Peter Swanson, ikinci romanı Öldürmeye Değer Kişiler'de kahramanları arasındaki kedi-fare oyununu, kendisi ve okuyucusu arasında da kuruyor. Bunu yaparken bir yandan polisiyenin klasik anlatım tarzını modernize ederken bir yandan da âdeta bir sinema filmi senaryosu yazıyor.

Müjde Işıl

Peter Swanson, ülkemizdeki polisiye roman meraklılarının pek de aşina olduğu bir isim değil. İlk romanı The Girl with a Clock for a Heart, Türkçeye çevrilmemişti. İkinci romanı olan ve Altın Kitaplar'dan çıkan The Kind Worth Killing/Öldürmeye Değer Kişiler, yazarla tanışma imkânı sağlarken, polisiyenin hem roman hem de sinema tarafında adına sıkça rastlayacağımız isimlerden biri olacağının ipuçlarını veriyor.

Swanson, ümit vaat eden bir polisiye yazarı olmasının yanı sıra şair yönüyle de dikkat çeken bir kalem. Sıkı bir Hitchcock hayranı. Öyle ki Hitchcock’un filmlerinden yola çıkarak yazdığı şiirlerle The Lyric ve Yankee Magazine'den ödüller kazanmışlığı var. Dolayısıyla Öldürmeye Değer Kişiler'i okurken sinema duygusunu, Hitchcockvari gerilimi ve Kara Film estetiğini hissetmemek imkânsız.

Çıkış noktası Strangers on a Train

Öldürmeye Değer Kişiler'i okumaya başlar başlamaz Strangers on a Train/Trendeki Yabancılar
ağırlığını hissettiriyor. Patricia Highsmith'in ilk romanı olan Strangers on a Train'in 1951'de Hitchcock tarafından sinema uyarlaması çekilmişti. Trendeki Yabancılar'da sadakatsiz karısından kurtulmak isteyen ünlü bir tenisçi, tren yolculuğu sırasında tanıştığı ve babasıyla sorunları olan bir yolcu ile çapraz cinayet planı yapar. Swanson da romanını, buna benzer bir biçimle başlatıyor. Lily ve Ted, Londra'dan ABD'ye dönüşte havaalanının bekleme salonunun barında karşılaşıyorlar. Ve ilk karşılaştıkları andan başlayarak yolculuk süresince Ted'in karısının ihanetini ve onu öldürme niyetini konuşuyorlar. Yazar bu noktada okuyucuyla oynayacağı kedi-fare oyunun ilk ipucunu veriyor. Zira Trendeki Yabancılar ile paralel başlayan romanının daha ilk sayfalarında Lily'ye, Highsmith'in The Two Faces of January/Ocak Ayının İki Yüzü'nü okutuyor.

Highsmith'in romanlarında aşina olduğumuz, kötülüğün doğası ve bunu hak etmenin sınırları ile esnekliği mevzusu, Öldürmeye Değer Kişiler'in de temelini oluşturuyor. Başta Lily olmak üzere bütün karakterler kendi değer yargıları ile en ahlaklı çözümü ürettiklerini, hem kişisel hem de iyi insanlar adına adaleti sağladıklarını düşünüyor. Hemen hemen bütün karakterlerin ayrılmış, iletişimsiz anne-babalara sahip olmaları ise yazarın da kendi ahlaki bakış açısını, mutsuz ve sahip çıkılmamış çocukluk üzerine kurduğunu kanıtlıyor.

Bir nevi Kara Film

Öldürmeye Değer Kişiler, diliyle klasik polisiye roman estetiğini güncellerken bir yandan da Kara Film türünün klasik tarzını fazlasıyla benimsiyor. Bir anlatıcının “yukarıdan izleme” prensibindeki klasik anlatının aksine Swanson, karakterlerini kendi ağzından konuşturuyor. Kahramanlarına oynattığı kedi-fare oyununu, okuyucusuyla da oynadığı için “kendini anlatan karakterin başına bir şey gelmez” klişesini elinin tersiyle itiyor. Üstelik kahramanların kendilerini anlattıkları bölümleri sinemadaki paralel kurgu mantığıyla birleştirip Rashomon'daki gibi geriye dönüşlerle karakterlerin kendi bakış açıları ve “ahlaki değerlerini” tartışmaya açıyor.

Swanson, belli ki klasik Kara Film türüne çok hâkim ve romanını “femme fatale” olgusu üzerinde şekillendirmekten gurur duyuyor. Erkekleri kendine âşık eden, onları kendi çıkarları için kullanan ve yok eden kötücül, baştan çıkartıcı kadın motifini olabildiğince gösterişli bir dille sunuyor okuruna. Üstelik bir değil, iki “femme fatale” ile... İntikam yolculuklarında kadınlar ne kadar ayrıntıcı ve acımasız ise erkekler o kadar duygusal, yönlendirilmeye açık ve kurban konumunda.

Romanın genelinden ayrıksı duran başlıca unsursa Miranda'nın dahil olmasıyla olayların aşırı hızlanması ve okuyucunun Ted ile Lily kadar, diğer kahramanların varlığına alışamaması. Yazar, finale giderken okuyucuyu soluksuz bırakmak adına böylesi bir yöntem izlemeyi tercih etmiş olmalı.

oldurmeye_deger
Öldürmeye Değer Kişiler
Peter Swanson
19 TL

Sürpriz final ve sonrası
Peter Swanson, “Tamam, yakaladım!” dediği anda okuyucunun önüne yeni engeller ve zekâ oyunları çıkardığı cinayetler galerisini, bunca sürprizi taçlandıran bir finale bağlayarak romana çok şık bir nokta koyuyor. Finalin içerdiği mizah, kusursuz cinayet kadar kusursuz adalet konusunda da yeni bir romanın başlangıcı olacak denli başarılı.

Daha ilk sayfalardan itibaren hissedilen sinema duygusu ve sinemaya uyarlanabilme yetkinliği, sürpriz finalli romanı, pek de sürpriz olmayan bir yolculuğa çıkaracak gibi görünüyor. Zira romanın film haklarının satın alındığı haberleri medyaya çıkmış durumda. Kim bilir, belki ilerleyen günlerde Quentin Tarantino ya da David Fincher'ı bu romandan uyarlanmış filmin yönetmen koltuğunda görebiliriz...

221B Dergi

Türkiye'nin tek polisiye kültür dergisi.