anlatılmaya değer şeylerden biri. Sadece bir metafor olarak da değil, insanın kişi olarak varlığını ortaya koymaya başladığı, bir bakıma her şeyi değiştirdiği an. Bundan sonra ne olacak?  Mars ve kardeşinin hikâyesi benim için de neredeyse belirsiz, tam da olması gerektiği gibi.

Hikâyelerimin hiçbir zaman tamamına vâkıf olmam; bu, yazmayı benim için zevkli kılan şeylerden biridir. Bu iki kardeşin hikâyesi hakkındaysa tamamen onlara bağlıyım, Leyla ne isterse yapacak, tek bildiğim bu. Leyla’nın büyümesi öncelikle onun hayatını değiştirecek. Mars ve diğerleri ona destek olacak.

Suat Duman

Mars’ın dedektifliği yalnızca ipuçlarını birleştirmesinden ibaret değil; kanıtlara ve ayrıntılara dikkat ederken karşısındaki kişinin nedenlerini de anlamaya çalışıyor. Özellikle Emrah’ın yaptıklarını öğrendiğinde onu yalnızca “suçlu” olarak görmemesi, romanın empati ve ikinci şans fikrini öne çıkarıyor. Çocuk karakterler arasındaki çatışmaları yazarken “suçlu olanı bulmak” ile “onu anlamaya çalışmak” arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Bu sadece polisiye hikâyelerimde değil, hayatın içinde de önemsediğim bir durum. Birine parmağınızı uzatıp “suçlu” demek kolay olanı. Bazı ipuçlarını bir araya getirirsiniz, ayak izlerini takip edersiniz, tanıklara kulak kabartırsınız, biraz matematik, biraz akıl yürütme, bazı zayıf olasılıkları elersiniz ve karşınıza gerçeğe en yakın portre kendiliğinden çıkar. Yine de bu yeterli olmaz. Çünkü burada bir insandan söz ediyoruz. İnsanın hikâyesi çelişkilerle, haklı ve haksız eylemlerle, psikolojik ve ekonomik süreçlerle sonsuz etki altına alınmış durumdadır. O nedenle insanı anlamaya çaba göstermemiz gerekiyor.

Diğer yandan, suç kavramı bile zaman içinde anlam değiştiriyor. Kanunlar yeniden yazılabiliyor. Suçlu ve masum yer değiştirebiliyor. Yani kendimize, bugünün verili bilgi ve yargısına da o kadar körü körüne bağlanmadan, erdemli, adil bir sorgulama yapmayı öğretmeliyiz. Bazı cezaların infazında en iyi yöntem, suçluyu bağışlamak olabilir. Çocukların bu konularda esnek düşünebilmelerini önemsiyorum.

Çocuk kitaplarında çoğu zaman doğru cevaplara ulaşan kahramanlarla karşılaşırız. Siz ise Sana Meydan Okuyorum’da aynı olaya birden fazla doğru açıdan bakılabileceğini gösteriyorsunuz. Çocuk okura “her sorunun tek bir doğru cevabı olmayabilir” fikrini vermek sizin için önemli miydi?

Yukarıdaki soruyla bağlantılı bu da aslında. Polisiye hikâyelerin sevdiğim tarafı sayısız olasılığın, sayısız düşünme süzgecinden geçirilmesidir. Dedektiflerin akıllarını bir satranç tahtası gibi açmaları, bütün taşlarını kaybetme pahasına yılmadan akıl yürütmeleri çok güzel bir düşünme pratiğidir. En saçma sayılabilecek olasılıkları bile ciddiyetle tartışmak zihnimizi esnetir. Bazı soruların tek bir cevabı olabilir ama ona ulaşmak için hiç korkmadan cevaplar aramak gerekiyor. Eh, bu zevkli de. Düşünmeye, sormaya, yanılmaya, olasılıkları görmeye ve hiç hayal ettiğimiz gibi değilse bile cevapları bulmaya cüret etmemiz gerekiyor.

İlginizi çekebilir: Suat Duman Söyleşisi “20. Yüzyıl, Kadınların Kurtarıldığı değil, Kurtardığı Bir Çağ: Ferda ve Miette O Çağın Kahramanları!”

EDITOR

Türkiye'nin ilk ve tek polisiye kültür dergisi.

BBC, Yeni Polisiye Dizisi ‘The Last Detectives’den İlk Görselleri Paylaştı
Önceki Hikaye

BBC, Yeni Polisiye Dizisi ‘The Last Detectives’den İlk Görselleri Paylaştı