Bletchley Park adını muhtemelen çok azımız duymuştur. The Bletchley Circle adlı İngiliz polisiye dizisini izleyene kadar ben de duymamıştım. II. Dünya Savaşı esnasında, Nazi ordularının haberleşmek için kullandıkları kod sistemini kıran ekibin çalıştığı üssün adı, Bletchley Park. The Bletchley Circle ise, o üste çalışan bir grup kadının öyküsünü anlatıyor…

“Sen benim karımsın, her şeyden önce bir annesin… Kararını ver.”

Tutkuyla peşinden koştuğunuz bir amacınız varken dikkatinizin olması gereken yerden dağıldığını gören kocanız size bu cümleyi kursa ne cevap verirsiniz? Kadınlık görevlerinizin hatırlatıldığı bir noktada seçim yapmanız söylense hakkınızı hangisinden yana kullanırsınız?

Bir kadın, bir erkeğin karısı ve çocuklarının annesi olmaktan fazlası olabilir mi? Ne saçma soru… Feminist tartışmaların teorik düzleminde, belletilmiş modernizm öğretilerinde, kalkınmacı ülkelerin ekonomik reçetelerinde, sağcı ve muhafazakâr olmayan sosyal katmanlarda, popüler kadın kültürünün dilinde buna verilecek cevap “Tabii ki!” olacaktır. “Tabii ki bir kadın her şey olabilir!”

Bugünlerde kadınlardan beklenen bu. Her şey olmak zorundayız. İyi anne, iyi eş, iyi sevgili, iyi çalışan, iyi organizatör, iyi denge sağlayıcı, iyi her şey! İstediğini olmak isteyen kadın, her şey olmak zorunda kalıyor. Peki, her şey olan bir kadının istediğini olma, varlığını gerçekleştirme ihtimali ne kadar?

0021-hut-6-2061x1159

Bletchley Park’ın öyküsü

Bletchley Park adını muhtemelen çok azımız duymuştur. The Bletchley Circle adlı İngiliz polisiye dizisini izleyene kadar ben de duymamıştım. II. Dünya Savaşı esnasında, Nazi ordularının haberleşmek için kullandıkları kod sistemini kırma işini, icat ettiği makine Colossus’la hızlandırarak savaşın kaderini değiştiren Alan Turing’in hikâyesi tam da burada, Bletchley Park’ta başlamış.

Biz Türkiye’de, I. Dünya Savaşı’nın ayrıntılarına daha çok hâkimiz. Sonuçlarını doğrudan yaşayıp imparatorluktan cumhuriyet rejimine geçişimizdeki etkisini tarih kitaplarında yıllarca okuduk. Ancak II. Dünya Savaşı bizim için, girmeyi göze alamayıp genç cumhuriyetimizi riske atmadığımız bir savaştan ibaret. Sonuçlarına birebir maruz kalmadığımız için de tarih bilincimizdeki yeri daha belirsiz.

Dünyanın gidişatını kökünden değiştiren, aydınlanma iyimserliğinin sonunu getiren II. Dünya Savaşı, 100 milyondan fazla askeri personelin dahil olduğu, nükleer silahların kullanıldığı tek savaş olmakla kalmayıp soykırım gibi kitlesel sivil ölümlerin gerçekleştirildiği, insanlık tarihindeki en büyük ve en kanlı savaş olarak kayda geçti. 1939-1945 arasında 40-50 milyon insan hayatını kaybetti.

Bu savaşın gidişatınıysa bugünkü bilgisayarların temeli sayılan Turing makinelerinin değiştirdiği bütün dünyaca bilinen bir hakikat, doğru. Ancak Bletchley Park gerçeğini biraz araştırınca, bunun tek hikâyeye indirgenmiş bir mit olduğu rahatça anlaşılıyor. Çünkü mevzubahis olan, sadece Turing’in ve Bletchley Park’ta çalışan erkeklerin dehası değil. Aynı zamanda arka planda çalışıp gecelerini günlerine katan kadınların keskin ve analitik zekâsı.

0110_colossus-10-with-attending-Wren-2060x1159

Kimdir bu kadınlar?

II. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri, 1938’den itibaren duyulmaya başlanınca, İngiliz Gizli Servisi MI6 çalışanları tarafından bir üs olarak belirlenen Bletchley Park, savaş boyunca İngiliz şifre kırıcıların, Nazilerin kod sistemi Enigma ve Lorenz’i çözmeleri için alanında parlak uzmanların toplandığı bir üs olarak kullanılmış. Tek bir yapıyla hizmete başlayan mekân, daha sonra artan çalışan sayısı ve birimler nedeniyle baraka usulü olarak genişletilip büyük bir tesis haline getirilmiş. Savaş boyunca burada 8 bin kişi görev yapmış. İşin ilginç yanıysa görevlilerin yüzde 75’inin kadın olması. Bugünkü çalışma şartları düşünüldüğünde bile şaşırtıcı bir oran!

Tabii ki bunun sebebi belli. Erkekler cepheye gidince gündelik hayat ve şehirdeki bütün önemli işler kadınlara kalır. Büyük savaşların en karakteristik özelliklerinden biri budur. Nitekim Bletchley Park’ta da aynı durum baş göstermiş. Az sayıda insandan oluşan beyin takımındaki bilim insanlarının hepsi erkekmiş. O dönemlerde bilim dünyasının kapıları kadınlara pek açık olmadığından bu bilinen ve alışıldık bir durum.

MV5BNjgzMDAyMTA1M15BMl5BanBnXkFtZTgwNTk1MzMwMTE@._V1_SY1000_CR0,0,1542,1000_AL_

Ancak pek bilinmeyen, Bletchley Park’ı yaşayan bir organizma haline getirenin binlerce kadın olması! Binlerce kadının içinde, o yıllara göre sıradışı yetenekleriyle fark yaratan bir grup kod kırıcı kadınsa The Bletchley Circle dizisinin yaratılma nedeni. Peki, kimdir bu bir grup kadın? “Bletchley Girls” olarak anılan, savaş esnasında ve takip eden seneler boyunca gölgeler içinde kalmış kadınlar, nasıl özelliklere sahipler?

Başlarda üniversiteler üzerinden referansla ve önemli ailelerin bağlantılarıyla Bletchley’ye kabul edilen kadınların, neredeyse hepsi üst sınıfa dahil. Daha sonra kod kırma işleminin makineleşip mekanize olmasıyla personel ihtiyacı artmaya başlar. Dilbilimci, matematikçi ve çapraz bulmacadan iyi anlayan kadınlar için ilan verilir. Çoğunun orta sınıftan geldiği, kimisinin fizik, matematik ve mühendislik alanlarında derece yaptığı bu insanlar, kadınların zihinsel mesaiyle ilgilenmeyeceğini düşünen erkek şeflerini kısa zamanda yanıltmayı başarır. Her gün büyük farklar yaratıp Nazi ordularının hareketlerini önceden tespit ederek birçok hayat kurtarırlar.

The-Bletchley-Circle-S01E03-12785c35bd408a6a9cba9eaca188f3df-full

Ve sonrası…

II. Dünya Savaşı sırasında… Bletchley Park’ta kod kırıcıların gece mesailerinden biri… Susan, Millie, Lucy ve şefleri Jean, Susan’ın sürekli tekrarlandığını tespit ettiği bir kod üzerinde çalışıyor. Susan tekrar eden şemalar konusunda, Millie yabancı diller ve haritalar konusunda, Lucy ise hiçbir şeyi unutmadığı hafızasıyla Bletchley Park’taki üstün hizmetlerine devam ediyorlar. Az önce hakkında tartıştıkları kodun, bir Alman birliğinin manevraları hakkında olduğunu anlıyorlar. Ve işte! Düşman kuvvetlerinin bundan sonraki hareketlerini tahmin edebilirler! Sahadaki askerlerin hayatını kurtarıp bir kere daha fark yaratmayı başardılar!

Barakadaki lojmanlarına dönüp uyumak için yataklarına girdiklerinde Millie asla sıradan olmayacağını söyler. Zaten şimdi de değildir. Kimsenin yapamadığını yapmakta ve dünyanın seyrini değiştirmektedir. Susan gerçekçi bir şekilde iç çeker; “Bütün bunlar bittiğinde zaten sıradan olmayacak mıyız?”

Aradan 9 sene geçer. II. Dünya Savaşı bitmiştir. Erkekler cepheden dönmüş, Bletchley’de çalışan bütün kadınlar gibi Susan, Millie, Lucy ve Jean de sıradan hayatlara dönmek zorunda kalmıştır. İki çocuk doğurmuş Susan, kocasıyla sakin, düzenli ve sıkıcı bir hayat sürmektedir. Tam da dediği gibi olmuştur. Savaştan sonra herkes sıradanlaşmış, fark yaratmayla ilgili bir gayesi kalmamıştır.

MV5BMTM5MzgxODE1NV5BMl5BanBnXkFtZTgwMzk1MzMwMTE@._V1_SX1500_CR0,0,1500,999_AL_

Fakat Susan’ın Nazileri dize getiren zihni, yine de yerinde duramaz. Radyoda dinleyip gazetelerde okuduğu seri cinayetlerin şemasını çıkartır. Şimdiye kadar üç kadın cinayeti işlenmiş, dördüncü kadınsa kayıplara karışmıştır. Susan, savaş zamanındaki uzmanlığını kullanarak katilin davranış şekline dair bir şema çıkartır. Bunu da bir an önce polislerle paylaşmak ister. Katilin davranış matematiğini belirleyip onun bir adım önüne geçmek, başka kadınların hayatını kurtarmak demektir. Kocasından onu emniyet müdür yardımcısıyla tanıştırmasını ister. Cinayetlerle ilgili teşkilata yardımcı olabileceğini söyler. Kocası bunu büyük şaşkınlıkla karşılar. İki çocuğunun annesi, sıradan bir ev kadını olan karısının polise ne gibi bir katkısı olabilir. Tamam, Susan’ın savaş zamanında dışişlerinde hizmet verdiğini bilmektedir ama… Yine de karısını kırmaz. Susan’ı Scotland Yard’a götürür.

Scotland Yard binasında, müdür yardımcısının yanına hevesle girer Susan. Yeniden bir şeyler çözmenin heyecanı içindedir. Yanında kocası ve karşısındaki müdür yardımcısı ona şaşkınlıkla bakmaktadır. Susan, duvardaki Londra haritasını kullanarak katile dair belirlediği davranış şemasını anlatır. Ve sonraki cesedi muhtemelen bulacakları yeri tarif eder. Ancak yanındaki iki erkeğin onu ciddiye almaya hiç hevesi yoktur. Susan her şeye rağmen ısrar eder. Kurduğu mantıktan çok emindir. Müdür yardımcısı, Susan’ın savaş zamanında kod kırıcı olarak çalıştığını anlar. Yalnız bu, bir devlet sırrıdır. Susan’ın kocası da dahil bunu kimseye anlatmaya hakkı yoktur. Polis, Susan’ın bahsettiği noktada arama yapar fakat kimseyi bulamazlar. Susan bu işi nihayete erdirmeyi kafasına takmıştır. Yıllar sonra yeteneklerini kullanarak yine insanlar için fark yaratmak istemektedir. Bunun için kendisini dikkate almayan erkekler yerine, eski dostlarına, yani kod kırıcı kadınlara başvurmaya karar verir. Onlara giderken aklında eski günlerden kalan şiarları vardır: “Asla sıradan olma!”

Susan, eski takım arkadaşlarının kapısını tek tek çalar. Millie, savaştan sonra ülke ülke dolaşmış, birçok macera yaşamıştır. Şimdiyse meteliğe kurşun atmakta ve bir kafede garsonluk yapmaktadır. Lucy, beş para etmez bir adamla evlenmiş, onun baskısı altında silik bir hayat sürmektedir. Jean ise kütüphanede çalışmaktadır. Yıllar sonra karşılarına Susan çıkınca çok şaşırırlar. Susan’a göre bu cinayetler dizisini ancak onlar çözebilir. Haklıdır da. Çünkü sıradan bir kanıt takip yönteminden daha fazlası gerekmektedir. Analiz, olasılık hesapları, şematik şekiller… Bu özellikler polis teşkilatında değil, sadece bu kadınlarda vardır.

the-bletchley-circle

“Şemasını çözebilirsek bir sonraki adımını biliriz. Tıpkı Alman ordusunun 3 gün sonra nerede olacağını bildiğimiz gibi. Cinayetleri bir kod olarak görüp şifresini kırana kadar devam edebiliriz.” Susan’ın kurduğu bu denklem, herkese çok mantıklı gelse de polisin işini polise bırakmak isterler. Çünkü bir katili yakalamak, kod kırmaktan daha fazlasıdır. “Bir şey bulursak polise mi gideceğiz?” Susan her zaman olduğu gibi bir adım önde olmak isteğindedir: “Katili belki de biz buluruz. Önceden her gün hayatları kurtarırdık. Şimdi de yapabiliriz.”

Beşinci kızın da ortadan kaybolduğu haberi gelince, bu eski kod kırıcı takım için katilin peşine düşmek kaçınılmaz olmuştur. Kadınlar için fark yaratacak olan yine kadınların dehası olacaktır.

0001730543001-1Kadınların en büyük laneti

The Bletchley Circle, kadınların hayatın sokaklarından eve dönüş hikâyesi. Savaş bittikten sonra erkekler, kadınları yine “ait oldukları” yerlere yani evlerine, mutfaklarına, anneliklerine gönderdi. Yoklukları ancak olağanüstü bir hali ifade eden savaşın varlığına bağlı erkekler, kadınları ancak “beklenmedik” oldukları zaman dikkate almaya devam etmekte.

Aşk ve Gurur‘dan yedi bölümlük The Bletchley Circle‘a kadın karakterlerin “beklenmedik ve farklı” olma şeması yakamızı maalesef hiç bırakmadı. Okurken ya da izlerken bize heyecan veren hikâyeler, gerçekteki hallerimiz düşünüldüğünde tek bir şeyi işaret ediyor: Hayat, roman ve drama birbirini besleyip duruyor. Erkeklere işe yaradığımızı, zeki olduğumuzu, onları şaşırtarak kanıtlama ve takdirlerini kazanma matematiği, 200 yıldır kıramadığımız bir döngü.

Bu döngü içinde her şey olmak ve kendimiz olmak arasında kalmak en büyük lanetimiz. Bu bizim lanetimiz mi yoksa bize biçilen bir lanet mi, orası tartışmalı. Kadınlara meydan verildiğinde neler başarabildiği aşikârken deha olma iltiması hep erkeklere ait. Bu iltimas kodlarını kırmak mıdır aslolan yoksa kendi varlığımızı ortaya koymak mı, belli ki cevabını zamanla bulacağız…

Bu yazı, 221B Dergi’nin 12. sayısında yayımlanmıştır…

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın