Ratcliffe Yolu Cinayetleri I Berkem Sağlam

Ratcliffe Yolu Cinayetleri I Berkem Sağlam

  “Tasarım, baylar, düzenleme, ışık, gölge, şiir, duyarlılık gibi şeyler şimdi bu tür girişimlerin vazgeçilmez unsurları olarak kabul ediliyor.” Thomas de Quincey   28 Aralık 1811’de 7 cinayetin zanlısı John Williams, Londra’daki cezaevi hücresinde demir bir çubuğa geçirilmiş atkısının ucunda ölü bulundu. Mahkemeye bile çıkamayan John Williams’ın intiharı, suçlu olduğunun ispatı olarak kabul edilmiş ve Williams savunma olmaksızın mahkûm edilmişti. Son ana kadar suçsuz olduğunu iddia eden ve son gününde nasıl olsa aklanacağını ve yakında cezaevinden çıkacağını düşündüğü için mutlu görünen Williams’a karşı olan kanıtlar arasında, oda arkadaşının söylediğine göre iki cinayet gecesinde de eve geç gelmesi ve ev sahibesinin Williams’ın kıyafetlerini yıkarken gördüğünü iddia ettiği kan ve çamur izleriydi. Zanlı bulunana kadar panik halinde kendilerini evlerine kilitleyen Londra halkını yatıştırmak için olduğu anlaşılan bu kararın günümüz şartlarında kabul edilemeyecek olmasının yanı sıra o zamanda bile kabul edilmesi şaşırtıcıdır. Cinayetler sırasında başka yerlerde olduğunu iddia etmesine rağmen bunlar araştırılmamış ve görgü tanıklarının iddiaları dışında kanıta ihtiyaç duyulmamıştır. Cinayetlerin bir kişi tarafından işlenmesi de pek gerçekçi olmamasına rağmen Williams’ın cesedi Londra sokaklarında teşhir edilmiş ve kalbine kazık çakılarak yerin 6 metre altına gömülmüştür. (1) “Ratcliffe Yolu Cinayetleri” olarak anılan bu seri cinayetler, çağın önemli bir düşünürü olan Thomas de Quincey’nin de devamını oku...
Tess Gerritsen: “Gizem oluşturan olay ne olursa olsun, asıl takip ettiğimiz şey karakterdir” I Fulya Turhan

Tess Gerritsen: “Gizem oluşturan olay ne olursa olsun, asıl takip ettiğimiz şey karakterdir” I Fulya Turhan

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sevilen Rizzoli ve Isles serisinin usta yazarı Tess Gerritsen ile İstanbul’da buluştuk. Rizzoli ve Isles serisinin ortaya çıkışını, okurların seri dışındaki romanlarına dair yorumlarını ve polisiye yazarlığı hakkındaki düşüncelerini konuştuk. Röportaj: Fulya Turhan Öncelikle Rizzoli ve Isles serisinden bahsetmek istiyorum. Bir Sırrım Var, serinin on ikinci ve son romanıydı. Bundan sonrası için bu seriyle ilgili planlarınız ve düşünceleriniz nelerdir? Planlarım hakkında hiçbir fikrim yok açıkçası. Rizzoli ve Isles serisi için on iki kitap yazdım. Son kitapta ikisini de mutlu bir şekilde bıraktım. Bu, onlar adına biraz dinlenmek için bir fırsat belki de. Aklıma Rizzoli ve Isles ile ilgili başka hikâyelerin gelmesini bekleyeceğim. Ama aslını söylemek gerekirse şu sıralar farklı kitaplar yazmak istiyorum. Tabii Rizzoli ve Isles için hâlâ umut var, hâlâ oradalar, hâlâ hayattalar. Rizzoli ve Isles romanlarını en başından beri bir seri olarak mı planlamıştınız? Bu süreç nasıl gelişti?  Hayır, ilk kitabı yazdığımda bunun bir seri olacağını düşünmemiştim. İlk kitap olan Cerrah’ta Jane Rizzoli aslında ikincil bir karakterdi. O kitapta Jane’in öleceğini düşünmüştüm. Dolayısıyla Jane’i sevimli ve sempatik bir karakter olarak çizmemiştim. Ancak kitabı yazdıkça Jane’i bir karakter olarak gittikçe daha çok sevmeye başladım. Romanın sonunda da belki Jane’in kendine ait bir romanı devamını oku...
Gülce Başer: “Özellikle kadın karakterlerin ya iyi ve aptal ya da kötü ve zeki olmasına büyük öfke duyuyorum”

Gülce Başer: “Özellikle kadın karakterlerin ya iyi ve aptal ya da kötü ve zeki olmasına büyük öfke duyuyorum”

2015’te yayımlanan ilk polisiye romanı “Bir Ceset Bir Söz” ile Dünya Kitap Yılın Polisiye Romanı Ödülü’nü kazanan Gülce Başer, serinin ikinci romanıyla tekrar okurlarıyla buluşuyor. “Yanığı Bulmak” kitabı Mylos Kitap’tan yayımlanan Gülce Başer’le romanlarını, polisiyeye dair düşüncelerini, hedeflediği çalışmaları konuştuk. Çağımızın başarılı şairlerindensin, akademik kariyerin de var. İlk polisiye romanın “Bir Ceset Bir Söz” 2015’te yayımlanmıştı. Nasıl başladı polisiye yazarlık senin için? Bir polisiye roman yazmaya karar verdiğimde takvimler 2003 ya da 2004 yılını gösteriyordu. Aklımda başka bir şey vardı, hâlâ var. Ancak onu o zaman yazamadım. Oturdum başına, yirmi sayfa yazdım ve kalktım. “Bu konuda henüz yeterli bilgim yok,” dedim. Yüksek lisans ve bir doktora yaparak bilgi ve kültür zeminini kurdum. Daha doğrusu, 2009’da 1998’de kazandığım yüksek lisansa dönüp dönmeme konusunda kararımı verirken, aklımda belki o romanı yeniden yazacak birikime erişebileceğim de vardı. Bir Ceset Bir Söz’e girişmemse doktora tezi yazarken artık psikolojik olarak sıkıştığım, teze devam edemez hale geldiğim bir anın çıkışıydı. Bir şey keşfettim, Türkiye kültür tarihiyle ilgili temel bazı varsayımlara itiraz etmemi gerektirdi. Pek kolay bir durum değil; Hilmi Yavuz’dan Hasan Bülent Kahraman’a herkese diyecektim ki, “Hayır, devletin kültür siyaseti o kadar monolitik bir şekilde Batıcı değil, ömrümüzce Osmanlı tarihi ve Divan edebiyatı okuduk. Üstelik Batı devamını oku...
Sophie Hannah’nın Kaleminden “Üç Çeyreğin Gizemi” Raflarda!

Sophie Hannah’nın Kaleminden “Üç Çeyreğin Gizemi” Raflarda!

Agatha Christie’nin Unutulmaz Karakteri Hercule Poirot Yepyeni Bir Macerayla Karşımızda Öğlen yemeğinden evine dönen Poirot kapısının önünde öfkeli bir kadının kendisini beklediğini görür. Kadın, Poirot’nun ona neden Barnabas Pandy’yi öldürmekle suçlayan bir mektup gönderdiğini sorar. Poirot şaşkınlık içindedir, Barnabas Pandy ismini daha önce hiç duymamıştır. Şaşkınlık içinde içeri girdiğinde ise kendisini bekleyen bir ziyaretçisi daha olduğunu öğrenir, ziyaretçisi de aynı şekilde, o sabah Poirot’dan kendisini Barnabas Pandy’yi öldürmekle suçlayan bir mektup aldığını iddia eden bir adamdır. Poirot kendi adıyla daha başka kaç mektup gönderilmiş olabileceğini merak etmektedir. Bunları kim göndermektedir ve neden? Daha da önemlisi, Barnabas Pandy kimdir, ölmüş müdür, yoksa öldürülmüş müdür? Poirot daha fazla yaşamı tehlikeye atmadan yanıtları bulabilecek midir? “Sophie Hannah’nın şimdiye dek yazdığı en iyi Poirot romanı.” Sunday Express
Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Sınırsız Şüphenin Dünyasında Dostlar, Yoldaşlar, Yardımcılar I Doruk Tatar

Dedektifler çoğunlukla yalnız figürlerdir. Yalnızlıklarının kaynağı dünyayı karanlık, suç dolu ve güvenilmez bir yer olarak görmeleridir. İşlerinin gereği olarak şiddet ve suçla haşır neşirlerdir. Sıradan insanların dikkat etmedikleri ayrıntılara büyük önem verirken amaçları bireylerin en gizli ve karanlık noktalarını tespit etmektir. Herkesi şüpheli olarak gören ve amacı son kertede hakikati ortaya çıkarmak olan dedektiflerin yabancılaşması ve yalnızlaşması doğaldır. Sherlock Holmes serisinin ilk macerası Kızıl Dosya’da Watson, Holmes’ün bilgi birikimini özetlerken çizdiği resim, dedektif yalnızlığına dair bize iyi bir fikir verir. En temel felsefi ve astronomik bilgilere vâkıf olmayan Holmes, kimya ve anatomi disiplinlerinde ise son derece uzmanlaşmıştır. Genel edebiyat bilgisi sıfıra yakınken (şiddet ve cinayet içeren) 19. yüzyılın sansasyonel edebiyatını hatmetmiştir. Kısacası bilgi birikimini mükemmel bir dedektif olmaya endekslemiş Holmes’ün sıradan insanlardan farklı işleyen zihinsel süreci okur için çoğu zaman ulaşılmazdır. Yardımcısı Doktor Watson’ın en önemli işlevlerinden biriyse bu süreci biz sıradan insanlara tercüme etmektir. Dedektif, suç ve hatta suçlu ile yakın bir ilişki halindedir. Cinayet işleyerek toplumsal norm ve sözleşmeyi ihlal eden ve kendini kalabalıkların içine saklayan katilin yalnızlığını paylaşan, en yakını ve aynı zamanda düşmanı/rakibi olan dedektiftir. Hannibal Lecter’ın peşinden koşan Will Graham’ın kendisini katilin yerine koyarak onun sadece eylemlerini değil, aynı zamanda hislerini ve düşüncelerini de canlandırması devamını oku...
BATUHAN CANTÜRK ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

BATUHAN CANTÜRK ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

Okurlarımız için başladığımız yazı dizisine devam ediyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi, 221B’nin her sayısında çizgiroman incelemelerini yayımlandığımız yazarımız Batuhan Cantürk’ten geliyor. KİTAPLAR Dumas Kulübü – Arturo Perez-Reverte Ünlü İspanyol yazarın, “Flaman Tablosu” ile birlikte en önemli iki romanından biri olan “Dumas Kulübü”, kitap avcısı Vara Borja’nın kiraladığı, hafiye Lucas Corso’nun gözünden, yazar-yayıncılık dünyasını postmodern bir polisiye roman tarzında kuruyor. Reverte bu dünyayı kurarken matematiksel doku oluşturmayı tercih etmiş. Bu yazım tekniği, romana bir yandan kesinlik ve belirlilik kazandırırken Lucifer efsanesi ile kitabı mistik bir yapının altına yerleştiriyor. Kesinlikle okunması gereken bir başyapıt. Kardan Adam – Jo Nesbo Ünlü Norveçli yazarın dedektifi Harry Hole bu kez bir seri katilin peşinde. Bir seri katil, evlerinin kapısına kardan adam yaptığı kadınları öldürmektedir. Medya, katile “Kardan Adam” ismi takar. Dedektif Harry Hole, kendisine gelen bir mektupla katil arasında bir bağ olduğundan kuşkulanır. İlk araştırmanın sonucunda, son on yılda on bir kadının yılın ilk karında kaybolduğu ortaya çıkar. Cesetleri yok eden katilin aklında korkunç bir plan vardır. Ve bu planda Harry Hole’a dehşet verici bir başrol öngörülmüştür! Jo Nesbo’nun en iyi romanlarından biri, belki de birincisi. Kutsal Bar Kapandığında – Lawrence Block Hard boiled polisiyenin yaşayan en büyük yazarı Block’tan devamını oku...
Karin Slaughter: “Her Yeni Kitapta Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum”

Karin Slaughter: “Her Yeni Kitapta Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum”

“Her Yeni Kitapta Okurlar İçin Heyecan Verici Şeyler Yazmaya Çabalıyorum” İçi boş bestsellerlardan değil onun yazdıkları. Sağlam, karakterlerinin ayakları yere basan, iyi örülmüş ve kurgulanmış polisiye ve gerilim romanlarıyla neredeyse 20 yılda 40 milyona yakın kopya satan, eserleri yaklaşık 40 dile çevrilen Karın Slaughter, psikolojik gerilim türündeki yeni romanı Pıeces of Her’ün telaşesi içinde bizi kırmayıp sorularımızı yanıtlama inceliğini gösterdi. Slaughter, “Çok azımız hayalini kurduğu işi yapıyor. İşte bu yüzden her yeni kitapla okurlar için heyecan verici şeyler yazmak için çaba gösteriyorum,” diyor. Slaughter’ın yazar adaylarını da bir tavsiyesi var: “Okumak isteyeceğiniz eserler yazmaya çalışın…” Röportaj: Ufuk Kaan Altın Röportaj için soru hazırlamaya başlamadan önce kütüphaneme şöyle bir göz gezdirdim de Grant County Serisi‘nin toplam altı kitabından Türkçeye çevrilen beşi, yine Will Trent Serisi‘nden Türkçeye çevrilen beş romandan dördü raflarda duruyordu. Kitaplarınız bağımlılık yapıyor. Milyonlar yanılıyor olamaz. Neredeyse 40 dile çevrilmiş eserleriniz, 40 milyon kopyaya yakın da satışınız var. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Yazmaya başlarken bugünlerin hayalini kurmuş muydunuz? Her gün dünyadaki en şanslı insanlardan biri olduğumu düşünürüm. Çok az insan hep istediği, hayalini kurduğu işi yapabiliyor. İşte bu yüzden her yeni kitapla okurlar için heyecan verici şeyler yazmak için çaba gösteriyorum. Okurlarım oldukça onlara güzel öyküler sunmaya devam edeceğim. 2001 devamını oku...
SUAT DUMAN ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

SUAT DUMAN ÖNERİYOR: 5 KİTAP, 5 FİLM, 5 DİZİ

İçinde bulunduğumuz bu zor günlerin en büyük ilacı bol bol okumak ve izlemek… Biz de okurlarımız için yeni bir yazı dizisine başlıyoruz, önemli yazarlarımızın kitap, film ve dizi önerilerini sizlerle paylaşacağız. Bugünün önerisi, ödüllü polisiye yazarı Suat Duman’dan geliyor.   Suat Duman’ın ilk romanı, Cinayet Mevsimi, Ankara’da üniversite kampüsünde işlenen cinayetleri çözmeye çalışan üçüncü sınıf öğrencisi Mehmet Cemil’in macerasını anlatır. İkinci romanı Müruruzaman Cinayetleri zamanaşımına uğrayıp kapanan bir cinayet dosyasının yeniden açılmasına sebep olan bir dizi güncel cinayeti soruşturan Mehmet Cemil’in yeni maceralarına odaklanmıştır. Üçüncü romanı Dünyanın Leşleri hapisten çıkan isimsiz bir karakterin içine çekildiği gayrimeşru dünyayı anlatırken arka planda İstanbul’da haftalarca hayatı durduran Gezi direnişinin de karakterin hikâyesiyle kesiştiği ölçüde görmektedir. İstanbul’un kuyruğu birbirine dolanmış gece canlıları arasında geçen bir labirent olarak kurguladığı ve bir taksi şoförünün çevresinde halkalanan son romanı Rakun, 2018’de “Yılın En İyi Polisiyesi” ödülü almıştır.   SUAT DUMAN ÖNERİYOR: … KİTAPLAR VEBA YILI GÜNLÜĞÜ / DANİEL DEFOE 221B’nin son sayısında Çağatay Yaşmut’un yazısında adı geçiyordu, merak ettim hemen aldım okumaya başladım. Bitirmedim ama öneririm, başka bir yüzyıl ve uzak bir coğrafyadan salgın hastalık manzaraları. Büyük bir yazarın kaleminden. İŞGAL GÜNLERİNDE İSTANBUL / HAKKI SÜHA GEZGİN Aslında bir süredir okuduğum, sonra dönüp yeniden okuduğum bir başucu kitabı. Yüzyıl öncesinin devamını oku...
JEAN-CHRISTOPHE GRANGÉ’NİN KIZIL NEHİRLER’İ I ALİ TİLBE

JEAN-CHRISTOPHE GRANGÉ’NİN KIZIL NEHİRLER’İ I ALİ TİLBE

Kızıl Nehirler’de cinayet/hırsızlık, iz sürme, kovalamaca gibi eylemler birbirini izler. Biri hırsızlık, öteki cinayet soruşturmasıyla görevli iki dedektifin soruşturmaları derinleştikçe birbirlerine yaklaşmaları, eşsüremli olarak gelişen olay örgüsünü birleştirir.  Grangé ve Kızıl Nehirler Çağdaş Fransız yazınının öne çıkan yazarlarından biri olan Jean-Christophe Grangé, polisiye-serüven türünde yazdığı romanlarla büyük bir beğeni toplar. Romanları yirmiden fazla dile çevrilen Grangé’nin Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu, Siyah Kan, Şeytan Yemini, Kurtlar İmparatorluğu, Koloni ve Zener’in Laneti adlı romanları Türk okuruyla buluşmuştur. Yalnızca Fransa’da 450.000’den fazla satan ve Fransa’da 6 bölümlük bir uzgöreç dizisi olarak TF1 kanalında yayımlanan, aynı zamanda beyazperdeye de aktarılan Grangé’nin ikinci romanı Kızıl Nehirler, karmaşık cinayetler ve gerçekçi şiddet betimlemeleriyle örülü bir kurguyla okuru sarıp sarmalayan bir polisiye serüvendir. Gerilim yüklü anlatı, birbirlerinden ayrı cinayet ve hırsızlık soruşturmasını üstlenen iki dedektifin yollarının kesişmesiyle devinim kazanır ve kurnazca işlenmiş cinayetlerin gizemi açığa çıkarılır. İki dedektifin bir dizi cinayeti aydınlatmak için verdikleri uğraş, bir üniversitede yapılanmış üç yüz yıllık bir geleneğe bağlı olarak gelişen bir suç yumağının ortaya çıkmasını sağlar. 12 bölüm ve 60 alt bölümden oluşan Kızıl Nehirler, Tankut Gökçe tarafından yayıma hazırlanarak Türkçeye kazandırılır. Kısa bir süre içinde 35’in üzerinde Türkçe baskı yapan romanın çeviri baskısı 405 sayfadır. Bir metin çevresi yanmetinsel öğe devamını oku...
HAYDUTLUKTAN DEDEKTİFLİĞE: İLK ÖZEL DEDEKTİF VIDOCQ I ÇINLA AKDERE

HAYDUTLUKTAN DEDEKTİFLİĞE: İLK ÖZEL DEDEKTİF VIDOCQ I ÇINLA AKDERE

221B Dergi sayfalarında Paris’e gitmeye yeni başladık. Biraz haksızlık yapmıyor muyuz Paris’e? Sherlock Holmes ve dolayısıyla Londra’nın adı hemen her sayıda geçiyor. Amerika’ya uzansak mutlaka New York karşımıza çıkıyor. İskandinav ülkelerinin soğuk şehirlerini, İspanya’nın renkli dekorlarını ziyaret ettik. Hani, nerede Paris? Hemingway, I. Dünya Savaşı sonrası Paris’ini gözlemleyip, “Paris bir şenliktir,”1 demiş. Ama Paris ne zaman bir şenlik olmadı ki? Île de la Cité ve Île Saint-Louis adlı iki küçük adacığın etrafında, suya atılan bir taşın yüzeyde yarattığı daireler gibi dalga dalga büyüyen bu yerleşim alanı, insanlık tarihine damgasını vurmuş nice olay ve kişinin kimi zaman vatanı kimi zaman uğrak yeri oldu. Peki ya bizim kişisel tarihlerimizdeki yerine ne demeli? Kısa kalınmış olsa da herkesin bir Paris’i vardır. Henüz gidilememiş olunsa da en azından mutlak hayali kurulmuştur bu kimsenin kendisine kayıtsız kalamadığı şehrin. Hem kendi öğrencilik yıllarım hem Paris sevgimi bilip bana kendi Paris’ini anlatanlardan aklımda kalanlar bu şehri kişileştirmemi, onunla konuşur kalmamı sağladı. Yıllarca ona sorduğum soruları yanıtlamaya çalıştı Paris, insanlık tarihinden kendisine kalan mirasla. Paris’te bir gün ve gece boyunca sayısız iz sürülebilir. İşte, şenliği de buradan gelir şehrin. Seine Nehri’nin kıyısında piknik yapılmış bir yaz gününün gecesinde, Tino Rossi çardağında huşu içinde Arjantion Tango ya da arka devamını oku...