Günün Önerisi: “Kasaba”

Günün Önerisi: “Kasaba”

221B editörleri ve yazarları her gün okurlarımız için film, dizi ve kitap öneriyor. Bugünün önerisi 221B editörlerinden Fulya Turhan’dan geliyor… Kasaba, Trevanian   Kanada’nın Montreal kentinin fakir bir mahallesi… Ellilerinde, eski polis yöntemlerine sadık, kural tanımaz bir dedektif, Teğmen Claude LaPointe… LaPointe, adeta bir hükümdar edasıyla, düzeni sağlamak için sokakları arşınlar. Gücünü, etkisini ve sokağa dair bilgisini kullanarak suçluları dize getirir. LaPointe, tehdit, gözdağı ve biraz da şiddet kullanarak sokakların kaosa teslim olmasına engel olmaya çalışan eski kafalı bir polistir. Trevanian’ın Kasaba’sı, tam anlamıyla karakter odaklı bir roman aslında. Karakterin dünya görüşünü, felsefesini, etrafındaki insanlarla nasıl bir ilişki dinamiğine sahip olduğunu ustalıkla anlatıyor yazar. Bunun yanısıra olayların meydana geldiği kasabayı da gerek coğrafyası gerekse insanlarıyla adeta içindeymişsiniz gibi yaşıyorsunuz. Romanda ele alınan suç olgusu ya da soruşturma süreci, kurgusal anlamda çok çok etkileyici değil ama zaten bu roman, geleneksel bir polisiye roman da değil. Ancak çok iyi inşa edilmiş bir metin olduğu rahatlıkla söylenebilir. Uzo içen, Yunan kahvesi (Yunanlıların, Yunan kahvesi olduğunu düşündüğü Türk kahvesi diye ekliyor yazar) seven LaPointe karakteri için kesinlikle okunası bir roman.
Sosyal Roman Olarak Polisiye | Saniye Çancı Çalışaneller

Sosyal Roman Olarak Polisiye | Saniye Çancı Çalışaneller

Polisiye romanın popülerliği arttıkça üstlendiği misyon da tartışma konusu olmaya devam ediyor. 221B’nin Mayıs-Haziran sayısında Sayın Erol Üyepazarcı, Ahmet Ümit’in son romanı Kırlangıç Çığlığı’nı sosyal roman bağlamında tartışarak Ümit’in romanlarının toplumsal sorunlara nasıl “neşter vurduğu”nu irdeliyor. Üyepazarcı’nın da ifade ettiği gibi Ümit, “okurunu rahatlatmak istemez çünkü gerçek, rahatlatıcı değildir” ve “dünyada tedirginlik varsa okur da bu tedirginliği hissetmelidir”. Dolayısıyla Üyepazarcı, Ümit’in polisiyelerinin okur için bir kaçış, bir “rahatlama” diyarı olmadığını vurguluyor. Daha da önemlisi bu romanların okurun gerçeklikle yüzleşmek durumunda kaldığı bir mecra olduğunu dile getiriyor. Üyepazarcı’nın söylediklerine katılmamak mümkün değil ve bu söylemin izlerinin 1950’ler Amerika’sında da sürülebileceği kanaatindeyim. Hatta bu bağlamda, ilk bakışta hiç de ciddi görünmeyen bir polisiye romanın, gerçekçi ve ciddi bir gelişme romanının1 amacını yerine getirebileceğini düşünüyorum. Şöyle ki: Tarih ve tarih yazımını konu edinen ciddi ve politik romanları, düzyazı ve senaryoları ile tanınan Amerikalı yazar Gore Vidal (1925-2012) 1948’de The City and the Pillar (Kent ve Tuz)2 başlıklı romanını görücüye çıkarmıştır. Roman, iki genç erkek arasındaki aşk ilişkisini konu edinir ve bu roman Vidal’in başını epeyce ağrıtır. Örneğin The New York Times, Vidal’in bundan sonra yayımladığı sekiz kitabını incelemeyi ve tanıtmayı reddetmiştir. Dönemin politik ve kültürel atmosferi, erkeğin erkeksiliği, yiğitliği, mertliği gibi ataerkil düzenin devamını oku...
55 Yıl Sonra Martin Beck Serisi Ne Anlatıyor? | Özlem Özdemir

55 Yıl Sonra Martin Beck Serisi Ne Anlatıyor? | Özlem Özdemir

“Cesedi temmuzun sekizinde, öğleden sonra saat üçü biraz geçe buldular. Kötü durumda değildi ve suyun içinde fazla kalmış olamazdı.”   Tüm dünyadaki okurları Martin Beck’le tanıştıran ilk cümleler böyle. Bahsi geçen Temmuz, 1965 yılının Temmuz’u. Ve bu tarihte Stockholm Cinayet Masası’nda görevli olan Martin Beck, 28 yaşında yani 1951’de komiser olmuş, 8 yıldır cinayet masasında görev yapan, evli ve iki çocuğu olan bir adam. Komiser olduğu yıl evlendiği karısı Inga’nın cimriliğe varan tutumluluğundan, sürekli aynı şeylerden şikâyet etmesinden mutsuz ama bu durumu değiştirmek için bir şey de yapmıyor. Çocuklarının düzeni değişmesin diye boşanmayı düşünmeyen Martin Beck’in -yıllar içinde- eve gitmemek için daha çok çalıştığını, başka bir şehirde veya ülkede çok da önemli olmayan bir dava için görüşüne başvurulunca ikiletmediğini ya da evliliğinin 17. yılında “karısını rahatsız etmemek için” bir kanepe aldığını ve orada tek başına daha huzurlu uyuduğunu görürüz. Bir yandan da Martin’in evliliğine ve kendi isteklerine çok kafa yormadığını söylemek mümkün. Belki biraz daha kendine zaman ayıran biri olsaydı gerçekten ne yapmak istediğine karar verebilirdi. Martin Beck, tam bir görev adamı   Ancak Martin Beck, tam bir görev adamı. Bir dosyayı kapatmadan uyuyamayanlardan, sezgilerini dinleyip bazen işi uzatacak bile olsa her şeyi araştırmak isteyen titiz polislerden… Çoğunlukla yemek yemeyi devamını oku...
Röportaj | Gazeteci Deborah Halber ile Amatör Web Dedektifliği Üzerine

Röportaj | Gazeteci Deborah Halber ile Amatör Web Dedektifliği Üzerine

Fulya Turhan, Amerika’da çözülememiş vakaları çözen amatör dedektifleri ele aldığı “The Skeleton Crew” adlı kitabını 2014’te yayımlayan gazeteci Deborah Halber ile amatör web dedektifliği üzerine konuştu… Sayın Halber, muhabir olarak işe başladınız ve ardından serbest çalışan bir gazeteci olarak hayatınıza devam ettiniz. Kariyerinizi nasıl inşa ettiniz? Kariyerimi tamamen gazetecilik üzerine inşa ettim. Adliye muhabiri olarak işe başlayıp hayatın gerçeklerini gördüm ve oradan da akademiye geçiş yaptım. Boston bölgesindeki önemli üniversitelerdeki araştırmalar ve insanlar hakkında yazılar yazıyordum. Ardından gerçek tutkum olan gazeteciliğe döndüm. 2014’te Amerika’daki çözülememiş vakaları çözen amatör dedektifleri ele aldığınız “The Skeleton Crew” adlı kitabınızı yayımladınız. Kitabınızda, teşhis edilememiş ceset kalıntılarıyla kayıp kişileri eşleştirmeye çalışan amatör dedektiflerden bahsediyorsunuz. Böyle bir kitap yazma fikri nasıl çıktı? Birkaç sene önce yerel bir gazetede, 1970’lerde evinden sadece birkaç saatlik sürüş uzaklığında vahşice katledilmiş bir kadının fotoğrafını gördüm. Kimliği tespit edilememişti ve böyle bir şeyin nasıl mümkün olduğunu aklım almıyordu. Mutlaka bir ailesi olmalıydı, arkadaşları, belki kardeşleri, eşi ya da çocukları… “Lady of the Dunes” adlı bu vakayı araştırdıkça bunun istisnai bir durum olmadığını fark ettim. Tüm ABD’de tıpkı bu kurban gibi teşhis edilememiş 40.000 civarında ceset vardı. Bu, çoğu insanın muhtemelen bihaber olduğu ulusal bir mevzuydu aslında. Bir kurbanın teşhis edilemeyen cesedi devamını oku...
Server Bedi ve Kahramanı Cingöz Recai | Erol Üyepazarcı

Server Bedi ve Kahramanı Cingöz Recai | Erol Üyepazarcı

221B’nin bu sayısında bir polisiye roman çokseveri olarak zevkle hazırladığım ve Ötüken Neşriyat’ın okura sunduğu Server Bedi’nin Cingöz Recai öykülerinden söz edeceğim.* 1924, tüm zamanların en tanınmış Türk polisiye roman kahramanı Cingöz Recai’nin ilk öykülerinin yayımlandığı yıldır. Bu öykülerin yazarı, Server Bedi takma adını kullanan Peyami Safa idi. Peyami Safa, yaşamını yazarak kazanmayı planlarken herhalde kendisine yalnızca para kazandıracak ama edebi ününe ve geleceğine bir katkıda bulunmayacak kitaplar yazmayı da öngörmüştü. “Sanat endişeleri için değil de geçimi için çok çabuk yazdığı, bir edebi değer atfetmediği romanlarında” kendi ismini kullanmamayı yeğledi ve annesi Server Bedia’nın adından hareketle Server Bedi takma adını kullandı.     Peyami Safa, Server Bedi takma adıyla bütün yazarlık hayatında yalnız polisiye romanlar değil, pek çok başka kitap da yazacaktır. Yazdığı bu kitapların çoğu aşk romanlarıdır ve muhatap aldığı okur kitlesince çok tutulmuştur; bazıları pek çok kez tekrar basılmıştır. Bu kitaplar içinde kişisel kanımızca Peyami Safa’nın yazarlık kumaşının pırıltılarını içeren yapıtlar da vardır; örneğin Cumbadan Rumba‘ya (1936), Sözde Kızlar (1938) ve Joseph Kessel’in ünlü romanı Belle de jour’un adaptasyonu olan Bir Kadının Günahları bu nitelikte kitaplardır. Server Bedi’nin dilimizdeki en iyi polisiye romanlardan biri olan Selma ve Gölgesi adlı eserini de bunlara katabiliriz. (1) Cingöz Recai öykülerinin de devamını oku...
2019’da Nordik Suç Anlatıları | Katarina Gregersdotter & Kim Toft Hansen

2019’da Nordik Suç Anlatıları | Katarina Gregersdotter & Kim Toft Hansen

Avrupa’daki suç anlatıları üzerine yoğunlaşan DETECt oluşumunda görev alan ve Kuzey polisiyeleri üzerine önemli çalışmalar yürüten Dr. Kim Toft Hansen ve Dr. Katarina Gregersdotter 2019’un Nordik suç anlatılarını okurlarımız için değerlendirdi. 2019’da karşımıza çıkan Nordik suç anlatıları, bildiğimiz yollarda ilerlemeye devam ediyor ancak bu sene, yeni eğilimlerin baş gösterdiğini de gözlemliyoruz. “Polis prosedürü” hâlâ en yaygın kullanılan alttürlerden. Nordik suç anlatılarının yapısı içinde, psikolojik olarak yıpranmış polis memurları hâlâ mevcut. Hikâyelerde ise toplumsal eleştiri, anlatının göze çarpan jenerik bileşeni olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor. 2019’daki Nordik suç anlatılarının İsveçli başlıklar çerçevesinde şekillendiğini söylemek mümkün. Bunu kısmen şuna dayandırabiliriz: İsveç, tarih boyunca Nordik bölgede en çok suç anlatısı üreten ülke oldu ve bu durum hâlâ geçerliliğini koruyor. 2019’da raflarda ya da ekranlarda yerini alan başlıklar için dinamik bir durum sözkonusu ama yine de bu eserlerde yeni kıvılcımlarla birlikte alışkanlıkları da görüyoruz. 2019’un en ilgi çekici başlıkları olarak adlandırdığımız eserleri sıraladık. Jonas Bonnier, Knutby İsveç’in en bilinen ve hakkında hâlâ tartışmalar dönen suçlarından biri, 2004’te Knutby adlı küçük bir kasabada gerçekleşti. Genç bir dadı, cinayet ve cinayete teşebbüs suçlarından tutuklandı ve hikâye çözüldüğünde bu olay etrafında dönen dram, en iyi yazılmış pembe dizilerdeki dram unsurlarını bile geride bıraktı. Pentakostal Kilisesi’nde görev yapan ve epey aktif bir cinsel hayata devamını oku...
Ratcliffe Yolu Cinayetleri I Berkem Sağlam

Ratcliffe Yolu Cinayetleri I Berkem Sağlam

  “Tasarım, baylar, düzenleme, ışık, gölge, şiir, duyarlılık gibi şeyler şimdi bu tür girişimlerin vazgeçilmez unsurları olarak kabul ediliyor.” Thomas de Quincey   28 Aralık 1811’de 7 cinayetin zanlısı John Williams, Londra’daki cezaevi hücresinde demir bir çubuğa geçirilmiş atkısının ucunda ölü bulundu. Mahkemeye bile çıkamayan John Williams’ın intiharı, suçlu olduğunun ispatı olarak kabul edilmiş ve Williams savunma olmaksızın mahkûm edilmişti. Son ana kadar suçsuz olduğunu iddia eden ve son gününde nasıl olsa aklanacağını ve yakında cezaevinden çıkacağını düşündüğü için mutlu görünen Williams’a karşı olan kanıtlar arasında, oda arkadaşının söylediğine göre iki cinayet gecesinde de eve geç gelmesi ve ev sahibesinin Williams’ın kıyafetlerini yıkarken gördüğünü iddia ettiği kan ve çamur izleriydi. Zanlı bulunana kadar panik halinde kendilerini evlerine kilitleyen Londra halkını yatıştırmak için olduğu anlaşılan bu kararın günümüz şartlarında kabul edilemeyecek olmasının yanı sıra o zamanda bile kabul edilmesi şaşırtıcıdır. Cinayetler sırasında başka yerlerde olduğunu iddia etmesine rağmen bunlar araştırılmamış ve görgü tanıklarının iddiaları dışında kanıta ihtiyaç duyulmamıştır. Cinayetlerin bir kişi tarafından işlenmesi de pek gerçekçi olmamasına rağmen Williams’ın cesedi Londra sokaklarında teşhir edilmiş ve kalbine kazık çakılarak yerin 6 metre altına gömülmüştür. (1) “Ratcliffe Yolu Cinayetleri” olarak anılan bu seri cinayetler, çağın önemli bir düşünürü olan Thomas de Quincey’nin de devamını oku...
Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Dedektifler çoğunlukla yalnız figürlerdir. Yalnızlıklarının kaynağı dünyayı karanlık, suç dolu ve güvenilmez bir yer olarak görmeleridir. İşlerinin gereği olarak şiddet ve suçla haşır neşirlerdir. Sıradan insanların dikkat etmedikleri ayrıntılara büyük önem verirken amaçları bireylerin en gizli ve karanlık noktalarını tespit etmektir. Herkesi şüpheli olarak gören ve amacı son kertede hakikati ortaya çıkarmak olan dedektiflerin yabancılaşması ve yalnızlaşması doğaldır. Sherlock Holmes serisinin ilk macerası Kızıl Dosya’da Watson, Holmes’ün bilgi birikimini özetlerken çizdiği resim, dedektif yalnızlığına dair bize iyi bir fikir verir. En temel felsefi ve astronomik bilgilere vâkıf olmayan Holmes, kimya ve anatomi disiplinlerinde ise son derece uzmanlaşmıştır. Genel edebiyat bilgisi sıfıra yakınken (şiddet ve cinayet içeren) 19. yüzyılın sansasyonel edebiyatını hatmetmiştir. Kısacası bilgi birikimini mükemmel bir dedektif olmaya endekslemiş Holmes’ün sıradan insanlardan farklı işleyen zihinsel süreci okur için çoğu zaman ulaşılmazdır. Yardımcısı Doktor Watson’ın en önemli işlevlerinden biriyse bu süreci biz sıradan insanlara tercüme etmektir. Dedektif, suç ve hatta suçlu ile yakın bir ilişki halindedir. Cinayet işleyerek toplumsal norm ve sözleşmeyi ihlal eden ve kendini kalabalıkların içine saklayan katilin yalnızlığını paylaşan, en yakını ve aynı zamanda düşmanı/rakibi olan dedektiftir. Hannibal Lecter’ın peşinden koşan Will Graham’ın kendisini katilin yerine koyarak onun sadece eylemlerini değil, aynı zamanda hislerini ve düşüncelerini de canlandırması devamını oku...
Batuhan Cantürk Öneriyor: 5 Kitap, 5 Film, 5 Dizi

Batuhan Cantürk Öneriyor: 5 Kitap, 5 Film, 5 Dizi

Okurlarımız için başladığımız yazı dizisine devam ediyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi, 221B’nin her sayısında çizgiroman incelemelerini yayımlandığımız yazarımız Batuhan Cantürk’ten geliyor. KİTAPLAR Dumas Kulübü – Arturo Perez-Reverte Ünlü İspanyol yazarın, “Flaman Tablosu” ile birlikte en önemli iki romanından biri olan “Dumas Kulübü”, kitap avcısı Vara Borja’nın kiraladığı, hafiye Lucas Corso’nun gözünden, yazar-yayıncılık dünyasını postmodern bir polisiye roman tarzında kuruyor. Reverte bu dünyayı kurarken matematiksel doku oluşturmayı tercih etmiş. Bu yazım tekniği, romana bir yandan kesinlik ve belirlilik kazandırırken Lucifer efsanesi ile kitabı mistik bir yapının altına yerleştiriyor. Kesinlikle okunması gereken bir başyapıt. Kardan Adam – Jo Nesbo Ünlü Norveçli yazarın dedektifi Harry Hole bu kez bir seri katilin peşinde. Bir seri katil, evlerinin kapısına kardan adam yaptığı kadınları öldürmektedir. Medya, katile “Kardan Adam” ismi takar. Dedektif Harry Hole, kendisine gelen bir mektupla katil arasında bir bağ olduğundan kuşkulanır. İlk araştırmanın sonucunda, son on yılda on bir kadının yılın ilk karında kaybolduğu ortaya çıkar. Cesetleri yok eden katilin aklında korkunç bir plan vardır. Ve bu planda Harry Hole’a dehşet verici bir başrol öngörülmüştür! Jo Nesbo’nun en iyi romanlarından biri, belki de birincisi. Kutsal Bar Kapandığında – Lawrence Block Hard boiled polisiyenin yaşayan en büyük yazarı Block’tan devamını oku...
Mutlaka Okumaniz Gereken 5 Gerçek Suç Romanı | Fulya Turhan

Mutlaka Okumaniz Gereken 5 Gerçek Suç Romanı | Fulya Turhan

Polisiye edebiyatın temelini oluşturan gerçek suç hikayeleri, yüzyıllar boyunca insanoğlunu büyüledi. 18. yüzyılda Newgate Calendar’da kaydedilen suç anlatıları, suç ve suçlularla birlikte evrilerek modern edebiyata da konu oldu. Gerçek suç hikayeleri tutkunları için mutlaka okunması gereken 5 roman sizlerle.  SOĞUKKANLILIKLA (TRUMAN CAPOTE) Amerikalı gazeteci Truman Capote’nin 1966’da yayımlanan Soğukkanlılıkla isimli romanı, modern gerçek suç anlatılarının temelini oluşturur ve şüphesiz listenin en başında olmalıdır. Capote bu romanında 1959’da Kansaslı bir ailesinin kurban gittiği kan dondurucu bir cinayeti konu alır. Yazar, vakayı araştırmak için bizzat Kansas’a gitmiş ve hatta katillerle görüşmüştür. Bu vakayı romanına taşırken de hem kurbanların anısını yüceltmeyi hem de katillere bir nebze de olsa empati göstermeyi başarmıştır.   BEYAZ ŞEHİRDEKİ İBLİS (ERIK LARSON) Larson’ın roman tarzında kaleme aldığı bu kurgu dışı eseri 1983 yılında Chicago gerçekleşen World’s Columbian Exposition isimli fuarı arka planına alır. Ünlü mimar Burnham ile acımasız seri katil H. H. Holmes’ün yolları bu fuarda kesişir. Fuarın göz alıcı hareketliliği içinde birbiri ardına kaybolan, yakılan, öldürülen insanların izini sürmek ise Dedektif Geyer’a düşer. Bu arada Leonardo DiCaprio’nun romanın film haklarını satın aldığını ve bu eseri Martin Scorsese ile birlikte beyaz perdeye uyarlayacaklarını da belirtelim.   MASUM ADAM (JOHN GRISHAM) Adli gerilim türünün ustalarından biri olan John Grisham bu romanında ABD’nin küçük bir kasabasında devamını oku...