Barlas Omay, Devrim Kunter imzalı çizgi roman serisi Seyfettin Efendi’yi değerlendirdi. 221B Dergi 11. sayısından…

İstanbul’un kültürü ve tarihi açısından önem arz eden noktalarında, yere çizilen ve sanki bir ayini anımsatan şekillerin arasında kesilip parçalanmış cesetler bulunuyor peş peşe. Cinayetlerin birbirleriyle alakalı olduğunu düşünen Seyfettin Efendi, seri katili bulmak için Osman Paşa’yla görüşüyor ve İfşa-yi Sırr Teşkilatı davayı üstleniyor.

“Söyle bakalım bu tünellerin girişini biliyor musun?”
“Önce ben soracağım. Seyfettin ne demek?”
“Seyf-üd-din. Dinin kılıcı anlamına gelir.”

Başkahramanımızın adında yer alan bu kılıç, onu zihninde din ile bilimi tam olması gereken yerden kesiyor; yaratık gördüğünü iddia edenlere alkol kontrolü yapacak, cinleri sıfırla çarpacak, büyü diyenleri pi sayısının virgülden sonrasını ezberletmekle cezalandıracak karakterde bir hafiye Seyfettin Efendi. Hiçbir kanıtı ve ayrıntıyı atlamayan iyi bir gözlemci, ipuçlarını doğru şekilde yorumlayan ve başarılı karakter analizleri yapan bir kanun adamı. Ama bütün bu niteliklerine ve meziyetleriyle öne çıkan ekip arkadaşlarına rağmen bir türlü önüne geçemediği bir cinayet silsilesi var ve halk korku içinde. İstanbul’un çeşitli yerlerinde kanı boşaltılmış cesetler bulunuyor. Anlayacağınız üzere birinin köpekdişleri normalden çok uzun.

Şu ana kadar üç cilt yayımlandı

İstiklal Savaşı’nın yeni bittiği dönemde geçen Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları‘nın ilk cildi, ekip üyelerini okura tanıtma görevi gören bir vakayla açılıyor. Ekibin zeki lideri hafiye Seyfettin, yürüyen dağ pehlivan İsmail, doktor Aziz, dövüş ve silah uzmanı casus Esat ve icat ettiği makinelerle ekibe güç katan mucit Münevver, İfşa-yi Sırr Teşkilatı’nın nasıl çalıştığını ve ne tür vakalara atandıklarını güzel bir örnekle gösteriyorlar bize. Giriş bölümünün ardından teşkilatın kuruluşuna hızla göz atıp ana hikâyeye geçiyoruz.

yeditepe canavarıİstanbul’un kültürü ve tarihi açısından önem arz eden noktalarında, yere çizilen ve sanki bir ayini anımsatan şekillerin arasında kesilip parçalanmış cesetler bulunuyor peş peşe. Cinayetlerin birbirleriyle alakalı olduğunu düşünen Seyfettin Efendi, seri katili bulmak için Osman Paşa’yla görüşüyor ve İfşa-yi Sırr Teşkilatı davayı üstleniyor.

Hem yazar hem de çizer olarak Devrim Kunter’in birikimini ve yeteneğini yansıtan Seyfettin Efendi çizgi romanlarının bu ilk cildi Yeditepe Canavarı, vampirizmi konu alıyor. Ancak başkahramanımız, kendinden beklenecek şekilde -ki bence bu hikâyenin en güzel ayrıntılarından biri- elindeki kanıtların etkisine girip katilin gerçek bir vampir olduğunu düşünmüyor. Vampirleri taklit eden bir katilin peşinde olduğunu düşünerek hareket ediyor daima. Vampirlere inanmadığından değil, kendisinin de dediği gibi bilimde inanmamak diye bir şey yoktur.

“Sadece bu zamana kadar edindiğim bilgiler benim haklı olduğumu gösteriyor.”

Sıradışı cinayetlere rağmen oldukça sıradan bir katil-polis kovalamacası gibi başlayan hikâyenin bel kemiği vampir mi, taklitçi katil mi gizemi üzerinden giderken olaylara Cornivus Ailesi, Haşhaşiler hatta Ejder Tarikatı da dahil oluyor ve hikâyemizin komplosu, belediyelerimizin açtıktan sonra kapatmadığı çukurlar kadar derin, karanlık ve ceset kokan bir hal alıyor. İlk cildin finalinde Seyfettin Efendi’nin kadim dostu Aziz’e kafasına kurcalayan konuyu açmasıyla hikâyenin gerilimi ve merak unsuru yeni bir boyuta geçmiş oluyor.

hayırsız adaSeyfettin Efendi’nin maceraları, Yeditepe Canavarı‘nın ardından, 1910 yılında kuduzun önüne geçmek için onbinlerce köpeğin gönderildiği Sivriada’daki gizli deneyleri temel alan korkunç yaratık hikâyesi Hayırsız Ada ve günümüzde de çok sık duyduğumuz ve konuştuğumuz devlet içinde devlet konseptinin yer aldığı üçüncü cilt Tesla Silahı ile devam ediyor. Bu nedenle hikâyeye diğer görüşlerimi belirtirken üç cildi de göz önünde bulundurmam daha doğru olacak.

Seyfettin Efendi çizgi romanlarının birçok türü ve kültürü harmanlaması hikâyelerini zengin kılıyor. Ana karakterin Sherlock Holmes’e yakınlığıyla polisiyeye, efsaneleri ve tarihi olayları karanlık bir atmosferde sunarak Dark Horse Comics’in Hellboy ve B.P.R.D. serisine ve farklı yeteneklere sahip karakterlerin oluşturduğu ekip konseptiyle JLA/Avengers/The League Of Extraordinary Gentelman çizgi romanlarına göz kırpıyor. Fakat Seyfettin Efendi serisi, adı geçen eserlerin ucuz bir taklidi değil, tam tersine kaliteli bir iş. Bizim kültürümüzden beslenen öyküleri ve bu öykülerden esinlenilmiş hem yeni hem de iyi fikirleriyle çoğu kişinin severek okuyacağı bir seri Seyfettin Efendi. Devrim Kunter, hikâyelerin gizemini son sayfalara kadar koruyarak merak unsurunu diri tutuyor ve aksiyon pedalından ayağını hiç çekmiyor. Hızlı başlayan çizgi roman, bir solukta sonuna kadar keyifle okunuyor. Özellikle Seyfettin Efendi ile Doktor Aziz’in atışmalarını okumak inanılmaz keyifli.

Seyfettin Efendi ve Aziz dışındaki karakterler biraz havada kalmış

Şimdi… Büyüteci kadı kızına biraz yaklaştıralım.

teslaKahramangiller sitesindeki Adım Adım Çizgi Roman Yapımı bölümlerinde, karakterlerin geçmişinden bahsetmeyin diye öğütlüyor Devrim Kunter. “Önceden ne yaptıkları, ne yaşadıkları bizi ilgilendirmiyor,” diyor. “Bırakın karakter kendini anlatsın.” Aslında doğru bir düşünce ancak karakterin geri planda kalması veya çok tanıdık, sıradan bir tipleme olması uygulamaya geçildiğinde sorunların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Ayrıca bazı durumlarda karakterlerin geçmişini ve tecrübelerini bilmediğimiz için verdikleri tepkileri garipsiyoruz ister istemez.

Göze çarpan en büyük sorun, ana karakter Seyfettin Efendi ve onun kadim dostu Aziz dışındaki karakterlerin havada kalması. Sırayla gidecek olursak:

İsmail: Ekibin yeşil devi. Çok kuvvetli, iyi yürekli ama aklı biraz kısa ve o kadar. Bu tarzda bir karaktere kitaplardan, filmlerden, çizgi romanlardan o kadar aşinayız ki karakterle bağ kurabilmemiz için senaryonun bu karakteri daha çok işlemesi gerekiyor. Ekibe sadece kas gücü için dahil edilmiş olması, onu tekdüze kılıyor. Sadece kapı kırılacağı veya biri dövüleceği zaman devreye girip çıkıyor.

Esat: Başarılı casus, huysuz çocuk. Ya somurtuyor ya da laf atıp sataşıyor ve bu tavrı onu antipatik yapıyor. Ekibin bir parçası olmaya çalışmaktan çok, Beni de buraya zorla getirdiler modunda sürekli. Bilgi alma, takip, dövüş, atıcılık konusundaki yetenekleriyle sorunlu kişiliğinin birleşimi onu ilginç bir karakter yapıyor diye düşünülmüş olabilir ama Esat’ın tavrı, kendini sevdirebilen sert adamlar listesinde Tatar Ramazan veya Kirli Harry’den çok arka sıralara atıyor kendisini.

Münevver: Kıyafetleri ve teçhizatıyla steampunk kültürünü müthiş bir şekilde yansıtan mucit Steve “Münevver” Jobs, James Bond için Q neyse Seyfettin Efendi için de kendisi aynı görevi görüyor. Münevver, kadınların sadece yemek ve temizlikten ibaret olmadığını; çok farklı meziyetlerinin de olabileceğini gösteren güçlü bir karakter. Ayrıca Seyfettin Efendi’nin Münevver’in babasının ölümüyle de bağlantılı olduğunu öğreniyoruz bir noktada. Gayet güzel. Yalnız burada da şöyle bir sıkıntı var: Kendinden emin mucit başlığı dışında karakterin geçmişi, tecrübeleri, başarıları veya hayallerine dair hiçbir şey bilmediğimizden bazı tavır ve düşünceleri havada kalıyor. Her yere, parçalanıp iç organları yenmiş cesetler bırakan katili yakalamak için kendisini yem olarak kullanabileceklerini söyleyen Seyfettin Efendi’ye zerre kadar tereddüt etmeden, “Aaa! Tabii eminim çok heyecanlı olur. Kılık değiştiririm hem de,” gibi bir cevap vermesi, “X-O Manovar’ın zırhını mı giyiyorsun hanım, bu neyin rahatlığı,” diye düşündürtüyor insana. Daha öncesinde ne yaşadın, nelerle karşılaştın da bu kadar rahatsın?

Senaryoda karakterlerle ilgili en büyük sıkıntı, bu üç ismin hikâyede karakter değil, araç olarak yer almaları. Sorun çözmek demişken, ikinci ciltte çözümsüz kalan kahramanlarımızın yanında aniden bir çocuğun belirip “Abi bulamadığınız girişler şu tarafta,” dedikten sonra hikâyeden çıkıp gitmesi talihsiz bir senaryo hamlesi olmuş kanaatindeyim.

Belirtmekte fayda var, hikâye daha tamamlanmadı. Eminim Devrim Kunter de gelecek sayılarda bizi karakterlere ve hikâyeye daha da bağlayacak, kafalardaki soruları giderecektir. Şu ana kadar üç cildi yayımlanmış bir hikâyede böyle karakter bazlı hataların olmaması gerekir diye düşünmekteyim.

0001721464001-1 (2)Yerli çizgi roman adına gurur verici bir çalışma

Çizimlerin gerçekten çok başarılı olduklarını söylemek gerek. Dijital ortamda çizilen çizgi romanın görselleri yağlıboyayı andırıyor ve bu, çizgi romanlarda çok sık görmediğimiz bir teknik olduğundan Seyfettin Efendi’nin türdeşleri arasından sıyrılmasını sağlıyor. En önemlisi Devrim Kunter’in çizim tarzı, yazdığı hikâyenin atmosferini çok iyi taşıyor. Resimler, gerilim/korku içeren bölümlerde duyguyu okura aktarmada önemli bir rol oynuyor. Aynı durum detaylı çizilen cesetler ve mimikler için de geçerli. Gerçekten harika.

Baskı kalitesi, balonlama ve yazım için de olumsuz bir şey söylemek mümkün değil. Çizgi romanı sadece yazıp çizmekle kalmayıp aynı zamanda yayıncılığını ve dağıtımını da üstlenen Devrim Kunter, tek kişilik yayınevi olarak herkese örnek olacak bir iş çıkarmış. Hakan Tacal ve Yıldıray Çınar’ın Karabasan‘ından beri üzerinde ölü toprağı olan yerli çizgi romanın kendine gelmesinde büyük emeği olan Devrim Kunter’e bu gurur kaynağı eseri için teşekkür etmek gerekiyor.

Seyfettin Efendi ve Olağanüstü Maceraları polisiye, bilimkurgu, fantastik türlerden hoşlananların hiç tereddüt etmeden alıp keyifle okuyabileceği iyi bir çizgi roman. Elbette ufak hataları var ama meziyetleri olumsuz yönlerini fazlasıyla kapatıyor. Yerli çizgi roman adına gurur verici bir çalışma.

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın