Sherlock Gibi Düşünmek I Fulya Turhan

Sherlock Gibi Düşünmek I Fulya Turhan

Sherlock gibi düşünmek için ne yapmalı, nasıl bir sistem kurmalı? Maria Konnikova imzalı Sherlock Holmes Gibi Düşünmek kitabına bir göz atmanızda yarar var. Fulya Turhan yazdı. Tüm zamanların en tanınmış dedektifi Sherlock’a ayırdığımız 7. sayımızdan… 19. yüzyılda Edinburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitmen olarak görev alan Joseph Bell, konu hastalara teşhis koyma olduğunda öğrencilerine ve meslektaşlarına her zaman yakınen gözlem yapmanın önemini vurgular. Bunu örneklemek için de çoğu zaman yabancı birini ele alıp gözlem ve çıkarımlar yaparak kişinin işini ve yaptıklarını tahmin etmeye çalışır. O zamanlar bilimin adli suçları aydınlatmak için pek kullanılmadığı zamanlardır. Joseph Bell’in bu yetenekleri onu adli tıp alanında öncülerden biri haline getirecektir. 1877’de Joseph Bell’in kâtipliğini Arthur Conan Doyle yapmaktadır. Doyle, kurgusal dedektif Sherlock Holmes’ü yarattığında, Joseph Bell’den ilham aldığını belirtir her fırsatta. Gerçek bir bilim insanından ilham alan bir karakterin metotlarını ve düşünce yapısını bilimden ayırmak imkânsızdır dolayısıyla. Nitekim Holmes’ü bilim ışığında inceledikçe her şeyin yerli yerine oturduğunu görmek kaçınılmazdır. Harvard Üniversitesi’nden mezun olan ve Columbia Üniversitesi’nden de doktorasını alan Maria Konnikova’nın oldukça geniş bir psikoloji bilgisine sahip olması şaşırtıcı değildir. Konnikova, Holmes’ün olağanüstü zihinsel yetilerini modern psikolojinin ışığında inceler ve bize Holmes’ün düşünce sistemini nasıl benimseyebileceğimizi anlatır. Bunu yaparken de Holmes hikâyelerinden, gerçek anekdotlardan ve devamını oku...
Matematik ve Polisiye I Tefkros Mihalidis

Matematik ve Polisiye I Tefkros Mihalidis

Polisiyenin bilimle ilişkisini ele aldığımız 6. sayımızda Yunan matematikçi ve yazar Tefkros Mihalidis, polisiye kurguda matematiğin yerini anlatıyordu. Mihalidis, “Matematiğin polisiye edebiyatla etkileşimi Poe ve Doyle gibi yazarların öncülüğünde başlamıştır. Bugün artık, polisiye edebiyatla matematiksel kurgu, kural gereği, birbirlerine iyi ya da kötü etki eden iki edebiyat türü olarak karşımızdadır.” diyor… Çeviri: Şevki Kıralp Yazar, bir cinayetin işlenişini, saklanışını ya da aydınlatılmasını tasvir etmek için pozitif bilimlere az ya da çok “dayanmak” zorundadır. Her edebi eser, hangi kategoriye girerse girsin (eğer giriyorsa), gerçek hayattan bir fotoğrafı (ya da en azından bir taslağı) andırır. Ancak kural gereği, bilimler resmedilen dünyanın alt dalları olsa da kurgunun bilimlere doğrudan başvurmadan gelişmesi gerekir. Örneğin, duygusal bir öykünün, psikolojik ya da toplumsal bir dramın, bir arayış öyküsünün ya da bir tarihi romanın kimya, fizik, biyoloji ya da tıbba atıfta bulunma gibi bir zorunluluğu asla yoktur. Ancak polisiye edebiyat için bu geçerli olmayabilir. Elbette teknoloji geliştikçe, suçun kurgunun merkezinde bulunduğu eserlerde bir pozitif bilimden yararlanmak ya da en azından onu suiistimal etmek gerekir. Belki de polisiye edebiyat (ya da cinayet kurgusu veya Anglosakson terimiyle crime friction türü), diğer edebiyat türlerine göre biraz farklıdır. Pek çok uzmana göre, polisiye edebiyat 19. yüzyıl başlarında, daha spesifik olarak 1841 devamını oku...
20. Yüzyılın Başından “Dumanlı” Bir İstanbul Kesiti: Ogan Güner’den “Hercümerç” Raflarda

20. Yüzyılın Başından “Dumanlı” Bir İstanbul Kesiti: Ogan Güner’den “Hercümerç” Raflarda

Ogan Güner’in Hercümerç adlı romanı, Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan çıktı. 20. yüzyıl başında, İstanbul’un kozmopolit ve karmaşık atmosferinde geçen romanda dönemin siyasi atmosferi arka planda belli belirsiz akarken, gizemli bir komiserin ve etrafındaki ilginç karakterlerin başından geçenlere tanıklık ediyoruz. Çok dilli, çok kültürlü, çok milletli, çok devletli, çok katmanlı bir romanla karşı karşıyayız. Kasım 1918. İşgal günleri. Dersaadet. Düvel-i Muazzama, şehri ehlileştirme derdinde. Bürokratlar, simsarlar ve muteber savaş zenginleri felaketlerle gelen günlerin doğurabileceği fırsatlara bel bağlamış. Parvus. Siyasi kâhin, bir devrim tüccarı. Savaşın ortasında terk ettiği şehre geri dönmüş, yeni bir macera, yeni bir ihtilal kıvılcımı arıyor. Ve mazilerinden kopup gelmiş diğerleri: Bolşevikler, mondenler, anarşistler, muhacirler, münzevi akşamcılar, nihilistler, başıbozuklar, dekadanlar, İttihatçı eskileri… Yaşadığı döneme sığamayan, isyankâr feminist, yüksek sosyete kimliğiyle kavgalı Asude ve Dersaadet’e rehin düşmüş Marişka. Ve Hayri. Gölgelerde saklı çeteleri deşifre etmekle vazifeli bir komiser. Nişanlısı Asude ile şehrin ışıltılı suretine, Marişka ile yeraltına karışıyor. Her yere yabancı, her hale aşina. İki kadının ve birçok hayatın arasında aksayarak dolaşıyor. Tarihle kurmaca, gerçekle hayal iç içe Hercümerç, bir ilk romanı. Ogan Güner’in kaleme aldığı eserde tarihle kurmaca, gerçekle hayal iç içe geçiyor. 1918’in İstanbul’undan bir kesitle başlayan roman, kısa süreli gidiş gelişlerle yaklaşık 20 yıllık bir döneme yayılıyor. Arka devamını oku...
Ölümcül Köprüler I Yankı Enki

Ölümcül Köprüler I Yankı Enki

Yankı Enki, yakın zamanda ikinci cildi raflardaki yerini alan Cenk Çalışır’ın Her Temas Bir Öykü Bırakır adlı kitabını dergimizin 6. sayısında enine boyuna incelemişti. Bu derinlikli incelemeyi anımsayalım istedik… Cenk Çalışır’ın birçok öyküsü, gündelik gerçekliğin içinden geliyor ve aslında suçun, cinayetin, ölümün, insanın karanlık ve suça, şiddete yatkın tarafının nasıl, nerede, ne zaman ortaya çıktığını gösteriyor… Edgar Allan Poe ve Arthur Conan Doyle gibi isimlerin aslında öykücü taraflarının ağır bastığını hatırlayıp 19. yüzyılda polisiye roman geleneği yaygınlaşmadan önce bu edebiyata romanların değil de öykülerin yön verdiğini düşünürsek, zamanımızda öykünün değerini ne kadar kaybettiğini görebilir ve polisiyenin ne yazık ki sadece bir roman türü olarak kabullenildiğini söyleyebiliriz. Birçok öykü yazarına kulak verirsek, öykü yazmanın roman yazmaktan zor olduğunu iddia ettiklerini duyarız, hatta konu polisiye olunca bu iş daha da zor olsa gerek. “Cenk Çalışır, kendini tekrar etmiyor” Romanlarıyla tanıdığımız Cenk Çalışır’ın Her Temas Bir Öykü Bırakır-1 adlı kitabı, bir öykü derlemesi. Suç öyküleri olarak niteleyebileceğimiz, yer yer Batılı örneklerini hatırlatan gizem unsurlarıyla, yer yer de daha yerel cinayet vakalarıyla dolu bir derleme bu. Dedektif öyküleri veya analitik bir şekilde ilerleyen vaka çözümleme maceraları değil, işlenen suçların psikolojik ya da sosyolojik tarafıyla ilgilenen, işin gizemine eğilen öyküler var karşımızda. Yakından bildiğimiz bir devamını oku...
Bazen Dizeler Öldürür: Chuck Palahniuk’ten Ninni I Yigilante Kocagöz

Bazen Dizeler Öldürür: Chuck Palahniuk’ten Ninni I Yigilante Kocagöz

Bir pazar okuma önerisi olarak Chuck Palahniuk’e ne dersiniz? Yeraltı edebiyatını Türkiye’de popülerliğe taşıyan ABD’li yazarın diğer eserlerinden farklı bir yerde duran romanı Ninni‘yi Yigilante Kocagöz inceledi. 10. sayımızdan… Bir korku-hiciv kitabı (horror-satire) olarak sınıflandırılan “Ninni”, bize Carl Streator isimli gazetecinin sıradan başlayıp gittikçe karmaşıklaşan macerasını sunuyor. Carl, çalıştığı gazete için ani bebek ölümleri üzerine bir haber serisi hazırlamaktadır. Ayrıntılara dikkat eden gazeteci, üzerine yoğunlaştığı vakalarda ortak bir nokta olduğunu fark eder: Ölen bebeklerin hepsine bir gece öncesinde aynı kitaptan aynı ninni okunmuştur. Eski ve hayli güçlü bir Afrika lanetinin yanlışlıkla bir şiir antolojisinde basıldığını anlayan Carl, insanlığı büyük bir tehlikeden korumak için kendini tüm antoloji kitaplarını bulup yok etmeye adar. Edebiyatla 2000’lerin başında haşır neşir olmaya başlayanlar için Chuck Palahniuk isminin zihinlerde özel bir yeri olmalı. Genç okur kitlesini seçtiği temalar ve yazın tekniğiyle tavlamayı başaran Palahniuk, Türkiye’de yeraltı edebiyatını ilk defa popülere taşıyan isim olmuştu. Yazarın en meşhur kitabı Dövüş Kulübü‘nün David Fincher tarafından 1999’da sinemaya uyarlanması bu popülariteyi hem doğuran hem de yıllar boyu besleyen temel olaydı. Dövüş Kulübü‘nü takiben art arda çıkan Gösteri Peygamberi (ing. Survivor), Görünmez Canavarlar (ing. Inivisible Monsters) ve Tıkanma (ing. Choke) kitapları, bize Palahniuk’in tek eserle parlayan bir yıldız değil, üretken bir devamını oku...
Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

Nuray Atacık: Polisiye, Bireyin Özündeki Hakikati Ortaya Çıkarıyor

11. sayımızda son dönemin en iyi polisiyelerinden Fener Balığı‘nın yazarı Nuray Atacık’ı sayfalarımıza konuk etmiştik. Özlem Özdemir’in röportajı… Kaçıranlar için… “Fener Balığı”, karakterlerinin derinliği, dokunduğu toplumsal konular, kurgusu, ritmi ve matematiğiyle son zamanların başarılı yerli polisiyelerinden. Nuray Atacık’la uzun sohbetimiz sonunda ilk romanının neden bu kadar iyi olduğunun sırları da ortaya çıkıyor: Hayat boyu biriktirdikleri, gözlemleri, yazmak ve yayımlatmak için acele etmemesi ve disiplinli çalışma. Önümüzdeki yıllarda, eserleriyle adından sıkça bahsedeceğimize inandığım Nuray Atacık’la “Fener Balığı”nı, yazmaya başladığı ikinci romanını ve polisiyeyi neden sevdiğimizi konuştuk. Röportaj: Özlem Özdemir “Fener Balığı”nı yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz, kısaca tanıyalım sizi… Çocukluğumdan beri yazmaya, daha doğrusu okumaya hevesliydim. 7 yaş büyük bir ablam var, evin yıldızıydı. Ben de çirkin ördek yavrusu olarak var olmaya çalışıyordum. Ve babamın akıllı insanları sevdiğini fark ettim; akıllı olmanın en önemli ölçütü de okumak ve matematik bilmek. Hemen elime bir mezura alıp başladım matematiğin abecesine, okuma yazmayı da kendi kendime öğrendim. 5 yaşında kitap okumaya başladım. Her kitabı bitirdiğimde, yazacağım kitabı hayal ederek hayatıma devam ettim. Ama bu hep hayal olarak kaldı, bir tek öykü bile yazmadım. Elime, gerçek manada yazma amacıyla kalem, kâğıt hiç almadım. Hazır hissetmediğiniz için mi? Aslında bunu sorgulamadım bile, kendiliğinden gelişti. Ortaokuldayken tiyatroya devamını oku...
Polisiye Roman Yazarı Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar I Tankut Soykan

Polisiye Roman Yazarı Olarak Hüseyin Rahmi Gürpınar I Tankut Soykan

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’a daha çok mizahı yakıştırırız ama onu anmadan Türkiye’de polisiye roman tarihinden bahsetmek mümkün değil. Tankut Soykan yazdı. 8. sayımızdan… Çoğu zaman Gürpınar’ın ceza hukukuna ve suç olgusuna getirdiği, insan doğası ve sosyal olgulara dayalı radikal eleştiriler nedeniyle sosyalist düşüncelerden etkilendiği ifade edilir. Bu yanlıştır; romanlarının birçok yerinde Bolşevizmden pek hoşlanmadığını açıkça ortaya koyar. O aslında tam bir Nıetzschecidir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın polisiye roman yazarlığına haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Tek yazdığı poliseye romanın Kesik Baş olduğunu söylemek hiç doğru değil. Aslında Ben Deli miyim? de bir polisiye roman hatta Kara Roman türünün ilk Türk örneklerinden görülebilir. Aynı şeyi Utanmaz Adam ve Ölüler Yaşıyorlar mı? için de söylemek mümkündür. Gürpınar, ustası Ahmed Mithat Efendi’den birçok konuda olduğu gibi bu konuda da etkilenmiştir muhakkak. Esrar-ı Cinayat, Osmanlı döneminde yazılan ilk polisiye romanlardan diye bilinir. Gürpınar’ın da gençliğinde birçok polisiye roman çevirdiği söylenmektedir. Bu nedenle polisiye roman türüne aşina olduğunu tahmin etmek zor değil. Ayrıca aydınlanmacı bir yazar olarak, özünde rasyonalizme dayanan poliseye romanların cazibesine Gürpınar’ın kapılması doğal. Ancak dönemin polisiye roman furyası içinde kendi özgünlüğünü ortaya koyabilmiştir. Hatta bana kalırsa Hüseyin Rahmi Gürpınar’a bir yazar olarak özgünlüğünü sağlayan polisiye romanlarındaki tarzıdır. Polisiye roman yazarken katı bir rasyonalizme kapılmamış, psikolojik devamını oku...
Elizabeth Brundage’den Usta İşi Bir Gerilim Romanı: Her Şey Yok Olur

Elizabeth Brundage’den Usta İşi Bir Gerilim Romanı: Her Şey Yok Olur

ABD’li yazar Elizabeth Brundage’in son romanı Her Şey Yok Olur, Beyaz Baykuş Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Stephen King’in “Güzel bir roman,” diye değerlendirdiği psikolojik gerilimde, geçmişten gelen karanlık bir sırrın çevresinde gelişen olaylar, ustalıklı bir kurguyla anlatılıyor… Elizabeth Brundage’in 2016 tarihli son romanı All Things Cease To Appear, Her Şey Yok Olur adıyla Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı. Yazarın Türkçeye çevrilen ilk romanı Her Şey Yok Olur‘un konusu kısaca şöyle: New York’un uzak banliyölerinden Chosen’da bir kış günü öğleden sonra geç saatlerde Profesör George Clare, komşusunun kapısını korkunç bir haberle çalar: Evden işe döndüğünde karısı Catherine’i yatağında ölü bulmuştur. Birileri karısının kafasına bir balta indirmiştir, hem de 3 yaşındaki kızları Franny, koridorun karşısındaki odasında oynarken… Chosen’ın yeni sakinleri olarak Clareler, içten bir karşılama görmemiştir; bir zamanlar popüler bir süt çiftliği olan evleri, eski sahiplerinin üç oğlunu öksüz ve başıboş bırakan bir trajediyle lanetlidir. Karanlık bir sır, yavaş yavaş gün yüzüne çıkar ve… New York Times: Kusursuz bir kurgu Elizabeth Brundage, bir topluluğun peşini nesillerce bırakmayacak yaraların ve her birimizin içindeki, bizi tarifi imkânsız şeyler yapmaya yönelten karanlık arzuların zengin ve karmaşık bir portresini çiziyor Her Şey Yok Olur’da. Gerilim ve korku edebiyatının en popüler ismi Stephen King’in “Güzel bir roman,” devamını oku...
Osman Aysu: Suç Varsa Polisiyenin Konusudur

Osman Aysu: Suç Varsa Polisiyenin Konusudur

Türk polisiyesinin en üretken yazarlarından Osman Aysu ile, casusluk dosyasını açtığımız 4. sayımızda dolu dolu bir röportaj yapmıştık. Yeniden hatırlatma adına sizi Aysu’nun söyledikleriyle baş başa bırakıp aradan çekiliyoruz… Türk polisiye edebiyatına 90’dan fazla roman kazandıran Osman Aysu, casus romanlarının da ülkemizdeki en etkin ismi kuşkusuz. Hayal etmek, karakterleri bu hayalde yaşatmak ve zihindeki kurguyu kelimelere dökmek… Yazarın işi bu elbette, okuyucusuna yeni bir dünyanın kapılarını açmak. Osman Aysu ile ardında gizemli bir dünya ve büyük sırlar barındıran casusların kapılarını aralamaya çalıştık… Röportaj: Cenk Çalışır Casus romanları, birçok polisiye okuru tarafından “türün” içine pek dahil edilmez. Okurlar, daha çok “thriller”a yakın bulur bu tür romanları. Siz ne düşünüyorsunuz? Edebiyat türleri için birçok tanımlama ve buna bağlı sınıflandırma yapılıyor. Kim, neye göre “thriller,” ya da “Hayır efendim, değildir,” diyor, bunu tam olarak kestirmek zor ama şahsi kanaatim, casus romanlarının doğrudan polisiyenin konusu olduğudur. Belki bir alt başlık olarak ama polisiyenin konusudur. Casuslar yasal olmayan şeyleri yaparlar. Suç işlerler yani. Suç varsa polisiyenin konusudur. Yaygın ama yanlış bir kanı, James Bond romanlarını ve filmlerini casusluk edebiyatının baş tacı sayar. Casusluğun böyle bir mefhum olmadığını söyleyebilir miyiz? Ya da romanlardaki kahramanlar beyazperdeye aktarılırken biraz daha mı abartılıyor? Sinema ve edebiyatı birbirinden ayrı değerlendirmek devamını oku...
Michael Connelly İmzalı Kara Yankı, Nemesis Kitap Etiketiyle Raflarda

Michael Connelly İmzalı Kara Yankı, Nemesis Kitap Etiketiyle Raflarda

Nemesis Kitap, çoksatan listelerinin gediklisi ABD’li yazar Michael Connelly’nin daha önce Tünel Fareleri ismiyle Türkçeye çevrilen Harry Bosch macerasını yeniden yayımladı. Orijinal ismi Black Echo olan kitap, Kara Yankı ismiyle raflarda…  Başına buyruk cinayet masası dedektifi Harry Bosch için failini bulması gereken cinayetlerin sayısı çoğunlukla bir istatistikten ibarettir. Ancak bir gün, aldığı bir cinayet haberiyle her şey tersine döner. Bu sefer kurban, tanıdığı biridir. Vietnam’da omuz omuza görev yaptığı arkadaşı Billy, rengârenk Hollywood dünyasının karanlık bir tünelinde ölü bulunmuştur. Ölümü tam olarak cinayet gibi görünmese de Harry’nin içinde bir ses, olayların görünenden çok daha farklı ve büyük olduğunu söyler. Harry, çevresindeki herkes buna karşı olsa bile olayı derinlemesine araştırmaya karar verir. Bunu yaparken, çalıştığı departmana kadar sızmış düşmanlarla karşılaşmak şüphelerini büyütür. Artık onu kimse durduramayacaktır. Sonuna kadar gitmeye kararlı olan Harry Bosch’un yüzleşmek zorunda kalacağı gerçek, hayal gücünün sınırlarını zorlayacak cinstendir. En sonunda tek bir soru kalır yanıtlaması gereken: O gün geldiğinde intikamını mı seçmelidir yoksa adaleti mi? “Kara Yankı”, nefes nefese ilerliyor Çoksatan gerilim kitaplarının yazarı Michael Connelly, Kara Yankı‘da gerilim dozu yüksek, nefes nefese ilerleyen bir maceraya davet ediyor okuyucuyu… ABD’li yazarın Bosch serisinden uyarlanan aynı adlı diziye de göz atmanızı tavsiye ederiz… Keyifli okumalar, keyifli seyirler… Nemesis Kitap/30 TL