Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, I. Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmasıyla başlar. Kimi kaynaklara göre örgütün önemli isimlerinden Enver Paşa ve Kara Kemal tarafından eğitildiğini de burada not edelim. Enver Paşa’yı zaten biliyoruz. Kara Kemal ise Enver gibi İttihatçıların en önde gelenlerindendir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Mustafa Kemal’e suikast girişimiyle ilişkilendirilmesinin ardından Kara Kemal kaçak duruma düşer. Saklandığı eve yapılan bir baskında ölür. Kimi iddialara göre baskın sırasında intihar etmiştir. İngiliz Kemal, Türkiye’de yazılan az sayıda casusluk romanı arasında önemli bir yere sahiptir. 50’lerden itibaren yayımlanmaya başlayan hikâyeler, Recai Sanay ve Ali Kemal Meram’ın aralarında bulunduğu çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. 1952 ve 1968 yapımı iki de film uyarlaması olduğunu biliyoruz (arzu edenler filmleri YouTube’dan izleyebilirler.) İngiliz Kemal, gerçek hikâyelerden esinlenerek yaratılmış bir karakter. Olaylar da bildiğimiz kadarıyla yaşanmışlıklardan ilham alıyor. İngiliz Kemal karakterinin gerçek dünyadaki adı Ahmet Esat Tomruk. 1887’de İstanbul’da doğan Ahmet Esat’ın gençlik yılları Abdülhamit dönemine denk geliyor ve Esat, istibdat rejimi karşıtı faaliyetlerinden dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kalıyor. İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde dolaşarak hem dil yeteneğini hem de başka kültürlere aşinalığını pekiştiriyor. İngiliz Kemal lakabı da buradan geliyor. İleride göreceğimiz gibi bu özellikler casusluk faaliyetleri için altın değerinde. Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, devamını oku...
Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

37’sinde ilk romanını yazdığında eserleri tüm dünyada milyonlar satan, çok okunan bir yazar olacağını düşünmemişti. Onun için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Jo Nesbø, tüm başarısına rağmen mütevazılığını koruyan bir adam. Tutkulu bir polisiye okuru olmadığını vurgulayan Norveçli yazar, bir polisiye yazarı olarak polisiye türünün o kadar da içinde olmamanın avantaj sağladığını düşünüyor. Farklı işlerde çalışıp hayatın her alanından insan tanımanın ve dünyayı gezmenin yazarlığına zenginlik kattığını söyleyen Nesbø, “İstediğin kadar kafanda öyküyü planla, günün sonunda hiçbir şey planladığın gibi olmayabilir. Her şey hissiyatta bitiyor aslında. Genç yazarlara tavsiyem; kendileri için yazsınlar, insanların ne istediğini umursamasınlar, hayal güçlerini kullansınlar,” diyor… Röportaj: Ufuk Kaan Altın/Onur Bayrakçeken Fotoğraf: Thron Ullberg Dünyanın en ünlü polisiye yazarlarından birisiniz. Sizin için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Her şeyden önce sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz lütfen? Kitap okunan bir ailede büyüdüm. Çocukluğumdan beri hep okudum, okudum… Yazmak, sanırım okumaya verdiğim bir tepkiydi. Hani müzik yapmak da müzik dinlemeye bir tepkidir ya, öyle. Yani yazmak hep hayatımdaydı. Gençken arkadaşlarımın grubu için şarkı sözleri de yazdım, sonra da kendi grubum için ama bir romancı olma planım yoktu. 37 yaşında ilk romanımı yazdığımda ve bir roman yazdığımı, yayımlanacağını arkadaşlarıma devamını oku...
Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau, yazmaya geç başlayıp hızlı ilerleyenlerden. Dedektif Dengler karakteriyle Türkiye’de de sevilen Alman polisiye yazarı, derin devletin kirli oyunlarından istihbarat servisi savaşlarına kadar uzanan bir yelpazede hep sorgulayan bir yapıda eserler veriyor. Ülkesi Almanya’nın karanlık geçmişiyle hesaplaşmadığına inanan Schorlau, 68 Kuşağı ideallerinden uzaklaşmanın da topluma zarar verdiği görüşünde. “Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum,” diyen Wolfgang Schorlau ile yazarlık serüvenini, güncel ve geçmiş siyaseti, hataları, hayal kırıklıklarını, idealleri, insanlığın gittiği noktayı konuştuk… Röportaj: Ufuk Kaan Altın Maalesef, sizinle biraz geç tanıştığımızı söyleyebiliriz. Türkçeye henüz sadece üç romanınız çevrildi: Mavi Liste, Münih Komplosu ve Koruyan El… Bunlardan ilk ikisini okudum ve son zamanlarda okuduğum polisiyeler arasında listenin üst sıralarına yerleştirdim. Her şeyden önce, sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Çok geç başladınız ama hızlı ilerlediniz. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz? Haklısınız, profesyonel olarak yazmaya geç başladım. Yazar olmadan önce bilişim sektöründe yöneticilik yapıyordum ama aslına bakarsanız çok erken bir yaşta yazmaya başladığımı söyleyebilirim. Daha 13 yaşındayken Vahşi Batı üzerine öyküler yazıp bunları cüzi bir ödeme karşılığında okul arkadaşlarıma veriyordum (ticarete kafam yatmıyormuş, yazarak zengin olamayacağınızın ilk göstergesi!). 40’lı yaşlarımın ortasında o günleri, ilk yazma deneyimlerimi hatırlamak, düşünmek bana iyi geliyor. Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum. Bana devamını oku...
Kuzeyli Rüzgârların Taşıdığı I Ceyhan Usanmaz

Kuzeyli Rüzgârların Taşıdığı I Ceyhan Usanmaz

Yüzyılın canavarı olarak nitelendirilen birinin, dünyanın en huzurlu ülkesi olarak anılan Norveç’ten çıkmış olması beklenmedik bir durum hiç kuşkusuz ama bir taraftan da İskandinav polisiyesi okurları, bu uyarıyı uzun zamandır alıyorlardı aslında. Şimdilerde her ne kadar Kardan Adam romanından uyarlanan filmle adından söz ettirse ve tarz olarak da gün geçtikçe Amerikan polisiyelerine yaklaşsa da Norveçli ünlü polisiye yazarı Jo Nesbø’nun ilk dönem romanlarında bu toplumsal sorunlar merkezde yer alıyordu… Kuzeyli rüzgârların bu taraflara taşıdığı en taze haberlerden biri şuydu: “Yeşil-Sol hareketin 41 yaşındaki lideri Katrín Jakobsdóttir, İzlanda başbakanı olarak 30 Kasım itibarıyla görevine başladı. Yaklaşık 330 bin nüfuslu küçük ada ülkesi İzlanda’da Parlak Gelecek Partisi dokuz aydır görevdeydi. Parti koalisyondan çekildiğini açıklamış, ardından merkez sağ hükümet düşerek erken seçim kararı alınmıştı. Seçimlerden sürpriz bir sonuç çıktı ve İzlanda’da sandıktan sol ağırlıklı Yeşiller Partisi birinci parti olarak çıktı. Ülkenin yeni başbakanı da Katrín Jakobsdóttir oldu. 41 yaşındaki yeni başbakan çevreci ve polisiye edebiyat uzmanı olarak da biliniyor.” (Hürriyet, 1 Aralık 2017) Son cümlenin altını özellikle çizebiliriz; kıskanmamak elde değil. Zamanda biraz daha geriye gidip İsveç Sağlık Bakanı Gabriel Wikström’le ilgili hayıflanmaları da hatırlayabiliriz! Yalnızca İzlanda ya da İsveç’ten değil, genel olarak İskandinavya’dan gelen böylesi haberlere çok da şaşırmıyoruz aslında… Şöyle bir devamını oku...
Samantha King İmzalı “Dilemma”, Karakarga Yayınları’ndan Çıktı

Samantha King İmzalı “Dilemma”, Karakarga Yayınları’ndan Çıktı

Britanyalı yazar Samantha King’in psikolojik gerilim türündeki romanı Dilemma, raflardaki yerini aldı. Karakarga Yayınları etiketini taşıyan romanda yazar, çocuklarıyla kaygı ve endişe dolu bir hayata kapanan Maddie’nin hikâyesini anlatıyor… Bir annenin en korkunç kâbusuyla yüzleşmek zorunda kalarak çocuklarından hangisinin yaşayıp hangisinin öleceğine karar vermesi gerektiğini düşünün… Madeleine, hayatını çocuklarına adamış bir annedir. İkizlerinin 10. doğum gününün sabahında sevgisi test edilecektir. Bir katil evine girer ve ona korkunç bir ikilem sunar: Çocuklarından biri ölmek zorunda… Hangisini tercih edersin? Samantha King, Dilemma‘da âşık olup evlendikten sonra mesleki hayallerini kenara itip çocuklarıyla birlikte kaygı ve endişe dolu bir hayat yaşayan Maddie’nin hikâyesini, erkek şiddetinin en sinir bozucu ve soluksuz bırakan ayrıntılarıyla anlatıyor… Eşi ve iki küçük çocuğuyla Londra’nın batısında yaşayan uzman psikoterapist King, ilk romanını kaleme alırken kendi ailesinden esinlendiğini belirtiyor… Dilemma/Samantha King Çeviri: Begüm Kovulmaz Karakarga/25 TL
“Kara Kitap”, Polisiye mi Tasavvuf Eseri mi? İkisi de! I Çağla Üren

“Kara Kitap”, Polisiye mi Tasavvuf Eseri mi? İkisi de! I Çağla Üren

Kara Kitap, polisiye roman türünde olsa da katili arayan bir dedektif anlatısından ayrılan ve katili bulmanın gittikçe önem kaybettiği bir metindir. Çünkü Galip’in yolculuğu sonunda bulduğu şey, kayıp karısı Rüya’dan çok yazma edimidir. Roman, bu olay örgüsü aracılığıyla yazma edimi ve yazarlık konusunu temel sorun haline getirir. Böylece yapısal olarak, kayıp şahsı arayan bir dedektifin hikâyesiyle geleneksel edebiyatın tasavvufi metinlerini yeniden yazmış olur… Berna Moran, Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanı için, “Birçok postmodernist romanda olduğu gibi Kara Kitap‘ın konusu da anlatının kendidir,” der. Polisiye türdeki Kara Kitap‘ta yazarlık ve yazma edimi gerçekten de çok fazla irdelenir. Hatta romanın polisiyeliğini de çoğu zaman gölgede bırakır. Romanın başkarakteri Galip’in kendisini terk eden karısı Rüya’yı arayışında somut hale gelen polisiye olay örgüsü, aşağıda bahsedeceğimiz anlatım teknikleri, romanın yapısı ve karakter çizimleri aracılığıyla yerini tasavvufi ve yaratıcılıkla ilgili bir arayışa bırakır. Galip: Dedektif değil, yazar ve kâşif Romanda bir dedektif edasıyla karısını aramaya başlayan Galip karakterinin zihinsel süreçlerine iç monologlar aracılığıyla şahit oluruz. Onunla birlikte hem önemli tartışmalar yapar hem de cinayetle sonuçlanan tekinsiz bir yolculuğa çıkarız. Ancak Galip’in takındığı dedektif tavrı gittikçe değişir ve İstanbul sokaklarında ipuçlarına değil, tesadüflere dayanan keşif haline gelir. Galip, bu şekilde aslında romanın henüz başında talep ettiğini üretir. devamını oku...
Stephen King’i Korkutan Yazardan Yeni Kitap: Şeytan Kayası

Stephen King’i Korkutan Yazardan Yeni Kitap: Şeytan Kayası

2015 Bram Stoker Ödülleri’nde Romanda Üstün Başarı Ödülü’ne layık görülen Kafamdaki Hayaletler‘in yazarı Paul Tremblay’in yeni kitabı Şeytan Kayası, raflardaki yerini aldı. Numen Yayıncılık etiketiyle çıkan romanında yazar, okuru kayıp bir çocuğun izini sürmeye çağırırken herkese küçük bir tavsiye veriyor: “Şeytanı yalnızca ona gerçekten bakmadığınızda görebilirsiniz.” 19. yüzyılda, bugün ABD’deki Borderland Milli Parkı’nın bulunduğu bölgeye köprü inşa etmeye giden işçiler, tüyler ürpertici bir deneyim yaşar. İnsanların arzu ve zayıflıklarından faydalanmak için kulaklarına arsız vaatler fısıldayan şeytanın neden olduğu kaos ve acı, Oakes Eastman adında zengin bir adamın araziyi satın alıp şeytanı ormandaki ortası yarık bir kayanın içine hapsetmesiyle son bulur… Şeytanı yalnızca ona bakmadığınızda görebilirsiniz Aradan 200 yıl geçer. Tommy adında bir çocuk, iki arkadaşıyla buluşmak için çıktığı evine bir daha dönmez. Tommy her yerde aranırken annesi Elizabeth, oğlunun hayaletinin kendisini ziyaret ettiğine inanmasına neden olacak işaretler görmeye başlar. Tommy hayatta mıdır yoksa ölmüş müdür? Evden mi kaçmıştır yoksa istediği halde evine dönemiyor mudur? Elizabeth’in gördükleri hayal midir peki? Yoksa Tommy, ona bir şeyler anlatmaya mı çalışıyordur? Kafamdaki Hayaletler‘in yazarı Paul Tremblay, geçen yıl British Fantasy Society Ödülleri: “August Derleth” En İyi Korku Romanı Ödülü sahibi yeni kitabı Şeytan Kayası‘nda okuru kayıp bir çocuğun izini sürmeye çağırırken herkese küçük bir devamını oku...
Heine Bakkeid İmzalı Polisiye “Seni Yarın Özleyeceğim” Satışta

Heine Bakkeid İmzalı Polisiye “Seni Yarın Özleyeceğim” Satışta

Kuzey Polisiyeleri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de geniş okuyucu kitlesi buluyor. Kuzeyden gelen son yazarlardan biri de Heine Bakkeid. Yazarın Seni Yarın Özleyeceğim adlı romanı, Beyaz Baykuş etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kuzeyin karanlık ve tekinsiz atmosferinde ilerleyen Seni Yarın Özleyeceğim romanında, başkahramanımız Thorkild Aske’nin izinden gidiyoruz. Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıkan kitabın konusu kısaca şöyle: Eski sorgu görevlisi Thorkild Aske, gözaltında tutulduğu hapishaneden çıkar çıkmaz Norveç’in kuzeyine, denizin okyanusa açıldığı yere gönderilir. Orada, artık kullanılmayan deniz fenerinde genç bir adam kaybolmuştur. Ülkede sonbahar fırtınalarının ve karanlık zamanlara geçişin can sıkıcı döneminin başlangıcıdır. Kısa süre sonra Aske’nin orada yalnız olmadığı anlaşılır. Yüzü olmayan bir kadın cesedi, bu yolculuğunda ona eşlik etmektedir… Ayşe Erbulak’ın çevirdiği Seni Yarın Özleyeceğim, 1974 Tromsø doğumlu Heine T. Bakkeid’in ilk polisiye romanı. Yazar, 2006’da ilk romanı Nabızsız‘ın ardından peş peşe yedi çocuk romanına imza attı. Seni Yarın Özleyeceğim/Heine T. Bakkeid Çevirmen: Ayşe Erbulak Beyaz Baykuş Yayınları/25 TL
Tess Gerritsen’den Yeni Bir Rizzoli&Isles Macerası: Ucubeler

Tess Gerritsen’den Yeni Bir Rizzoli&Isles Macerası: Ucubeler

Uluslararası çoksatan Çin asıllı Amerikalı polisiye yazarı Tess Gerritsen, yeni Rizzoli&Isles macerasıyla karşınızda: Ucubeler… Özgün illüstrasyonlarıyla dikkat çeken polisiye-gerilim, yazarın kısa bir öyküsünden oluşuyor. Çizimleri Alexandra S. Badiu tarafından hazırlanan kitabın konusu kısaca şöyle: Terk edilmiş kilisede genç bir kadının cesedi bulunur. Kiliseden gelen çığlıkları duyan biri, polise haber vermiştir. Bir deri bir kemik kalmış genç kadının adı Kimberly Rayner’dır ve görünüşe göre biri onu boğarak öldürmüştür. Katil aynı kilisede, bir tabutta uyuyan “ucube” Lucas Henry midir? Bu sorunun cevabını ancak Jane Rizzoli ve Maura Isles verebilir… ABD’nin San Diego kentinde dünyaya gelen Çin asıllı Tess Gerritsen, Stanford Üniversitesi’ndaki antropoloji lisansının ardından California Üniversitesi’nden tıp diploması aldı. New York Times’ın çok satanlar listesine giren Hasat‘la dünya çapında başarı kazandı. Yazarın Kemik Bahçesi, Mefisto Kulübü, Cerrah, Ruh Koleksiyoncusu, Buz Gibi Soğuk, Sessiz Kız adlı romanları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı ve büyük okur kitlelerine ulaştı. Ucubeler/Tess Gerritsen Çevirmen: Erhan Derya Kibaroğlu Doğan Kitap/29 TL
Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Hikâyeleri I Barlas Omay

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Hikâyeleri I Barlas Omay

Barlas Omay, Devrim Kunter imzalı çizgi roman serisi Seyfettin Efendi’yi değerlendirdi. 221B Dergi 11. sayısından… İstanbul’un kültürü ve tarihi açısından önem arz eden noktalarında, yere çizilen ve sanki bir ayini anımsatan şekillerin arasında kesilip parçalanmış cesetler bulunuyor peş peşe. Cinayetlerin birbirleriyle alakalı olduğunu düşünen Seyfettin Efendi, seri katili bulmak için Osman Paşa’yla görüşüyor ve İfşa-yi Sırr Teşkilatı davayı üstleniyor. “Söyle bakalım bu tünellerin girişini biliyor musun?” “Önce ben soracağım. Seyfettin ne demek?” “Seyf-üd-din. Dinin kılıcı anlamına gelir.” Başkahramanımızın adında yer alan bu kılıç, onu zihninde din ile bilimi tam olması gereken yerden kesiyor; yaratık gördüğünü iddia edenlere alkol kontrolü yapacak, cinleri sıfırla çarpacak, büyü diyenleri pi sayısının virgülden sonrasını ezberletmekle cezalandıracak karakterde bir hafiye Seyfettin Efendi. Hiçbir kanıtı ve ayrıntıyı atlamayan iyi bir gözlemci, ipuçlarını doğru şekilde yorumlayan ve başarılı karakter analizleri yapan bir kanun adamı. Ama bütün bu niteliklerine ve meziyetleriyle öne çıkan ekip arkadaşlarına rağmen bir türlü önüne geçemediği bir cinayet silsilesi var ve halk korku içinde. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kanı boşaltılmış cesetler bulunuyor. Anlayacağınız üzere birinin köpekdişleri normalden çok uzun. Şu ana kadar üç cilt yayımlandı İstiklal Savaşı’nın yeni bittiği dönemde geçen Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları‘nın ilk cildi, ekip üyelerini okura tanıtma görevi gören bir vakayla devamını oku...