19. yüzyılda, özellikle Sicilya’da devletin baskıcı uygulamaları sonucu ezilen halkın kendi arasında örgütlenmesi ve kendi hukuk sistemini kurması, ilk zamanlar dayanışma ve kolluk kuvveti görevini üstlenmesi, daha sonra yasadışı işlere bulaşıp bugünkü dünya çapındaki organize suç yapılanmasına dönüşmesi, İtalyan mafyasının bütün macerasını kısaca anlatıyor. Aklınıza hemen Godfather gelmesin. İtalyan mafyasına Hollywood gözünden bakmanın sonuçları başka, içgörünün gösterdikleriyse bambaşka.

111

“Bunlardan sonra Kronos geldi dünyaya, o art düşünceli Tanrı, en belalısı toprak oğullarının ve diş biledi yıldızlı babasına.”
Hesiodos’un satırlarının bizi haberdar ettiği zamanlardan bugüne hiçbir şeyin değişmemiş olması bazen büyülü geliyor, bazen korkutucu. Baba ve oğul arasındaki ilişkinin doğal yansıması kabul edilen iktidar döngüsünün, gerçekten doğal mı olduğu uzun bir tartışmanın konusu. Ancak yansımasını tarihte olduğu kadar günlük hayatlarımızda da izleyip okuduğumuz kurgularda da gördüğümüz bir gerçek.

Baba-oğul arasındaki iktidar ve hayatta kalma çatışmasını yakın sayılabilecek bir geçmişte Muhteşem Yüzyıl’da izlemiştik. Osmanlı tarihinin en bilindik konularından biri olan “şehzade katli”ni biz hep “kardeş katli” olarak tanımladık. Ancak biliyoruz ki Topkapı Sarayı’nda birbirini öldürmek isteyenler her zaman kardeşler değildi. Babalar yani padişahlar da kendini tahttan indirebileceğini düşündüğü oğullarını, türlü yaratıcı yöntemle katledebiliyordu. Oğlu Şehzade Mustafa’yı sefer çadırında boğduran Kanuni Sultan Süleyman’ı daha önce babası Yavuz Sultan Selim, zehirli kaftanla öldürmek istemiş ancak başarılı olamamıştı.

Babanın oğlu katletmesi motifi sadece Osmanlı tarihine özgü değil elbette. Hesiodos’un da anlattığı gibi Yunan mitolojisinin bütün temeli, Tanrılar hanedanının yeryüzünü yönetmek isteyip de nasıl birbirine düştüğüyle ilgili. Tanrılardan evvel dünyanın titanlar tarafından yönetildiğini anlatan Yunan mitolojisine göre, birbirine düşen ilk baba-oğul, Zeus ve Kronos değil. Kronos ondan önce babası Uranos (gökyüzü) ve annesi Gaia’dan (toprak ana) olma diğer kardeşlerini yerin yedi kat dibindeki Tartaros’a (cehennem) hapsedince Gaia, en güçlü çocuğu olan Kronos’u babasına karşı kışkırtır. Kronos da altın bir orakla babasının erkeklik organını kesip denize atar. Ve erkine son verip yerine geçer. Ancak kendisinin de çocuklarına yaptığı, babası Uranos’tan farklı olmayacaktır.

“Zaman yarattığı her şeyi yok eder.” 

“Zaman yarattığı her şeyi yok eder.” Kronos da “zaman” anlamına gelen isminin hakkını verir. Bir titan olan Kronos, kız kardeşi Rheia’dan (Tanrılar neslinin anası) 12 çocuk yapar. Kronos’un en büyük korkusu, bir gün çocuklarının ondan daha güçlü hale gelip onun yerini almasıdır. Çünkü babası Uranos ve annesi Gaia’nın kehaneti bu yöndedir. O yüzden Rheia’nın doğurduğu her çocuğu anında yemektedir. Rheia en küçük oğlu Zeus’u kurtarmak için Kronos’u kundağa sarılmış bir taş parçasıyla kandırır ve oğlunu Girit’e kaçırır. Zeus zamanla büyüyüp güçlenir ve babasının karşısına çıkacak hale gelir. Kronos’un yuttuğu bütün kardeşlerini bir bir babasının karnından kurtararak onun iktidarına son verir. Böylece Olimpos Tanrılarının çağını başlatır.
İktidar döngüsünün babalar ve oğulların peşini bıraktığı hâlâ söylenemez. Modern psikoloji, bir oğulun kendisini var edebilmesinin yolunun baba figürüyle kavgasını kazanmasından geçtiğini söylüyor. Her evde taht olmasa da kişinin varlık tahtına kimin oturacağı da bir kavga meselesi. Sürekli babalarının fısıltılarını kafalarının içinde duyan oğullar, o sesin içinde kendi seslerini duyabilmek için hem kendileriyle hem de babalarıyla büyük mücadeye girişiyorlar.

Mitolojiden Osmanlı tarihine, Osmanlı tarihinden modern psikolojiye uzanan bu yolda pek de tahmin edilmeyen bir duraktan bahis açacağız şimdi. Bu durakta mitolojik varlıklar, padişahlar, şehzadeler ya da Freud yok. Neredeyse 200 yıldır varlığını sürdüren İtalyan mafyası var. Yekpare bir mekanizmadan oluşmayan bu mafya yapılanmasının Napoli ayağı olan Camorra ve acımasız dünyasına kendinizi hazırlayın.

222

19. yüzyılda özellikle Sicilya’da devletin baskıcı uygulamaları sonucu ezilen halkın, kendi arasında örgütlenmesi ve kendi hukuk sistemini kurması, ilk zamanlar dayanışma ve kolluk kuvveti görevini üstlenmesi, daha sonra yasadışı işlere bulaşıp bugünkü dünya çapındaki organize suç yapılanmasına dönüşmesi İtalyan mafyasının bütün macerasını kısaca anlatıyor. Aklınıza hemen The Godfather gelmesin. İtalyan mafyasına Hollywood gözünden bakmanın sonuçları başka, içgörünün gösterdikleriyse bambaşka. Roberto Saviano’nun yazdığı, 2007 yılında yayımlanan Gomorra isimli kitaptan bahsediyoruz.

Her bölgenin ayrı bir mafya yapılanması olan İtalya’da, Napoli mafyası Camorra’nın işleyişini öğrenmek için bir süre içlerinde vakit geçirdiği rivayet edilen ve sonrasında da gerçek hikâyelerden yola çıkarak İtalya’nın en acımasız suç örgütünü kurguyla ifşa eden Roberto Saviano, hâlâ aldığı ölüm tehditleri nedeniyle devlet korumasında hayatını sürdürüyor. Aralarında Orhan Pamuk’un da bulunduğu Nobel ödüllü yazarlar, olayın ilk patlak verdiği zamanlarda Saviano’ya davasında destek olduklarını açıklamışlar.

Camorra neden İtalya’nın en acımasız suç örgütü olarak biliniyor? Hemen anlatalım… Son 30 yılda, sadece Camorra tarafından öldürülen insan sayısı 4000’in üzerinde. 2008 yılı rakamlarına göre tüm İslami terör örgütleri, IRA, ETA ve hatta Sicilya mafyası Casa Nostra’dan bile fazla insan öldürmüş. Camorra sadece yasadışı işlerle, uyuşturucu ya da silah ticareti yapmakla, haraç toplamakla para kazanmıyor. İnşaat, turizm, tekstil, ulaşım, akaryakıt, dağıtım, süpermarket, restoran, sinema ve bankacılık sektörlerinde de faaliyet gösteriyor. İllegal yollardan elde ettiği yüklü miktardaki gelir, uluslarası sınırları Tayvan’dan Aberdeen’e varan legal faaliyetlere aktarılıyor. Camorra, New York’taki İkiz Kuleler’in yeniden inşasında bile hisse sahibi.

Napoli mafyasının her türlü sosyal sınıftan binlerce üyesi var. Doktorlar, işadamları, kimyagerler, mühendisler, çöpçüler, terziler, çiftçiler… Ayrıca çocuklar da uyuşturucu satıcısı, gözcü, asker ya da dağıtımcı olarak işe alınıyor. Sağladığı fiyat avantajlarıyla Camorra, zehirli atıkların yok edilmesi alanında da tekel oluşturmuş durumda. 30 yılı aşkın süredir, Orta ve Kuzey İtalya’daki birçok şirket, bu yolla atıklarını tarım arazilerine gömüyor. Bu durum, kanser vakalarının artışına yol açıyor.
İtalya’nın tam ortasında böyle yıkıcı bir gerçeklik varken daha önce de söylediğimiz gibi kurgu buna kayıtsız kalamadı. Önce kitap, sonra da film olarak piyasaya çıkan Gomorra, 2014 yılından itibaren tüm İtalya’da yeri yerinden oynatacak bir diziye dönüştü.

333
Facebook’un ne olduğuna bir türlü anlam veremeyen orta yaşlı bir adam, Attilio… Yanında da ona Facebook’un ne olduğunu anlatan 20’li yaşlarının sonunda genç bir adam, Ciro… Savastano ailesinin yönettiği Scampia Bölgesi’nin mafyasındaki iki silahşör… Baba-oğul gibiler. Savastanolara uyuşturucu sağlayan Salvatore Conte’un çektiği yüksek fiyat, mafya lideri Don Pietro’yu çok rahatsız etmiş durumda. Geri adım atmayan Salvatore’ye gözdağı verilmesi şart. Annesine düşkünlüğüyle nam salmış Salvatore, onun duasını alıp spagettisini yemekte. Ciro ve Attilio ise evi ateşe vermek için gece vakti otoyolda ilerlemekte.
Ciro, radyoda çalan İtalyanca rap şarkısına eşlik ediyor. Attilio ise dünyanın en garip şeyine bakarmış gibi Ciro’ya bakıyor. “Bu şarkı ne böyle, benim için çok modern,” diyor Attilio. Ciro gülerek, “Sen de fazla antikasın,” diyor. Dizinin ilk üç dakikası bize, üç sezonun bütün çatışmasını bu repliklerle veriyor: Eski nesil, yeni nesille karşı karşıya…

20 sene boyunca örgütünün saygıdeğer lideri olan, polisten kaçmayı her daim başaran Don Pietro’nun kendisine hiç mi hiç benzemeyen bir oğlu var. Gennaro… Toyluğu her halinden belli olan, ailesinin tek çocuğu Gennaro babasından sonra mafyanın başına geçebilecek bütün özelliklerden yoksun. Çünkü annesi Donna Imma’nın da dominasyonuyla “Genny” tam anlamıyla şımarık, yufka yürekli bir ana kuzusu.

Ancak Ciro, Gennaro’nun tam aksine hem genç hem becerikli. Mafyanın içinde “Immortal” olarak anılan Ciro, tam da Don Pietro’nun isteyeceği bir erkek evlat. Gennaro da babasından çok Ciro’nun ağzının içine bakıyor. Ona hayran. Don Pietro’nun oğluyla kuramadığı iletişimi Ciro kurmuş durumda.

Don Pietro, yıllardır alışılagelmiş sert yöntemlerini kullanarak Scampia Bölgesi’ndeki hükümdarlığını sürdürüyor. Ancak 20 seneden beri dünya da İtalya da çok değişmiş durumda. Savastanoların içindeki genç kanadı temsil eden Ciro, Don Pietro’nun kullandığı yöntemlerden hiç memnun değil. Artık işe yaramadığını düşünüyor ancak karşı gelemediği bu gücün söylediklerini yerine getirmek zorunda. Bir gece hiç onaylamadığı bir baskına Attilio’yla beraber giderler. Çıkan çatışmada Attilio ölür. Ciro, babasını kaybetmiş gibi üzülür ve bunun intikamını almak için polise muhbirlik etmeye başlar. Don Pietro’yu alaşağı etmeye kararlıdır.

Ciro’nun muhbirliği hemen meyvesini verir. Çok büyük uyuşturucu sevkiyatlarından biri polis baskını yer. Don Pietro köstebeğin içeriden olduğunu tahmin eder. Bunun için etrafındaki herkesi tartmaya başlar. Ciro’nun sadakat sınavıysa çok zorlu olacaktır. Bir gece kulübünün ortasında, Don Pietro’nun şampanya kadehiyle ikram ettiği kendi idrarı. Ciro kendisinden şüphelenilmemesi için kadehteki idrarı bir dikişte bitirir. Tabii bir yandan da Don Pietro’nun kendisine verdiği görevi yerine getirmesi gerekmektedir. Oğlu Genny’yi eğitmesi için Ciro’nun yanına vermiştir.

444

Ciro’yla yaptığı çıraklık eğitiminde hayatında ilk kez bir adamı vurmak zorunda kalan Gennaro, bu gerçeği bir türlü kaldıramaz. Birinin canını alamayacak kadar içinde yaşadığı hayata yabancı büyüyen Gennaro, babasının hediye ettiği kırmızı motosikletle ölümcül bir kaza yapar. Oğlunun kaza haberini alan Don Pietro, tam gaz hastaneye giderken aşırı hızdan dolayı polis tarafından durdurulur. Bagajında yüklü miktarda para ve cebinde uyuşturucuyla yakalanır. Artık hapistedir ve yerine geçecek kişi, mafyanın işleyişinden zerre anlamayan Gennaro’dur.

Etrafındaki yaşıt, serseri arkadaşlarıyla koca bir suç örgütünü yönetemeyeceği her halinden belli olan bu şehzade, bir yandan onu yönetmek isteyen annesi Donna Imma’nın, diğer yandan onu parmağında oynatmak isteyen Ciro’nun arasında kalır. Zamanla işler iyice kontrol çıkar. Ciro da Donna Imma da gittikçe acımasızlaşır. Bu cenderenin arasında kalan Gennaro’nun ise artık büyüme zamanı gelmiştir.

Honduras’taki uyuşturucu üreticilerinden mal almak için annesi Donna Imma, oğlunu onlara rehine olarak gönderir, ki bu uyuşturucu ticaretinde bir gelenektir. Uyuşturucu parası gelene kadar Gennaro, Honduras’ta palayla kafa kesen adamların yanında kalmak zorundadır. Donna Imma’nın, Gennaro’yu Ciro’dan uzak tutmak için girdiği bu iş, küçük oğlunu kaybetmesiyle sonuçlanır. Gennaro geri döndüğünde bambaşka, saldırgan ve sert biri olmuştur. Artık ne abisi gibi gördüğü Ciro’yu ne çok sevdiği annesini ne de çok saygı duyduğu babasını dinleyecektir. Savastanoların içindeki taht ve iktidar kavgası sonunda baba ve oğulu karşı karşıya getirecek, biri diğerini yok etmeden bu savaş bitmeyecektir.

***
2016 yılındaki haberlere göre 130 ülkeye satılan Gomorra’nın her bölümü, İtalya’da en az iki milyon seyirci çekiyor. Her sezonu 12 bölümden oluşan dizinin 3. sezonu bu sene yayınlandı. Gördüğü yoğun ilgi nedeniyle 4. sezon onayını da aldı. Türkiye’de BluTV’de yayınlanan Gomorra, sinematografisi, yönetmenin varlığını hissettiren çekimleri, Amerikan gösterişçiliğinden uzak sahne koreografileri, gerçekçiliğini sertliğinden alan şiddet sahneleriyle damaklarda bambaşka tatlar bırakan bir dizi.
Dizinin senaristi, aynı zamanda romanın yazarı Roberto Saviano. Daha önce gazetecilik yapan yazarın, roman dilinde yakaladığı başarıyı senaristlikte de yakaladığı rahatlıkla görülüyor. Çağdaş İtalyan sinemasının etkileri, diziyi diğer suç-polisiye dizilerinden ziyadesiyle ayırıyor.

555

Vaktiyle Kurtlar Vadisi’nin Türkiye’de yarattığı etkiyi, Gomorra da İtalya’da yaratmış. Gençler arasında Gomorra’daki mafya üyeleri gibi davranma, onlar gibi giyinme modası almış yürümüş. Şiddetle ilgili de benzer örnek almalar yaşanmış. Bu da İtalya’yı Gomorra ekseninde ikiye bölmüş. Bir taraf dizinin, kötülüğün gerçek halini göstermesi nedeniyle ibretlik olduğunu, diğer tarafsa gençleri yoldan çıkarıp kötülüğe özendirecek nitelikte olduğunu savunmuş.

Bu tartışmadaki tarafları, İtalya’daki iki savcının beyanatları üzerinden anlayabiliriz. Napoli’de mafyayla mücadele eden Savcı Catello Moresca konuyla ilgili, “Saviano’ya saygı duyuyorum. Ancak kendisine yeni sezonda olumlu bir karaktere yer vermeyi düşünmesini tavsiye ederim. Örneğin bu korkunç gerçekle savaşan kişilerden birine. Aksi halde kötülük yapılmış olur,” demiş. Napoli doğumlu Milano Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı Ilda Bocassini, La Republica gazetesindeki yazısında Gomorra’yla ilgili düşüncelerini şöyle kaleme almış: “Kentteki yozlaşma bu diziden kaynaklanmıyor. Daha önce de vardı. Gomorra gerçekliği yeniden üretiyor. Öykünme riski yaratmıyor. Aksine dizi, özünde kötülüğü tüm yönleriyle göstererek yenilenme noktasına ulaşmayı amaçlıyor. İşte ben bu yüzden Gomorra’nın tarafındayım, çünkü hedefinde kötülüğü irdeleyerek aşma çabası var.”
Hikâyenin yaratıcısı Roberto Saviano ise bu konuya şöyle bir bakış açısı getirmiş: “Sanatın pedagojik hedefleri yoktur. Anlatmak, aynı zamanda tanımak demektir. Tanımak da dönüştürmek.”

Birçok tartışma konusunu bünyesinde taşıyan, bu kadar yoğun ve çok yönlü bir yapıta uzun zamandır rastlamamıştım. Eğer siz de baba-oğul-iktidar açmazından polis korumasında dolaşan yazara, Napoli’nin arka sokaklarındaki apaçi tıraşlı çocuklardan değişen para ve dünya düzeninin mafyada nelere yol açtığına kadar geniş bir yelpazede kafanızı yormak istiyorsanız bu yazıyı okur okumaz Gomorra’nın karşısına geçmelisiniz.

221B’nin 15. sayısında yayımlanmıştır.

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın