allied-movie-poster

Bir casusluk filmi olan Allied, Türkçesi ile Müttefik, 23 Kasım 2016 tarihinde ABD’de vizyona girdi. Başrollerini Brad Pitt ve Marion Cotillard’ın paylaşmasıyla dikkatleri üzerine çeken film, “Brad Pitt, Angelina Jolly’den Marion Cotillard için ayrılıyor.” gibi dedikoduların da yayılmasına neden oldu. Yapımcılar ise bu dedikoduları “Reklamın iyisi kötüsü olmaz,” mantığıyla görmüş olacak ki Cotillard, birlikte olduğu Guillaume Canet’ten hamile olduğunu açıklayana kadar dedikodulara kesin bir cevap vepisoded_221b olmadı.

Çoğumuz Brad Pitt’in Soysuzlar Çetesi’ndeki casusluk performansını ve Cotillard’ın oyunculuğunu düşünüp heyecanlansak da film, tüm bu dedikodular eşliğinde yükselen bir reklam tufanıyla vizyona girdi. Öyle ki filmin fragmanları bile tüm hikâyeyi anlatmaya yetecek kadar ayrıntılıydı.

Ben de bu sebeplerden dolayı, filme birçok insan gibi korku ve aynı zamanda beklentiyle gittim. Çünkü oyuncularının yanı sıra yönetmen koltuğunda da Oscar ödüllü, Geleceğe Dönüş ve Forest Gump filmlerinden tanıdığımız Robert Zemeckis oturuyordu. Peki Müttefik, beklentilerimizi karşılayan bir casusluk efsanesi olabildi mi? Dilerseniz bunu, yazının diğer kısmında tartışmaya açabiliriz.

Yazının kalan kısmının ise önemli miktarda “spoiler” içerdiğini şimdiden belirtelim.

Üç Filmlik Macera

allied-e14604399752361

“Ve ruhunun ta derinlerinde sıcak yuvasını
Karısının mavi gözlerini hayal edenler
Çukurun bağrında ebedi bir mezar bulur.”
Barbier- Newcastle Madencileri

Film, RCAF (Royal Canadian Air Force) subayı Max Vatan ile Fransız direnişçi Marianne Beausejour’un Fas’ta evli taklidi yaparak bir resepsiyona katılması ve Alman büyükelçisini öldürmesi ile başlıyor. Daha sonra birbirine aşık olan ve Londra’ya giden çift burada evlenip bir çocuk sahibi oluyor. Ardından Max Vatan, karısının aslında bir Alman ajanı olduğunu, gerçek Marianne’nin yıllar önce öldüğünü ve birlikte öldürdükleri büyükelçinin Hitler’in öldürülmesini istediği bir muhalif olduğunu öğreniyor. Filmin sonunda ise karısını öldürmezse infaz edilmesi gereken  Max; Marianne ve küçük kızı ile başka bir ülkeye kaçmaya çalışırken hava alanında yakalanıyor ve kadın, Max’i korumak için intihar ediyor.

Olay örgüsünü kısaca bu şekilde özetleyebileceğimiz filmin, “dev” kadrosuna ve reklamlara rağmen beklentilerimizi karşıladığını söylemek, bana göre oldukça güç. Öncelikle filmin etkilendiği hatta bir araya topladığı üç filmden bahsetmek gerek: Casablanca, Bay ve Bayan Smith ve Soysuzlar Çetesi.

Müttefik, olayların çözüm noktasının uçak pisti olması ve Alman işgali altındaki Fas’ta geçmesi, başrolün sevdiği kadın tarafından kandırılan bir adam olması ve her iki filmde de suçluları kaçırmaya çalışan karakteri ele vermeyen iyi bir polis arkadaşın bulunması gibi yönlerden Kazablanca’yı andırıyor. Ayrıca iki farklı teşkilatın ajanı olan evli ve aşık bir çiftin hikayesi, Bay ve Bayan Smith’i çağrıştırırken, Alman büyük elçiyi bir partide öldürmeye çalışan ajanlar da Soysuzlar Çetesi’ni aklımıza getiriyor. Bunun yanı sıra Soysuzlar Çetesi’nde Major Hellstrom rolü ile karşımıza çıkan ve ortalığın kan gölüne dönmesine sebep olan August Diehl, Mütefik’te de Alman askeri Hobar rolüyle karşımıza çıkıyor ve yine bir kağıt oyunuyla karakterleri (Max ve Marianne) köşeye sıkıştırıyor. Ancak bu kez casusları fark edemiyor.

Bu üç filmin zaman, mekan ve karakterler açısından Müttefik üzerindeki etkisini düşündüğümüzde, filmin geriye az sayıda özgün sahnesinin kaldığını da söyleyebiliriz.

Aksayan Yönler Açısından Senaryo

allied-movie-trailer

Geçmiş, gizli bir zaman dizini taşır.”

Filmin başarılı çekimlerine, kostümlerine ve Cotillard’ın efsanevi performansına rağmen, senaryosunda da bazı aksaklıklar mevcut. Bunları senaristlerin bilerek yazıp yazmadığını bilemiyoruz ama biz izleyicileri kızdırmaya yetebiliyor. Örneğin, Max, Marianne’nin çok iyi piyano çaldığını ve 1941 yılında Alman askerlerinin bulunduğu bir kafede “Le Marsellias” marşını çaldığını öğreniyor. (Bu noktada da aklımıza Kazablanka’daki marşın çalındığı sahne gelebilir.) Bunun üzerine karısını bir kafeye götürüyor ve piyanonun başına oturtuyor. 1941’de yaptığı gibi marşı kendisine de çalmasını istiyor. Ancak, “O hikayeyi duydum. Marianne çok cesur bir kadındı.” cevabını alıyor ve karısının gerçekten de bir Alman ajanı olduğunu ancak kızıyla tehdit edildiğini öğreniyor. Sonrasında aksiyonu hiç eksilmeyen film, kaldığı yerden hızlanmaya devam ediyor. Ancak Max, karısına ölürken dahi “Peki sen kimsin?” ya da “Adın ne?” diye sormaya gerek duymuyor. Tabi ki kısıtlı bir zaman diliminde karakterler,kaçmaya çalışırken yüksek bir adrenalin yaşıyorlar. Ancak arabayla hava alanına giderken dahi Max, Marianne’nin filmin başından beri vurgulanan gizli geçmişine ve sırlarına dair hiçbir şey sormuyor ve öğrenmiyor. Bu, uzaktan bakıldığında oldukça romantik görünse de empati kurmaya çalıştığımda kendi adıma pek de başarılı olamadığım bir tutum.

Aynı şekilde birden fazla filmin ve hikayenin bir araya sıkıştırılmasıyla oluşmuş hissini yaratan  filmin Lonra’da yaşanan sahneleri senaryoya daha iyi yedirilirken Fas sahneleri ise fazlasıyla hızlı geçiyor. Ayrıca, Naziler de film boyunca, suikastin gerçekleştiği partide dahi, kimseye zarar veremeden seri şekilde ölüyor. Kısacası birçok kült filmde işlenen Nazi imajını da Müttefik’te göremiyoruz. Durum böyle olunca, August Diehl’in rol aldığı sahneler de filme “Bir de sert Nazi askeri olsun.” diye serpiştirilmiş gibi duruyor.

Filmde Kullanılan Sembollere Bir Bakış

allied-485640944-large

“Savaşta verilen ilk kayıp, ‘gerçek’tir.”
Eshilos

Öncelikle, Müttefik’in Soysuzlar Çetesi ya da Casablanca gibi kültleşmiş filmlerinin üzerine çıkabildiği söylenemez. Ancak birçok alt metine sahip olmasıyla Bay ve Bayan Smith gibi “romantik Hollywood macerası” olmaktan sıyrıldığını da belirtmek gerek.

Bu alt metinler, filmde birçok sembol ile kendini gösteriyor. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı’nı konu edinen birçok film cephe gerisindeki karakterleri Amerikan ya da Alman ülküsüne düşkün milliyetçi ve “ahlaklı” karakterler olarak yansıtırken Max’in kendisi gibi asker olan kardeşi Bridget Vatan bir lezbiyen olarak karşımıza çıkıyor. Savaşın son yıllarını ve burada doğup tüm dünyayı sarsacak post-modernizmi düşündüğümüzde ulusların, cinsiyetlerin ve gerçeğin sorgulanmaya başladığı bir dönemi Müttefik, Bridget karakteri ve Vatan çiftinin evinde verdiği partideki sahnelerle oldukça iyi yansıtmış, diyebiliriz.

Bunun yanı sıra,  Max’in düşman hattına uçacak genç bir pilota söylediklerine de kulak verelim:

“Max: Ne düşünüyorsun?
Genç pilot: Annemi.
Max: Onu düşünme. Babanı düşün. O seninle gurur duyuyor.”

Hiçbir anne, çocuğunu bir savaşa yollamak istemezken babaların bununla gurur duymasını vurgulayan bu diyalog, savaşın “eril” bir şey olduğunu da gösteriyor..

Ayrıca savaşın birçok kez sorgulandığı filmde, Marianne’in bir hava saldırısında doğum yaptığı sahne de beni oldukça etkiledi. Hastaneye düşen bir bomba yüzünden saldırının ortasında, sokakta doğum yapan Marianne’in bebeği Anna, bir hemşirenin elinde yukarı doğru yükselirken arkada birçok bombanın patlayıp insanların ölüyor olması da ölümün ve yaşamın diyalektiği ile savaş gerçeğini oldukça iyi yansıtıyor.

Sonuç Yerine:

376697_m1474887455

Baudleaire, “Yokluğun Zevki” şiirinde “Tapınılan ilkbahar, kaybetti kokusunu.” diye seslenir. Müttefik’in beslendiği casusluk geleneği ve filmleri de bir dönemin adeta tapınılan ilkbaharıydı. Ancak onun kokusuna burnumuz o kadar alıştı ki artık aynı tarz eserlerden haz alamaz hale geldik. Müttefik için “Kesinlikle zaman kaybı.” gibi ağır laflar edemem. Ancak filmin, düşünce dünyamıza ya da hayal gücümüze katkıda bulunacağını ya da ondan çok etkileneceğimizi de söyleyemem. Açıkçası Müttefik, çekimlerin ve dekorların oldukça iyi olması ve Marion Cotillard’ın muhteşem oyunculuğu ile bizlere sadece görsel bir şölen sunabiliyor. Bunun yanında, etkilendiği Casablanca ve Soysuzlar Çetesi filmlerini kendisinden daha çok düşünmemize neden oluyor, diyebilirim.

 

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Daha önce soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta ve gençlik dergisi Yeni Yazılar'da yazıyor.