20. Yüzyılın Başından “Dumanlı” Bir İstanbul Kesiti: Ogan Güner’den “Hercümerç” Raflarda

20. Yüzyılın Başından “Dumanlı” Bir İstanbul Kesiti: Ogan Güner’den “Hercümerç” Raflarda

Ogan Güner’in Hercümerç adlı romanı, Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan çıktı. 20. yüzyıl başında, İstanbul’un kozmopolit ve karmaşık atmosferinde geçen romanda dönemin siyasi atmosferi arka planda belli belirsiz akarken, gizemli bir komiserin ve etrafındaki ilginç karakterlerin başından geçenlere tanıklık ediyoruz. Çok dilli, çok kültürlü, çok milletli, çok devletli, çok katmanlı bir romanla karşı karşıyayız. Kasım 1918. İşgal günleri. Dersaadet. Düvel-i Muazzama, şehri ehlileştirme derdinde. Bürokratlar, simsarlar ve muteber savaş zenginleri felaketlerle gelen günlerin doğurabileceği fırsatlara bel bağlamış. Parvus. Siyasi kâhin, bir devrim tüccarı. Savaşın ortasında terk ettiği şehre geri dönmüş, yeni bir macera, yeni bir ihtilal kıvılcımı arıyor. Ve mazilerinden kopup gelmiş diğerleri: Bolşevikler, mondenler, anarşistler, muhacirler, münzevi akşamcılar, nihilistler, başıbozuklar, dekadanlar, İttihatçı eskileri… Yaşadığı döneme sığamayan, isyankâr feminist, yüksek sosyete kimliğiyle kavgalı Asude ve Dersaadet’e rehin düşmüş Marişka. Ve Hayri. Gölgelerde saklı çeteleri deşifre etmekle vazifeli bir komiser. Nişanlısı Asude ile şehrin ışıltılı suretine, Marişka ile yeraltına karışıyor. Her yere yabancı, her hale aşina. İki kadının ve birçok hayatın arasında aksayarak dolaşıyor. Tarihle kurmaca, gerçekle hayal iç içe Hercümerç, bir ilk romanı. Ogan Güner’in kaleme aldığı eserde tarihle kurmaca, gerçekle hayal iç içe geçiyor. 1918’in İstanbul’undan bir kesitle başlayan roman, kısa süreli gidiş gelişlerle yaklaşık 20 yıllık bir döneme yayılıyor. Arka devamını oku...
Ölümcül Köprüler I Yankı Enki

Ölümcül Köprüler I Yankı Enki

Yankı Enki, yakın zamanda ikinci cildi raflardaki yerini alan Cenk Çalışır’ın Her Temas Bir Öykü Bırakır adlı kitabını dergimizin 6. sayısında enine boyuna incelemişti. Bu derinlikli incelemeyi anımsayalım istedik… Cenk Çalışır’ın birçok öyküsü, gündelik gerçekliğin içinden geliyor ve aslında suçun, cinayetin, ölümün, insanın karanlık ve suça, şiddete yatkın tarafının nasıl, nerede, ne zaman ortaya çıktığını gösteriyor… Edgar Allan Poe ve Arthur Conan Doyle gibi isimlerin aslında öykücü taraflarının ağır bastığını hatırlayıp 19. yüzyılda polisiye roman geleneği yaygınlaşmadan önce bu edebiyata romanların değil de öykülerin yön verdiğini düşünürsek, zamanımızda öykünün değerini ne kadar kaybettiğini görebilir ve polisiyenin ne yazık ki sadece bir roman türü olarak kabullenildiğini söyleyebiliriz. Birçok öykü yazarına kulak verirsek, öykü yazmanın roman yazmaktan zor olduğunu iddia ettiklerini duyarız, hatta konu polisiye olunca bu iş daha da zor olsa gerek. “Cenk Çalışır, kendini tekrar etmiyor” Romanlarıyla tanıdığımız Cenk Çalışır’ın Her Temas Bir Öykü Bırakır-1 adlı kitabı, bir öykü derlemesi. Suç öyküleri olarak niteleyebileceğimiz, yer yer Batılı örneklerini hatırlatan gizem unsurlarıyla, yer yer de daha yerel cinayet vakalarıyla dolu bir derleme bu. Dedektif öyküleri veya analitik bir şekilde ilerleyen vaka çözümleme maceraları değil, işlenen suçların psikolojik ya da sosyolojik tarafıyla ilgilenen, işin gizemine eğilen öyküler var karşımızda. Yakından bildiğimiz bir devamını oku...
Bazen Dizeler Öldürür: Chuck Palahniuk’ten Ninni I Yigilante Kocagöz

Bazen Dizeler Öldürür: Chuck Palahniuk’ten Ninni I Yigilante Kocagöz

Bir pazar okuma önerisi olarak Chuck Palahniuk’e ne dersiniz? Yeraltı edebiyatını Türkiye’de popülerliğe taşıyan ABD’li yazarın diğer eserlerinden farklı bir yerde duran romanı Ninni‘yi Yigilante Kocagöz inceledi. 10. sayımızdan… Bir korku-hiciv kitabı (horror-satire) olarak sınıflandırılan “Ninni”, bize Carl Streator isimli gazetecinin sıradan başlayıp gittikçe karmaşıklaşan macerasını sunuyor. Carl, çalıştığı gazete için ani bebek ölümleri üzerine bir haber serisi hazırlamaktadır. Ayrıntılara dikkat eden gazeteci, üzerine yoğunlaştığı vakalarda ortak bir nokta olduğunu fark eder: Ölen bebeklerin hepsine bir gece öncesinde aynı kitaptan aynı ninni okunmuştur. Eski ve hayli güçlü bir Afrika lanetinin yanlışlıkla bir şiir antolojisinde basıldığını anlayan Carl, insanlığı büyük bir tehlikeden korumak için kendini tüm antoloji kitaplarını bulup yok etmeye adar. Edebiyatla 2000’lerin başında haşır neşir olmaya başlayanlar için Chuck Palahniuk isminin zihinlerde özel bir yeri olmalı. Genç okur kitlesini seçtiği temalar ve yazın tekniğiyle tavlamayı başaran Palahniuk, Türkiye’de yeraltı edebiyatını ilk defa popülere taşıyan isim olmuştu. Yazarın en meşhur kitabı Dövüş Kulübü‘nün David Fincher tarafından 1999’da sinemaya uyarlanması bu popülariteyi hem doğuran hem de yıllar boyu besleyen temel olaydı. Dövüş Kulübü‘nü takiben art arda çıkan Gösteri Peygamberi (ing. Survivor), Görünmez Canavarlar (ing. Inivisible Monsters) ve Tıkanma (ing. Choke) kitapları, bize Palahniuk’in tek eserle parlayan bir yıldız değil, üretken bir devamını oku...
Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

11. sayımızda son dönemin en iyi polisiyelerinden Fener Balığı‘nın yazarı Nuray Atacık’ı sayfalarımıza konuk etmiştik. Özlem Özdemir’in röportajı… Kaçıranlar için… “Fener Balığı”, karakterlerinin derinliği, dokunduğu toplumsal konular, kurgusu, ritmi ve matematiğiyle son zamanların başarılı yerli polisiyelerinden. Nuray Atacık’la uzun sohbetimiz sonunda ilk romanının neden bu kadar iyi olduğunun sırları da ortaya çıkıyor: Hayat boyu biriktirdikleri, gözlemleri, yazmak ve yayımlatmak için acele etmemesi ve disiplinli çalışma. Önümüzdeki yıllarda, eserleriyle adından sıkça bahsedeceğimize inandığım Nuray Atacık’la “Fener Balığı”nı, yazmaya başladığı ikinci romanını ve polisiyeyi neden sevdiğimizi konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir “Fener Balığı”nı yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz, kısaca tanıyalım sizi… Çocukluğumdan beri yazmaya, daha doğrusu okumaya hevesliydim. 7 yaş büyük bir ablam var, evin yıldızıydı. Ben de çirkin ördek yavrusu olarak var olmaya çalışıyordum. Ve babamın akıllı insanları sevdiğini fark ettim; akıllı olmanın en önemli ölçütü de okumak ve matematik bilmek. Hemen elime bir mezura alıp başladım matematiğin abecesine, okuma yazmayı da kendi kendime öğrendim. 5 yaşında kitap okumaya başladım. Her kitabı bitirdiğimde, yazacağım kitabı hayal ederek hayatıma devam ettim. Ama bu hep hayal olarak kaldı, bir tek öykü bile yazmadım. Elime, gerçek manada yazma amacıyla kalem, kâğıt hiç almadım. Hazır hissetmediğiniz için mi? Aslında bunu sorgulamadım bile, kendiliğinden gelişti. Ortaokuldayken tiyatroya devamını oku...
Polisiye Roman Yazarı Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar I Tankut Soykan

Polisiye Roman Yazarı Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar I Tankut Soykan

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’a daha çok mizahı yakıştırırız ama onu anmadan Türkiye’de polisiye roman tarihinden bahsetmek mümkün değil. Tankut Soykan yazdı. 8. sayımızdan… Çoğu zaman Gürpınar’ın ceza hukukuna ve suç olgusuna getirdiği, insan doğası ve sosyal olgulara dayalı radikal eleştiriler nedeniyle sosyalist düşüncelerden etkilendiği ifade edilir. Bu yanlıştır; romanlarının birçok yerinde Bolşevizmden pek hoşlanmadığını açıkça ortaya koyar. O aslında tam bir Nıetzschecidir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın polisiye roman yazarlığına haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Tek yazdığı poliseye romanın Kesik Baş olduğunu söylemek hiç doğru değil. Aslında Ben Deli miyim? de bir polisiye roman hatta Kara Roman türünün ilk Türk örneklerinden görülebilir. Aynı şeyi Utanmaz Adam ve Ölüler Yaşıyorlar mı? için de söylemek mümkündür. Gürpınar, ustası Ahmed Mithat Efendi’den birçok konuda olduğu gibi bu konuda da etkilenmiştir muhakkak. Esrar-ı Cinayat, Osmanlı döneminde yazılan ilk polisiye romanlardan diye bilinir. Gürpınar’ın da gençliğinde birçok polisiye roman çevirdiği söylenmektedir. Bu nedenle polisiye roman türüne aşina olduğunu tahmin etmek zor değil. Ayrıca aydınlanmacı bir yazar olarak, özünde rasyonalizme dayanan poliseye romanların cazibesine Gürpınar’ın kapılması doğal. Ancak dönemin polisiye roman furyası içinde kendi özgünlüğünü ortaya koyabilmiştir. Hatta bana kalırsa Hüseyin Rahmi Gürpınar’a bir yazar olarak özgünlüğünü sağlayan polisiye romanlarındaki tarzıdır. Polisiye roman yazarken katı bir rasyonalizme kapılmamış, psikolojik devamını oku...
Elizabeth Brundage’den Usta İşi Bir Gerilim Romanı: Her Şey Yok Olur

Elizabeth Brundage’den Usta İşi Bir Gerilim Romanı: Her Şey Yok Olur

ABD’li yazar Elizabeth Brundage’in son romanı Her Şey Yok Olur, Beyaz Baykuş Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Stephen King’in “Güzel bir roman,” diye değerlendirdiği psikolojik gerilimde, geçmişten gelen karanlık bir sırrın çevresinde gelişen olaylar, ustalıklı bir kurguyla anlatılıyor… Elizabeth Brundage’in 2016 tarihli son romanı All Things Cease To Appear, Her Şey Yok Olur adıyla Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı. Yazarın Türkçeye çevrilen ilk romanı Her Şey Yok Olur‘un konusu kısaca şöyle: New York’un uzak banliyölerinden Chosen’da bir kış günü öğleden sonra geç saatlerde Profesör George Clare, komşusunun kapısını korkunç bir haberle çalar: Evden işe döndüğünde karısı Catherine’i yatağında ölü bulmuştur. Birileri karısının kafasına bir balta indirmiştir, hem de 3 yaşındaki kızları Franny, koridorun karşısındaki odasında oynarken… Chosen’ın yeni sakinleri olarak Clareler, içten bir karşılama görmemiştir; bir zamanlar popüler bir süt çiftliği olan evleri, eski sahiplerinin üç oğlunu öksüz ve başıboş bırakan bir trajediyle lanetlidir. Karanlık bir sır, yavaş yavaş gün yüzüne çıkar ve… New York Times: Kusursuz bir kurgu Elizabeth Brundage, bir topluluğun peşini nesillerce bırakmayacak yaraların ve her birimizin içindeki, bizi tarifi imkânsız şeyler yapmaya yönelten karanlık arzuların zengin ve karmaşık bir portresini çiziyor Her Şey Yok Olur’da. Gerilim ve korku edebiyatının en popüler ismi Stephen King’in “Güzel bir roman,” devamını oku...
Osman Aysu: Suç Varsa Polisiyenin Konusudur

Osman Aysu: Suç Varsa Polisiyenin Konusudur

Türk polisiyesinin en üretken yazarlarından Osman Aysu ile, casusluk dosyasını açtığımız 4. sayımızda dolu dolu bir röportaj yapmıştık. Yeniden hatırlatma adına sizi Aysu’nun söyledikleriyle baş başa bırakıp aradan çekiliyoruz… Türk polisiye edebiyatına 90’dan fazla roman kazandıran Osman Aysu, casus romanlarının da ülkemizdeki en etkin ismi kuşkusuz. Hayal etmek, karakterleri bu hayalde yaşatmak ve zihindeki kurguyu kelimelere dökmek… Yazarın işi bu elbette, okuyucusuna yeni bir dünyanın kapılarını açmak. Osman Aysu ile ardında gizemli bir dünya ve büyük sırlar barındıran casusların kapılarını aralamaya çalıştık… Röportaj: Cenk Çalışır Casus romanları, birçok polisiye okuru tarafından “türün” içine pek dahil edilmez. Okurlar, daha çok “thriller”a yakın bulur bu tür romanları. Siz ne düşünüyorsunuz? Edebiyat türleri için birçok tanımlama ve buna bağlı sınıflandırma yapılıyor. Kim, neye göre “thriller,” ya da “Hayır efendim, değildir,” diyor, bunu tam olarak kestirmek zor ama şahsi kanaatim, casus romanlarının doğrudan polisiyenin konusu olduğudur. Belki bir alt başlık olarak ama polisiyenin konusudur. Casuslar yasal olmayan şeyleri yaparlar. Suç işlerler yani. Suç varsa polisiyenin konusudur. Yaygın ama yanlış bir kanı, James Bond romanlarını ve filmlerini casusluk edebiyatının baş tacı sayar. Casusluğun böyle bir mefhum olmadığını söyleyebilir miyiz? Ya da romanlardaki kahramanlar beyazperdeye aktarılırken biraz daha mı abartılıyor? Sinema ve edebiyatı birbirinden ayrı değerlendirmek devamını oku...
Michael Connelly İmzalı Kara Yankı, Nemesis Kitap Etiketiyle Raflarda

Michael Connelly İmzalı Kara Yankı, Nemesis Kitap Etiketiyle Raflarda

Nemesis Kitap, çoksatan listelerinin gediklisi ABD’li yazar Michael Connelly’nin daha önce Tünel Fareleri ismiyle Türkçeye çevrilen Harry Bosch macerasını yeniden yayımladı. Orijinal ismi Black Echo olan kitap, Kara Yankı ismiyle raflarda…  Başına buyruk cinayet masası dedektifi Harry Bosch için failini bulması gereken cinayetlerin sayısı çoğunlukla bir istatistikten ibarettir. Ancak bir gün, aldığı bir cinayet haberiyle her şey tersine döner. Bu sefer kurban, tanıdığı biridir. Vietnam’da omuz omuza görev yaptığı arkadaşı Billy, rengârenk Hollywood dünyasının karanlık bir tünelinde ölü bulunmuştur. Ölümü tam olarak cinayet gibi görünmese de Harry’nin içinde bir ses, olayların görünenden çok daha farklı ve büyük olduğunu söyler. Harry, çevresindeki herkes buna karşı olsa bile olayı derinlemesine araştırmaya karar verir. Bunu yaparken, çalıştığı departmana kadar sızmış düşmanlarla karşılaşmak şüphelerini büyütür. Artık onu kimse durduramayacaktır. Sonuna kadar gitmeye kararlı olan Harry Bosch’un yüzleşmek zorunda kalacağı gerçek, hayal gücünün sınırlarını zorlayacak cinstendir. En sonunda tek bir soru kalır yanıtlaması gereken: O gün geldiğinde intikamını mı seçmelidir yoksa adaleti mi? “Kara Yankı”, nefes nefese ilerliyor Çoksatan gerilim kitaplarının yazarı Michael Connelly, Kara Yankı‘da gerilim dozu yüksek, nefes nefese ilerleyen bir maceraya davet ediyor okuyucuyu… ABD’li yazarın Bosch serisinden uyarlanan aynı adlı diziye de göz atmanızı tavsiye ederiz… Keyifli okumalar, keyifli seyirler… Nemesis Kitap/30 TL
Öykü |Göl Sakinleri | Yigilante Kocagöz

Öykü |Göl Sakinleri | Yigilante Kocagöz

Karadul Gölü’nün sakinleri o gece uykularından çok erken uyandılar. Gün aydınlanmamış, göl ahalisine hayat vepisoded_221b su ısınmaya başlamamıştı, ne var ki yüzeyde kümeleşen yoğun gürültü ve yapay ışık tüm düzeni allak bullak etmeye yetiyordu. Gürültülere kısa bir süre sonra kıyıda bekleyen teknelerin yoğun motor sesi de eşlik eder oldu. Çamurbalıkları yükselen motor sesleri üzerine panikle oradan oraya yüzmeye başladılar. Tüm sürü yumurtalarını kıyıdaki çakıllık alana yeni gömmüştü, sığ sulardaki küçük botların motorları çakılları  süratle savuruyor, yumurtanın içinde debelenen yavru çamurbalıkları etrafa dağılıyorlardı. Kimi yumurta tekrardan kumlara gömülürken büyük çoğunluk akıntıya kapılıyor, etrafta güne erken başlamanın mahmurluğuyla gezinen bi dolu avcıya kahvaltı oluyordu. Yoğun motor hareketinden zarar gören sadece çamurbalığı sürüsü değildi. Birkaç haftalık yavrulardan oluşan iri bir kayabalığı grubu üç teknenin akıntısının ortasında kalakalmış, bir dolu yavru karanlığın yarattığı panikle kendilerini motorların çekim gücüne bırakmıştı. Paramparça olan yavrulardan arta kalanlar akıntıya karışacak, büyük çoğunluğu tehlikeden uzaktaki başka bir kayabalığı sürüsünün öğününe dönüşecekti. Her sene yavrulama mevsiminde göle girişler yasak edilir, tek tük gezen birkaç motordan fazlasına rastlanılmazdı. Peki bu sefer bu kadar çok motorun işi neydi? Hem de gecenin köründe? Balık sürüleri telaş içindeydiler. Çamurbalıkları oradan oraya sıçrıyor, sazanlar onları yiyor, alabalıklar sazanları iteliyor, binlerce yıllık kurala uygun olarak gölün devamını oku...
Agatha Christie Bibliyografyası | Çağla Üren

Agatha Christie Bibliyografyası | Çağla Üren

Türkiye’nin tek polisiye dergisi 221B olarak, Mart-Nisan 2017 tarihli 8.sayımızda hazırladığımız “Agatha!” kapak dosyası paralelinde, dergide yer veremediğimiz Agatha Christie kitapları bibliyografyasını sizlerle paylaşmaktan zevk duyarız. İyi okumalar! Agatha Christie Romanları   The Mysterious Affair at Styles (Ölüm Sessiz Geldi) Basım Yılı: 1920 Agatha Christie’nin ilk romanı olan kitap Hercule Poirot’nun da ilk kez yer aldığı romandır. Romanda Styles St. Mary köyündeki Styles Köşkü’nde ilginç ve acayip şeyler olur. Köşkün sahibi yaşlı Bayan Inglethorp’un yardımcısı Bayan Howard evden çıktıktan sonra Bayan Inglethorp ölür. Tıbbi araştırmalar sonucu kadının kalp krizi sonucu ölmediği açıklanır. Bu sırada evde misafir bulunan Arthur Hastings, eski dostu Hercule Poirot ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Hercule Poirot araştırmalara başlar. The Secret Adversary (Gizli Düşman) Basım Yılı: 1922 Agatha Christie’nin yarattığı Tommy ve Tuppence karakterlerinin ilk kez sahneye çıktığı romandır. Roman, Çarlık Rusya’sı dönemindeki uluslararası entrikaları, cinayetleri ve gerilimi anlatır. Murder on the Links (Dersimiz Cinayet) Basım Yılı: 1923 Dedektif Hercule Poirot “Tanrı aşkına hemen gelin!” diye bir yardım çağrısı almıştır ama bu yardım çağrısını aldığında geç kalmış, milyoner Paul Renauld ölmüştür. Kurban sırtı bıçaklanmış bir şekilde Merlinville’deki malikanesinin yanındaki golf sahasında, yeni kazılmış bir mezarın yanında bulunur. The Man In The Brown Suit (Kahvepisoded_221bgi Elbiseli Adam) Basım Yılı: 1924 devamını oku...