Londra’da geçen ilk dedektif romanı Charles Dickens’ın Bleak House’u (Kasvetli Ev), ilk dedektif de Müfettiş Bucket’tır. Karakter, büyük ihtimalle yeni kurulmuş Scotland Yard’da çalışan ve Dickens’ın hakkında kısa makaleler kaleme aldığı Charles Frederick Field üzerine kurgulanmıştır. Londra’nın polisiyelerdeki başlıca temsiliyse, kavranılamaz olmasıyla alakadardır. Zaman içinde büyüdükçe ve yeni özellikler edindikçe, ilk polisiye romanların çıktığı 19. yüzyıldaki bilinmezliği aynı şekilde günümüz temsillerinde devam etmektedir…

Londra’da bilinen en eski güvenlik sistemi, gönüllülerden oluşan “hue and cry” (bağırış çağırış) sistemiydi. Şüpheli bir durum karşısında bağırarak ortalığı ayağa kaldırıp şüpheli şahısların herhangi bir suç işlemesini engellemeye çalışan bu grup, şehir kalabalıklaştıkça yetersiz kalmaya başladı. 1500’lerde yerel yönetimler bu işe el atmak zorunda kalıp ilk polis memurlarını (constable) atadılar. Sadece büyük yerleşim yerlerinde geçerli bu uygulamayla gece polisleri ve 17. yüzyılda ortaya çıkan ve ücret karşılığı güvenlik sağlayan “watchmen” (1) adı verilen gruplar devriye gezmeye başladılar. Bu dönemlerde Londra’da geceleri çok karanlık olurdu ve hiçbir yapay aydınlatma, çöken karanlığı hafifletemiyordu. Bu da elbette hırsızlık yapmak isteyenlerin işine geliyordu. Gece bekçileri karanlık boyunca şehri dolaşır, saat başlarını duyurur ve genel olarak asayiş sağlamayı çalışırdı. 17. ve 18. yüzyıllarda artan nüfusla birlikte gittikçe yetersiz hale gelmişlerdi.

sis altında londra kopyası

İlk gerçek profesyonel polis kuruluşu, 1749’da yazar ve sulh hâkimi Henry Fielding tarafından kurulan “Bow Street Runners” teşkilatıdır. (2) Halk tarafından Bow Sokağı Koşucuları olarak adlandırılan grup, Sir Robert Peel’in içişleri bakanlığı dönemindeki reformlarla kurulmasını sağladığı Başkent Polis Teşkilatı’nın 1820’lerde kurulmasına kadar aktif kalmıştır. (3) Teşkilat binasının girişi Great Scotland Yard adlı bir sokaktan yapıldığı için de kısa sürede ismi Scotland Yard olarak anılmaya başlamıştır. Hatta başka bir binaya taşınıldığında da “New (Yeni) Scotland Yard” resmi ismiyle taşınmıştır. (4) Günümüzde, Londra şehrinin emniyet teşkilatı merkez şehre bakan Londra Şehir Polisi (London City Police) ve “Greater London” olarak bilinen Londra vilayetinden sorumlu New Scotland Yard’dan oluşur.

Londra Polisiyesi

The Mysteries of Paris and London (Paris ve Londra’nın Sırları) kitabında Richard Maxwell, kentsel cinai romanlarda şehir yazımıyla ilgili dört ana başlık tespit eder: Şehrin bir labirent olarak temsili, insan kalabalığının ön plana çıkarılması, panoramik bakış ve son olarak kâğıt ve evrak işleri imgeleri. Bu tarz romanlarda, roman kahramanlarının yaşadığı şehir, zaman zaman çözülmesi gereken gizemin suçlusu veya sebebi olarak karşımıza çıkabilir. Ackyord’un romanı Dan Leno and the Limehouse Golem‘deki (5) (Cinayet Sanatı, 1994) dini liderler, işlenen cinayetler hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade ederler: “Londra’nın kendisi -bu gezegen üzerinde türünün ilk örneği olan bu muazzam şehir- bir şekilde bu musibetten sorumluydu.” (s. 162)

Adsız Tasarım (3)

Şehrin labirent olarak tasviri, Londra’da geçen kitapların yazarları arasında oldukça sık görülen bir imgedir. Daniel Defoe, Charles Dickens, Joseph Conrad ve Peter Ackroyd şehrin yollarını sıklıkla dolambaçlı ve gizemli olarak anlatırlar. Eski zamanlarda belirli bir merkeze açılan (labirentlerde olduğu gibi) bu yolların ve sokakların odağı özellikle 19. yüzyılda hızla ve şuursuzca genişleyen şehirde varlığını yitirmiş, bu da roman kahramanlarının kaybolma hissiyle birlikte merkezi bulma kaygısına yol açmıştır.

Londra’da geçen ilk dedektif romanı Charles Dickens’ın Bleak House (Kasvetli Ev) romanı, ilk dedektif de Müfettiş Bucket’tır. Karakter, büyük ihtimalle yeni kurulmuş Scotland Yard’da çalışan ve Dickens’ın hakkında kısa makaleler kaleme aldığı Charles Frederick Field üzerine kurgulanmıştır. Bu romandaki başkarakter Esther Summerson, Londra’ya gelişini, “Süratle ve tangırdıya tungurdaya labirent gibi sokaklardan geçiyorduk. Nerede olduğumuzu anlamak mümkün değildi,” (s. 633) (6) diye anlatır. Bir şekilde aynı yazar Martin Chuzzlewit romanında Londra sokaklarını “sinsi ve üçkâğıtçı bir labirent” olarak betimler (s. 120) (7).

Attachment-1

Joseph Conrad, Secret Agent (Gizli Ajan) romanında Londra için “mucizeler ve çamurdan oluşmuş bir kent”, sokakları için de “labirent” der (s. 218) (8). Mrs. Verloc karakteri sokak kapısını açar açmaz öyle bir karmaşayla karşılaşır ki dışarıya adım atmaktan dahi korkar. Peter Ackroyd’un The House of Doctor Dee‘de (Doktor Dee’nin Evi) hayatı boyunca Londra’da yaşamış anlatıcı Matthew Palmer, “Bu şehrin doğası böyleydi. Herhangi bir mahallede yıllarca gizli kalmış bir avlu veya sokakla karşılaşabilirdiniz,” der (265) (9). Bu labirentvari dar sokaklar ve sisli geçitler, şehrin birçok sırrını barındırmakla birlikte içinde yaşayan suçluların da gizlenmelerine ve kamufle olmalarına olanak tanır. Gene Dickens’ın Oliver Twist romanındaki Fagin karakteri, koşarak kaçarken hızlıca “tehlikeli ve kirli sokak labirenti”nde kolaylıkla izini kaybettirir (s. 121) (10).

Oliver-Twist-2005-1920x1080

İnsan kalabalığı, yine Viktoryen dönemde ortaya çıkan bir imgedir. Londra’ya göçün korkutucu boyutlara ulaştığı bu dönem, nüfusla birlikte artan suç oranını gözler önüne serer. Raymond Williams’a göre bu dönemin romanlarında sıklıkla karşımıza çıkan kalabalık ve kargaşa korkusu, Viktoryen dönemin hızla artan Londra nüfusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu imge bazen olumlu bir güruh olarak yansıtılsa da bireyin içinde kaybolmasına veya dışında kalıp yabancılaşmasına sebep olabilir. Dickens romanlarında bu kalabalık, birey üzerinde genellikle olumsuz bir etki yaratır. Güneşli ve açık havada bu sokaktaki insan yüzleri ayrı ayrı görülebilir ve böyle olduğunda Londra’nın alışılmışın dışındaki çeşitliliği sergilenmiş olur, Esther’in tasvir ettiği üzere, “çok renkli çiçekler gibi” (Bleak House s. 51). Ancak ne yazık ki Londra’nın havası, hele ki 19. yüzyıl Londra havası hiçbir zaman güzel değildir, daimi bir sis vardır ve kasvetlidir. Bu durumda bu insan grubu tehditkâr tekil bir canavara dönüşmüştür ve karakterleri ürkütür.

9E76005C-3E76-46E6-85F9-C389B1147CE3-2757-000001FFC234F380

İnsan kalabalığının bir sonu olmadığı, tüm şehre yayıldığı ve kaçışın mümkün olmadığı panoramik bir görüntüyle yansıtılır. Birçok şehir romanında ana karakterin yüksekten şehri gözlemlediğine tanık oluruz. Holmes ve Watson alt katlarda yaşamış olsalar da onlardan sonra gelenler şehrin yüksek binalarında sessiz kahramanlar olarak yaşar veya pencerelerinden ya da bina tepelerinden bu uçsuz bucaksız şehrin barındırdığı kötülüklerle nasıl baş edebileceklerini düşünürler. Bu geniş görünümün karakterlerin üzerinde yarattığı etkiyse moral bozucudur; kendilerini küçülmüş, önemsiz, yabancılaşmış ve kaybolmuş hissederler.

Londra sözkonusu olduğunda az önce de belirttiğim sis unsuru, bu hissi artırmaktadır çünkü insanları resmen kör eder. Londra biyografisinde Ackroyd, “19. yüzyıl romanının en başlıca karakteri Londra sisidir,” der (s. 429) (11). Bu sis öylesine yoğundur ki bina ve sokak lambalarının ışıkları işlevsiz kalır ve sisin ardında neyin veya kimin olduğu belirsizliğini korur. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde romanında “evlerin içinde bile belirgin bir sis tabakası” dikkati çeker (s. 47)(12). Bu yoğun sis, en çok suçluların işine yarar çünkü her türlü kötülüğün gizli kalmasına yardımcı olmaktadır.

Adsız Tasarım (1)

Sir Arthur Conan Doyle’un Bruce Partington Planları öyküsü, “1895 yılının kasım ayının üçüncü haftasında yoğun, sarı bir sis çöktü Londra’nın üzerine” diye başlar ve kısa bir süre sonra Sherlock Holmes, Watson’a, “Pencereden dışarı bak Watson. İnsanların ortaya çıkıp silik bir şekilde göründükten sonra nasıl yeniden bulutun içinde kaybolduklarına baksana. Bir hırsız ya da katil böyle bir günde Londra’da ormandaki kaplan gibi dolaşabilir. Saldırıya geçtiği ana kadar görünmez, o anda da kurbanından başkası onu göremez,” der (83) (13). Londra’nın içinde ve üzerindeki bu kirli sis bulutu adeta cinayet işleyenlere suç ortaklığı eder. Cinayet Sanatı‘ndaki katil, sisli geceye bakar ve “cinayet için güzel bir gece” (s. 59) diye düşünür. Gizli Ajan romanındaki Başmüfettiş Heat ise amirine, “Katil kolaylıkla görünmeden hızlıca parktan geçmiş olabilir. Sis onun lehine,” (s. 87) açıklamasını yapar. Hem labirent gibi hem de sisli bir Londra dedektifler ve suçlular için ayrı bir uzmanlık alanıdır.

Adsız Tasarım (2)

Son olarak kâğıt ve evrak işlerine de değinelim. Sadece şehir bağlantısı olan değil, birçok polisiye türü için önemli bir unsurdur araştırma süreci. Bazen kütüphanelerde, bazen polis merkezinin arşivinde yürütülen araştırmada dava dosyaları arasında boğulan dedektif, kâh çekici kâh kasvetli bir figür olarak karşımıza sıklıkla çıkar. Aksiyon dolu modern Sherlock Holmes temsillerinde bile Holmes’ün evi bir kâğıt ve kitap yığınıdır; kendisi sürekli okur, Watson da sürekli yazar. Londra sözkonusu olduğunda ise bir mekân özellikle dikkatimizi çekmektedir: Britanya Müzesi’nin Okuma Odası olarak bilinen Britanya Kütüphanesi. Müzenin tam ortasında yer alan oda, birçok yazara ilham vermiştir ve Londra’da geçen çoğu anlatıda bir şekilde yer alır. Peter Ackroyd’un hem postmodern dedektifleri hem de etkilendikleri yazarların kendileri ve hayaletleri burayı mesken tutarlar.

British_Museum_Reading_Room

A.S. Byatt’ın edebi polisiye olarak tanımlayabileceğimiz Possession (Sahipler) (14) romanında araştırmalarına burada başlayan Roland Mitchell, kütüphaneyi şöyle tanımlar: “Hem pespaye hem medeni; tarihin can bulduğu ama aynı anda halen yaşayan şair ve düşünürlerin de kitap raflarının en alt kısmına bakmak için çömelmiş veya merdivenlerde keyiflice tartıştığını görebileceğiniz bir yer. Buraya Carlyle gelmişti. George Eliot rafların arasında gezinmişti.” İngiliz edebiyatında George Gissing’den David Lodge’a kadar değişik yazarların bu kütüphanenin sihirli özelliklerinden bahsettiğini görebiliriz ve Londra’da geçen romanlarda Big Ben veya Londra Kulesi gibi simgesel mekânlardan çok daha popüler bir yerdir.

Görüldüğü üzere Londra’nın başlıca temsili, kavranılamaz olmasıyla alakadardır. Zaman içinde büyüdükçe ve yeni özellikler edindikçe, ilk polisiye romanların çıktığı 19. yüzyıldaki bilinmezliği aynı şekilde günümüz temsillerinde devam etmektedir. Sırf büyüklüğü, genelde ziyaret eden yazarları ürkütmüştür. Örneğin Henry James, The Princess Casamassima (15) romanında “nefes alan ölçülemez bir canavar” (s. 409) olarak tanımlar Londra’yı. Londra, Paris, New York ve İstanbul gibi büyük şehirlerde geçen polisiyelerde, kanun koruyucularının öncellikle şehri alt etmeleri veya onunla müttefik olmaları gerekmektedir yoksa şehir, labirent gibi sokakları, kalabalığı, hava durumu, pisliği ve geçmişiyle suçlularla işbirliği yapmaya ve onları korumaya devam edecektir.

NOTLAR
1 – Kendilerini gece bekçisi anlamında kullanılan “the night watchmen” olarak adlandıran bu grup “night-walker” diye tabir edilen, geceleri ortalıkta amaçsızca gezinen ve şüpheli görünen insanları gözetlerdi. Şüphesiz bu uygulamalar sonradan Game of Thrones kitaplarına ilham kaynağı olmuştur.
2 – J. M. Beattie. The First English Detectives: The Bow Street Runners and the Policing of London, 1750-1840. Oxford P, 2012.
3 – Bu konularda kısa bilgi için https://www.historic-uk.com/HistoryUK/HistoryofBritain/Bow-Street-Runners ve https://www.historic-uk.com/HistoryUK/HistoryofEngland/Sir-Robert-Peel sayfalarına bakılabilir. 221B dergisinin ilk sayısında da Bow Street koşucuları üzerine bir yazı bulunmaktadır.
4 – http://www.historyhouse.co.uk/articles/scotland_yard.html
5 – Peter Ackroyd. Dan Leno and the Limehouse Golem. Sinclair-Stevenson, 1994.
6 – Charles Dickens. Bleak House. Wordsworth Classics, 1993.
7 – Charles Dickens. Martin Chuzzlewit. Wordsworth Classics, 1997.
8 – Joseph Conrad. The Secret Agent. Pan Books, 1975.
9 – Peter Ackroyd. The House of Doctor Dee. Hamish Hamilton, 1993.
10 – Charles Dickens. Oliver Twist. Wordsworth Classics, 2000.
11 – Peter Ackroyd. London: The Biography. Anchor Books, 2001.
12 – Robert Louis Stevenson. The Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde. Airmont Publishing, 1964.
13 – Arthur Conan Doyle. His Last Bow. Penguin, 1997.
14 – A. S. Byatt. Possession: A Romance. Vintage, 1991.
15 – Henry James. The Princess Casamassima. Harper & Row, 1968.

221B Dergi’nin 21. sayısında yayımlanmıştır…

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın