Karin Slaughter: “Her Yeni Kitapta Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum”

Karin Slaughter: “Her Yeni Kitapta Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum”

“Her Yeni Kitapta Okurlar İçin Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum” İçi boş bestsellerlardan değil onun yazdıkları. Sağlam, karakterlerinin ayakları yere basan, iyi örülmüş ve kurgulanmış polisiye ve gerilim romanlarıyla neredeyse 20 yılda 40 milyona yakın kopya satan, eserleri yaklaşık 40 dile çevrilen Karın Slaughter, psikolojik gerilim türündeki yeni romanı Pıeces of Her’ün telaşesi içinde bizi kırmayıp sorularımızı yanıtlama inceliğini gösterdi. Slaughter, “Çok azımız hayalini kurduğu işi yapıyor. İşte bu yüzden her yeni kitapla okurlar için heyecan verici şeyler yazmak için çaba gösteriyorum,” diyor. Slaughter’ın yazar adaylarını da bir tavsiyesi var: “Okumak isteyeceğiniz eserler yazmaya çalışın…” Röportaj: Ufuk Kaan Altın Röportaj için soru hazırlamaya başlamadan önce kütüphaneme şöyle bir göz gezdirdim de Grant County Serisi‘nin toplam altı kitabından Türkçeye çevrilen beşi, yine Will Trent Serisi‘nden Türkçeye çevrilen beş romandan dördü raflarda duruyordu. Kitaplarınız bağımlılık yapıyor. Milyonlar yanılıyor olamaz. Neredeyse 40 dile çevrilmiş eserleriniz, 40 milyon kopyaya yakın da satışınız var. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Yazmaya başlarken bugünlerin hayalini kurmuş muydunuz? Her gün dünyadaki en şanslı insanlardan biri olduğumu düşünürüm. Çok az insan hep istediği, hayalini kurduğu işi yapabiliyor. İşte bu yüzden her yeni kitapla okurlar için heyecan verici şeyler yazmak için çaba gösteriyorum. Okurlarım oldukça onlara güzel öyküler sunmaya devam edeceğim. 2001 devamını oku...
Victor Lessard: “İyi ve kötü her zaman olacak. Önemli olan adalet!” | Özlem Özdemir

Victor Lessard: “İyi ve kötü her zaman olacak. Önemli olan adalet!” | Özlem Özdemir

MK Ultra projesi, J.F. Kennedy suikastı, peş peşe öldürülen insanlar, bir polisin gözünün önünde kendini devasa bir binanın tepesinden boşluğa bırakan evsiz bir adam ve Montreal Cinayet Bürosu ile 25. Büro arasındaki bitmeyen gerilimler… 2017 yapımı ilk sezonuyla Victor Lessard dizisi, Kanada’nın resmi dili Fransızca olan Québec eyaletinin çok okunan yazarlarından Martin Michaud imzasını taşıyor. Yazarın Victor Lessard adlı roman serisinden uyarlanan dizinin senaryosu da yazar tarafından kaleme alınıyor. 1970 doğumlu yazar Michaud, yazarlık kariyeri boyunca en çok ilham aldığı yazarın, polisiye edebiyatın ustalarından Henning Mankell olduğunu söylüyor. Mankell’in romanlarıyla İsveç toplumunu ve İsveç şehirlerini tüm dünyaya edebiyat yoluyla anlattığını ifade eden Michaud, Victor Lessard serisiyle Montreal’i ve Montreal insanlarını anlatmaya çalıştığını aktarıyor. Lessard serisinde Mankell’den alınan bu ilhamın etkilerini özellikle başkarakterde yakalayabiliyoruz. Etik ilkeleri savunan bir dedektif olması, yalnızlığıyla başa çıkmaya çalışması, bazen vicdanı ve adalet arasında ikilemde kalmasıyla Lessard, Mankell’in unutulmaz Wallander karakteriyle paralellik gösteriyor. Evet, Wallander, Lessard kadar zor bir çocukluk yaşamamıştır ama eşinden ayrıldıktan sonra kızıyla arasına giren mesafeyi çözemeyince kendini çok yalnız hissetmeye başlar. “Babayı öldürmeli ama cesedini yanında taşımamalı” Başkarakterimiz Lessard’ın akıl sağlığını koruyabilmesi bile bir mucize desek abartmış olmayız. Annesi ve 10 yaşındaki kardeşi evlerinde katledilen, babası ise ağır yaralı kurtulan Lessard, babasını devamını oku...
DORUK TATAR ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM

DORUK TATAR ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM

Okurlarımız için başladığımız yazı dizisine devam ediyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi, Doruk Tatar’dan geliyor. … Doruk Tatar 2010’da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisansını tamamladıktan sonra Sabancı Üniversitesi Kültürel Çalışmalar Bölümü’nde yüksek lisans ve Buffalo Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde doktora yaptı. Aralık 2018’de bitirdiği “On Guard Against Contamination: Espionage, Conspiracism, and Imperial Nostalgia in British and Turkish Literatures” başlıklı doktora tezi, Türk ve İngiliz edebiyatlarının imparatorluğun çöküşüne verdikleri reaksiyonlar üzerinden istihbarat, paranoya ve komploculuk temalarını ele alır. Mayıs 2017’den beri 221B, Birikim, Episode ve BÜMED dergilerinde çeşitli yazıları yayımlandı. 2019 Güz döneminde Sabancı Üniversitesi’nde “Türk Edebiyatı’nda Komplo ve Paranoya” üzerine ders verdi. … DORUK TATAR ÖNERİYOR: KİTAPLAR Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu, Haruki Murakami Belki kelimenin tam anlamıyla dünyanın sonunu getirmeyecek bugünler ama alışık olduğumuz gerçekliğin sonunu getirmiş olduğu kesin gibi. Bütün dünyayı ‘mute’a almayı mümkün kılacak bir teknoloji için iki gizemli organizasyon savaştığı bir hikaye ile tek boynuzlu atların kafataslarından düşünce okunduğu rüyavari bir evren arasında geçen bu roman da dünyanın sonunun beraberinde getirdiği şiirsel deneyimi bize çıtlatıyor. Murakami’nin romanı bir yandan komplo – istihbarat temalarından yoğunlukla faydalanırken bize içinde bulunduğumuz gerçeklikten dünyanın sonuna doğru edebi lezzeti zengin bir kaçış sunuyor. Yeni Hayat, Orhan devamını oku...
POLİSİYE SİNEMANIN “ALTIN ÇAĞI”: ALFRED HITCHCOCK I ÇAĞLA ÜREN

POLİSİYE SİNEMANIN “ALTIN ÇAĞI”: ALFRED HITCHCOCK I ÇAĞLA ÜREN

Hitchcock filmleri bana genellikle Altın Çağ polisiyelerini hatırlatır. Aslında film-noir olarak tanımlanan bu filmler; komik, erotik, karmaşık ve karanlık bir atmosfere sahiptir. Üstelik Hitchcock, Holywood ile birlikte Kara Roman’ı andıran birçok casusluk filmi de çekmiştir. Ancak o, ne Hercule Poirot gibi zeki dedektiflere ne de Kara Romanların sert polislerine ihtiyaç duyar. Çoğu zaman da sır perdesini sıradan, masum insanlar başlarını belaya sokarak aydınlatır. Hitchcock sinemasının bana Altın Çağ’ı hatırlatan özellikleriyse bulmacaya benzeyen ve izleyiciyi kolayca içine çeken yapısı ile pozitivist tutumu ve güçlü adalet duygusudur. Buradaki pozitivist tutumdan kastım, örneğin Kubrick ve Polanski gibi yönetmenlerin gizem filmlerinde görmeye alıştığımız mistik öğelere hiç yer verilmemesi, her şeyin “akıl” ile açıklanabilmesi ve Hitchcock üzerinde büyük bir etkisi olan Freudyen temalardır. Hitchcock, işte bu pozitivist tavrı çeşitli yöntemlerle izleyiciyle buluşturabildiği ve onu film boyunca sürükleyebildiği için polisiye sinemaya kelime anlamıyla “altın çağ” yaşatmış bir yönetmendir. Dilerseniz biz de onun sinemasında bahsettiğim bu özellikler çerçevesinde, “spoiler” dolu kısa bir yolculuğa çıkalım.   Polisiyenin “öteki” yüzü Freud Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, insanın Eros ve Thanatos olarak adlandırılan iki temel içgüdüyle var olduğunu iddia eder. Ona göre Eros; insanın karşılamak zorunda olduğu yeme, içme ve cinsellik gibi temel ihtiyaçlarını sağlayan yaşama içgüdüsüdür. Thanatos ise öldürme, kendine devamını oku...
SUAT DUMAN ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

SUAT DUMAN ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

İçinde bulunduğumuz bu zor günlerin en büyük ilacı bol bol okumak ve izlemek… Biz de okurlarımız için yeni bir yazı dizisine başlıyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi, ödüllü polisiye yazarı Suat Duman’dan geliyor.   Suat Duman’ın ilk romanı, Cinayet Mevsimi, Ankara’da üniversite kampüsünde işlenen cinayetleri çözmeye çalışan üçüncü sınıf öğrencisi Mehmet Cemil’in macerasını anlatır. İkinci romanı Müruruzaman Cinayetleri zamanaşımına uğrayıp kapanan bir cinayet dosyasının yeniden açılmasına sebep olan bir dizi güncel cinayeti soruşturan Mehmet Cemil’in yeni maceralarına odaklanmıştır. Üçüncü romanı Dünyanın Leşleri hapisten çıkan isimsiz bir karakterin içine çekildiği gayrimeşru dünyayı anlatırken arka planda İstanbul’da haftalarca hayatı durduran Gezi direnişinin de karakterin hikâyesiyle kesiştiği ölçüde görmektedir. İstanbul’un kuyruğu birbirine dolanmış gece canlıları arasında geçen bir labirent olarak kurguladığı ve bir taksi şoförünün çevresinde halkalanan son romanı Rakun, 2018’de “Yılın En İyi Polisiyesi” ödülü almıştır.   SUAT DUMAN ÖNERİYOR: … KİTAPLAR VEBA YILI GÜNLÜĞÜ / DANİEL DEFOE 221B’nin son sayısında Çağatay Yaşmut’un yazısında adı geçiyordu, merak ettim hemen aldım okumaya başladım. Bitirmedim ama öneririm, başka bir yüzyıl ve uzak bir coğrafyadan salgın hastalık manzaraları. Büyük bir yazarın kaleminden. İŞGAL GÜNLERİNDE İSTANBUL / HAKKI SÜHA GEZGİN Aslında bir süredir okuduğum, sonra dönüp yeniden okuduğum bir başucu kitabı. Yüzyıl öncesinin devamını oku...
JEAN-CHRISTOPHE GRANGÉ’NİN KIZIL NEHİRLER’İ I ALİ TİLBE

JEAN-CHRISTOPHE GRANGÉ’NİN KIZIL NEHİRLER’İ I ALİ TİLBE

Kızıl Nehirler’de cinayet/hırsızlık, iz sürme, kovalamaca gibi eylemler birbirini izler. Biri hırsızlık, öteki cinayet soruşturmasıyla görevli iki dedektifin soruşturmaları derinleştikçe birbirlerine yaklaşmaları, eşsüremli olarak gelişen olay örgüsünü birleştirir.  Grangé ve Kızıl Nehirler Çağdaş Fransız yazınının öne çıkan yazarlarından biri olan Jean-Christophe Grangé, polisiye-serüven türünde yazdığı romanlarla büyük bir beğeni toplar. Romanları yirmiden fazla dile çevrilen Grangé’nin Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu, Siyah Kan, Şeytan Yemini, Kurtlar İmparatorluğu, Koloni ve Zener’in Laneti adlı romanları Türk okuruyla buluşmuştur. Yalnızca Fransa’da 450.000’den fazla satan ve Fransa’da 6 bölümlük bir uzgöreç dizisi olarak TF1 kanalında yayımlanan, aynı zamanda beyazperdeye de aktarılan Grangé’nin ikinci romanı Kızıl Nehirler, karmaşık cinayetler ve gerçekçi şiddet betimlemeleriyle örülü bir kurguyla okuru sarıp sarmalayan bir polisiye serüvendir. Gerilim yüklü anlatı, birbirlerinden ayrı cinayet ve hırsızlık soruşturmasını üstlenen iki dedektifin yollarının kesişmesiyle devinim kazanır ve kurnazca işlenmiş cinayetlerin gizemi açığa çıkarılır. İki dedektifin bir dizi cinayeti aydınlatmak için verdikleri uğraş, bir üniversitede yapılanmış üç yüz yıllık bir geleneğe bağlı olarak gelişen bir suç yumağının ortaya çıkmasını sağlar. 12 bölüm ve 60 alt bölümden oluşan Kızıl Nehirler, Tankut Gökçe tarafından yayıma hazırlanarak Türkçeye kazandırılır. Kısa bir süre içinde 35’in üzerinde Türkçe baskı yapan romanın çeviri baskısı 405 sayfadır. Bir metin çevresi yanmetinsel öğe devamını oku...
HAYDUTLUKTAN DEDEKTİFLİĞE: İLK ÖZEL DEDEKTİF VIDOCQ I ÇINLA AKDERE

HAYDUTLUKTAN DEDEKTİFLİĞE: İLK ÖZEL DEDEKTİF VIDOCQ I ÇINLA AKDERE

221B Dergi sayfalarında Paris’e gitmeye yeni başladık. Biraz haksızlık yapmıyor muyuz Paris’e? Sherlock Holmes ve dolayısıyla Londra’nın adı hemen her sayıda geçiyor. Amerika’ya uzansak mutlaka New York karşımıza çıkıyor. İskandinav ülkelerinin soğuk şehirlerini, İspanya’nın renkli dekorlarını ziyaret ettik. Hani, nerede Paris? Hemingway, I. Dünya Savaşı sonrası Paris’ini gözlemleyip, “Paris bir şenliktir,”1 demiş. Ama Paris ne zaman bir şenlik olmadı ki? Île de la Cité ve Île Saint-Louis adlı iki küçük adacığın etrafında, suya atılan bir taşın yüzeyde yarattığı daireler gibi dalga dalga büyüyen bu yerleşim alanı, insanlık tarihine damgasını vurmuş nice olay ve kişinin kimi zaman vatanı kimi zaman uğrak yeri oldu. Peki ya bizim kişisel tarihlerimizdeki yerine ne demeli? Kısa kalınmış olsa da herkesin bir Paris’i vardır. Henüz gidilememiş olunsa da en azından mutlak hayali kurulmuştur bu kimsenin kendisine kayıtsız kalamadığı şehrin. Hem kendi öğrencilik yıllarım hem Paris sevgimi bilip bana kendi Paris’ini anlatanlardan aklımda kalanlar bu şehri kişileştirmemi, onunla konuşur kalmamı sağladı. Yıllarca ona sorduğum soruları yanıtlamaya çalıştı Paris, insanlık tarihinden kendisine kalan mirasla. Paris’te bir gün ve gece boyunca sayısız iz sürülebilir. İşte, şenliği de buradan gelir şehrin. Seine Nehri’nin kıyısında piknik yapılmış bir yaz gününün gecesinde, Tino Rossi çardağında huşu içinde Arjantion Tango ya da arka devamını oku...
TÜRK SİNEMASINDA İLK POLİSİYE KURGULU FİLMLER

TÜRK SİNEMASINDA İLK POLİSİYE KURGULU FİLMLER

Bütün dünya sinemasında polisiye kurgulu filmler, sinemanın ilk gününden beri başat rol oynarlar. Bunun nedeni ise polisiye romanın çağdaşlık denen olgunun en içten yazınsal anlatımı olmasıdır. Bu yönüyle de bir anlamda sıkı ilişkiler içinde bulunduğu sinema hatta caz ile ilişkisi anlaşılabilir çünkü polisiye roman da bu iki sanat dalı gibi kökeni ve yayılma tarzıyla bir halk ürünüdür ve yine onlar gibi sıradan, basmakalıp olanı kullanmayı ve yenilikçi yaratıcılıkla uzlaştırmayı bilir. Türk sineması da polisiye kurguyu esas alan senaryoları 1940’lı yıllardan beri sürekli kullanmış ve beyazperdeye ilginç eserleri yansıtmayı bilmiştir. Bu filmleri kronolojik sırayla anlatmadan önce belli bir hususu belirtmekte yarar görüyoruz; belirtmek istediğimiz konu, polisiye kurguyu doğru bir şekilde tanımlamaktır. Sinemamızda melodram dediğimiz inanılmaz tesadüflerin başrolde olduğu, kötülerin çok kötü, iyilerin çok iyi olduğu ve seyirciyi ağlatmayı amaçlayan yapımlar özellikle ilk yıllarda yaygındır. Melodram filmlerinin çoğunda suç özellikle de cinayet başat öğedir ancak suç öğesinin olması bu filmleri polisiye kurgulu yapmaz. Bir yapıtın polisiye kurgulu olabilmesi için artık genel kabul gören polisiye kurgu tanımına uyması gerekir. Polisiye eser “muamma içeren suçun öyküsü”dür. Yani tek başına suç, yapıtı polisiye yapmaz; suçla birlikte onun içinde bir muamma, bir giz öğesi olması gerekir. Yani bir adam herhangi bir nedenle suç işleyip adam öldürebilir, devamını oku...
MUTLAKA OKUMANIZ GEREKEN 5 GERÇEK SUÇ ROMANI I FULYA TURHAN

MUTLAKA OKUMANIZ GEREKEN 5 GERÇEK SUÇ ROMANI I FULYA TURHAN

Polisiye edebiyatın temelini oluşturan gerçek suç hikayeleri, yüzyıllar boyunca insanoğlunu büyüledi. 18. yüzyılda Newgate Calendar’da kaydedilen suç anlatıları, suç ve suçlularla birlikte evrilerek modern edebiyata da konu oldu. Gerçek suç hikayeleri tutkunları için mutlaka okunması gereken 5 roman sizlerle.  SOĞUKKANLILIKLA (TRUMAN CAPOTE) Amerikalı gazeteci Truman Capote’nin 1966’da yayımlanan Soğukkanlılıkla isimli romanı, modern gerçek suç anlatılarının temelini oluşturur ve şüphesiz listenin en başında olmalıdır. Capote bu romanında 1959’da Kansaslı bir ailesinin kurban gittiği kan dondurucu bir cinayeti konu alır. Yazar, vakayı araştırmak için bizzat Kansas’a gitmiş ve hatta katillerle görüşmüştür. Bu vakayı romanına taşırken de hem kurbanların anısını yüceltmeyi hem de katillere bir nebze de olsa empati göstermeyi başarmıştır.   BEYAZ ŞEHİRDEKİ İBLİS (ERIK LARSON) Larson’ın roman tarzında kaleme aldığı bu kurgu dışı eseri 1983 yılında Chicago gerçekleşen World’s Columbian Exposition isimli fuarı arka planına alır. Ünlü mimar Burnham ile acımasız seri katil H. H. Holmes’ün yolları bu fuarda kesişir. Fuarın göz alıcı hareketliliği içinde birbiri ardına kaybolan, yakılan, öldürülen insanların izini sürmek ise Dedektif Geyer’a düşer. Bu arada Leonardo DiCaprio’nun romanın film haklarını satın aldığını ve bu eseri Martin Scorsese ile birlikte beyaz perdeye uyarlayacaklarını da belirtelim.   MASUM ADAM (JOHN GRISHAM) Adli gerilim türünün ustalarından biri olan John Grisham bu romanında ABD’nin küçük bir kasabasında devamını oku...
“MARTIN BECK” SERİSİNİN DÖRDÜNCÜ KİTABI “GÜLEN POLİS” YAYIMLANDI

“MARTIN BECK” SERİSİNİN DÖRDÜNCÜ KİTABI “GÜLEN POLİS” YAYIMLANDI

Modern polisiye edebiyatının mihenk taşlarından olan İsveçli yazarlar Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nün 1960 ve 70’lerde yazdıkları on seriden oluşan Martin Beck efsanesi Ayrıksı Kitap’tan yayımlanmaya devam ediyor. Soğuk ve yağmurlu bir Stockholm gecesinde bir otobüste dokuz yolcu katledilir. Hayatını kaybeden yolculardan biri de polistir. Cinayet masasından olan bu polisin otobüste bulunmasının tesadüf olmadığını düşünen başkomiser Martin Beck’in yeni macerasının anlatıldığı serinin bu kitabında da koşuşturma ve takip devam ediyor. Modern toplumun ekşi dokusuna ayna tutarken tüm dünyada sayısız polisiye yazarına da esin kaynağı olan serinin dördüncü kitabı Gülen Polis okuyucusuyla buluştu. Sürükleyici ve derin polisiye serilerinden biri olan bu kitapta soğuk ve yağmurlu bir Stockholm gecesinde işlenen cinayeti çözmeye çalışacak başkomiser Martin Beck’in macerasını çok seveceksiniz. Edip Cansever’in, “Biz aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya, azınlığa tutkunuz,” dizelerinden esinlenen yayın çizgisiyle yayın hayatına adım atan Ayrıksı Kitap, kitap türlerinde de ayrıksılık gösteriyor. Gülen Polis kitabının ayrıksı türü, “Bana öyle bir kitap verin ki başkahramanıyla birlikte olay çözelim,” olarak belirtiliyor.   Kitap Hakkında BİR MODERN POLİSİYE KLASİĞİ: MARTIN BECK Soğuk ve yağmurlu bir Stockholm gecesinde bir otobüste dokuz yolcu katledilir. Hayatını kaybeden bu yolculardan biri de polistir. Cinayet masasından olan bu polisin otobüste bulunması tesadüf müdür? Martin Beck aksini düşünüyordur. “Kurgu polis karakterleri devamını oku...