1975’te Franco’nun ölümüyle 39 yıllık dikta rejimi son bulur, sansür ortadan kalkar. İspanya, bir geçiş dönemine girer. Yıllarca sansür korkusuyla bastırılan düşünceler polisiye roman, kara roman ve dedektif romanlarıyla özgürce ifade edilmeye başlanır. Yıllarca dimenovel (on paralık) bir tür olarak görülen polisiye romanın şahlandığı dönem olur 80’ler. Öncesi ve sonrasıyla İspanyol polisiye edebiyatına bakıyoruz…

İspanyol yazınında uzun yıllar boyunca değer görmeyen polisiye roman, başlangıcından günümüze birçok aşamadan geçmiş, kendini edebiyat eleştirmenlerine kabul ettirmenin ne denli zor olduğunu görmüş ama asla yılmamıştır. 1889 yılında Benito Pérez Galdós’un (1843-1920) kaleme aldığı ilk polisiye roman La incógnita (Bilinmeyen), İspanyol okurlar üzerinde büyük bir etki yaratmış ve 1960’lı yılların sonuna doğru bu tür, İspanya’daki ihtişamlı günlerine veda etmiştir. Polisiye roman yerini kara romana bırakır ve 70’li yıllarda ABD’nin önemli kara roman yazarları Raymond Chandler ve Dashiel Hammet’ın çevirileri okunmaya başlanır.

Kara romanın temelleri atılıyor

Francisco García Pavón (1918-1989), yarattığı kahramanlar Plinio ve yardımcısı Don Lotario’nun yer aldığı roman ve öyküleriyle 1953-1985 yılları arasında İspanyol kara romanının temellerini atmıştır. Suçluyu büyük bir kararlılıkla ve dudağından düşmeyen sigarasıyla takip eden Plinio lakaplı Emniyet Amiri Manuel Gonzalez ve veteriner olan yardımcısı Don Lotario karakterleri, İspanyol yazınının kara roman türündeki özgün birer örneği haline gelmiştir.

Soldan sağa: Francisco García Pavón, Alicia Giménez Bartlett ve Montalbán'ın yarattığı TV'ye de uyarlanan Pepe Carvalho karakteri...
Soldan sağa: Francisco García Pavón, Alicia Giménez Bartlett ve Lorenzo Silva

Pepe Carvalho ve Montalbán

Francisco García Pavón’un İspanyol kara romanına getirdiği yenilik, Barcelonalı yazar Manuel Vazquéz Montalbán’ın (1939-2003) 1972-2003 yılları arasında yarattığı Pepe Carvalho isimli özel dedektifle daha ileri bir seviyeye taşınır. “Pepe Carvalho serisi sayesinde sadece karakterlerin nasıl geliştiği değil aynı zamanda İspanya’nın içinde bulunduğu geçiş dönemindeki sosyopolitik değişimler karşısında halkın yaşadığı hayal kırıklığı da gözlemlenmektedir.” (Sánchez Zapatero- Martín Escribà 2010: 296-297)

Pepe Carvalho, aşkla işi olmayan hatta sevgi gösterilerinden hiç hazzetmeyen biridir. Yediğine içtiğine dikkat etmez ve bol bol sigara tüketir. Yardımcısı Biscuter ise onun sağlığına özen göstermesi için elinden geleni yapan sadık bir arkadaştır. Bu iki kahraman her ne kadar birbirlerine zıt karakterlere sahip olsalar da kendi aralarında bir uyum içerisindedir.

Pepe Carvalho’nun en ilginç zevklerinden biri, evdeki şöminesinde kitap yakmaktır. Kültür seviyesi fazlasıyla yüksek özel dedektif, kitapların onu toplumdan uzaklaştırdığını savunur ve çözümü onları yakmakta bulur.

Diktatörlüğün sonu ve özgürlük

1975’te Franco’nun ölümüyle 39 yıllık dikta rejimi son bulur (1936-1975), siyaset ve daha birçok konuda uygulanan sansür ortadan kalkar. İspanya, bir geçiş dönemine girer. Yıllarca sansür korkusuyla bastırılan düşünceler polisiye roman, kara roman ve dedektif romanlarıyla özgürce ifade edilmeye başlanır.

Soldan sağa: Eduardo Mendoza, Dolores Redondo ve Montalbán'ın yarattığı, TV'ye de uyarlanan Pepe Carvalho karakteri...
Soldan sağa: Eduardo Mendoza, Dolores Redondo ve Montalbán’ın yarattığı, TV’ye de uyarlanan Pepe Carvalho karakteri…

İspanyol geçiş dönemini büyük bir titizlikle ve tarihsel gerçeklikleri grotesk bir bakış açısıyla yansıtan Eduardo Mendoza, 1975 yılında yayımlanan La verdad sobre el caso Savolta (Savolta Olayı Üzerindeki Gerçek) adlı romanıyla yazın hayatına ilk adımını atar. Eduardo Mendoza’nın dilimize çevrilen üç kara romanı bulunuyor. Bunlar; El misterio de la cripta embrujada (1979) (Büyülü Mezarın Sırrı), El laberinto de las aceitunas (1982) (Zeytinli Labirent) ve son olarak El enredo de la bolsa y la vida (2012) (Hayat ve Borsa Karmaşası). Eduardo Mendoza, ülkemizde İspanyol kara romanı üzerine kitabı en çok çevrilen yazar unvanını korumaktadır.

70’li ve 80’li yıllarda İspanyol kara romanında özel dedektifler ya da İspanyol emniyetiyle herhangi bir bağı olmayan araştırmacılar yer alır. Manuel Vazquéz Montalbán’ın Pepe Carvalho isimli özel dedektifi bu eğilime örnek verilebilir.

Lourdes Ortiz, 1979 yılında kaleme aldığı Picadura Mortal ile (Ölümcül Yara) İspanyol polisiye edebiyatındaki ilk kadın dedektif Bárbara Arenas’ı yaratır. Ancak yazarın polisiye edebiyat üzerine ilk ve son eseri bu olur, 90’lı yılların sonuna dek yerini dolduracak başka bir kadın polisiye yazarına rastlanmaz.

Durgunluk dönemi

90’lı yılların başında polisiye roman türünde bir durgunluk yaşanır, az sayıda eser verilir, roman serileri bitirilir ve suç konusu üzerine odaklanan yazar sayısı azalır. Bu döngü 20. yüzyılın sonlarına doğru Alicia Giménez Bartlett’in Ritos de muerte (1996) (Ölüm Ayinleri) ve Lorenzo Silva’nın El lejano país de los estanques (1998) (Göletlerin Uzak Ülkesi) adlı eserleriyle kırılır. Alicia Giménez Bartlett’in toplamda 10 romandan oluşan Petra Delicado ve Lorenzo Silva’nın beş romandan oluşan Bevilacqua serisi, 20. ve 21. yüzyılın en çok okunan kara romanları arasına girer. Alicia Giménez Bartlett, Petra Delicado ve Komiser Yardımcısı Fermín Garzón arasındaki dostluğa, Lorenzo Silva ise Komiser Yardımcısı Rubén Bevilacqua ve Polis Memuresi Virginia Chamarro arasındaki artık konuşmadan da birbirlerini anlayabildikleri yakın ilişkiye ışık tutar. Rubén Bevilacqua, psikoloji mezunu olmasına rağmen polis olmayı tercih eder. Olay çözümlerinde zamanı cömertçe kullanır çünkü kendisinin, suçlunun stratejisini planlamaya ayırdığı süreden çok daha fazlasına sahip olduğuna inanır. Petra Delicado ise uzun süre avukatlık yaptıktan sonra polisliğin kendisine daha uygun bir meslek olduğuna karar verir. Suçluyu takip ederken mantığının yanında kadın içgüdülerine de kulak verir. Her iki seri romanda da emniyet mensuplarının yer alması, 39 yıllık sansür boyunca toplumun hiçbir sorunu hakkında eleştiride bulunamayan yazarlar için oldukça büyük bir adımdır ve bu karakterler sayesinde devletin işleyişi üzerine görüş bildirebildikleri gibi roman kurgusu içindeki olası suçlu ve tanıklar sayesinde halkın bu işleyiş hakkındaki düşüncelerini de gözler önüne serebilmişlerdir.

“21. yüzyılla birlikte suç romanına ilgi canlanmıştır. Artık anılan türdeki eserler kitabevlerinin ve kütüphanelerin büyük bir kısmında yer almaya başlamıştır. Bunda sadece yazar ve okurların etkisi değil akademik anlamda istikrarlı bir şekilde araştırılmaya başlanmasının da etkisi bulunmaktadır.” (Riveros Grandoso 2014:154-160)

İspanya'da popüler olan polisiye festivallerden...
İspanya’da popüler olan polisiye festivallerden…

Ve, 21. yüzyıl…

21. yüzyılın en popüler İspanyol kadın yazarlarından biri de şüphesiz Dolores Redondo’dur. Baztán üçlemesindeki El guardián invisible (2013) (Gardiyan), Legado en los huesos (2013) (Vasiyet) ve Ofrenda a la tormenta (2015) (Adak) eserleriyle İspanyol medyasında adından sıkça söz ettirir. Baztán üçlemesinin Cinayet Masası Büro Amiri Amaia Salazar, FBI’ın ajan yetiştirme merkezi Quantico’da eğitim almıştır. Yardımcıları Komiser Fermín Montes ve arkeoloji ve antropoloji doktorası sahibi Komiser Yardımcısı Jonan Extaide’dir. Şimdilik dilimize çevrilen tek eseri, Martı Yayınları’ndan çıkan serinin ilk romanı Gardiyan‘dır.

Festival bolluğu

Tüm bunların dışında İspanya’nın özerk bölgelerinden Asturias’a bağlı Gijón şehri, 30 yıldır Semana Negra Gijón (Kara Gijón Haftası) kara roman haftası düzenliyor. Her yıl İspanya’nın önde gelen kara roman yazarları, okurlar ve yayınevleri etkinliğe yoğun katılım gösteriyor. Gijón’da başlayan bu gelenek, Barcelona’da düzenlenen BCNEGRA kara roman haftasıyla devam ediyor. BCNEGRA’da Manuel Vazquéz Montalbán’ın ünlü dedektifi Pepe Carvalho ödülleri veriliyor. Madrid’in Getafe ilçesinde Getafe Negro (Kara Getafe), Valencia’da Valencia Negra (Kara Valencia) ve Aragón bölgesindeki Zaragoza, Huesca ve Teruel şehirlerinin ilçelerinde Festival Aragón Negro (Kara Aragón Festivali) festivalleri düzenleniyor.

Salamanca Üniversitesi’nde 2005’ten beri her yıl gerçekleştirilen Congreso Novela y Cine Negro (Kara Roman ve Sinema Kongresi), kara romanın İspanya’da nasıl bir tutkuya dönüştüğünün en önemli kanıtlarından biridir.

2017 yılından beri her hafta sonu cumartesi gününü pazara bağlayan gece özel radyo kanalı Cadena Ser’de Negra y Criminal (Kara ve Suçlu) isminde bir program yayınlanmaktadır. Mona León Siminiani tarafından sunulan ve radyo tiyatrosuna uyarlanan dünyaca ünlü polisiye öykülerle gerçek polisiye vakalar, seslerin büyülü dünyasında dinleyicilerini keyifli bir yolculuğa sürüklemektedir.

221B_14_webYıllarca dimenovel (on paralık) bir tür olarak görülen polisiye roman, günümüz İspanyol edebiyatında üzerine en çok düşünülen, varlığı en çok tartışılan ve okurlarca büyük ilgi gören bir tür haline geldi. Alandaki akademik çalışmalar da her geçen gün artmaktadır.

Sözlerimizi Ernest Mandel’in Hoş Cinayet adlı kitabından bir alıntıyla nihayete erdirelim: “Polisiye romanları incelemeye zaman harcamamızı boşuna bulanlar için yalnızca şu son özrü sunabiliriz: Tarihi materyalizm bütün toplumsal olgulara uygulanabilir ve uygulanmalıdır. Bunlardan hiçbiri, niteliği gereği ötekilere göre incelemeye daha az değer değildir.” (Mandel 1996:17)

KAYNAKLAR
Mandel, Ernest. (1996). Hoş Cinayet. İstanbul: Yazın Yayıncılık.
Riveros Grandoso, Javier. (2014). “La novela criminal española: del desencanto al boom editorial”. Miscelânea, Assis, Vol.16. 153-170.
Sánchez Zapatero, Javier- Martín Escribà, Àlex. (2010). “Teoría e historia de las sagas en la literatura española contemporánea (1972-2007)”. Dicenda Cuadernos de Filología Hispánica. Vol.28. 289-235.

Bu yazı, 221B Dergi’nin 14. sayısında yayımlanmıştır…

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın