37’sinde ilk romanını yazdığında eserleri tüm dünyada milyonlar satan, çok okunan bir yazar olacağını düşünmemişti. Onun için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Jo Nesbø, tüm başarısına rağmen mütevazılığını koruyan bir adam. Tutkulu bir polisiye okuru olmadığını vurgulayan Norveçli yazar, bir polisiye yazarı olarak polisiye türünün o kadar da içinde olmamanın avantaj sağladığını düşünüyor. Farklı işlerde çalışıp hayatın her alanından insan tanımanın ve dünyayı gezmenin yazarlığına zenginlik kattığını söyleyen Nesbø, “İstediğin kadar kafanda öyküyü planla, günün sonunda hiçbir şey planladığın gibi olmayabilir. Her şey hissiyatta bitiyor aslında. Genç yazarlara tavsiyem; kendileri için yazsınlar, insanların ne istediğini umursamasınlar, hayal güçlerini kullansınlar,” diyor…

Röportaj: Ufuk Kaan Altın/Onur Bayrakçeken
Fotoğraf: Thron Ullberg

Dünyanın en ünlü polisiye yazarlarından birisiniz. Sizin için “polisiyenin rock yıldızı” desek, abartmış olmayız sanırız… Her şeyden önce sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz lütfen?

Kitap okunan bir ailede büyüdüm. Çocukluğumdan beri hep okudum, okudum… Yazmak, sanırım okumaya verdiğim bir tepkiydi. Hani müzik yapmak da müzik dinlemeye bir tepkidir ya, öyle. Yani yazmak hep hayatımdaydı. Gençken arkadaşlarımın grubu için şarkı sözleri de yazdım, sonra da kendi grubum için ama bir romancı olma planım yoktu. 37 yaşında ilk romanımı yazdığımda ve bir roman yazdığımı, yayımlanacağını arkadaşlarıma söylediğimde çok şaşırmalarını bekliyordum ama hiç şaşırmadılar! (Gülüyor) Aslında asıl şaşırtıcı olan, polisiye yazmam çünkü öyle esaslı bir polisiye okuru değildim. Genel bir okurdum. Öykü okumayı çok severdim.

“Gençken Yaşar Kemal okuyup sevmiştim”

Gençliğinizde en sevdiğiniz kitaplar nelerdi?

Çok gençken Mark Twain’in Huckleberry Finn‘i en sevdiğim kitaptı ama 20’li yaşlarıma geldiğimde Bukowski hayranı oldum, sonra da Ernest Hemingway geldi. Knut Hamsun da okurdum. Nabokov’un Lolita‘sından çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bir de annemle babamın kitaplığında bir Türk yazarın; Yaşar Kemal’in de kitapları vardı… Gençken okumuş ve sevmiştim.

Jo_Nesbo_04©Thron_Ullberg

Bir zamanlar profesyonel olarak futbol oynadınız, halihazırda başarılı bir müzisyensiniz, bir zaman taksi şoförlüğü yaptınız, ekonomi uzmanı olarak çalıştınız. Yaptığınız işler yazarlığınızı nasıl etkiledi?

Pek çok farklı işte çalıştım ve ayrıca ufak bir şehirde büyüdüm ben. Bu da tipik sınıfsal ayrımlarla karşılaşmadığım anlamına geliyor; hayatın her alanından insan tanıdım. Çok çeşitli arka plana sahip insanlar tanımak, sanıyorum iş yazmaya gelince insana bir zenginlik katıyor. Dünyayı gezmek de öyle. Çünkü Norveç korunaklı, güvenli bir yer ve Norveç’te insanlar mutlu. Halbuki dünyanın geri kalanında farklı gerçeklikler yaşanıyor. Mahallemden hiç çıkmamış olsam, aynı yerde doğup büyüyüp, ölsem ve hep aynı işte çalışsam, komşularımın toplumun genelini temsil ettiğini düşünecektim.

Evet, Norveç güvenli ve zengin bir ülke ama bütün zenginliğine ve başarısına rağmen karanlık bir hali var. Bazen oldukça depresif. Sanırım buradan da besleniyorsunuz… Katılır mısınız buna? Norveçli olmak yazarlığınızı nasıl etkiledi?

Cevaplaması zor bir soru. Buna dışarıdan bakan biri daha kolay cevap verebilir. Almanya’da çıkmış bir incelemeyi hatırlıyorum da; kitabımdaki Kuzey Işığı’ndan bahsediyorlardı. (Gülüyor) Tabii ki bulunduğum kültür, yaşadığım ülke bir şekilde yazdıklarıma sirayet ediyor. İçinde büyüdüğüm toplumdan bir şekilde etkileniyorum ama bunun, yazdıklarımda tam olarak nerede durduğunu söylemesi çok güç.

2

“Nerede olursa olsun yazabilirim”

Çok üretken bir yazarsınız. Nasıl yazıyorsunuz? Kozanıza çekilip günde 15-16 saat yazar mısınız mesela? Bize yazma pratiğinizden bahseder misiniz?

Bir rutine sahip değilim. Tabii ki artık yazmak önceliğim ama yazmak, benim için yapmak zorunda olduğum bir iş değil, hevesle yaptığım bir iş. Günümü yazmak etrafında planlamıyorum ama yazmayı çok seviyorum. Her an, her yerde yazabilirim; seyahat ederken trende, havaalanında, otelde… Nerede olursam olayım yazabilirim. Bazı yazarlar yazmak için sessiz sakin bir yere ihtiyaç duyuyorlar, benim içinse tam tersi; ben ortalıkta yazmayı daha çok seviyorum.

“Her şey hissiyatta bitiyor”

Kurgunuz çok sağlam, öyküleriniz sürükleyici, karakterleriniz tek boyutlu değil… Yazarlığınızı nasıl tanımlarsınız? İyi bir yazar, özellikle de iyi bir polisiye yazarı nasıl olmalı sizce?

Bunu tanımlayabileceğimden emin değilim. Bazen bir öykü kurgularsın ve iyi bir öykü için gerekli her şeye sahipsindir, yine de istediğin iş ortaya çıkmayabilir. Biraz şansa ihtiyacınız vardır; doğru karakterler, doğru öykü, doğru sürpriz son, doğru zemin ve doğru üslup aynı anda bir araya gelmelidir. Bu bazen olur, bazen olmaz. Benim bu anlamda herhangi bir yöntemim ya da kuralım yok. İstediğin kadar kafanda öyküyü planla, günün sonunda hiçbir şey planladığın gibi olmayabilir. Her şey hissiyatta bitiyor aslında; istediğin kadar güzel bir öykü kurgula, kalp atışlarını duymuyorsan sonunda ölecektir.

1

Kuzey polisiyeleri, bugünlerde dünyanın en popüler türlerinden biri. Neden ve nasıl bu kadar ön plana çıktı sizce? Tür hakkında bize ne söyleyebilirsiniz?

Pek bir şey söyleyemem. (Gülüyor) Ben polisiye türü üzerine bir uzman değilim. Aslında bir favori polisiye yazarım var; Jim Thompson. The Killer Inside Me‘nin yazarı, belki biliyorsundur. Çok farklı bir yazar. Polisiyeye dalarken benim rehberim ve ilham kaynağım Jim Thompson oldu. Tabii ki başka pek çok polisiye yazarı da okuyorum ama çok iyi bir polisiye okuru olduğumu söyleyemem.

“Genç yazarlara tavsiyem; kendiniz için yazın”

Belki de bu yüzden bu kadar başarılı bir polisiye yazarısınız. Çünkü diğer polisiyelerden fazla etkilenmiyorsunuz, özgünlüğünüzü muhafaza edebiliyorsunuz…

Evet, bir polisiye yazarı olarak polisiye türünün o kadar da içinde olmamak avantaj olabilir. Pek çok şey zaten yazıldı, bugün artık yazılmamış bir şey kalmamış gibi. Bu yüzden birçok açıdan yalnızca içgüdülerine güvenmek bir yazar için iyi bir seçenek olabilir. Genç yazarlara tavsiyem şudur: Kendiniz için yazın. İnsanların ne istediğini umursamayın, hayal gücünüzü kullanın, kalemi elinize alın ve kendinizin okumak isteyeceği bir kitap yazın.

Gelelim Harry Hole’a. Onu kendi kelimelerinizle okurlarımıza aktarmanızı isterim. Harry Hole karakterini yaratırken nelerden esinlendiniz, başkarakteriniz nasıl ortaya çıktı?

1997 yılında, Sydney uçağında doğdu Harry Hole karakteri. Avustralya’ya seyahat ediyordum. Hem oraları gezip görmek hem de bir polisiye roman yazmak üzere. Bir yayınevi, bir zaman çaldığım bir grupla alakalı bir kitap yazmamı istemişti. Onlara bunu yapamayacağımı ama isterlerse başka bir kitap yazabileceğimi söyledim. Böylece bu romanı kurguladım. Açıkçası Harry Hole’un kim olduğuyla ilgili net bir fikrim yoktu. Tek bir kişiden esinlenmedim, onda gerçek hayatta tanıdığım gördüğüm herkesten izler var. Bir de kimi kurgusal karakterlerden, mesela Bukowski’nin Henry Chinaski’sinden.

Harry Hole ile aranızda benzerlikler buluyor musunuz?

Evet. Kesinlikle benim alter-egom değil ve ona kendimden bir şeyler katmayı planlamadım. Fakat o kadar zaman geçirdikten sonra yazarla ana karakteri arasında bir ilişki, bir benzerlik olması kaçınılmaz. Bir şekilde onunla bağ kuruyorsun.

221B_13“Romanlarımı sinema ve TV’yi düşünerek yazmıyorum”

Romanlarınız daha önce sinemaya aktarıldı. Son örnek, Kardan Adam. Televizyon dünyasıyla da yakından ilgili olduğunuzu biliyorum. Yazarken bunu düşünüyor musunuz? Şöyle sorayım; bir roman yazarken sinemada veya TV’de nasıl görüneceğini hayal ediyor musunuz?

Hayır. Bir roman yazarken, onu bir roman olarak yazıyorum. Bir TV dizisi ya da sinema filmi olarak nasıl görüneceğini düşünmüyorum ama ayrıca bir TV dizisi de yazıyorum, biliyorsunuzdur: Okkupert. İlk sezonun sinopsisini kaleme almıştım. Sinema filmi için senaryo da yazıyorum. Yani öykü anlatıcılığının tüm araçlarıyla ilgiliyim ama bir roman yazıyorsam onu bir roman olarak yazıyorumdur.

Çok teşekkür ederiz Bay Nesbø…

Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere…

Röportaj, 221B Dergi’nin 13. sayısında yayımlanmıştır…

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın