Wolfgang Schorlau, yazmaya geç başlayıp hızlı ilerleyenlerden. Dedektif Dengler karakteriyle Türkiye’de de sevilen Alman polisiye yazarı, derin devletin kirli oyunlarından istihbarat servisi savaşlarına kadar uzanan bir yelpazede hep sorgulayan bir yapıda eserler veriyor. Ülkesi Almanya’nın karanlık geçmişiyle hesaplaşmadığına inanan Schorlau, 68 Kuşağı ideallerinden uzaklaşmanın da topluma zarar verdiği görüşünde. “Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum,” diyen Wolfgang Schorlau ile yazarlık serüvenini, güncel ve geçmiş siyaseti, hataları, hayal kırıklıklarını, idealleri, insanlığın gittiği noktayı konuştuk…

Röportaj: Ufuk Kaan Altın

Maalesef, sizinle biraz geç tanıştığımızı söyleyebiliriz. Türkçeye henüz sadece üç romanınız çevrildi: Mavi Liste, Münih Komplosu ve Koruyan El… Bunlardan ilk ikisini okudum ve son zamanlarda okuduğum polisiyeler arasında listenin üst sıralarına yerleştirdim. Her şeyden önce, sizi yazmaya iten nedenleri merak ediyorum. Çok geç başladınız ama hızlı ilerlediniz. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz?

Haklısınız, profesyonel olarak yazmaya geç başladım. Yazar olmadan önce bilişim sektöründe yöneticilik yapıyordum ama aslına bakarsanız çok erken bir yaşta yazmaya başladığımı söyleyebilirim. Daha 13 yaşındayken Vahşi Batı üzerine öyküler yazıp bunları cüzi bir ödeme karşılığında okul arkadaşlarıma veriyordum (ticarete kafam yatmıyormuş, yazarak zengin olamayacağınızın ilk göstergesi!). 40’lı yaşlarımın ortasında o günleri, ilk yazma deneyimlerimi hatırlamak, düşünmek bana iyi geliyor. Hayatımın devamında sadece yazmak, insanlara hikâyeler anlatmak istiyorum.

üçkitap

Bana göre hem vicdanlı hem de cesur bir kaleminiz var. Kurgunuz herhangi bir açığa yer bırakmıyor. Sağlam… Bu, Dengler maceralarında kendini açıkça gösteriyor. Buradan yazarlığınızı nasıl tanımladığınıza gelmek istiyorum. İyi bir yazar, özelde iyi bir polisiye yazarı nasıl olmalı sizce?

Yazdığınızda, okura bir şeyler anlatmalı, söylemelisiniz. İşi, işleyişi iyi bilmelisiniz. Gerilim unsurunu yaratmayı ve karakterleri yönetmeyi de… Ve kendinizi iyi ifade edebilmelisiniz. Karmaşanın cazibesine kendinizi kaptırmamalısınız. Karmaşık anlatımlar, belki de tipik Alman özelliği. Elinize kalemi aldığınızda başınıza üşüşüyorlar. Buna kesinlikle direnmelisiniz…

“Gençler Almanya’nın karanlık geçmişini algılamaktan uzak”

Siyasi polisiyeler yazıyorsunuz. Sol gelenekten geliyorsunuz. Eserlerinizde derin devletle hesaplaşma teması başı çekiyor. Ülkeniz Almanya kendi geçmişiyle hesaplaştı mı sizce?

Hepimizin bildiği gibi Almanya’nın karanlık bir geçmişi var. Ancak bugün birçok Alman bundan etkilenmediğine inanıyor. William Faulkner, “Asla ölü değildir geçmiş. Geçmiş bile değildir o” diye yazmıştı bir zamanlar. Bu gerçeği zaman zaman hatırlamamız gerekiyor. Her ülke, tarihinde birkaç travma yaşamıştır. Almanya’nın 1933-1945 arasında yaşadığı 12 lanet yıl var. Bugünün gençleri hâlâ bunun farkında değil. Kötülüğü algılamaktan uzaklar. Bu nedenle Alman derin devleti, eski ve yeni Nazilerle yakından bağlantılı.

üçportre

Derin devletle hesaplaşmanın yanı sıra, Neo-Nazilerle mücadele, yeraltı dünyasının figürleri, mafyavari ilişkiler, dev şirketler, entrika, gizli servisler… Zengin bir yelpaze sözkonusu eserlerinizde. Yazmaya koyulmadan önce nasıl bir araştırma yapıyorsunuz, zira romanlarınızdaki olaylar gerçeklere dayanıyor…

Bütün romanlarım gerçeklere dayanıyor. Onları keşfetmek, çalışmalarımın önemli bir parçası. Bu gerçeklerle bağlantılı olan ve bu temelde hareket eden karakterler yaratıyorum. Genellikle üzerine yazmak istediğim konuyla ilgili mevcut tüm literatürü inceleyerek çalışmaya başlıyorum. Bu bazen zor ve karmaşık bir süreç halini alabiliyor, zira işin içine polis soruşturmaları ya da gizli dosyalar girebiliyor. Ardından yazdığım konuyla ilgili bilgisi olan insanlara başvuruyorum. Bazen gizli saklı yerlerde tuhaf görüşmeler yaptığım da oluyor. İşte bu, işimin heyecanlı yanı…

“Bugün maalesef 68 ideallerinden uzağız”

68 Kuşağı temsilcilerindensiniz. Bugünle o dönemin siyasi, düşünsel, iktisadi yapısını karşılaştırmanızı istesek ne derdiniz? Geldiğimiz noktayı nasıl görüp nasıl algılıyor ve yaşıyorsunuz?

Bugün Avrupa’nın her yerinde (tabii sadece Avrupa değil, her yerde) toplumsal ve siyasal eşitlikle demokrasi düşüncesinden yani 68 ideallerinden -ki hepsi daha eskidir- geriye gidiş sözkonusu. Politikaya perde arkasından yön veren birtakım güçler, açlığın, ayrımcılığın olmadığı, savaşların yaşanmadığı bir dünya idealini baltalıyor. Bu kesimler, herkesin sosyal ve kültürel zenginliklerden, ekonomiden eşit pay almasını da istemiyor. Almanya ve Avusturya’da yapılan son seçimlerde alınan sonuçları gördünüz. Bazı Avrupa ülkeleri giderek daha çok sağa kayıyor. Bunun topluma bir faydası yok, sonuçları da iyi olmayacak maalesef…

Schorlau_hf_4_VolkerSchrank

Bugünü ve geçmişi karşılaştırırsanız; daha iyi bir dünya mümkün müydü? Nerede hata yapıldı sizce?

Dünyayı geldiği ve olabileceği, olması gerektiği nokta olarak karşılaştırmaya çalışın. Aradaki mesafe, olması gerekenden uzağa düşüyor. Bu boşluk, hızla genişliyor. Yazarak bu boşluğu kapatmaya çalışıyorum. Şu an kötümserim ama uzun vadeli düşündüğümde iyimserliğimi koruyorum. İnsanlığın nihai olarak akılcılığı seçeceğine inanıyorum.

Eski polis, yeni dedektif Georg Dengler’i kendi sözlerinizle anlatmanızı istiyorum okurlarımıza. Onu yaratırken nelerden esinlendiniz, başkarakteriniz nasıl ortaya çıktı?

Georg Dengler, Wiesbaden’de polis dedektifiydi. Mavi Liste romanımda, istihbarat servisiyle yaşadığı çatışmayı aktarıyorum. Önemli bir soruşturmada istihbarat servisi bilgileri çarpıtıyor, şahitleri şantaj ve çeşitli manipülasyonlarla sindiriyordu. Bir karar vermeliydi Deng. Sessiz kalıp işine devam edebilirdi. O, istifa etmeyi seçti. O günden beridir de Stuttgart’ta özel dedektif olarak çalışıyor. Zorlu bir hayatı var. Sürekli olarak gizli birtakım güçlerin çıkardığı zorluklarla mücadele ediyor ama devlete olan inancını yitirmiş değil. Tipik bir Alman gibi, yetkili mercilerin eninde sonunda iyinin yanında yer alacağını düşünüyor. Bu düşünce yapısını düzeltmem için daha çok kitap yazmam gerekecek sanırım…

221B, Türkiye’nin ilk ve tek polisiye kültür dergisi. Böyle yayınları nasıl buluyorsunuz? Almanya’da var mı mesela sadece polisiyeyle yatıp kalkan bir yayın? Olsa takip eder miydiniz?

Derginiz gerçekten harika. Türkçe okuyamadığıma hayıflanıyorum.

“Umarım Dengler, günün birinde Türk televizyonlarına taşınır”

221B Dergi Sayı 1 KapakRomanlarınız sinematografik öğeler taşıyor. Eserlerinizin sinema veya televizyona uyarlanması için teklif aldınız mı bugüne kadar? Nasıl bakarsınız böyle bir teklife?

Romanlarım televizyona ve sinemaya uyarlandı, hatta Almanya’da büyük başarı kazandığını da söyleyebilirim. Bunun son örneği, Koruyan El uyarlaması. Dizi, 6 Kasım’da yayına başladı. Gizli bir de umudum var: Belki Türkiye’de bir yapım şirketi yöneticisi veya televizyon müdürü bu röportajı okur da Dengler’i Türk televizyonlarına taşır.

Siz kimleri okuyorsunuz, okudunuz bugüne kadar? Hangi yazar ve eserlerden etkilendiniz?

Elime gelen hemen her şeyi okuyorum. Çoğu zaman sistemli değilim ama o kitaptan veya filmden hoşlanmadıysam bitirmek için kendimi zorlamıyorum. Son dönemde Colson Whitehead’in Undergound Railroad adlı olağanüstü romanından çok etkilendim. ABD’deki kölelik dönemini anlatıyor…

Röportaj, 221B’nin 12. sayısında yayımlanmıştır…

Kapak fotoğrafı: Timo Kabel
Diğer fotoğraflar: Iker Schrank

Ufuk Kaan Altın

1974, İstanbul doğumlu. Uzun yıllar basın sektöründe çalıştı ama artık aktif gazetecilikten uzak. Gastronomi ve seyahat kitapları yazıyor. İyi bir okur, sıkı bir dizi izleyicisi. Polisiye diziler favorisi.

One Response to “Wolfgang Schorlau: Alman Derin Devleti, Nazi Eskileri ve Neo-Nazilerle Bağlantılı”

  1. canol kocagöz,

    Sevgili Ufuk

    Türkiyeli okuyuculara iyi bir tanıtım yaptığınıza inanıyorum.
    Yazar derin devletin ip uçlarını işlemiş üç romanında da

    Teşekkürler

    dostluklarımla.

    canol kocagöz

Bir yant bırakın