Matthew FitzSimmons’ın İlk Romanı “Son Düşüş”, Türkçe’de

Matthew FitzSimmons’ın İlk Romanı “Son Düşüş”, Türkçe’de

Matthew FitzSimmons’ın ilk romanı Son Düşüş, Sezer Soner’in çevirisiyle Türkçe’ye kazandırıldı. Altın Kitaplar etiketiyle raflardaki yerini alan polisiye/gerilim türündeki kitap, Gibson Vaughn’lı serinin başlangıcına işaret ediyor… Son Düşüş, aile bağları, dostluk ve sadakatle şekillenen heyecanlı bir okuma vaadi sunuyor. Matthew FitzSimmons’ın ilk romanının konusu kısaca şöyle: ABD başkanlık seçimlerinin en güçlü adayı Başkan Yardımcısı Benjamin Lombard’ın kızı Suzanne, bir sabah ardında hiç iz bırakmadan ortadan kaybolur. ABD’nin en önemli kayıp vakalarından biri haline gelen bu olay, ülke çapında büyük yankı uyandırır. Herkesin sorduğu tek soru, bu vakanın yaklaşan seçimlerle nasıl bir bağlantısı olduğudur. Tüm güvenlik kurumları teyakkuza geçer, kapsamlı bir soruşturma ve geniş çaplı bir arama çalışması başlatılır fakat tüm çabalar sonuçsuz kalır. Ta ki 10 yıl sonra, genç kızın kayboluşunun yıldönümünde önemli ipuçlarına ulaşılana kadar… Bu yeni gelişme üzerine, Suzanne’i en iyi tanıyan kişiye; genç kızın yakın arkadaşı Gibson Vaughn’a başvurulur. Siyasi entrikalarla ve karmaşık olaylarla örülmüş bir hayatın sır perdesi aralanırken Vaughn, Suzanne’in ortadan kayboluşunun ardındaki gizemi ortaya çıkaramaya çalışır… Son Düşüş, Matthew FitzSimmons’ın ilk romanı. ABD’li yazar, çoksatanlar listesine giren romanın devamında yine Gibson Vaughn’lı üç kitap daha kaleme aldı, hatırlatalım… Son Düşüş/Matthew FitzSimmons Altın Kitaplar/35 TL
Arne Dahl: Polisiyeyi Ciddiye Almak Zorundayız, Kesinlikle!

Arne Dahl: Polisiyeyi Ciddiye Almak Zorundayız, Kesinlikle!

Jan Arnald, pek çokları için anlam ifade etmeyebilir ama “Arne Dahl” dersek işin rengi değişir sanırız. Arne Dahl ismini kullanarak yazdığı polisiyelerle dünya çapında şöhrete kavuşan Jan Arnald, şöhreti ilginç bulmadığını söylüyor. İsveçli yazar, “Sanırım Kuzeyli ton, polisiyeye yakışıyor,” diyor. Arnald’ın yazar adaylarına da bir tavsiyesi var: “Bir polisiye yazarı olarak her zaman derinlikli ve yaşayan karakterler yaratmaya gayret ettim. Kurguyu oluştururken karakterleri unutmayın!” Hayatınıza dair bir araştırma yapmaya kalkınca gördüm ki internette hakkınızda çok az bilgi yer alıyor. Bilinçli bir tercih sizinki sanırım. Bu kadar tanınan, bol ödüllü, çok okunan bir yazarı okurlarımız kadar biz de merak ediyoruz. Jan Arnald kimdir, buradan başlayalım isterseniz… Evet, bilinçli bir tercih. Bir bakıma Arne Dahl karakterinin arkasına gizleniyorum. Bu sayede özel yaşamım da bana özel kalıyor. Bu, münzevi biri olduğum anlamına gelmiyor tabii. Ben sadece şöhreti ilginç bulmuyorum. Fark edilmeden sokaklarda dolaşmayı tercih ediyorum. Peki, kimim ben? İsveç’in başkenti Stockholm’de dünyaya geldim. Hayatımın önemli bir bölümü de burada geçti. Almanya ve İspanya’da da yaşadım. Biri Berlin’de, diğeri Londra’da yaşayan iki yetişkin kızım var. İsveç’in edebiyat evreninde pek çok farklı işte çalıştım. Edebiyat dışında müzikten, spordan, seyahat etmekten hoşlanırım. Hayatımı çok göz önünde yaşamıyorum… “Her daim edebiyatın içinde oldum” Dünya sizi Arne Dahl devamını oku...
Ayşe Kara’dan İstanbul, Bizans ve Osmanlı’ya Dair Farklı Bir Roman: “İstanbul’un Çağrısı”

Ayşe Kara’dan İstanbul, Bizans ve Osmanlı’ya Dair Farklı Bir Roman: “İstanbul’un Çağrısı”

İlk romanı Lâ’l ile 2010 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin Yılın Romanı Ödülü’nü alan Ayşe Kara, bu kez İstanbul’un Çağrısı ile okuruyla buluştu. Timaş Yayınları etiketiyle çıkan roman, İstanbul’un fethinin hemen öncesine dair farklı ve çarpıcı bir öykü anlatıyor… Sultan Mehmed’in rüyası. İmparator Konstantin’in ve Bizans’ın son sığınağı. Peygamber sözüyle müjdelenen, İsa’nın ve Meryem’in himayesinde olduğuna inanılan, uğruna candan geçilen şehir. Erguvan renkli tüllerle bezenmiş davetkâr güzel. İstanbul… Ayşe Kara, son romanı İstanbul’un Çağrısı‘nda İstanbul’u konuşturuyor. Şehrin dile geldiği roman, zengin karakterleri ve olay örgüsüyle çok katmanlı bir tarihi roman kurgusu sunuyor. Sultan Mehmed’den Konstantin’e, Anna’dan Ak Şeyh’e, Celep Munzur’dan Burunsuz Gregoryus’a pek çok farklı karakter, girip çıkıyor öyküye… İstanbul, dile geliyor Bir yanda bin yıllık başkentlerini kaybetme ihtimalini ilk kez bu kadar derinden hisseden Bizanslılar, bir yanda her şeyi göze almış Türkler… Ve Osmanlı ordugâhında peş peşe işlenen cinayetler, esrarengiz bir katil… Bir Bizans oyunu mu bu? Yoksa Sultan Mehmed’in hiç beklemediği yerden gelecek bir hesaplaşma mı? Bir şehri korumak ya da fethetmek için ne gerekir sorusu hep zihinlerde… Ayşe Kara’dan karakterleri, kurgusu, tarihi atmosferi, incelikle işlenmiş ayrıntılarıyla İstanbul’a, Bizans’a ve Osmanlı’ya dair farklı bir roman; İstanbul’un Çağrısı… İstanbul’un Çağrısı/Ayşe Kara Timaş Yayınları/32,5 TL
80’lerden Günümüze İspanyol Polisiye Edebiyatı I Melike Yazıcı Çangur

80’lerden Günümüze İspanyol Polisiye Edebiyatı I Melike Yazıcı Çangur

1975’te Franco’nun ölümüyle 39 yıllık dikta rejimi son bulur, sansür ortadan kalkar. İspanya, bir geçiş dönemine girer. Yıllarca sansür korkusuyla bastırılan düşünceler polisiye roman, kara roman ve dedektif romanlarıyla özgürce ifade edilmeye başlanır. Yıllarca dimenovel (on paralık) bir tür olarak görülen polisiye romanın şahlandığı dönem olur 80’ler. Öncesi ve sonrasıyla İspanyol polisiye edebiyatına bakıyoruz… İspanyol yazınında uzun yıllar boyunca değer görmeyen polisiye roman, başlangıcından günümüze birçok aşamadan geçmiş, kendini edebiyat eleştirmenlerine kabul ettirmenin ne denli zor olduğunu görmüş ama asla yılmamıştır. 1889 yılında Benito Pérez Galdós’un (1843-1920) kaleme aldığı ilk polisiye roman La incógnita (Bilinmeyen), İspanyol okurlar üzerinde büyük bir etki yaratmış ve 1960’lı yılların sonuna doğru bu tür, İspanya’daki ihtişamlı günlerine veda etmiştir. Polisiye roman yerini kara romana bırakır ve 70’li yıllarda ABD’nin önemli kara roman yazarları Raymond Chandler ve Dashiel Hammet’ın çevirileri okunmaya başlanır. Kara romanın temelleri atılıyor Francisco García Pavón (1918-1989), yarattığı kahramanlar Plinio ve yardımcısı Don Lotario’nun yer aldığı roman ve öyküleriyle 1953-1985 yılları arasında İspanyol kara romanının temellerini atmıştır. Suçluyu büyük bir kararlılıkla ve dudağından düşmeyen sigarasıyla takip eden Plinio lakaplı Emniyet Amiri Manuel Gonzalez ve veteriner olan yardımcısı Don Lotario karakterleri, İspanyol yazınının kara roman türündeki özgün birer örneği haline gelmiştir. Pepe Carvalho ve devamını oku...
Peter Swanson İmzalı “Korkunun Kıskacında” Raflarda

Peter Swanson İmzalı “Korkunun Kıskacında” Raflarda

Öldürmeye Değer Kişiler ve Kalbimdeki Gizli Katil kitaplarının yazarı Peter Swanson’ın yeni romanı Korkunun Kıskacında, Zişan Sarı çevirisiyle Altın Kitaplar’dan çıktı. ABD’li yazar, romanına Alfred Hitchcock’un ölümsüz eseri Arka Pencere‘ye de saygı duruşunda bulunuyor… Kate Priddy, çocukluğundan beri kaygı bozukluğuyla baş etmeye çalışan bir genç kızdır. Onu birkaç yıl önce ölümden döndüren talihsiz olay yüzünden panik atak krizleri geçirmektedir. Boston’da yaşayan yakışıklı ve havalı kuzeni Corbin, kendi dairesini 6 aylığına onun Londra’daki dairesiyle değiştirmek istediğinde Kate, kendini hiç tanımadığı bir kentte, yepyeni bir tehlike içinde bulur. Çünkü yan komşusu Audrey Marshall cinayete kurban gitmiştir ve bu cinayet başka kadınların ölümleriyle de bağlantılıdır… Hitchcock’un “Arka Penceresi”ne saygı duruşu Son dönemde polisiye tutkunlarının yakından takip ettiği yazarların başında gelen Peter Swanson’ın yeni romanı Korkunun Kıskacında, insan psikolojisinin en karanlık ve ilkel yönlerini açığa çıkarma iddiasını taşıyan, gerilimin hiç düşmediği bir okuma vaadi sunuyor. Öldürmeye Değer Kişiler ve Kalbimdeki Gizli Katil adlı kitapları daha önce Altın Kitaplar’dan çıkan 1968 doğumlu ABD’li yazar, bu eserinde Hitchcock’un Arka Pencere‘sine de saygı duruşunda bulunuyor… Korkunun Kıskacında/Peter Swanson Altın Kitaplar/32 TL
Schorlau’nun Bir Dengler Macerası Daha Türkçe’de: “Kavuran Soğuk”

Schorlau’nun Bir Dengler Macerası Daha Türkçe’de: “Kavuran Soğuk”

Siyasi polisiyenin ustası, Alman yazar Wolfgang Schorlau imzalı bir Dengler macerası daha Türkçe’ye kazandırıldı. Dergimizin de yazarları arasında bulunan Schorlau’nun 2009 tarihli Kavuran Soğuk romanı, Hulki Demirel çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı… Alman ordusunun Afganistan’daki gizli görevinden dönüşte travmaya bağlı olarak sorunlar yaşayan, öfke nöbetleri yüzünden saldırganlaşan, psikiyatrik tedavi gören bir gedikli başçavuş Hans-Jörg Singer, bir anda hiç iz bırakmadan ortadan kaybolur. Karısı Sarah, özel dedektif Georg Dengler’den yardım ister. Polis de başçavuşu aramaktadır. Orduysa kayıp askerini aramakla pek ilgilenmiyor gibidir. O ara, birtakım esrarengiz cinayetler de işleniyordur… Siyasi polisiyenin ustası Wolfgang Schorlau’nun 2009 tarihli romanı Kavuran Soğuk, sonunda Türkçe’de. Karanlık bir vakanın arka planında dönüp dönüp Afganistan’da aslında neler olduğuna bakıyor roman. Dedektif Dengler, garip bağlantıların, zekâyı fazla mesaiye zorlayan ipuçlarının peşinde. Okursa, hem bunun hem de Dengler’in özel hayatı, duygu karmaşaları, sevgilisiyle tutkulu ilişkisinin… 221B Dergi’nin de yazarları arasında bulunan siyasi polisiye ustasının üç Dengler macerası; Koruyan El, Mavi Liste ve Münih Komplosu, daha önce yine İletişim Yayınları tarafından basılmıştı, hatırlatalım… Kavuran Soğuk/Wolfgang Schorlau İletişim Yayınları/27 TL
Yasin Uzun’dan Bir İlk Roman: Bir Dosya Üç Cinayet

Yasin Uzun’dan Bir İlk Roman: Bir Dosya Üç Cinayet

Bir Dosya Üç Cinayet, Yasin Uzun’un ilk romanı… Yazarın farklı kıta ve ülkelerde, uzun bir zaman dilimine yayılan polisiyesinde, eski BM Barış Gücü askeri, yarı Türk yarı İngiliz Hector’un peşinden Bangkok’tan Londra’ya, Sudan’dan Rotterdam’a dolaşıyoruz. Hector ise, hem av hem de avcı rolünde sıradışı bir seri katilin peşinde… “Bir Dosya Üç Cinayet”i yazmaya başlamadan önce neler yapıyordunuz? Kısaca tanıyalım sizi… İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ekonomi okudum. O dönem, Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri daha umut verici bir seviyede devam ediyordu. Ben de o konuda eğitimime devam etmek istedim. Marmara Üniversitesi’de AB İktisadı üzerine yüksek lisans yaptım ardından. Ne yazık ki hepimizin bildiği üzere Avrupa maceramız pek iyi gitmedi. İş Bankası’da bir süre çalıştıktan sonra şimdiki ismiyle Ticaret Bakanlığı’nda göreve başladım. 8 yıldır da buradayım. Vaktimin büyük kısmı, davranışsal iktisat gibi yeni teoriler ya da veri madenciliği ve blokzincir gibi gelişen teknolojilerin bakanlığımızda ve genel olarak kamu sektöründe nasıl kullanılabileceğini araştırmakla geçiyor diyebilirim. “Bir Dosya Üç Cinayet”, Temmuz ayında piyasaya çıktı. Kitabı ne zaman yazdınız? Kitabı yaklaşık 3 yıl önce yazmaya başladım. Sıkı bir polisiye okuru olarak uzun bir süredir yazmayı denemek istiyordum. Ankara’daki rutin içerisinde fırsat bulamamıştım. Konfor alanımdan çıkmam gerekiyordu sanırım. 2015 yılında Londra’ya yüksek lisans için gittiğimde kırılma anını devamını oku...
Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Edebiyatta ve Sinemada İngiliz Kemal I Doruk Tatar

Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, I. Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmasıyla başlar. Kimi kaynaklara göre örgütün önemli isimlerinden Enver Paşa ve Kara Kemal tarafından eğitildiğini de burada not edelim. Enver Paşa’yı zaten biliyoruz. Kara Kemal ise Enver gibi İttihatçıların en önde gelenlerindendir. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Mustafa Kemal’e suikast girişimiyle ilişkilendirilmesinin ardından Kara Kemal kaçak duruma düşer. Saklandığı eve yapılan bir baskında ölür. Kimi iddialara göre baskın sırasında intihar etmiştir. İngiliz Kemal, Türkiye’de yazılan az sayıda casusluk romanı arasında önemli bir yere sahiptir. 50’lerden itibaren yayımlanmaya başlayan hikâyeler, Recai Sanay ve Ali Kemal Meram’ın aralarında bulunduğu çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. 1952 ve 1968 yapımı iki de film uyarlaması olduğunu biliyoruz (arzu edenler filmleri YouTube’dan izleyebilirler.) İngiliz Kemal, gerçek hikâyelerden esinlenerek yaratılmış bir karakter. Olaylar da bildiğimiz kadarıyla yaşanmışlıklardan ilham alıyor. İngiliz Kemal karakterinin gerçek dünyadaki adı Ahmet Esat Tomruk. 1887’de İstanbul’da doğan Ahmet Esat’ın gençlik yılları Abdülhamit dönemine denk geliyor ve Esat, istibdat rejimi karşıtı faaliyetlerinden dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kalıyor. İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde dolaşarak hem dil yeteneğini hem de başka kültürlere aşinalığını pekiştiriyor. İngiliz Kemal lakabı da buradan geliyor. İleride göreceğimiz gibi bu özellikler casusluk faaliyetleri için altın değerinde. Ahmet Esat’ın casusluk serüveni, devamını oku...
Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

Jo Nesbø: İstediğin Kadar Güzel Bir Öykü Kurgula, Kalp Atışlarını Duymuyorsan Ölecektir

37’sinde ilk romanını yazdığında eserleri tüm dünyada milyonlar satan, çok okunan bir yazar olacağını düşünmemişti. Onun için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Jo Nesbø, tüm başarısına rağmen mütevazılığını koruyan bir adam. Tutkulu bir polisiye okuru olmadığını vurgulayan Norveçli yazar, bir polisiye yazarı olarak polisiye türünün o kadar da içinde olmamanın avantaj sağladığını düşünüyor. Farklı işlerde çalışıp hayatın her alanından insan tanımanın ve dünyayı gezmenin yazarlığına zenginlik kattığını söyleyen Nesbø, “İstediğin kadar kafanda öyküyü planla, günün sonunda hiçbir şey planladığın gibi olmayabilir. Her şey hissiyatta bitiyor aslında. Genç yazarlara tavsiyem; kendileri için yazsınlar, insanların ne istediğini umursamasınlar, hayal güçlerini kullansınlar,” diyor… Röportaj: Ufuk Kaan Altın/Onur Bayrakçeken Fotoğraf: Thron Ullberg Dünyanın en ünlü polisiye yazarlarından birisiniz. Sizin için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Her şeyden önce sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz lütfen? Kitap okunan bir ailede büyüdüm. Çocukluğumdan beri hep okudum, okudum… Yazmak, sanırım okumaya verdiğim bir tepkiydi. Hani müzik yapmak da müzik dinlemeye bir tepkidir ya, öyle. Yani yazmak hep hayatımdaydı. Gençken arkadaşlarımın grubu için şarkı sözleri de yazdım, sonra da kendi grubum için ama bir romancı olma planım yoktu. 37 yaşında ilk romanımı yazdığımda ve bir roman yazdığımı, yayımlanacağını arkadaşlarıma devamını oku...
Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı

Wolfgang Schorlau, yazmaya geç başlayıp hızlı ilerleyenlerden. Dedektif Dengler karakteriyle Türkiye’de de sevilen Alman polisiye yazarı, derin devletin kirli oyunlarından istihbarat servisi savaşlarına kadar uzanan bir yelpazede hep sorgulayan bir yapıda eserler veriyor. Ülkesi Almanya’nın karanlık geçmişiyle hesaplaşmadığına inanan Schorlau, 68 Kuşağı ideallerinden uzaklaşmanın da topluma zarar verdiği görüşünde. “Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum,” diyen Wolfgang Schorlau ile yazarlık serüvenini, güncel ve geçmiş siyaseti, hataları, hayal kırıklıklarını, idealleri, insanlığın gittiği noktayı konuştuk… Röportaj: Ufuk Kaan Altın Maalesef, sizinle biraz geç tanıştığımızı söyleyebiliriz. Türkçeye henüz sadece üç romanınız çevrildi: Mavi Liste, Münih Komplosu ve Koruyan El… Bunlardan ilk ikisini okudum ve son zamanlarda okuduğum polisiyeler arasında listenin üst sıralarına yerleştirdim. Her şeyden önce, sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Çok geç başladınız ama hızlı ilerlediniz. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz? Haklısınız, profesyonel olarak yazmaya geç başladım. Yazar olmadan önce bilişim sektöründe yöneticilik yapıyordum ama aslına bakarsanız çok erken bir yaşta yazmaya başladığımı söyleyebilirim. Daha 13 yaşındayken Vahşi Batı üzerine öyküler yazıp bunları cüzi bir ödeme karşılığında okul arkadaşlarıma veriyordum (ticarete kafam yatmıyormuş, yazarak zengin olamayacağınızın ilk göstergesi!). 40’lı yaşlarımın ortasında o günleri, ilk yazma deneyimlerimi hatırlamak, düşünmek bana iyi geliyor. Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum. Bana devamını oku...