Tüm zamanların en popüler kültür ikonlarından Sherlock Holmes, 100 yılı aşkın süredir 200’ü aşkın filmde, 70’den fazla aktörle beyazperdede boy gösterdi. Sevin Okyay, sinemadaki Sherlockları anlatıyor. Sherlock Holmes’ü kapağımıza taşıdığımız 7. sayımızdan…

Sir Arthur Conan Doyle’un hafiyesini adlı adınca sunan ilk film, tek bobinlik Mutaskop makinesinde gösterilen, 30 saniyelik, 1900 yapımı “Sherlock Holmes Baffled”dı. Aynı zamanda kaydı olan ilk dedektif filmidir. İlk Holmes’ü ve ona musallat olan hırsızı oynayan aktörlerin adları bilinmiyor. Yıllar boyu kayıp sanılan filmin 1968’de Kongre Kütüphanesi’nde bir baskısı bulunmuştu.

Guinness Rekorlar Kitabı’nın da doğruladığı gibi Sherlock Holmes, en fazla canlandırılan film karakteri. 200’ü aşkın filmde 70’den fazla aktör onu oynadı.

Sherlock Holmes, bazı yönlerden ona benzeyen meslektaşı Hercule Poirot gibi kitap sayfalarıyla yetinmemiş, sinema perdesi, televizyon ekranı, tiyatro sahnesi ve özellikle radyoda da egemenliğini ilan etmiştir. BBC Radyo 4, bütün Sherlock Holmes hikâyelerini oyunlaştırır. Clive Merrison ile Michael Williams’ın sesleri de Holmes ile Dr. Watson’a can verir. Hatta en fazla uyarlaması gerçekleştirilmiş kurmaca karakter olduğu bile söylenir.

Sherlock Holmes Baffleddan bir sahne...
Sherlock Holmes Baffled’dan bir sahne…

İlk Sherlock Holmes filmi, 1900’de çekildi

Ama tek başına ses ne kadar etkili olsa da sinema perdesindeki görüntü kadar insanı etkilemez tabii. Sherlock Holmes ile Dr. Watson, sesleri ve görüntüleriyle sinema perdesine gelmeden önce de kısalı uzunlu sessiz filmlerle Holmes hayranları karşısına çıkmışlardı. Bu filmlerden biri de Arthur Berthelet’in yönettiği, 1916 yapımı Sherlock Holmes. Arthur Conan Doyle’un dedektifini, onu sahnede canlandıranların en meşhuru olan tiyatro kökenli aktör, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni William Gillette oynuyordu. Sherlock Holmes, Gillette’in 1899 yapımı aynı adlı oyunundan uyarlanmıştı. Bu filmin bütün kopyalarının kaybolduğu sanılıyordu ama Ekim 2014’te, Fransa’da bir film arşivinde bir kopya bulunduğu müjdelendi.

Sir Arthur Conan Doyle’un hafiyesini adlı adınca sunan ilk film ise, tek bobinlik Mutaskop makinesinde gösterilen, 30 saniyelik, 1900 yapımı Sherlock Holmes Baffled‘dı. Aynı zamanda kaydı olan ilk dedektif filmidir. İlk Holmes’ü ve ona musallat olan hırsızı oynayan aktörlerin adları bilinmiyor. Yıllar boyu kayıp sanılan filmin 1968’de Kongre Kütüphanesi’nde bir baskısı bulunmuştu.

1970’lere kadar kayboldu gözüyle bakılan bir diğer Sherlock Holmes filmi ise en beğenildiği ilk dönem rollerinden birinde genç John Barrymore’u sunuyor bize. Yöneten Albert Parker, Dr. Watson’ı oynayan Roland Young ile William Powell ise ilk sinema rollerinde. Süper dedektif Sherlock Holmes, uluslararası bir skandala karışmasın diye genç bir prense yardım ediyor. Bu Amerikan filmi, Birleşik Krallık’ta Moriarty adıyla gösterime girmişti. Onlarca yıl boyunca kayıp diye bilinen film, 70’lerin ortasında bulundu ve George Eastman House tarafından restore edildi.

John BarrymoreArthur Conan Doyle, Sherlock’u öldürünce…

Holmes ile Poirot birbirlerine benzerlerdi dedik. İkisi de zekiydi; somut kanıt peşinde koşmadıkları gibi, iş peşinde de koşmazlardı, işler ayaklarına gelirdi. İkisinin de evlerinden çıkmadan bir vakayı çözebildikleri söylenirdi. İkisinin de yazarları onlardan bıkıp kurtulmak istemişti. Agatha Christie, bu yaşlı Belçikalı dedektiften sıkıldığı için, Arthur Conan Doyle da Holmes’ün daha ciddi kitaplar yazmasına engel olduğunu düşündüğünden. Olmadı ama… Doyle, hafiyesini can düşmanı Profesör James Moriarty ile kapıştırdı. İkisi de Reichenbach Şelalesi’nden düşüp öldüler. Okurlar kıyameti kopardı, hakaret ettiler, tehdit bile savurdular. Sonunda Doyle, Boş Ev‘i (The Adventure of the Empty House) yazarak Sherlock’u diriltti. Agatha Christie ise, Doyle’un aksine kahramanı popülerliğini koruduğu sürece onu öldürme isteğine karşı koydu.

Doyle, aslında kahramanını yaratırken bugünlere geleceğini düşünmemişti. 1886’da, henüz 27 yaşında bir doktor ve adını pek duyuramamış bir yazarken, bilimsel gözlem ve tümdengelimli akıl yürütmeyle suçluları yakalayan bir dedektif hakkında bir roman yazmayı düşündü. Sherlock Holmes böylece, neredeyse sinemayla aynı zamanda doğdu. Son hikâyeler 1927’de yayımlandığında hem Avrupa hem de Kuzey Amerika’da tanınmış, çeşitli ülkelerde filmleri yapılmış bir dedektif olmuştu bile. Ancak ses, sinemaya girdikten sonra Holmes uyarlamaları, daha çok İngilizce konuşulan ülkelerden geldi. O zamandan bugüne uyarlamaların en ilginç yanları ise, Basil Rathbone’un savaş yılları Holmes’ünden günümüzün aksiyon filmi kahramanı Robert Downey Jr. Holmes’üne kadar, onu dönemine uyacak şekilde değiştirmeleridir.

Onlarca yıldır herkes, ya kendi beğendiği filmleri ya da beğenilen filmleri (ona bakarsanız plakları, kitapları, kişileri vb.) seçerken ya 10’lu ya da 5’li listeler yapmayı huy edinmiş. Sherlock Holmes’e hayat veren aktörlerle Holmes filmleri de bu listeleme merakından kaçamadı. Aralarında hiç ihtimal vermediğimiz (daha doğrusu tanımadığımız) insanlar da var, filmler de. Sinemada ve TV’de Sherlock Holmes’ü oynayan kişiler de çoğu listede birbirine karışmış.

Jeremy Brett
Jeremy Brett

Jeremy Brett, kendini Sherlock’a öyle bir adamıştı ki

İsterseniz önce oyunculardan başlayalım. Lütfen kendinizden emin bir şekilde arkanıza yaslanıp yüzünüzde hafif bir tebessümle “Robert Downey Jr. mı yoksa (televizyonda oynamasına rağmen) Benedict Cumberbatch mi?” diye düşünmeyin. Cumberbatch, modern bir Sherlock Holmes’ü fevkalade bir şekilde canlandırmasıyla uluslararası bir yıldız haline gelerek perde/ekran ayrımını ortadan kaldırmış gibi dursa da, daha çok ikinciliği hak etmiş gibi görünüyor. Bir numara mı kim? Jeremy Brett. Onu seçenlerden biri, “Özgün olanı yenemezsiniz,” diyor. “Ve Brett’in de hiçbir şeyi eksik değildi.” Gerçekten de Jeremy Brett çok iyi bir aktördü; üstelik Holmes’e benziyordu da. 1984’ten 1994’e kadar 10 yıl içinde Holmes’ü 41 kez oynadı. Manik depresif olması, onu bu rolde daha da inanılır kılıyordu. Hatta en inanılır Holmes oydu derler. Karakteri öyle kafasına takmıştı ki, bazen metot oyunculuğunu aşırıya vardırırdı. Holmes’e kendini adamasının, 1995’deki erken ölümüne de sebep olduğu söylenir. Öyle olsa da olmasa da, Jeremmy Brett’e en mükemmel Holmes diyenler çoğunluktadır.

Doğrusu büyük başarı. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz ve Guinness Rekorlar Kitabı’nın da doğruladığı gibi Sherlock Holmes, en fazla canlandırılan film karakteri. Hatta bunların içinde, 125 yılı geride bırakmış danışman dedektifin (Holmes kendine böyle demeyi tercih ederdi) 93 yaşında bir versiyonunu oynayan Sir Ian McKellan bile var.

Kısacası, Sherlock bugün de sağ salim, keyfi yerinde, büyük bir ihtimalle şimdiye kadar olduğundan daha da popüler.
İlk defa yazılı-basılı olarak 1887’de ortaya çıktı. Sir Arthur Conan Doyle, onun kahramanı olduğu dört roman ile 56 hikâye yazdı. Holmes okurları onu canlı olarak önce tiyatroda, William Gillette’in oyunu Sherlock Holmes ile tanıdılar. O gün bugündür sahne, ardından beyazperde ve nihayet televizyonda okurlarının, hayranlarının karşısına çıktı. Söylemeye gerek yok, pek çok meşhur ve yetenekli aktör onu oynamayı üstlendi: Charlton Heston, Christopher Lee, Michael Caine, Robert Downey Jr. gibi.

Basil Rathbone ve Benedict Cumberbatch, ilk 3’te

10’dan 1’e giden bir listede 10 numarada Nicol Williamson’ı görüyoruz. 1976 yapımı The Seven-Per-Cent Solution‘da üstadı oynamıştı. Williamson dışında filmin bir özelliği de, Arthur Conan Doyle tarafından değil de Nicholas Meyer tarafından yazılmış olmasıydı. O meşhur yüzde 7 solüsyon yani kokain psikozu için Dr. Sigmund Freud (Alan Arkin) tarafından tedavi ediliyordu. Williamson da bu sayede o güne kadarkilerden daha çılgın bir Holmes oynamayı başarmıştı. Ne yazık ki bir daha oynamadı. Herbert Ross’un yönettiği filmin Profesör James Moriarty’si ise Laurence Olivier’ydi.

Nicol Williamson
Nicol Williamson

Bu liste 3’ten 1’e Basil Rathbone, Benedict Cumberbatch ve elbette Jeremy Brett ile bitiyor. İlk kez 1959’da Hound of the Baskerville’s/Baskerville’lerin Köpeği/Baskerville Laneti ile Holmes’ü oynamaya başlayan Cushing, Doyle’un yarattığı karaktere çok yakın bir karakter yarattı. Hem sinemada hem TV’de onu canlandırdı. Christopher Plummer ise soğuk ve mesafeli bir entelektüel olan Sherlock Holmes’ü iki filmde; Silver Blaze (1977) ve Murder by Decree‘de (1979) duygusal ve insancıl biri olarak oynamasıyla hatırlanır. James Mason da Dr. John Watson’ı sakar ve yarım akıllı olmaktan bu filmde kurtarmıştı. Benim Holmes olarak ne yazık ki hiç izlemediğim Rus aktör Vitaly Livanov ise 70 ve 80’lerde Rus televizyonundaki sekiz Holmes filminde büyük başarı kazandı. Pek çok sinemacı, onun gelmiş geçmiş en iyi Sherlock Holmes olduğunu söyler. Doyle’un kızı Jean Conan Doyle da bir keresinde babasının Livanov’un Holmes’ü oynamasını tasvip edeceğini söylemişti. Hatta aktör, İngiliz Kraliyet Onur Nişanı bile almıştır. Biz bu isimlere 47 sessiz Sherlock Holmes filminde hafiyemizi oynayan Ellie Norwood ile Steven Spielberg’ün yönettiği Young Sherlock Holmes’un başrol oyuncusu genç Nicholas Rowe’u da ekleyelim.

Basil Rathbone
Basil Rathbone

Holmesların Holmes’ü!

Ancak çoğu kişiye göre Holmesların Holmes‘ü olma şerefi, Basil Rathbone’a aittir. Aktör, 1939-1946 yılları arasında 14 Sherlock filminde oynadı. II. Dünya Savaşı’nda da o ve Dr. Watson’ı oynayan Nigel Bruce, Nazileri köşe bucak kovalarlardı. Rathbone, avcı şapkası ile pelerin saltanatını kurdu, Hound of the Baskervilles‘in 1939 versiyonundaki oyunuyla da kendinden sonra gelenlere örnek oldu. İnsancıl, centilmen hatta hoş Holmes’ünü radyoda da 200’ü aşkın kere oynadı. The Hound of the Baskervilles‘in her iki versiyonunun da en iyi Sherlock Holmes filmleri arasında yer aldığını söyleyelim. 1959’daki Peter Cushing, André Morell, Christopher Lee’li versiyonu, bir Hammer yapımı olduğu için hayli korku filmi özelliği de taşır.

0001686072001-1 (1)Başka neler var? 20. yüzyıl sonlarının Manhattan’ında kendini Holmes sanan akli dengesi bozuk bir hâkim (George C. Scott), onu tedavi eden kadın psikiyatrın (Watson olarak Joanne Woodward) başrollerde olduğu They Might Be Giants, Rathbone ve Bruce’lu The House of Fear, kahramanlarımızın Kanada’da bir esrar peşinde koştukları The Scarlet Claw örneğin.

Sherlock Holmes bitmez tükenmez bir hazine sandığı sanki. Elinizi içine her attığınızda başka bir şey bulursunuz. Ben sonbaharda dergimizin adını aldığı eve (şimdi Sherlock Holmes Müzesi) gittiğimde ürpererek hissetmiş ve çok mutlu olmuştum. Capcanlı karakterleri, katilleri, Victoria devri hatırası atmosferi ve eşyalarıyla işte bir Holmes dünyası. Kapıda şapkasıyla ve bekçisiyle fotoğraf çektirmek mümkün. O avcı şapkasından bir tane edinmek de. Orijinalinin tıpkısı gibidir. Yalnız aman dikkat: Hediyesi 45 sterlin!

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.

Bir yant bırakın