Polisiye Romanda Toplumsal Sorunlara Yaklaşım

13 dakikalık okuma

*Erol Üyepazarcı’ının bu yazısı 221B’nin “‘Yeni Türkiye’de Suç ve Ceza” başlıklı 31. sayısında yayımlanmıştır.

Heybeliada doğumlu ve bugün Yunanistan’ın uluslararası şöhrete sahip polisiye yazarı Petros Markaris birlikte katıldığımız bir panelde aynen şöyle konuşmuştu:

“1960’lardan sonra roman toplumsal sorunlar yerine karakterler üzerinde durmaya başladı. Ama son yirmi yıldır bu da değişime uğradı. Postmodern dediğimiz bir tür çıktı ortaya. Sözgelimi Türk edebiyatında Orhan Pamuk; Orhan Kemal veya Yaşar Kemal gibi yazmıyor. Bu durum toplumsal romanın havada kalmasına neden oldu. İşte bu ortamda Avrupa’da polisiye roman, toplumsal romanın yerini aldı. Özellikle Yunanistan’da, İtalya’da, İspanya’da veya Türkiye’de yazılan polisiye romanları okuduğunuz zaman toplumsal boyutun ne kadar öne çıktığını hemen görüyorsunuz. Son dönemin polisiye romanları toplumsal sorunlara ayna tutuyor. Tabii saydığımız ülkelerde siyaset-mafya-ticaret üçgeninin birbirine benzemesinin de bunda payı olmalı.
Toplumsal sorunların polisiye romana girmesinin nedeni hiç kuşkusuz globalleşme. Dünya ekonomisiyle birlikte mafya da globalleşiyor. ‘Siyasi polisiye’ roman yazıp da uluslararası mafyadan söz etmemek olanaksız. Mafyadan söz edince doğal olarak işin içine toplumsal sorunlar giriyor, insan kaçakçılığı, kara para aklama giriyor.”

Dostumuzun bu tespitine tamamen katılıyoruz. Polisiye roman tarihine hızlı bir göz atarsak polisiye romanın toplumsal romanla ilgisinin Markaris’in söylediğinden daha erken başladığını görürüz.
İki dünya savaşı arası yıllarda yani 1920-40 arası Agatha Christie ve izleyicilerinin eserleriyle geleneksel “katil kim” romanları altın çağını yaşarken aynı yıllarda Amerika’da başını Dashiell Hammett ve Raymond Chandler’ın çektiği “kara roman” ekolü yazarları artık yalnız muammanın çözümüne odaklanmayıp toplumsal sorunlara eğilerek bu konuda mesajlar vermeyi yeğlemişlerdir.

Onların dedektifleri, suçluları Holmes ve Poirot gibi koltuğunda oturup olayı çözen mantıki düşünme dehalarının aksine ipuçlarının yorucu analizi ve bununla ilgili analitik çıkarsamalarla değil, sokağa inerek, gözlemler yapıp onları izleyip yakalayarak ve inatçı bir şekilde hatta zor kullanarak sorgulamayla ortaya çıkarırlar. Gerçeğe kusursuz bir usa vurma sonucunda değil, kendilerini olayların akışına bırakıp değerlendirmelerini sürekli olarak yeniden gelişmelere uyarladıkları için ulaşırlar. Dikkatlerini ve bakışlarını yakın çevresi üzerine yoğunlaştırırlar çünkü çoğu zaman ölümle karşı karşıyadırlar. Hiçbir terslikten yılmaz, kavgaya cesaretle atılır ve işkenceye gık demeden katlanırlar. Bu sert özel dedektifler yine hâlâ ferdiyetçi tiplerdir ama artık eksantrik ve zengin meraklılar değildir; dedektiflik çoğu zaman mütevazı gelire karşılık onların ekmek parasını sağlayan meslekleridir.

Kara roman ekolünün polisiye romana yaklaşımını türün teorisyeni diyebileceğimiz Raymond Chandler şöyle anlatır:

“Geleneksel polisiye romanın savunucuları illa açık seçik bir muamma olsun, bu muammanın çözüm yolunu gösteren ipuçları düzenli bir şekilde etiketlenmiş olarak ortaya konulsun isterler. Ne var ki bütün bunlar benim için (Hammett için de) yeterli değildir. Polisiye romanların gerçekçi yazarı; gangsterlerin kentleri ve hatta ülkeleri yönettiği; otellerin, apartmanların, ünlü lokantaların parayı kerhanelerden kazanan adamlara veya madamlara ait olduğu; bir ünlü sinema yıldızının bir yeraltı çetesinin paravanlığını yaptığı; apartmanımızda yanımızdaki dairede oturan sevimli beyefendinin yasal olmayan müşterek bahis işinin patronu olduğu; evinin bodrumu kaçak içki ile dolu bir yargıcın, cebinde bir çeyrek litrelik içkiyle yakalanan garibanı kodese tıktığı; belediye başkanımızın para kazanma aracı olarak cinayetlere yeşil ışık yaktığı; hak, hukuk düzeninin yalnızca ağızlarda sakız olup, kimsenin uygulamaya yanaşmadığı bir kavram olması nedeniyle gece karanlık sokaklarda güven içinde dolaşamadığımız; güpegündüz sokakta adam soyduklarına ve bunu kimin yaptığına tanık olup ilgililere bunu anlatacak yerde hemen kalabalık arasına karıştığımız; çünkü ifade verdiğimiz takdirde soyguncuların uzun namlulu tüfekler taşıyan dostları olduğundan veya polisin bile tanıklığımızdan hoşlanmayacağından korktuğumuz veya suçlunun savunmasını üstlenen hilekâr avukatın bizi mahkemede bir dizi geri zekâlıdan oluşan jüri önünde sıkıştırıp rezil etmesine politikacı tipli bir yargıcın izin vereceğinden çekindiğimiz bir dünyadan söz etmektedir.”

Amerikan “kara roman” okulunun iki kurucusu dışında önemli isimleri Ross Macdonald, John D. MacDonald, William Riley Burnett, David Goodis, Jim Thompson ve Lawrence Block’tur.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra başta Fransa ve İspanya’da olmak üzere Güney Amerika ve özellikle İskandinav polisiyesinde toplumsal sorunlar artık suç ve muamma kadar önemli öğeler olmaya başladı.
Fransa’da Léo Malet, Frédéric Dard, Jean-Patrick Manchette ve özellikle Didier Daeninckx bu akımın öncülüğünü yüklenirken İspanya’da eski komünist, eski CIA ajanı, nihilist ve ağzının tadını bilen özel dedektif Pepe Carvalho’nun yaratıcısı Manuel Vázquez Montalbán ile Eduardo Mendoza, Meksika’nın sıradışı ve asi çocuğu Paco Ignacio Taibo II polisiye romanda toplumsal sorunları bir şamar gibi okurun yüzüne vurmanın ustaları oldular.

İskandinav ülkelerinde ise Per Wahlöö-Maj Sjöwall çifti; Henning Mankell; Norveç toplumunun sorunlarını vurucu olarak ortaya koyan Karin Fossum ve diğerleri toplumsal romanın yerini polisiye romanın aldığını kanıtlayan eserlerin sahibi oldular.

Türkiye’ye gelirsek 1990’lardan sonra ivme kazanan polisiye romanımızda gerek ivmenin mimarları Ahmet Ümit, Osman Aysu ve Celil Oker gerekse onları izleyenler polisiye romanı yalnız muammanın çözüm bulacağı geleneksel yapıdan kurtararak ilginç polisiye gelişmeler yanında toplumsal sorunların irdelendiği ve iletilerin verildiği bir yapıya kavuşturdular.

Örneğin Ahmet Ümit, Kar Kokusu‘nda Türk solunun trajik öyküsünü, Patasana’da polisiye kurgu içinde bu topraklarda Hitit-Asur, Türk-Ermeni, Türk-Kürt benzeri anlamsız ama trajik çekişmeleri ve bunların neden olduğu dramı, Kukla’da basın dünyasındaki aymazlıkları, Kırlangıç Çığlığı’nda Suriyeli göçmenlerin sorunlarını irdelemeyi başardı.

Osman Aysu, Mavi Beyaz Rapsodi’de İstanbul kökenli ve Yunan gizli teşkilatında çalışmak zorunda kalan Dimitri Kalaycıoğlu tiplemesiyle sevdikleri vatanlarından ayrılmak zorunda kalan insanların dramını, Güvercin Kayalıkları’nda Güneydoğu Anadolu’da halen yaşanan “kan davası” sorununu “thriller” formatında başarıyla sorguladı.

Rahmetli Celil Oker de mesela Çıplak Ceset’te uyuşturucu sorununa, Kramponlu Ceset’te futboldaki şike problemine, Bin Lotluk Ceset’te borsa oyunlarına polisiyenin gizemli gelişimi içinde maharetle parmak basmıştı.

Bu üçlünün izleyicilerinden Esmahan Aykol, dedektifi Kati Hirşel aracılığıyla ülkemizdeki değer yargılarını eleştirirken Selçuk Altun, Kurşun Lezzeti ile eli kolu her yere uzanan siyasi iktidarla ilişkili holdingleri, Cüneyt Ülsever yazdığı siyasi polisiyelerle derin devleti ve malum Fetö’yü, Armağan Tunaboylu renkli dedektifi Metin Çakır’ın Resim Cinayetleri’nde hırslı politikacıların olayları lehlerinde yönlendirmek için çevirdikleri dalavereleri, Canan Parlar başarılı romanı Sıfır Baskı’da ihale mafyasını, Algan Sezgintüredi’nin dedektifleri Vedat Kurdel ve Tefo, Katilin Uşağı’nda akla ziyan güce sahip olan, paralarını nereye süreceklerini bilemeyen “krem dö la krem” tabaka mensuplarını vurucu şekilde teşhir etmeyi başardılar.

Türk polisiyesinin üçüncü kuşağı dediğim, başını Çağatay Yaşmut, Ercan Akbay, Cenk Çalışır, Ayşe Erbulak, Alper Canıgüz, Gülce Başer, Elçin Poyrazlar ve Timur Soykan’ın çektiği yazarlar da polisiye romanda toplumsal sorunları irdeleme geleneğini sürdürüyorlar ve başarıyorlar. Örneğin Elçin Poyrazlar ülkemizdeki kadın sorununa, Timur Soykan belgesel nitelikte kitapları yanında yazdığı Liste ile çürümüş düzene başkaldırıyorlar.

Edebiyatın en canlı, en etkileyici ve kıpır kıpır bir türü polisiye romandaki bu gelişme muhakkak çok olumludur ve okura polisiyenin cazip ilmikleriyle toplumsal sorunlara eğilme olanağını sağlamak övülecek bir gelişmedir.

Konuyu kapatmadan bir gönül borcumuzu da ödemek istiyorum. Bu gönül borcu Türk polisiyesinde ilk telif romanı yazan Ahmet Mithat Efendi’ye. Dönemin gazetecilerinin tabiriyle “Efendi Babamız” Ahmet Mithat Efendi, Türkçede ilk polisiye romanı kaleme aldığı gibi, polisiye roman yoluyla toplumsal sorunlara da ilk eğilen yazardır. Yazdığı Esrar-ı Cinayat’ta rezil bir üst bürokrat olan ama sarayla ilişkisini iyi tuttuğu için kendisine hiçbir şey yapılamayan, dönemin Beyoğlu Mutasarrıfını romanına “Beyoğlu Mutasarrıfı” olarak almış, yalnızca ismini değiştirip Mecdettin Paşa yapmış ve ilginç romanı içinde adamın bütün kirli çamaşırlarını teşhir etmiştir. Bu başarılı teşhir sonunda bütün foyaları ortaya çıkan Beyoğlu Mutasarrıfı, Avrupa’ya kaçmak zorunda kalmıştır.

Erol Üyepazarcı

1938’de İstanbul’da doğdu. Pertevniyal Lisesi’ni ve 1962’de İTÜ Makina Fakültesi’ni bitirdi. 1967-2006 yılları arasında Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nda önce mühendis sonra orta ve üst kademe yönetici olarak çalıştı. Bibliyofili ile bibliyomani arasındaki ince çizgi üzerinde yürüyen bir kitap çokseveridir. Geç dönem Osmanlı tarihi, İstanbul tarihi, astronomi ve polisiye roman özellikle ilgilendiği alanlardır.
Telif eserleri arasında II. Mahmut’un İstanbul’u - Bostancıbaşı Sicilleri (1992), Kandilli, Vaniköy, Çengelköy - Mekânlar ve Zamanlar (1993), Türkiye Sınai Kalkınma Bankası’nın Öyküsü (1995, ikinci baskı 2005), Korkmayınız Mister Sherlock Holmes - Türkiye’de Polisiye Romanın Öyküsü 1881-1928 (1997) ve Türkiye’de Popüler Romanın İlk Yüzyılının Öyküsü 1875-1975 (2019) adlı kitapları sayılabilir.
Fransa’da İlk Daimi Türk Elçisi Esseyid Ali Efendi (1997 / Maurice Herbette), Osmanlı Basını’nın Doğuşu ve Blak Bey Ailesi (1998), Abdülhamid’in Son Günlerinde İstanbul (1999 / Paul Fesch), 1873’de Türkiye’de Halk Giysileri - Elbise-i Osmani (1999 / Osman Hamdi Bey), Osmanlılardan Önce Anadolu (2000 / Claude Cahen), İzmir Gezisi-Antoine Galland’ın Bir El Yazması (2003) ve Türkiye’de Balık ve Balıkçılık (2006 / Karekin Deveciyan) gibi çevirileri yayımlanmıştır.
Raif Nezihi’nin İzmir’in Tarihi (2001) ile Ebüssüreyya Sami’nin Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni’nin Maceraları Cilt: I - II (2006) adlı eserlerini de yayıma hazırlamıştır.
Korkmayınız Mister Sherlock Holmes: Türkiye’de Polisiye Romanın 125 Yıllık Öyküsü (1881-2006) adlı kitabı, Osmanlı’dan 2000’lere Türkiye’de polisiye edebiyatın tarihini anlatan en kapsamlı, ilk ve tek çalışmadır. Ülkemizde polisiye edebiyat tarihinin üstadı olan Erol Üyepazarcı, 221B’nin ilk sayısından beri düzenli yazarı ve yayın kurulu üyesidir.

Önceki Hikaye

Christoph Waltz, 'Only Murders in the Building'in 5. Sezon Kadrosuna Katıldı

En Son Yazılar