Ezgi Özcan, karakter değil kanıt odaklı çarpıcı ve farklı polisiye Line Of Duty‘yi değerlendiriyor. 11. sayımızdan…

Nedir bu “Line Of Duty”nin alametifarikası derseniz, polislerin peşindeki polisler derim. Peki… Daha açıklayıcı olayım: İngiliz polis teşkilatının AC-12 biriminden bahsediyorum. Yolsuzluğa karışmış, suça bulaşmış, yozlaşmış polisleri soruşturmak için bir araya gelmiş bir komiser ve iki dedektifin oluşturduğu soruşturma ekibinden: Komiser Ted Hastings, Çavuş Steve Arnott ve Polis Memuru Kate Fleming.

Bambaşka bir evren yaratıp o evrenin kurallarını kendi koyan diziler vardır. Bir de halihazırda yaşadığımız düzenin kurallarını kendine kılavuz edinip hikâyesini bunun üzerine kuran diziler…

Yönetmeliklerin, anayasanın, politikanın her türlü yapıtaşı ve kaidesinin dramaya konu olması, bana diğer türlerden daha heyecan verici gelmiştir hep. Çünkü bunca yıldır senaryo yazarken gözlemlediğim şey şu: Verili bilgiyi hikâyenin, sahnenin içine yedirip yazmak, hikâyenin kendi kurallarını üretmekten daha zor. Tutarlılık ve gerçekliği tutturma kaygısı hâd safhadayken, bu değişkenler içinde dans edip hikâyeyi ilerletmek için yaratıcı çözümler bulmak bir yandan iş görüşmesi yaparken diğer yandan ağlayan bebeğinizi susturmak gibi. Bunun başarılı bir şekilde yapıldığını gördüğüm iki dizi vardı, Newsroom ve Borgen… Şimdi buna BBC 2’de yayınlanırken başarısıyla BBC 1’e transfer olan İngiliz polisiyesi Line Of Duty de eklendi.

p03mwpdj

Nedir bu Line Of Duty‘nin alametifarikası derseniz, polislerin peşindeki polisler derim. Peki… Daha açıklayıcı olayım: İngiliz polis teşkilatının AC-12 biriminden bahsediyorum. Yolsuzluğa karışmış, suça bulaşmış, yozlaşmış polisleri soruşturmak için bir araya gelmiş bir komiser ve iki dedektifin oluşturduğu soruşturma ekibinden: Komiser Ted Hastings, Çavuş Steve Arnott ve Polis Memuru Kate Fleming.

Devlet mekanizması, kişilerin hayatını nasıl etkiler?

“Ekonomik ve siyasi örgütlenmeye farklı gözle bakma eğilimimiz var. Ekonomistler olarak ekonomiye baktığımızda, kendine has kuralları olduğunu söyleriz. ‘Şunu değiştirsek ne olur?’ diye sorarız ve sonunda piyasadaki insanların kendi çıkarları için çalıştıklarını teslim ederiz. İşçi, en yüksek maaşı almaya çalışacak, tüketici en düşük fiyatı bulmaya çalışacak, işveren en iyi anlaşmayı yapmaya çalışacak, üretici kârını maksimize etmeye çalışacaktır. Fakat siyasi olana daha farklı bakma eğilimindeyiz. Şöyle deriz: ‘Toplumsal açıdan baktığımızda doğru olan nedir, bunu düşünelim. Ve yurttaşlarımızı buna oy vermeye ikna edelim. Oylar verildikten sonra istediğimiz sonuçları alırız.’ Fakat muhakkak ki farklı bir bakış açısı geliştirmemiz gerekiyor. Siyasi alanda da insanların insan olduklarını ve kendileri için en iyisini yapmaya çalıştıklarını kabul etmeliyiz. Siyasiler, işadamları gibi aldıkları oyları maksimize etmeye ya da seçilecekleri oy sayısına ulaşmaya çabalar. Siz ya da ben o konumda olan herhangi biri de kendi çıkarını düşünecektir.”

Nobel ödüllü ABD’li ekonomist Milton Friedman’ın sosyal devlet anlayışının eksiklerine dair yaptığı bir konuşmadan da alıntıladığım gibi işçiler, siyasiler, işadamları, tüketiciler, herkes elde ettiklerini elinde tutup pozisyonlarını daha iyiye çekmenin yollarını ararken aynı mantık, bir kamu görevlisi olan polis için geçerli olabilir mi? Teorik olarak vatandaşın merkeze alındığı, devletin her mekanizmasıyla bireyin hayatını kolaylaştırmaya yönelik çalıştığı bir sosyal devlet sisteminde polis, kendi çıkarını düşünebilir mi?

Bu sorunun cevabı için önce sosyal devlet ya da diğer adıyla refah devletinin tanımına bakalım: “Refah devleti ya da sosyal devlet, minimum düzey ötesinde vatandaşlarının refahı için birincil sorumluluk kabul eden devlet kavramı olup, devletin vatandaşlarının iktisadi ve sosyal esenliklerinin korunması, teşvik edilmesinde ana rol oynamasını önerir. Devlet, vatandaşlarının refahı için başta gelen birinci merci ve mesuliyet yükü taşıyan kurumdur.”

En azından anayasal düzlemde sosyal devlet çatısı altında yaşayan vatandaşlar olarak (ve tabii İngiliz vatandaşları adına da bu cümleleri kurmayı bir borç bilirim), hayatımızın her alanına değen devlet mekanizmasının kişisel hayat hikâyelerimize ne kadar doğrudan etkide bulunduğunu anlamamıza yardımcı olması için şimdi sorumuzu Line Of Duty‘ye yönlendirelim.

yeni

Steve Arnott, terörle mücadele biriminde görev yapan bir çavuştur. İlk bölümün açılış sekansında silahlı bir operasyonu yönettiğini görürüz. 2 haftadır gözetim altında tutulan bir evde, müslüman teröristlerin olduğu ve bomba imal ettikleri anlaşılmıştır. Karargâhtan, gerektiğinde saldırganları ölü ele geçirmek için emir gelir. Operasyon başlar. Silahlı birimler basılacak evin önüne gelirler. Kapının camından içeriye baktıklarında, bir adamın arkasını dönmüş intihar yeleği giydiğini görürler. Silahlı polis olduklarının uyarısını yapmadan içeri dalıp şüpheliyi anında vururlar. Ancak çok trajik bir hata olduğunun anlaşılması saliseler alır. İntihar yeleği sanılan şey aslında ana kucağıdır. Adam, o esnada bebeğini kucağına yerleştirmeye çalışmaktadır. Bebek kucağındayken adam vurulmuştur. Bebeğin annesi çığlık çığlığadır. Bebek şok içinde az önce ölmüş babasının kucağında ağlamaktadır. Terörle mücadele ekipleri neye uğradığını şaşırmış haldedir. Operasyonu yöneten Steve Arnott hızla olay yerine koşar. Kapı numarasının çivisi düşmüş, kapıdaki rakam ters dönmüştür. Yani yanlış eve baskın yapılmıştır. Asıl basılması gereken evdeyse kimse yoktur. Şüpheli teröristler kaçmıştır. Arkalarında sadece duvardaki Arapça yazıları bırakmışlardır.

Olay, İngiliz polis teşkilatı ve kamuoyu için bir skandaldır. İş, hemen mahkemeye taşınır. Terörle mücadele biriminin başındaki üst düzey yetkili, bunu sadece bir operasyon hatası olarak görmektedir. Operasyondaki bütün polislere aynı yazılı ifadeyi vermelerini emreder. Tabii ki bu ifadeyi de kendi dikte ettirmiş, polislerini koruyacak şekilde kurgulamıştır. Operasyonun sonucu trajik olmuştur evet ama bu, terörle mücadelenin görüntüsüne zarar vermemelidir. Polis imajının mutlaka korunması lazımdır. Dediğini bir tek Steve Arnott yapmaz. Yaptıkları hata bir insanın hayatına mal olmuştur. Ona göre polisin hatasını kabul edip özür dilemesi gerekmektedir. Amiri onu bu tavrından dolayı derhal sürgün eder. Steve’in artık terörle mücadeledeki işi bitmiştir.

line-of-duty-1Ancak ona hiç beklemediği bir birimden iş teklifi gelir. Anti-Corruption-12 yani AC-12’den Komiser Ted Hastings, Steve’i hatasını örtmeyen ve kendini görevinden önceye koymayan tavrından dolayı özel olarak bu birime istemiştir. Artık yolsuzluğa bulaşmış, hatalarının üzerini örten, mesleğini çıkarları için kullanan kirli polislerin soruşturmalarını beraber yürüteceklerdir. Bundan sonraki ortağı da genellikle gizli görevlerde, kimlik değiştirerek yer alan polis memuru Kate Fleming olacaktır.

Polislerin denetim mekanizmasının yine polis olduğu bu sistemde, hem bireysel hem etik ikilemler ve tartışmalar birbirini kovalar. En büyük etik ikilemiyse Komiser Hastings’in ağzından duyarız: “Biz halkı koruyoruz. Ve bu bazen onları kendi memurlarımızdan korumak anlamına geliyor.”

Steve’in AC-12’de işe başlamasından 3 yıl sonra, yani 3. sezonun ilk bölümünde, başka bir terörle mücadele biriminin brifing odasındayız. Az sonra yapılacak silahlı operasyon için ekiplere gerekli bilgilendirmeler yapılmakta. Şüphelinin fotoğrafı, hangi suçlara bulaştığı ve kaçabileceği muhtemel güzergâhlar tek tek anlatılmakta. Operasyon başlarken bütün polislerin aldığı silahlar, kullandıkları mermiler bile kayıt altına alınmakta. Beş tane terörle mücadele ekibi, siyah minivanlarıyla Londra sokaklarına doğru yola çıkmakta. Silahlı olduğu ve şiddet kullanabileceği belirtilen şüphelinin, başında Danny Waldron’un bulunduğu ekibe doğru hareket ettiği tespit edilir. Ekip anında harekete geçer. Hızlı bir takip sonucu ekip, şüpheli aracının önüne kırıp onu sıkıştırır. Şüpheli kaçmaya başlar. Normalde Danny Waldron’un ekibiyle ortak hareket etmesi gerekmektedir ancak öyle yapmaz. Herkesten önce şüphelinin peşinden koşar. Ekibi arkasından seslenip beklemesini de söylese de nafile… Danny sonunda şüpheliyi bir çıkmazda kıskıvrak yakalar. Şüpheli direnmez. Hemen silahını bırakıp ellerini kaldırır. Danny’nin onu kelepçeleyip haklarını okuyacağını zannederken, birden göğsüne üç el ateş edip öldürmesiyle şok oluruz. Ekibi olay mahalline geldiğinde artık çok geçtir. Danny’nin neden bunu yaptığını anlamaya çalışırlarken, Danny hepsini zorlar. Herkes sanki burada bir çatışma çıkmış gibi ateş edecek, ortamda tutarlı kanıtlar bırakacaktır. Ekibindeki herkes başta buna muhalefet etse de Danny’nin tehditleriyle buna mecbur kalırlar. Şüpheli onlara ateş etmiş, ekip de ateş açmış gibi bir mizansenle silahlarını ateşlerler. Artık hepsi suç ortağıdır.

Adli tıp bulguları ve görgü tanıklarının ifadeleriyle, Danny Waldron ve ekibinin verdiği yazılı ifadeler arasında tutarsızlıklar, şüpheli durumlar vardır. AC-12 bu olayın soruşturmasını devralır. İngiliz Polis Teşkilatı’nda ateşli silah gücünün kullanılması çok ayrıntılı yönetmeliklerle sınırlandırılmışken bir şüphelinin öldürülmesi çok büyük bir olaydır. Danny Waldron ve ekibi, en küçük ayrıntıya kadar sorguya çekilirken Waldron’un anlam veremediğimiz başka saldırgan tavırlarını da izleriz.

p01rk0bm

Bu şüpheli durumu içeriden, gizlice soruşturmak gerektiğini düşünen AC-12 ekibi, memur Kate Fleming’e kimlik değiştirterek malum terörle mücadele ekibinin içine sokarlar. İçeriden istihbarat edinmeye çalışan Kate, aynı ekiple çıktığı bir silahlı operasyonda beklenmedik bir olayla karşı karşıya kalır. Kate ve Danny, operasyon yapılan evin kapısında şüphelileri tutuklarken, ekibin geri kalanı üst katta başka kimse olup olmadığına bakmaktadır. Birkaç dakika sonra Danny’ye telsizinden üst kata gelmesini söylerler. Kate aşağıda şüphelilerin başında beklerken yukarıdan bir el silah sesi gelir. Kate aceleyle yukarı koşar. Danny şahdamarından vurulmuş, yerde yatmakta, oluk oluk kan kaybetmektedir. İşin garibi ekiptekilerin hiçbiri Danny’ye ilk yardım uygulamamakta, sadece can çekişmesini izlemektedir.

Kate elinden geleni yapsa da Danny ölür. Ekibin geri kalanı Danny’nin intihar ettiğini söylese de bu şaibeli duruma AC-12’nin hiçbir memuru inanmaz. Ancak ellerinde bir kanıt da yoktur. Danny Waldron’un evinde yaptıkları aramada, geçmişine dair birkaç bulgu ele geçirirler. Bir de üzerinde Steve Arnott yazan boş bir zarf… İpuçları, ekibimizi Danny’nin başka polisler tarafından karartılan hayatına doğru bir yolculuğa çıkaracaktır.

0001721464001-1 (1)Karakter değil kanıt odaklı

Şimdiye kadar 4 sezonu çekilen Line Of Duty, karizmatik ve seksi dedektifleriyle değil, kısa boylu, biraz göbekli, gerçek hayat dertleriyle uğraşan gösterişsiz polisleriyle dikkat çekiyor. Çekim tekniği açısından da sadece derdini anlatmayı kendine görev edinmiş açıları ve görüntü estetiğiyle tamamen hikâyeye odaklanmamızı sağlıyor. Karakterlerin özelliklerinde değil, olay takibini sağlayan çok önemli ayrıntılar ve kanıtlar içinde kendimizi kaybediyoruz. Dizinin ilk 5 dakikasında çözülecek davayı bize izletip bu 5 dakikanın altı bölümü içinde barındıracak olay takibine nasıl gebe olduğunu anlatan bir senaryo formülasyonu var.

Vergisi gerek gelirlerinden zorla alınan, gerek her türlü katma değer payıyla tükettiklerinden tahsil edilen biz sade vatandaşa, bu vergilerle finanse ettiğimiz polis teşkilatının konumunu, sorumluluklarını ve hayatımızdaki etkisini fazlasıyla sorgulatan bir dizi Line Of Duty. Sosyal devlet geleneğinin geliştiği ülke olarak tanımlayabileceğimiz İngiltere’deki olaylar, Türkiye’de olabileceklerden çok da farklı değil. Çünkü insan faktörü her yerde. Ancak gelişen olaylara geliştirilen yaklaşıma bakınca, devlet geleneğimizden utanmamız için ne kadar çok sebebimiz olduğunu Line Of Duty bize bir kere daha hatırlatmakta.

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın