20 Mart’ta bir Netflix orijinal yapımı olarak izleyiciyle buluşan Peaky Blinders: Ölümsüz Adam, Tommy Shelby’nin hikâyesinin uzun zamandır beklenen o finalini ekrana taşıyor.
Peaky Blinders defteri en azından onun için kapanırken Thomas Shelby karakterine hayat veren Oscar ödüllü aktör Cillian Murphy ve filme “Kaulo” karakteriyle katılan Rebecca Ferguson ile özel bir sohbet gerçekleştirdik.
Murphy, Tommy ile olan köklü ilişkisini, karakterin içine ne kadar işlediğini şu sözlerle tarif ediyor: “Onu o kadar uzun süre oynadım ki bir yerden sonra arabayı Tommy sürmeye başlıyor. Ellerinizi direksiyondan çekiyorsunuz, biraz bilinçaltı devreye giriyor. Bir karakteri bu kadar uzun süre canlandırdığınızda bir nevi onunla atomlarınızı takas ediyorsunuz.”

Cillian’a bu yeni bağlamda Tommy’e dönmenin nasıl olduğunu sorduk: Faşizmin ilerlediği, ölümün kanıksandığı ve kendisinin de bir tür arafta olduğu 1940’larda geçen bir filmde Tommy’e dönmek nasıldı? Böyle bir bağlamda Tommy’i ölüme doğru yürütmek bir oyuncu olarak sana neler hissettirdi?
“Pek tabii ki artık daha yaşlı, aradan çok zaman geçti. Bence Birinci Dünya Savaşı’ndan dönen adamlar, bunun bir kez daha yaşanabileceğine ihtimal dahi vermiyorlardı. Savaşın yavaş yavaş yaklaştığını görüyorlar ve dünyanın buna yeniden izin verdiğine inanamıyorlar. Sonra savaş patlak veriyor ve Tommy bunun içine çekilmeyi reddediyor. Defalarca reddediyor. Ancak Rebecca’nın karakteri onu bir şekilde içeri çekmeye başladığında yeniden o dünyaya adım atıyor.”
Murphy, Ferguson’ın filmdeki varlığını ve hikâyenin derin temalarıyla kurduğu bağı da övüyor: “Onun bu dünyaya ait değilmiş gibi bir havası var. Çingene hikâyesi ve kültürü bu filmde çok baskın; muhtemelen dizi boyunca hiç bu kadar baskın olmamıştı. Rebecca da bunu temsil ediyor.”
Yeni Bir Matriark Olarak “Kaulo”
Peaky Blinders evreni yıllar içinde bizi unutulmaz kadın karakterlerle tanıştırdı. Helen McCrory’nin canlandırdığı Polly ve Sophie Rundle’ın Ada’sı, hayranların ailesinin de bir parçası oldu. Şimdi, Ferguson’ın gizemli Çingene Kraliçesi “Kaulo” Peaky Blinders efsanesine dahil oluyor. Halihazırda dizinin hayranı olan ve Murphy ile çalışmayı çok isteyen Ferguson’a rolü için yaptığı derin araştırmaları da bilerek şu soruyu sorduk:

Rebecca, dizideki Polly veya Ada gibi diğer baskın kadınlarla kıyasladığında, Kaulo’nun güç ve nüfuz kurma biçimini nasıl görüyorsun? Duke’a rehberlik mi ediyor yoksa onu kendi emelleri için mi şekillendiriyor?
“Harika bir soru. Bence Helen, ‘anaç lider’ (matriark) konusunda çıtayı ulaşılmaz bir yere koydu. Genel olarak cinsiyet kıyaslaması yapmayı sevmem çünkü o cinsiyetten bağımsız olarak eşsizdi; aynı şey Ada için de geçerli.
Steven kadın karakterleri gerçekten çok iyi yazıyor. Pek çok yazar kadın karakterleri bu kadar derinlikli kurgulayamıyor. Dolayısıyla her şey senaryoda zaten vardı; bir güç, bir aciliyet ve bir gidişat… Bunu canlandırmak zor olmadı. Bence Peaky Blinders gibi erkeklerin domine ettiği güçlü bir dünyadaysanız o standartlara uyum sağlamalı ve onların karşısına aşmaları gereken bir engel çıkarmalısınız.
Sorduğun şeye gelirsek; Duke’u kullanıyor mu yoksa eğitiyor mu? Bence bu dünya sürekli farklı duygularla harmanlanıyor. Sadece bencillik olduğunu sanmıyorum; başta iyi bir niyet oluyor, sonra anlatı içinde işler değişiyor. Bu karakterlerin merak uyandıran tarafı, birbirlerine karşı sürekli esnek olmaları. Dürüst olmak gerekirse rol bana altın tepside sunuldu, ben de alıp yürüdüm.”
Murphy, Kaulo’nun doğasına dair kendi görüşünü paylaşıyor: “İnsanların nefret etmekten zevk alacağı bir karakter çünkü o bir ‘Lady Macbeth’ figürü. Sahne arkasında her şeyi kontrol ediyor, Tommy’yi manipüle etmeye çalışıyor ve nihayetinde gözü en büyük ödülde.”
En Büyük Pişmanlık
Tommy Shelby’nin hikâyesi sona ererken en temel soruyu yönelttik: Cillian, sence Tommy Shelby’nin en büyük pişmanlığı nedir?
Cillian Murphy, “Tanrım, bütün günü buna ayıracak vaktimiz var mı?” diye gülüyor.
“Bilemiyorum. Sanırım günün sonunda her şey aile, kayıplar ve alınan o canlarla ilgili. Bu onun için sürekli tekrarlanan bir tema oldu: Tüm bunları kendi varlığınla nasıl bağdaştırırsın? Servet ve güç, tüm bu yaşanmışlıkların karşısında nihayetinde anlamsız kalıyor.
Bunları bir süreliğine engelleyebilirsin; içerek ya da uyuşturucuyla bastırabilirsin ama sonunda acı hep geri geliyor. Finalde tamamen izole olmuş durumda ve ancak en iyi bildiği işe geri döndüğünde sanırım bir tür huzura veya çözüme doğru ilerlediğini fark ediyor.”
Manipülasyon mu Gerçek mi?

Kaulo’nun başkalarını etkileme yeteneğiyle ilgili olarak Ferguson daha önce şu sözleri söylemişti: “Karakterim insanları manipüle edebiliyor. Herhangi bir din gibi… Eğer insanlara bir inanç verirseniz, onları kontrol edebilirsiniz. Bu, ortada bir büyü olmadığı anlamına gelmez ama insanların zihnini kontrol etmenin ne kadar kolay olduğunu da gösterir.”
Buradan hareketle filmin muğlak anlarından birini soruyoruz: Rebecca, Tommy Arthur’un ölümünü bir kaza olarak nitelendirdiğinde Kaulo onu düzeltmiyor. Bu merhametli bir davranış mı yoksa aslında hiçbir şey görmediğini ve hilekar olduğunu mu gösteriyor?
“Bence ikisi de değil. Kişinin kendini tanıması ve kabullenmesi önemli. Bence Kaulo şuna inanıyor: Gerçeği birinin boğazından aşağı zorla iterek kabul ettiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey kapıları açmaya yardımcı olmaktır; karakterim de tam olarak bunu söylüyor: ‘Ben kapıları açmaya, senin görmeni ve sorumluluk almanı sağlamaya yardım etmek için buradayım.’
Bu birini rehabilitasyona yatırmak gibi; kimseyi değişmesi için zorlayamazsınız çünkü istemezse değişmez. Ama kapıları açıp o süreçte yanlarında olabilirsiniz. Bu ister kişisel bir çıkarla yapılsın ister karşılıksız bir iyilikle… Bilmiyorum, bu çözümsüz bir soru, öyle değil mi?”
Peaky Blinders: Ölümsüz Adam ile Tommy Shelby’nin hikâyesi nihayet son buluyor olabilir; ancak bu, inşa ettiği, yıktığı ve yanında taşıdığı her şeyin ağırlığıyla yüzleşmeden olmuyor.
Eğer bu final bölümü bir şeyi kanıtlıyorsa o da Peaky Blinders dünyasının hiçbir zaman sadece güç veya siyasetten ibaret olmadığı. Mesele, geride kalan yara izleri ve Tommy Shelby gibi bir adamın onlardan gerçekten kaçıp kaçamayacağı.

Steven Knight ve Tom Harper’la özel röportajımızı buradan okuyabilirsiniz.





