Fransız polisiyesi La Mante, farklı, özenli ve derinlikli bir seri katil öyküsü. Altı bölümlük dizide, çoğu polisiyede hızlıca geçilen pek çok başlık, Fransız polisiyelerinin geleneğine uygun şekilde işlenmiş; yavaşça ve özenli. İki seri katilin vahşi cinayetler işlemesine neden olan toplumsal ve bireysel koşulları derinlemesine aktarıyor dizi. En büyük hüneriyse, belki de izledikten sonra bile bazı soruları sormanızı sağlaması…

Netflix’te yayınlanan La Mante/Peygamberdevesi, 1’er saatlik altı bölümde ilginç iki seri katilin öyküsünü anlatıyor. Peygamberdevesi, 90’lı yıllarda Fransa’da peş peşe cinayetler işledikten sonra yakalandığında, aslında tutuklanması için polisin elinde sadece bir cinayetten delilinin olduğu bir seri katil. Polisle bir anlaşma yapıyor, işlediği cinayetleri kabul etmesi karşılığında tek bir isteği var; kimliğinin gizi tutulması ve küçük oğlunun soyisminin değiştirilmesi. Böylece çok sevdiği oğlunun hayatı, işlediği seri cinayetler nedeniyle mahvolmamış olacak. Düşündüğü gibi oluyor, oğlu Damien’in soyismi değişiyor ve dedesiyle yaşamaya başlıyor.

Kopya cinayetler, aslını işleyene sorulursa

Ve günümüz… Paris’te üçüncü cinayetini işleyen yeni seri katil, Peygamberdevesi’nin 25 yıl önce işlediği cinayetleri, birebir taklit ediyor; hem de basına sızmayan, hatta savcı, hâkim, polis ve Peygamberdevesi dışında kimsenin bilmesinin mümkün olmadığı bazı ayrıntılara hâkim olduğunu göstere göstere. Bu yeni seri katille ilgili soruşturmayı yürüten, yıllar önce Peygamberdevesi’ni yakalayan ve anlaşmayı yapan Dedektif Feracci. Üçüncü cinayetle ilgili haberler yayıldıktan sonra Feracci, Peygamberdevesi’nin cezaevinden gönderdiği mektubu alıyor: “Sana yardım edebilirim.”

Bu ana kadar Peygamberdevesi’nin kadın mı erkek mi olduğunu bilmiyoruz, Fransızların yıllardır bilmediği gibi. Gizlilik anlaşması gereği Peygamberdevesi, Fransız basını ve yurttaşları için tamamen gizemli bir seri katil. Cezaevine giden dedektifin karşısında Jeanne duruyor. Kendinden emin, ne istediğini bilen ve duygularını göstermeyen bir kadın. 25 yıl önce o korkunç cinayetleri işleyen ve polis sorgusunda sakince itiraf eden Peygamberdevesi, işte o.

Jeanne’ın taklitçinin yakalanmasına yardım etmek için iki şartı var: Soruşturma boyunca ev hapsinde olmak ve soruşturma hakkında yalnızca bir kişiyle; oğlu Damien’le konuşmak. Ferraci için bu isteklere sırtını dönüp gitmek pek mümkün değil. Paris halkında yükselen korku ve ellerinde tek bir delil olmaması, Jeanne’ın isteklerini kabul etmesini zorunlu hale getiriyor.

la1Damien’ın zor kararı

Damien, başarılı bir polis; tutkuyla bağlandığı Lucie ile evli ve Lucie’nin önceki evliliğinden küçük kızlarıyla birlikte yaşıyorlar. Genelde aylarca gizli görevde olduğundan evine her akşam gelememesini saymazsak evliliğinde tek bir sorun var; Damien’ın kesinlikle çocuk sahibi olmak istememesi. Damien, annesinin seri katil olduğunu sadece Ferraci ve onu yetiştiren dedesiyle konuşabiliyor. Annesine ve onu terk ettiğini bildiği babasına karşı büyük bir öfke duyuyor; sadece öfke değil, biraz da korku. Annesinin seri katil olması, babasının onu terk etmesi, ebeveyn olmaması gerektiğini inandırmış Damien’ı. Asla baba olmaması gerektiğine inanan Damien açısından bunun nedenlerini çocuk isteyen Lucie’ye açıklamak çok zor.

Annesini cezaevinde bir kez bile ziyaret etmeyen, asla onunla haberleşmeyen Damien için soruşturmaya dahil olmak, üstelik soruşturmayı annesiyle yürütmek, kolayca kabul edeceği bir teklif değil. Kabul etmesini tetikleyen, sadece görev bilinci ve katilin yakalanabileceğine inancı değil. Evet, elbette bir ölçüde bunlar ancak annesinin yıllar önce polisteki itiraf sorgusunu izlemesi, annesine karşı nefretiyle babasına ne olduğunu öğrenme isteğini aynı oranda artırıyor.

la3En büyük hüneri, bittikten sonra bile insana soru sordurması

Damien’ın görevi kabul etmesi ve Jeanne’ın cezaevinden çıkartılıp gizli bir eve (ev demek biraz ayıp olacak, zira müthiş bir manzaranın içine kurulmuş koca bir yapıdan bahsediyoruz) getirilip başına da bir polis konulmasıyla soruşturmanın boyutu değişiyor. Bu andan sonra altı bölüm boyunca temposu doğru kurulmuş bir polisiyeyle taklitçi seri katilin nasıl yakalandığını izliyoruz.

La Mante‘un iyi bir polisiye olmasının nedenleri ortada; matematiğinin doğru kurulması, merak duygusunu canlı tutması ve tam da “Evet, taklitçi bu,” dediğimizde o kişinin aslında başka bir nedenle birtakım adımları attığını anlamamız ama çoğu polisiyede hızlıca geçilen pek çok başlık, Fransız polisiyelerinin geleneğine uygun şekilde işlenmiş; yavaşça ve özenli. La Mante, iki seri katilin vahşi cinayetler işlemelerine neden olan toplumsal ve bireysel koşulları derinlemesine aktarıyor. Hatta bazen Peygamberdevesi’ne empati duymanızı sağlayacak kadar net bir biçimde. Bununla da kalmıyor; en büyük hüneri, belki de izledikten sonra bile bazı soruları sormanızı sağlaması…

Bir anne ve oğulun arasındaki ilişki, bir davanın iki ayrı tarafında olmalarına rağmen düzelebilir mi? Ailenizle ilgili bildiğiniz pek çok şeyin koca bir yalan olduğunu öğrendiğinizde Damien gibi davranabilir misiniz? Yıllarca başınıza zaten en kötüsünün geldiğini düşünüyorsunuz, anneniz seri katil, babanız sizi küçükken terk edip gitmiş, aileniz dedeniz olmuş. Peki gerçekler, bundan çok daha kötüyse, aileniz artık kim olacak? Belki de evliliğinizi bitireceğini düşündüğünüz, sizin elinizde olmayan ama sizinle ilgili bir gerçeği aşkla bağlandığınız ve hayatı paylaştığınız kadından saklamak, yalan söylemek değil mi? Hızlı bir karar vermeniz gerektiğinde nefretinizle mi aklınızla mı yola çıkacaksınız?

La2Söyleyeceği sözü olan polisiyelerin artması dileğiyle

La Mante, altı bölümde bunları da düşünmenizi sağladığı için iyi bir dizi bence. Evet, anlamsızca koşturan polisiyelerden değil; çünkü derinliği ve temposu arasındaki uyum doğru kurulmuş. Üstelik Jeanne rolünde izlediğimiz Carole Bouquet, Damien’e hayat veren Fred Testot, duru ve duygularını geçiren oyunculuklarıyla hayran bırakıyor. Dizinin müzikleri de ritme, işin ruhuna çok uygun.

La Mante, seri katil hikâyelerini sevmeyenleri bile etkileyecek işlerden. Böyle başarılı, söyleyeceği sözü olan polisiyelerin artması dileğiyle…

Özlem Özdemir

1984 doğumlu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu, aynı bölümde yüksek lisans yaparken eğitim yayıncılığı alanında çalışmaya başladı, iki yıl sonra kültür yayıncılığı alanına geçti. Bilim ve Gelecek dergisinde Yazı İşleri Müdürü, Esen Kitap'ta Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. SoL gazetesinin bilim eki BilimsoL'a ve kitap ekine katkı sundu. Mylos Yayın Grubu'nda dergi ve kitaplarla haşır neşir. Episode'un Yayın Yönetmeni, 221B'nin editörü.

Bir yant bırakın